İçeriğe geç

Soluksuz Öç

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Soluksuz Öç

Bölüm 2

Bölüm 2 -Beklemek-

''Beran Umut Veznedar''

Küçük Çocuğun Güncesinden:

Derin sularda, nefesim her daraldığında, soluğumun her acı çekişinde seni istedim.

Onun bana her dokunuşunda, kurtulmak isterken, bağırıp sesimi duyurmaya çalışırken.

Hep seni bekledim.

En acınası olan da buydu.

Her ihtiyacım oluşunda sen yoktun ve ben o an ölümümü hissettim.

...

Çok düşünmek gerçekten de iyi değildi.

Değil insanı iyileştirmek, öldürmekten beter ediyordu.

Ölü gibi ruhumun verdiği tonlarca acı yine beni ele vermişti sanki. Dört duvarın verdiği rahatsızlık, aldığım nefesi bana ceza kılmıştı. Soluğumun verdiği acı yüreğimi kaplarken, içimdeki sessiz çığlık cezamı vermek için hazırlanmış, beni içine çekmek için duvar kenarına sinmişti.

Sindiği duvarda benim kirli geçmişim yatıyordu ve bir o kadar sessiz yardım çığlıklarım. Odanın içi karanlıkken bile bana huzur veriyordu ama bilmiyorlardı ki o karanlıklar içimdeki yarayı yaratan kanlardan ibaretti.

Karanlığın verdiği huzuru iliklerime kadar hissetmiştim ama bir o kadar da korkmuştum. Yine yaşanmışlıklar diyecektim içimden, yine gözlerimin önüne getirecektim o zamanı, o mekanı ve onu. Gözümün önünden gitmeyen gözleri, sözleri, nefesi, elleri, sesi...

Bana verilen cezadan daha ağırdı yaşattığı acının tarifi.

Bana verdiği ödülden daha ağırdı söylediği sözleri.

Bana sunulan hediyeden daha ağırdı dokunduğu elleri.

Bana izlettiği çizgi filmden bile ağırdı kulaklarımda çınlıyan sesi.

Hepsi bana kendimden bile ağırdı yaşattığı yaşamın acı nefesi.

Geçmeyeceğini biliyordum.

Geçmezdi de.

Geçmiyordu da.

Hiçbiri olmazdı. Ben acıyı içimde yaşamaya devam ederken buna hem karanlık şahit olurdu hem de içimdeki bitmek bilmeyen duygu.

Hepsi ölümümü beklerdi bu karanlık evde. Nefesimi düzene sokmam saatlerimi alırdı da ben yine de can veremezdim bu karanlıkta. Çünkü biliyordum ölüm kolay olsa bile bana uğramazdı.

Çektiğim acılar benim boğazıma yapışsa da çekemezdim o elleri. Korkuyordum.

Bu korku bedenen değil ruhendi ve bu korku ancak ben kendi ölümümü kendi ellerimle hediye edersem geçerdi.

Hediye ettiğim o ölüm bir gün yine bana gelir, yaşattığım acının hesabını sorardı ama ben neden ona soramamıştım? Neden yıllarımı geçirdiğim o evde kendi ölümümü beklemiştim.

Geçen yıllar bana yara olurken kendime daha büyük yara açacağımı bilemezdim.

yıl boyunca çektiğim acıyı kimse bilmezdi.

Bilemezdi.

Yaşayamazdı.

Yaşayacak olsa bile belki kurtuluşu olacaktı.

Ama benim yoktu. Olmamıştı.

Tek kaçış noktam oradan kurtulmaktı, bedenimdeki yaralar, morluklar, kemer izleri...

Hepsine birer birer izleyerek şahit olmuştum. Şahit ettiremezdim ama anlatarak hissettirebilirdim.

Acısını.

Kederini.

Sinirini.

Kinini.

Belki de sevgisizliğini.

Ondan göremediğim sevgiyi de yine istemediği ve ona çöpmüş gibi davrandığı annemden istemiştim.

O da çoktan gitmişti. En çok yardım istediğim zamanda terk etmişti. Öyle bırakılmıştı. Biliyordum. Bilirdim. Görüyordum. Görürdüm. Sesini duyardım hep. Hissederdim gideceğini.

Sessizce öldüğünü.

Hissetmiştim.

Bakışlarımı karanlık odada gezdirdim. Bu kadar çabuk gitmesi, hissetmediğim kalbimi paramparça ederken içimdeki fırtına durmuyordu. O gittikten sonra dönüştüğüm adama ben bile yabancılaşmıştım. İçimde bir türlü ortaya çıkmayan çocukluğumu tek onun yanında canlandırırdım ama şu an onu yapacak ne bir çocukluğum ne de bir annem vardı.

Yaşadığım onca acı bir bir bedenimi esiri altına almış onu kurtarmak için bir el imkanı sunuyordu.

Ama ne bir el vardı bu durumdan beni kurtaracak ne de bir ölüm vardı beni acılarımla bırakacak.

Tek var olan ben ve hiç bilmediğim ruhumun kayboluşuydu.

Ruh ve kaybolmak.

Birbirini tamamlayan iki sözcük gibiydi sanki bedenimde. Ruhumun kayboluşu ve benim ona sahip olmam için bir ele uzanmam gerekti. Ortalıkta ise bomboş duvardan ve hiç göremediğim ama hissettiğim karanlıktan başka hiçbir şey yoktu.

Annemin çalan şarkısıyla huzura ermek ister gibi gözlerimi kapattım ve tekrardan karanlığı göğüsledim.

bir damla yaş gözümden firar ederken yutkunamadım. Ne çok özlemiştim onu. Saçlarımda gezdirdiği o ince parmaklarını, bana bakan o siyah gözlerini, o dokunmaya kıyamadığım ipek saçlarını, beni uyutup huzura erdiren vişne kokusunu...

Özlemiştim.

Annemi çok özlemiştim.

İçimdeki acı beni daha da çok tökezletiyordu biliyordum.

Karanlığın ve aynı zamanda annemin şarkısının verdiği huzurla bütün yaşantımı tekrar gözlerimin önüne serdim.

Film şeridi gibi önümden su gibi akarken ben bir kez daha ölümüme şahit olmuştum ama bunu kimseye şahit ettiremezdim.

Doğuşum, büyüyüşüm ve yıllarımın bir bir geçtiği annemin yanı bir anda yok olmuş cehennemin dibini yaşatmıştı bana. Hayat. Bir o kadar zorlu ve bir o kadar acının tatmin edişi gibi.

Yıllar boyu çektiğim acıların tarifi olmazken ben soluklanmış, gecenin karanlığa olan bağlanışını izliyor ve sessizliğimin bana verdiği nefeste boğulmamak için can çekişiyordum. Biliyordum ki bu yazdığım son, bir son değil başlangıcımın karanlığıydı.

Yeniden doğmak için değil ölümümü bir kez daha görmek ve sonumun karanlık olması için verdiğim savaştı.

Göz kapaklarım gitgide kendi içine esir olurken, kulağıma gelen son ses ise. Annemi kimsenin anlamadığı ve sırf bunun için güvenmediği ellere sarılmasıydı.

🦋🦋

(YAZI KESİTLERİ)

Gecenin karanlığı, esir olmuş bedenime.

İzleri her yerimi sarmış.

İç çekiyorum gökyüzüne, bakamıyorum izlerime.

Hissediyorum ölümümü ama dokunamıyorum, nedeni varmış.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.