Uyandığımda telefonumu elime alıp saate baktım. Tam 3 saat uyumuştum.Normalde gündüzleri uyuyan bir insan değildim. Uykunun verdiği afallamadan kurtulmak için tuvalete doğru ilerledim. İlerlerken masamın yanında duran bavulumu gördüm. Normalde şuan okulumun olduğu şehire giden otobüste olmam gerekiyordu. Ama babamın yüzünden otobüsü de kaçırmıştım.
Moral bozukluğu içinde tuvalete girdim. Elimi yüzümü yıkayıp çıktım. Kıyafet dolabıma doğru ilerledim. Üzerime bol bir t-shirt ve altıma kot bir pantolon geçirdim.Sonra yatağımın başucunda duran telefonumu elime alıp gelen bildirimlere baktım.
Ada Vural adlı kullanıcıdan 5 tane cevapsız sorular arama.
Canım Abim adlı kullanıcıdan 9 tane cevapsız arama.
Annem adlı kullanıcıdan 13 tane cevapsız arama.
Bütün bu arama bildirimlerinden bir çırpıda kurtuldum. Şuan konuşacak halde değildim. Tam mesaj bölümüne giriyordum ki evin dış kapısı büyük bir gürültüyle çarpıldı. Telefonumu elimden bırakmadan ekranını kapattım. Kimin geldiğini görmek için odamdaki cama doğru ilerledim.
Babam bütün gücüyle kapıya vuruyordu. Ne olmuştu da bu kadar sinirlenmişti? Halbuki ben 3 saattir uyuyordum. Sonra kapıyı açan annem olacaktı ki tiz bir çığlık yükseldi. Babamın o sert adımlarını evin zemininde hissediyordum. Ve bu sert adımlar bana doğru geliyordu. Saniyeler geçmeden kapıma dayandı.
"Kumsal aç kapıyı kırdırtma bana." dedi bağırarak. Ama beni odaya kilitleyen oydu. Neden kapıyı benim açmamı istiyordu ki? O an cevap vermek istemedim. Babamla herhangi bir diyaloğa girmek istemiyordum. Üzerime dolabımdan bir ceket geçirip elime telefonumu aldım. Babamsa hala kapıyı yumrukluyordu. Çalışma masamın önünde duran sandalyemi penceremin önüne koydum. Evet. Kaçacaktım.
Sandalyeye çıkıp pencereyi açtım. Sandalye biraz oynuyordu ama başka çarem yoktu. Evimiz 2 katlı bir evdi. Benim odam ise ikinci kattaydı. Harika! Düşsem her tarafımın kırılma ihtimali vardı. Pencerenin betonuna ayağımı koyduğum sıra babam kapıyı daha da sert vurmaya başladı.
Annemin babamı sakinleştirmeye çalıştığını tahmin ediyordum. Sonra vücudumun tamamını pencerenin dışına çıkardım. Sonrası ise tam bir facia. Ağzımı çığlık atmamak için elimle kapattım. Bacağımın acıdığını hissediyordum ama ayağa kalkmam gerekiyordu. Babam kapıyı her an kırabilirdi.
Acı içinde kalkıp büyük demir kapıya doğru ilerledim. Şansım yaver gitti ki bir araba bana doğru geliyordu. Arabaya durmasını işaret ettim. Şanslıyım ki adam anında önümde durdu. Sonra kapısını açıp ön koltuğa oturdum.
"Kızım ne oldu? İyi misin? Kötü gibi görünüyorsun." dedi 35 40 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kahverengi saçlı adam. Kafamı aşağı yukarı sallayıp acıyan kolumu tuttum.
"Abi beni otogara götürür müsün?" diye sordum. Adam acelem olduğunu görünce arabayı çalıştırdı. Kolum gerçekten müthiş bir derecede acıyordu. Bacağımda aynı şekildeydi. Sonra derin bir nefes alıp arkama yaslandım.
Yaptığım şeyin doğru bir karar olup olmadığından emin bile değildim. Ama buradan uzaklaşmak benim için en iyi seçenekti. Burada doğup büyüdüm , çocukluğum burada geçti. Bu sokaklar benim oyun alanımdı. Bizim mahallede pek kız yoktu. Olsa da benimle oynamazlardı. Bu yüzden çocukluğumda pek arkadaşım yoktu. Şimdi de yoktu. Ada dışında.
"Kızım iyisin değil mi?" Adamın kalın sesi beni düşüncelerimden çekti. Ne diyecektim "İyiyim." deyip yalan mı söyleyecektim? Ya da "Kötüyüm." deyip gerçeği mi söyleyecektim?
"Bilmiyorum abi beni sadece otogara götür. Sadece bunu istiyorum senden." dedim adamı geciştirircesine. Adamsa önüne dönüp arabayı kullanmaya devam etti.
Yaklaşık yarım saatin sonunda otogara gelebildik. Arabadan indiğimde adama teşekkür etmek için kapıyı aralık bıraktım.
"Abi kusura bakma yanımda para yok. Olsa verirdim. Gerçekten çok teşekkür ederim." dedim mahcubiyet dolu sesimle.
"Ne parası yavrum önemli değil. Ben senin kötü bir halde olduğunu düşünüp arabamı durdurdum. Şuraya kadar getirmişim çok mu?"
"Olsun abi ben yine de teşekkür ederim."
" Bir şey değil kızım. Sen kal sağlıcakla ben gideyim hanım bekliyor." dedi arabasının kapısını kapattığımda.
Tek başıma kalmıştım. Her zaman ki gibi. Her zaman kendimi yanlız hissederdim. Ama abim sağolsun onun yanında bu his yok olurdu. Peki şimdi ne olacaktı? Ne yapacaktım? Tek başıma ne yapacaktım? Nereye gidecektim? Param bile yoktu. Nasıl gidecektim buradan?
Sonra otobüs biletinin alındığı yere doğru ilerledim. Aklıma dört gün önce annemin beni markete yollarında artan parayı telefonumun arkasına koyduğum geldi. Hemen elimdeki telefonun kılıfını çıkartıp arkasındaki parya baktım. İşte bu çok iyi olmuştu.
Telefonun arkasındaki 100 TL' yi elime alıp telefonun kılıfını telefona geçirdim. Yazıhaneci abiye en yakın kalkacak otobüsü sordum. İlerideki mavi otobüsü gösterdi. Hemen yanından ayrıldığım için bu otobüsün nereye gittiğini duyamadım. Otobüsün üzerindeki dijital ekrana bakıp kaç dakika sonra kalkacağına baktım. Tam 10 dakika sonra kalkacaktı. Yazıhaneci abinin verdiği para üstüyle kendime yiyecek bir kaç şey aldım. Sonra otobüsteki yerimi aldım.
Telefonum evden çıkalıdan beri kapalıydı. Kimin aradığını ya da mesaj attığını bilmiyordum. Belki de böylesi en iyisiydi. Telefonumu elimde tutup otobüsün kalkmasını bekledim.
...