İlk anons.
Tik tak.
Aşka olan inancımı kaybetmiş bir kadınım. Aşk denen şey gerçekten var mıydı? İnsan aşık olunca nasıl hissediyordu peki?
Kalbim hissizdi sanki. Hissizleşen bir kalp bir daha sevebilir miydi?
Hissizleşen bir kalp tekrar hisseder miydi?
Belki bir gün hissederdi yeniden denerdi.
Bir keresinde fotoğraf albümlerin içinde bir fotoğraf görmüştüm. Bir adam vardı elini omuzuma atmış kocaman gülümsüyordu. “Kim bu adam anne?” diye sormuştum. Elini omuzuma attığına göre değerli bir insan olmalıydı benim için.
Annem şaşkınlıkla kaşlarını havaya kaldırmıştı. “Nereden buldun bunu kızım?” demişti. Ardından fotoğrafı nazikçe elimden almıştı.
Şaşırmıştım. “Neden bu kadar şaşırdın anne? Sadece kim olduğunu sordum. Hatırlamıyorum çünkü.” Demiştim ve fotoğrafı elinden almak istemiştim ama izin vermemişti.
“Önemi yok. Aile dostumuzdu. Ama şu an çok uzaklarda.” Demişti yanıt olarak.
“Anladım.” Demiştim sonrasında eklemiştim. “Ben niye hatırlamıyorum o halde anne?”
Annem gözlerini kaçırmıştı. “Sadece bir kere görüştük kızım bende çok hatırlamıyorum. Yemek yapalım mı beraber?” demişti. Konuyu değiştirmişti anlamıştım ama sorsam söylemeyecekti bende yalanına ortak olmuştum.
“Olur yapalım anne.” Demiştim ve sonrasında beraber mutfağa gidip bir sürü yemek yapmıştık. Annem o fotoğrafı vermemişti ne yapmıştı bilmiyorum ama odasına baktığım zamanda bulamamıştım. O adamı fotoğrafta gördüğüm zaman kalbim hızlı atar gibi olmuştu. Kalbim hatırlamıştı o günü ama ben hatırlamamıştım.
……………………..
“Ben çıkıyorum millet!” diye bağırıp kapıyı kapatıp dışarı çıktım. Aylardan Ocak mevsim kış lapa lapa kar yağıyor. Tiyatroya gitmek için arkadaşlarımla buluşacaktım. Garaja inip arabama bindim ardından çantamı ve telefonu yan koltuğa koyup arabayı çalıştırmak için düğmeye bastım. Garajdan çıktıktan sonra tiyatro merkezine doğru yola çıktım.
Yaklaşık yirmi dakikalık bir yolculuktan sonra nihayetinde gelmiştim. Arabayı otoparka park edip tiyatro merkezinin önünde beni bekleyen arkadaşlarımın yanına gittim. “Selamlar.” Dedim ve hepsiyle sarıldım.
İki arkadaşım koluma girdi. “Sana anlatacaklarımız var Asya. Özlemişim seni. Kızlar tiyatro bittikten sonra yemek yemeye gidiyoruz.” Dedi Didem.
“Anlaştık ortak.” Dedim ve biletimi çıkarmak için arkadaşlarımdan müsaade istedim. Çantamdan bileti çıkarttıktan sonra bileti gösterdim ve içeri girdim.
Hepimiz koltuk numaralarını yan yana gelecek şekilde almıştık. Ben en köşedeydim.
Bir süre sonra tiyatro başladı. İlk perde açıldı ardından oyuncular yerlerini aldı ve oyun başladı. İki perdelik bir oyundu.
Oyunun adı, Son Tren.
İki ana karakter vardı. Konusu tren de tanışan bir çiftin hikayesiydi. Konusu hoşuma gittiği için bu oyunu seçmiştim. “Bence mutlu bitmeyecek.” Diye fısıldadı Didem.
“Belli olmaz ters köşe yapabilirler. Bana kalırsa ayrılacaklar.” Diye fısıldadım bende.
“Göreceğiz bakalım.” Dedi Didem ardından önüne döndü.
“Sizi daha önce gördüğümü hatırlıyorum bayım.”
“Yanılmış olmalısınız hanımefendi ben bu trene ilk defa bindim.”
Adam binmişti aslında ama hatırlamıyor gibiydi.
“Eminim bayım. Hatta yine benim görevlendirildiğim vagona binmiştiniz. Tanışmıştık konuşmuştuk.” Dedi kız ardından cebinden kurumuş kırmızı karanfil çıkardı. “Demiştiniz ki bayım zamanında bir çoban varmış ve köyünde yaşayan bir kadına aşık olmuş. Her gün kapısına bir demet kırmızı karanfil bırakıyormuş bir de not. ‘Eğer kim olduğumu görmek istiyorsan muhtarlığın önüne gel.’ Çoban her gün bekliyormuş ama kız bir gün bile gitmiyormuş. Çoban sevdiği kız gelene kadar her gün kapısına kırmızı karanfil bırakıyormuş ama kız hiçbir zaman gelmemiş. Bir gün kırmızı karanfil demetiyle kızın evine gitmiş. Kız kapıyı açıyor çoban diyor ki ‘Her gün seni bekledim bir gün bile gelmedin. Hiç mi merak etmedin?’ diyor kız da şu cevabı veriyor: ‘Ben her gün geldim seni görmek için. Her günde gördüm ama sen hiçbir gün beni görmek istemedin çünkü…’”
“Çünkü hislerinden kaçtın. Kırmızı karanfilin anlamını araştırdım aşk demek. Ama sen bana aşık değildin değil mi? Sadece öyle işte.” Diye devam etti beyefendi.
Kız şaşırdı. “Hatırladınız! Unutmamışsınız bayım!” dedi mutlulukla.
“Vazgeçtim mutlu olacaklar.” Dedi Didem.
“Bir perde daha var hemen karar verme bence.” Diye cevap verdim
.
“Hayır siz anlatınca hatırladım. O gün hikayenin devamını söyleyememiştim. İşinize dönmek zorunda kalmıştınız. Sonunu öğrenmek istiyorsanız söyleyebilirim.” Dedi beyefendi ardından o da cebinden kırmızı karanfil çıkardı ve perde kapandı.
Oyuna yaklaşık on dakikalık bir ara verilmişti. “Hadi dışarı çıkıp biraz hava alalım.” Dedi Sena. Hepimiz onayladık ardından oturduğum yerden kalkıp kızların yanına gittim.
Tiyatro merkezinin yanında ki parka gidip oturduk. Sohbet etmeye başladık. “Tahmin ettiğimden daha güzel çıktı.” Dedi adı Nilda olan arkadaşım.
“Sonu bence mutlu bitecek. İkisi de birbirine aşık adam aşık olduğunu bu hikaye üzerinden anlatmak istemiş. Vay anasını satayım.” Dedi Sena. Elinde ki aynayla saçlarını düzeltiyordu.
Didem sigarasını küllüğe koydu. “Bana da öyle geliyor bakalım.” Dedi Didem ardından ekledi. “Neyse onu bunu bırakın yılbaşında ne yapıyoruz?”
Suyundan son yudumunu alan Sena “Yılbaşında aktiviteler oluyor şarkılı eğlenceli falan onlara katılabiliriz.”
“Güzel olur aslında. Gece de bizim dağ evine geçeriz.” Dedim bende.
“O zaman kimse caymasın. Cayanla arayı fena bozarım haberiniz olsun. Yılbaşı beraberiz.” Dedi Nilda ardından ayağa kalktı. “Geç kalacağız hadi kalkın!” dedi merakla.
Hepimiz kalkıp konuşarak salona girip yerlerimize oturduk. Perde açıldı ve oyun kaldığı yerden devam etti.
“Hikayenin devamı anlatayım istersen.” Dedi adam onay beklercesine.
“Olur bayım. Merak ediyorum.” Dedi kadında.
Adam biraz bekledi. “Yapma Maria. Görmüşsün her gün bekledim seni. Saklanmasaydın eğer yanıma gelseydin seni ne kadar çok sevdiğimi görürdün. Derdim ki.” Dedi adam ve karanfili kadına uzattı. “Seni ilk gördüğüm an evinizin bahçesinde kırmızı karanfil topladığın andı. O gün saatlerce izledim seni Maria ama beni görmedin. Sonra her gün kapının önüne kırmızı karanfil bıraktım beni görmen için. Görmedin. Seni her gün bekledim karşıma çıkmadın. Neden çıkmadın Maria? Kırmızı karanfilden yaptığım tacı verecektim. ‘Bir çoban kırmızı karanfil toplayan kıza deli gibi aşık oldu. Seni seviyorum Maria belki de sevmeyeceksin beni.’ Diyecektim.” Dedi adam ardından biraz durdu.
“Sonrası nasıl bayım? Kız ne demiş?” dedi kadın merakla.
“Kız kabul etmemiş. Neden kabul etmediğini söylemeyeceğim belki bir gün öğrenirsiniz.” Dedi adam ardından bir adım geri çekildi.
“Nasıl bayım? Nasıl öğrenirim ben sonunu?” dedi kadın endişeyle biraz da merakla.
Oyunu tam izlemeye dalmıştım ki yanıma biri oturunca bütün dikkatim dağıldı. Kafamı yan koltuğa çevirince şaşkınlıkla gözlerimi açmıştım. Bu adam fotoğraftaki adamdı.
Adamda bana bakınca şaşkınlıktan gözleri irice açıldı ardından hemen toparladı. “ Güzel Asya?”
Kalbime ağrı girdi sanki. Kalbim yine hatırladı ama ben yine hatırlamadım. “Pardon siz kimsiniz?” dedim ama kalbim hızlandı sanki.
Adamın bir anda yüzündeki ifade değişti. Acı vardı yüzünde. “Çok mu değiştim ondan mı hatırlamadın? Ne yani tanınmayacak kadar sildin mi beni?” Diye fısıldadı kırgınlıkla. İç çekti.
Hafızamdan bir kere daha nefret ettim. Bir kere daha hatırlamak istedim ama yine hatırlamadım. Kalbim sıkışıyordu. Yine hatırlamıyorum. “Birine benzetmiş olabilir misiniz? Gerçekten hatırlamıyorum.” Diye fısıldadım.
“Asya’mı nerede görsem tanırım silemedim çünkü. Hiç mi hatırlamıyorsun gerçekten? Yüzümü unutmuşsun ama sesimden bilirsin belki? Hiç mi o kadar mı yani? O kadar mı nefret ettin benden?” diye sorularını sıraladı. Gözleri dolmuştu görebiliyordum. Annem aile dostu demişti. Bir kere görüştük sadece demişti. Ama bu adam ne aile dostuydu ne de bir kere görüşmüştük. Bu adamın benim hayatımda ki yeri çok değerli olmalıydı önceden.
Başımı olumsuz anlamda salladım. “Maalesef beyefendi ne sesinizi ne de yüzünüzü hatırlıyorum. Bu kadar ısrar ettiğinize göre oldukça değerli biriydiniz. Şimdi müsaadenizle oyunu izlemek istiyorum.” Dedim. Derin bir nefes aldım. Bir cevap bekledi kalbim. Hatırlat dedi. O hatırlamıyor olabilir ama sen hatırlat. Dedi karşımda ki adama. Anlat her şeyi belki anılarınızı hatırlar.
Adam omuzlarını düşürdü. “İyi izlemeler Asya. Ama bu sefer de seni bırakmayacağım. En azından beni hatırlayana kadar.” dedi ardından sesli nefes verip önüne döndü. Bende önüme döndüm.
“Yanındaki de kim Asya? İki saattir fısır fısır kardeşim.” Diye fısıldadı yanımda oturan Didem.
“Anlatırım sonra kardeşim.” Dedim düşünceli bir ses tonuyla. Ardından önüme döndüm.
“Ah majesteleri sizce neden anlattım bunu size? Eğer bir gün bunun cevabını bulursanız hikayenin de sonunu da bulmuş olursunuz.”
Cebinden karanfil çiçeklerinden yapılmış yüzüğü çıkarıp kadının avucuna bıraktı. Saatine baktı. “Gitme zamanım geldi majesteleri. Son treni kaçırmamam gerekiyor.” Dedi adam ve koşar adım sahneden çıktı. Kadın tek başına sahnede kaldı. Avucunun içini açtı ve yüzüğü alıp parmağına taktı. Sonra sahneyi dış ses seslendirdi.
“Anlamıştı. Adam kadına aşık olmuştu. Ama kadın adama aşık değildi.”
SON