22.03.2017
Seninle ilk karşılaştığımız tarih.
Çok güzel bakıyordun. O kadar güzel bakıyordun ki Alaz gerçekten sevdiğini düşünmüştüm. Ah ne kadar da yanılmışım meğer!
Sen beni hiç sevmemişsin ki Alaz! Hiç hem de!
Vagon 9
Yolcular gelmeden önce vagonu hazır etmem gerekiyordu. Aylardan Ocak lapa lapa kar yağıyor dışarıda. Personel odasından temizlik malzemelerini alıp vagonun içini silmeye başladım. Ardından camları da sildikten sonra odalara girdim. Birkaç günlük tren yolculuğu olacağı için vagonların içinde bir kişilikten tutunda altı kişiliğe kadar odalar vardı. İlk odaya girdim ilk camı açıp havalandırdım ardından çarşafları düzeltip odayı bir güzel temizledikten sonra camı kapatıp diğer odaya geçtim.
Yaklaşık iki saatlik temizliğin ardından personel odasına girip temizlik malzemelerini yerleştirirken odaya arkadaşım Berlin girdi. “Of çok yoruldum. Bir dakika bile oturamayacağız sanırım bütün odalar dolmuş!” diye söylendi Berlin ardından elindekilerini sertçe tezgaha bıraktı.
“Yapacak bir şey yok Berlin çalışmak zorundayız.” Dedim ardından saçlarımı tepeden toplayıp tokayı taktım. Üzerimde ki beyaz önlük batmıştı başka bir beyaz önlük alıp onu taktım ardından parfümümden sıktım.
İlk Anons yapıldı ardından yolcular binmeye başladı. Yolcular binene kadar ve yerlerine yerleşene kadar personel odasından çıkmamız yasaktı.
Tuğba içeri şarkı söyleyerek girdi. “Bu ne hal az enerjik olun!” dedi ardından elimden tutup kendi eksenim etrafında döndürdü. Ardından tezgahtan bir dilim elmayı ağzına attı.
Hale ise içeri bezmiş bir şekilde girdi. “Kaç günlük bu yolculuk? Sıkıldım.” Dedi ardından küçük koltuğa geçip arkasına yaslandı.
“3 gün denildi fakat yolcular birkaç yer görmek istiyormuş daha da uzayabilir.” Dedim ardından cebimden küçük aynayı çıkarıp saçlarımı düzeltip rujumu sürdüm.
Hale gözlerini devirdi. “Hayır zaten tatil için biniyorsunuz ne diye uzatıyorsunuz ki? Ulan hayat.” Dedi öfkeyle.
Tuğba Hale’nin yanına oturdu. “Az sakin mi olsan? İşini sıkıcılıktan kurtarmak senin elinde. Ayrıca bir önceki yolculukta birkaç kişi seni şikayet etmiş. Şef konuşurken duydum.” Dedi Tuğba ardından Hale’nin omuzuna vurdu.
Hale yine gözlerini devirdi. “Bir şey olmaz. Daha bana söylemedi bile. Açık vermeyiz olur biter. Hadi kalkın da şunları paketleyelim.” Dedi ve ayaklandı. İkramların yanına gidip paketlemeye başladı. “E hadi!” diye seslendi bize dönmeden.
………………………………….
Bütün ikramları paketledikten sonra paketleri tekerlekli araca koyup vagonun içine girdim. Bütün odalara tek tek girip paketleri verecektim. İlk oda dört kişilik bir odaydı. Kapıyı tıklattım ardından kapıyı açtım. “İkramları getirmiştim.” Dedim ve araçtan dört tane paket çıkarıp camın önünde ki masaya koydum.
“Teşekkür ederiz.” Dedi hanımefendi. Kafamı sallayıp odadan çıktım. Diğer odaları da dolaştıktan sonra son bir oda kalmıştı. Tek kişilik odaydı. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. “İkramınızı getirmiştim bayım.” Dedim sandalyesine oturmuş şiir kitabı okuyordu. En sevdiğim şairlerden birini okuyordu.
Kafasını kitaptan kaldırdı gülümsedi. “Teşekkür ederim. Masaya koyar mısınız?” dedi beyefendi. Kafamla onayladım. Bir paket aldım ve masasına bıraktım.
“Faruk Nafiz Çamlıbel sevdiğim şairlerden. İlk defa okuyan birisi gördüm eğer sizi rahatsız ettiysem…” dediğim sırada beyefendi sözümü kesti.
“Hayır, beni rahatsız etmez daha çok mutlu eder. İlk defa şiirlerini okuyorum açıkçası benim de çok hoşuma gitti. Hatta size şu an okuduğum şiiri okuyabilirim.” Dedi ardından eliyle karşısında ki boş sandalyeyi gösterdi.
“Teşekkür ederim böyle iyi.” Dedim ardından merakla şiiri okumasını bekledim.
Beyefendi ısrar etmedi kitabı yeniden eline aldı ve okumaya başladı.
“Bir bakış ki açıyor gönül muammasını,
İki sevdalı kalbin en gizli yarasını,
Bir bakış ki kudreti hiç bir lisan da yoktur,
Bir bakış ki bazen şifa, bazen zehirli oktur.
Bir bakış, bir aşığa neler anlatır,
Bir bakış, bir aşığı saatlerce ağlatır
Bir bakış, bir aşığı aşkından emin eder,
Seven insanlar daima gözleriyle yemin eder.” Hissederek okumuştu. O kadar güzel okumuştu ki ilk defa bu kadar güzel şiir okuyan biri görüyordum. Bu zamanda şiir kitapları okuyan hele böyle güzel okuyan birini bulmak mucize gibi bir şeydi.
“Gizli Bakışlar olması lazım adı. Çok güzel okudunuz bayım. Benim artık işimin başına dönmem gerekiyor.” Dedim ve gülümsedim.
“Kalsaydınız bir iki şiir daha okuyabilirim.” Dedi beyefendi ardından şiir kitabını karıştırmaya başladı.
“İşimin başına dönmem gerek bayım. Şef gelirse sıkıntı olur. Başka bir isteğiniz var mı?” dedim ardından önlüğümü düzelttim.
“Kahve alayım o zaman. Sizi işinizden etmek istemem.” Dedi beyefendi gülümseyerek.
“Nasıl istersiniz kahvenizi?” diye bir soru sordum.
Beyefendi kafasını önce pencereye ardından bana çevirdi. Gözlerini gözlerimle buluşturdu. “Siz hangi kahveyi daha çok seviyorsanız o olsun.” Dedi gözlerimin içine bakarak.
“Olur mu öyle şey bayım.” Dedim ardından ne diyeceğimi bilemeyerek başka bir noktaya sabitledim bakışlarımı.
Güldü. “Ne içeceğime kararsız kaldım ve size bıraktım. Ben bunda herhangi bir sorun görmüyorum.” Dedi ardından baktığım yöne bakıp tekrardan bakışlarımızı birleştirdi.
“Tamam, öyleyse hemen getiriyorum bayım.” Dedim ardından bende gülümseyip odadan çıktım. Personel odasına girdikten sonra kapıyı kapatıp derin bir nefes aldım. Ardından aracı kenara koyup kahveyi yapmaya başladım.
Latte hazırlayacaktım. Sevdiğim içeceklerden biriydi. Kahve makinesine gerekli malzemeleri koyduktan sonra çalıştırdım ardından küçük bir not kağıdına içimden geçen bir iki bir şey yazdım.
Bir kahvenin kırk yıl hatırı var derler,
Bu kahve benden size hatıra kalır umarım
Bazen hayat kahve gibidir.
Tatlı, güzel anılar yaşanır.
Bununla beraber acı, kötü günlerde geçirir insan.
Önemli olan hayatı acısıyla tatlısıyla beraber yaşayabilmek.
Kağıdı tabağın kenarına koyup yanına da küçük bir çikolata koydum. Kahve makinesinden ses geldikten sonra yavaş yavaş kahveyi bardağa koyup sütü de koyduktan sonra bardağı tepsiye koyup odadan çıkıp beyefendinin odasının önüne gittim. Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Beyefendi şiir kitabını köşeye koymuş camdan dışarıyı seyrediyordu.
Beni fark ettikten sonra duruşunu düzeltti. Kahve tabağından tutup masaya koydu. Notu aldı okuduktan sonra küçük bir gülümseme yüzünde peyda oldu. “Kalır kalacak elbette. Teşekkür ederim. İsminizi öğrenmemde bir sakınca var mı?” dedi beyefendi.
“Asya. Sizin isminizi nedir bayım?” dedim bende merakla. Ellerim titriyordu. Neler oluyordu?
“Alaz. Memnun oldum.” Dedi ve elini uzattı. Ne kadar çekinsem de elimi uzatıp sıktım. Gülümsemesi genişledi. Elimi yavaşça çektim elinden.
“Benim işime dönmem gerekiyor.” Dedim ve bir adım geri gittim ne kadar gitmek istemesem de.
“Tabii ki. İşinizin olmadığı zaman sohbet etmek isterim. Bir de boş bardağı almaya gelirsiniz değil mi?” dedi Alaz. Güldüm.
“Tabii ki gelirim işim bu bayım. Afiyet olsun.” Dedikten sonra arkamı dönüp dışarı çıktım. Kalbim hızlanıyordu, sanki kalbimin üstünde baskı vardı ve bu nefes almama bile engeldi. Personel odasına gidip kendimi koltuğa attım. Neden böyle tuhaf olmuştum?
Tam bu sırada içeri Tuğba geldi. Elinde ki tepsiyi tezgaha bırakıp yanıma oturdu. “Birinin üzerine atlamamak için zor tuttum kendimi. Neymiş iyi temizlenmemiş yeniden bütün odayı temizledim! İki saattir adamı memnun etmeye çalışıyorum kafayı yiyecektim!” diye sitem etti Tuğba.
Güldüm. “Arada olur öyle yolcular. Bir şey yok nefes al ver.” Dedim ve koltuktan kalkıp aynada saçımı düzelttim.
“Hayırdır pek neşeliyiz? Ne demek olur öyle şeyler ya! Garsonuz diye de bu kadar ezilmeye hakkımız yok. Hala gülüyor kardeşim sen harbiden hayırdır?” dedi Tuğba ardından yastığı alıp bana fırlattı.
Yastık omuzuma çarpıp yere düştü. “Bir şey olduğu yok. Yani yoktur umarım neyse ben gideyim bir eksik falan vardır belki.” Dedim ardından Tuğba’nın söylenmelerini duymazdan gelip hızlıca odadan çıktım.
Bütün odaları dolaştım istedikleri bir şey var mı diye. Bir iki kişinin istediklerini verdikten sonra son odaya yani Alaz’ın olduğu odaya kapıyı tıklatıp girdim. “Bardağınızı almaya gelmiştim bayım.” Dedim. Alaz masadan kalkmış yatağa uzanmış bilgisayarına bakıyordu. Benim geldiğimi duyunca hemen bilgisayarı masaya koyup duruşunu düzeltti.
“Hoş geldin Asya umarım sadece bardak almaya gelmemişsindir.” Dedi Alaz ardından eliyle sandalyeyi işaret etti. Yataktan kalkıp sandalyeyi çekti oturmam için. Emindi sohbet etmek için geldiğimden emindi. Çektiği sandalyeye oturdum sonra Alaz da tam karşıma oturdu.
“Umarım beğenmişsinizdir kahvenizi.” Dedim ve gülümsedim. Merakla beğendim demesini bekledim.
“Sanırım keyifle içtiğim en iyi kahveydi. Daha çok kahve isteyeceğim galiba sizden.” Dedi Alaz. Sonra ne diyeceğini bilemeyerek elini alnına koydu. “O halde tanışalım tabi sizde isterseniz.” Dedi Alaz ve bir onay bekledi.
“Tabii ki.” Diyebildim sadece. Neyden çekiniyordum?
Alaz duruşunu düzeltti. “O halde sevdiğiniz diğer şairler hakkında konuşabiliriz.” Dedi ardından sırt çantasından atıştırmalık çıkarıp masanın ortasına koydu.
Burada olmamam gerekirdi. Yolcularla sohbet etmemiz yasaktı ve eğer yakalanırsam kovulurdum. Ama gerçekten sohbet etmek istiyordum. “Çok fazla sevdiğim şair var bayım. En sevdiklerimi söyleyeyim o halde. Atilla İlhan, Özdemir Asaf, Sabahattin Ali, Sezai Karakoç diye gider liste. Peki sizin bayım?” dedim ardından atıştırmalıktan bir tane alıp ağzıma attım. Alaz her hareketimi izliyordu.
Dışarıda lapa lapa yağan kar, göz kamaştırmayan loş ışık ve sohbet edebileceğim biri. Asıl huzur budur. Başka ne isteyebilirim ki?
Gülümsedi. İçten bir gülümsemeydi. “Aslında ben şiir okumaya yeni başladım diyebiliriz. Bilindik şairler dışında pek şair tanımıyorum.” Dedi Alaz gözlerimin içine bakarak.
Gözlerimi cama çevirdim. Dışarıyı izledim. Ormanın içinden gidiyorduk. Yeşil ve beyaz renkleri iç içeydi. Şu an zaman durabilirdi. “Bende çoğu şairlerin olduğu bir kitap var. Size onu verebilirim.” Dedim ardından bakışlarımı gözlerine çevirdim. Mavi gözleri vardı insanın içini huzur kaplayan.
“Olur, ama bende size bir kitap hediye etmek isterim. Baksanıza kar ne kadar da güzel yağıyor. Şu an dışarı çıkıp karın keyfini çıkarmak ve latte içmek isterdim sizinle.” Dedi Alaz.
Gülümsedim. Tren dursa ve biz dışarı çıkıp karların arasında latte içip karın yağmasını seyredebilseydik. Ama ben çalışandım Alaz ise yolcu. Yasaktı yan yana durmamız. O halde nasıl keyif alınırdı kardan? Uzaktan arada mesafe olsa bile keyif alınır mıydı andan? “Bayım kulağa imkansızmış gibi geliyor. Belki latte içtikten sonra kar topu da oynardık. Oynar mıydık?” dedim merakla. Neler diyorum ben? Yasaktı kalkmam lazımdı.
Ellerini masaya koydu. “Belki imkansızdır değildir Asya. Her şeye rağmen kar erimeden tren yolculuğu bitmeden bir kez de olsa gerekirse herkesten uzak yaparız. Hayallerde yaşanmayan anlar yaşanır Asya. Ben her gün hayal edeceğim sende et.” Dedi. Bir sesten de etkilenebiliyormuş insan.
“O halde kapatın gözlerinizi bayım. İşimin başına dönmeden güzel bir hayal kuralım ve eğer gerçekleşmezse bile hayalimizde gerçekleşmiş olur.” Dedim ardından gözlerini kapatmasını bekledim. “Tren durmuş, herkes bir tarafa dağılmış ikimizde herkesten uzak bir noktada bir ağacın altında termoslarımızda ki latteyi içiyoruz. Yine hayallerden bahsediyoruz ve yaşadığımız güzel anlardan ve yaşanması muhtemel anılardan. Sonra kalkıyoruz telefonlardan şarkı açıp dans ediyoruz. Ardından kar savaşı yapıyoruz tabii ki…” dediğim sırada sözümü kesti.
“Sen kazanıyorsun. Ardından çok mutlu oluyorsun kazandığın için. Gülümsüyorsun öyle güzel gülümsüyorsun ki kar bile bu anı bozmamak için daha çok yağıyor. Senin gülümsemen kahkahaya dönüşüyor. Sen gülüyorsun diye bende gülümsüyorum. Burnun soğuktan kıpkırmızı oluyor benim ise ellerim. Sonra karların arasından kırmızı gül beliriyor. Sakın imkansız deme Asya hayallerin sınırı yoktur. Kırmızı gülü alıyorum yerden ve kardan ıslanmış saçlarının arasına yerleştiriyorum.” Dedi Alaz ardından sustu.
“Ah bayım ne kadar da güzel bir hayal bu! Yaşansın çok isterdim. Belki tren yolculuğu bitmeden yaşanır. Yaşansın.” Dedim mutlulukla ardından gözlerimi açtım. Alaz çoktan açmış beni izliyordu öylece. Masada ki vazodan bir dal çiçek alıp bana uzattı.
“Çiçekten başlayalım o halde.” Dedi ve almamı bekledi. Uzanıp çiçeği aldım ve kokladım. O kadar güzel kokuyordu ki. Ardından beyaz önlüğün cebine yerleştirip ayağa kalktım.
“İzninizle benim gerçekten işimin başına dönmem gerekiyor.” Dedim. Sesimi olabildiğince sabit tutmaya çalıştım.
Alaz da kalktı sandalyeden. “Peki akşam gelir misin yeniden? Beş dakika olsa bile sohbet eder miyiz? Belki beş dakika olsa bile film izleriz. İmkansız değil Asya yaşanır. Yaşanması için elimden ne geliyorsa yaparım.” Dedi ve umutla gelirim dememi bekledi.
“Gelmeye çalışacağım. Zaten yemeğinizi getirmeye geleceğim yeniden. Şimdi izninizle. Görüşmek üzere.” Dedim ve bir adım geri çekildim.
“Bekleyeceğim Asya. Gerekirse bu akşam uyumam ama gelmeni bekleyeceğim. Görüşmek üzere.” Dedi ardından elini havaya kaldıracağı sırada bundan vazgeçti.
Bir şey diyemeden arkamı dönüp odadan çıktım.
Kapıya yaslanıp derin bir nefes aldım. Alaz’ı gördüğümden beri kalbim bile bir başka atıyordu sanki. Tuhaftı o kadar tuhaftı ki hem acıtıyordu hem de gülümsetiyordu. Sanki kalbimde çiçekler açmıştı ve ben çiçeklerin arasında dolaşıyordum. Tuhaftı çok tuhaftı olmaması gereken bir duyguydu. Hem acıtan hem de gülümseten bu tuhaf duygu umarım sadece gülümsetirdi.
Personel odasına girdiğim an kızlarla karşılaştım. “Vagonda yoktun neredeydin kızım sen?” dedi Berlin kolasını içmeden önce.
Önce ne diyeceğimi bilemedim. Acaba söylese miydim? Söylesem ne diyecektim ben bile daha ne olduğunu bilmediğim bir duygu için.
Kapıyı kapatıp tezgaha yaslandım. “Lavabodaydım. Sonra bir yolcu odasında bazı değişiklikler yapmamı söyledi. Öyle siz ne ara işinizi bitirdiniz?” dedim ardından tezgahtan kurabiye alıp ağzıma attım.
“Hani bitireli. Şimdi akşam yemekleri dağıtılacak. Şef geldi seni sordu nasıl oyalayacağımızı bilemedik. Neyse hadi gel az dinlen sonra dağıtırız.” Dedi Hale yanındaki boş yeri göstererek. Hemen gidip yanına oturdum. Elini omuzuma attı.
Koyu bir sohbetin ardından yemekleri dağıtmak için kendi vagonlarımıza gittik. Tek tek yemekleri dağıtmaya başladım. Bir şey isteyip istemediklerini sorduktan sonra çıktım. Sondaki oda kalmıştı. Yani Alaz’ın odası. Odaya girmeden etrafı kolaçan edip bir not kağıdı çıkarıp yazmaya başladım.
Gece yarısı herkes uyuduktan sonra geleceğim. Bir de umarım kurabiye seversiniz çünkü lattenin yanında en iyi kurabiye gidileceğini düşündüm. İçinizi huzur kaplayan bir akşam dilerim. Afiyet olsun bayım:)
Kapıyı tıklatıp içeri girdim. Alaz pencereden karı izliyordu. Beni görünce gülümsedi. Sanki o gülümseyince çiçeklerin sayısı arttı ben daha fazla koştum.
“Yemeğinizi getirdim bayım. Herhangi bir şey ister misiniz?” dedim ve gülümsemesine karşılık verdim.
“Teşekkür ederim Asya. Şu an bu loş ışığın altında karşılıklı latte içmek isterim.” Dedi ardından bir tuşa basınca odayı loş sarı bir ışık kapladı. Odayı ışıklarla süslemişti ve bu gerçekten de güzeldi.
Güldüm ardından notu işaret ettim. “Afiyet olsun bayım.” Dedikten sonra bir şey demesini beklemeden odadan çıktım.
Bu tuhaf his sanki bütün kalbimi ele geçiriyordu.
07.10.2017
“Peki Alaz o gün kurduğumuz hayaller gerçekleşti mi? Gerçekleşmiş olsun.” Dedi Asya merakla bekliyordu.
Önce ne diyeceğimi bilemedim. “Gerçekleşti Asya hem de o günün ertesi günü. Hayatımın en eşsiz en güzel günüydü o gün. Çünkü sadece sen vardın ama ben…” diyemedim cümleyi tamamlayamadım.
Asya da tamamlamam için ısrar etmedi. “O günü anlatır mısınız her ayrıntısıyla? Belki ufak da olsa bir şey hatırlarım. Yani umarım.” Dedi ve elleriyle oynamaya başladı.
Belki az da olsa hatırlar diye kaldığım yerden anlatmaya devam ettim.
SON