Bugün okulun ilk günüydü. Yeni bir okula gideceğim ve ortaokula başladığım için çok heyecanlıyım. Acaba nasıl insanlarla tanışacaktım? Sadece en yakın arkadaşım olan Berra’yı tanıyordum. En çok düşündüğüm şey ise düzgün bir erkekle tanışıp tanışmayacağımdı. Daha bu işler için çok küçüktüm ama ileride de sevgili olabilirdik. Sınıftan içeri girdiğimde herkesi süzmeye başladım. Yakışıklı bir erkek arıyordum. Gözüme biri çarptı. Çocuğun saçları epeyce kısaydı, boyu bana göre çok kısaydı, kesinlikle benim aradığım erkek değildi. Sanırım biraz çocukluğunda kalmıştı çünkü çantası robotluydu ve eşyaları da robotluydu. Gerçi benim eşyalarım da unicornluydu. Sanırım böyle olması normaldi.
İlk dersimiz matematikti 5. sınıfın matematik konularını bilmiyordum ama ilkokulda en sevdiğim dersti. Öğretmenimiz içeri girdiğinde o an çok tatlı biri olduğunu anlamıştım ve 4 sene boyunca tüm dersleri böyle bir hocayla işleyeceğimiz için içimden sevinç çığlıkları atıyordum.
Teneffüse girince en yakın arkadaşımın şubesini E sandığım için yanlış sınıfın kapısına dayanmıştım. Ama beni bulup yanıma geldi. Sıkıca sarıldık. Bana beni biriyle tanıştıracağını ve onunla gelmemi söyledi. Sözünü ikiletmedim onun peşine düştüm. Sonuçta 4 senedir yakın arkadaştık, ona güvenmeliydim. Sınıfı D şubesiydi. Kapıda bir erkek bekliyordu, bu da benim tipim değildi -en azından şimdilik- saçları uzun ve esmer tenli biriydi. Onun yanına gittiğimizde kalbim nedensiz yere hızlı atmaya başladı. Okulun koridorlarının yanında uzun sütunlar vardı. Sütunlardan birine yaslandı. Böyle daha çekici görünüyordu. Berra’yla gülerek bişeyler fısıldaştılar. Ne konuştukları hakkında gram fikrim yoktu. Ama sormamayı tercih ettim. Berra’nın bana ne de olsa anlatacağını düşünüyordum.
Sonraki derse başka bir öğretmen girdiği için çok şaşkındım. Sonradan burasının ortaokul olduğunu ve her derse farklı öğretmen girdiğini hatırladım. Bu bizim sınıf öğretmenimizmiş. Yerlerimizi değiştireceğini söyledi. Ben en sona kalmıştım galiba beni koyacağı yeri seçemiyordu. En sonunda Cenk diye bir çocuğun yanına oturdum. Arkamızda Doruk ve Zeynep diye birileri oturuyordu. Boyumuz uzun olduğu için en arkada ve cam kenarındaydık. Yanımdaki çocuğu sevmiştim ama yine benim tipim değildi. Esmer, saçları kısa, boyu uzun biriydi. Çok kötü sırıtıyordu -en azından bana, biraz da keko bir tipti. Yeni okul yılımın mükemmel olacağından emindim. Şimdiden 3 arkadaşım olmuştu bile.
Okul çıkışı merdivenlerden inerken Berra, “Bugün seni tanıştırdığım çocuk var ya…” devam etmesi için başımı salladım. Biraz durup beni süzdü ve konuşmaya devam etti “Çok yakışıklı değil mi?”. Ben de onu süzdüm bunu gerçekten söylemiş miydi? Ya da beni deniyordu. Sanırım beni deniyordu. “Aynen, kesin öyledir(!)”. Aşağılayıcı bakışlarını bana sundu. “Yoksa ondan hoşlanıyor musun sen?!”. “Saçmalama! Tabii ki hayır. Sence böyle bir şey olabilir mi?” Yine beni süzdüğünü fark edince konu uzamasın diye “Hadi! Servise geç kalıyoruz.” dedim. Amacımı anlayıp yine beni o süzgeçlerinden geçirdi.
Serviste, bugün konuştuğumuz diyaloğu düşünüp durdum. Aslına bakarsak çocuk pek fena sayılmazdı. Gerçekten yakışıklıydı. Bunu Berra’ya itiraf edemezdim. Onun huyunu biliyorum hemen ona söyleyecekti. Çocukta çok kendini bi b*k sanan tiplerdendi herhalde. Havalara girmesini istemiyordum. Ben de ne düşündüğümü pek gizleyemezdim. Muhtemelen öyle düşündüğümü anlayacaktı. Zaten anlayacağı için olayları akışına bırakmayı seçtim. Bu tür şeylere fazla kafa yormazdım.