İçeriğe geç

SKZVIVOR

Bölüm 1 · 6 dk okuma

SKZVIVOR

Bölüm 1

{1} Dünyanın sonu gelse bile

İyi Okumalar 🦋

_____________

~hyunjin~

Son kez birkaç adım geriye atarak mumlarla süslü masaya bakındım. Bu sefer gerçekten her şey mükemmel gözüküyordu.

H: "Tamamdır yemekleri hazırlamaya başlayın. Birazdan kendisi burada olacak"

Başımda bekleyen garsonlara taraf konuştuğumda hepsi başını sallayarak beni onayladılar ve salondan çıktılar.

Kocaman restoran salonunda yalnız kalmıştım. Birkaç loş ışık ve masamıza dizilen mumlarla aydınlanıyordu ortam. Bu sefer hiçbir sorun çıkmasın diye restoranı kapattırmıştım.

Her seferinde Felix'e romantik bir sürpriz yapmak istediğimde bir şekilde o günü mahvetmeyi başarıyordum. Ama bugün her şey mükemmel olacaktı. Buna emindim..

Üzerimdeki siyah takım elbisenin yakalarını düzelterek kolumdaki saate baktım. Birazdan şöför Felix'i getirecekti. Bugün doğum günü olduğu için ekstra hassas davranıyordum. Her şey yolunda gitsin diye aylardır bunu planlıyordum.

Yemek seçimlerine kadar kendim yapmıştım her şeyi. En son onu romantik bir akşam yemeğine çıkardığımda yanlışlıkla portakal suyunda marine edilmiş et sipariş etmiştim ve Felix'in portakala alerjisi vardı...

Tanrım.. ateşli biteceğine emin olduğum gece hastanede geçmişti. Felix'i yıllardır seviyordum ve sonunda bana karşılık vermiş, sevgime bir şans vermişti.

Ben her şey mükemmel olsun diye çabalarken batırıyordum resmen. Ama bu sefer olaylar kontrolüm altındaydı. Dünyanın sonu gelse bile bu yemek sorunsuz geçecekti.

Telefonuma düşen aramayla vardıklarını anlamış ve derin bir nefes alarak restoranın giriş kapısına doğru adımlamıştım.

Kapı dışarıda bekleyen görevliler tarafından açıldığında gergin bir şekilde omuzlarımı dikleştirerek sakinleşmek adına nefes aldım.

Kapı açılır açılmaz bana gülümseyen suratı görmüştüm. Tüm gerginliğim onun gülüşünü görmemle birlikte uçup gitmişti..

Siyah bol pantolon, siyah boğazlı bir kazak ve üzerine uzun bir siyah kaban giyinmişti. Bu kadar siyahın arasında sarı saçları güneş misali parlıyordu..

Gülümsemem onun güzelliği karşısında kocaman büyürken bakışlarım kabanın altından belli olan ince bel hattına kaydı. Dar bir kazak giyindiği için vücut hatları ortadaydı.

Sırıtarak ona doğru yaklaştım ve kolumu beline sararak kendime doğru çekip dudaklarına hızlı bir öpücük kondurdum.

Gülümsemesi öpücüğümle birlikte daha da büyürken beline sarılı olan kolumu sıkılaştırdım. Bugün mükemmel geçecekti, içimde çok güzel hisler vardı bugüne karşı.

Diğer elimi zarif bir şekilde omzuna sararak üzerindeki kabanı çıkarmasına yardım ettim ve yanımızda bekleyen uşağa vererek büyük elimi sarışınımın küçük eline sardım sıkıca.

Bizim için özel olarak hazırlattığım kırmızı, uzun mumlarla süslü masaya doğru ilerledik ve onun için sandalyesini çektiğimde tatlı bir şekilde gülümseyerek oturdu.

Ben de heyecanlı bir şekilde onun karşısındaki sandalyeyi çekerek oturdum. Birazdan yemekleri getireceklerdi ve ben her şeyin kusursuz olmasını o kadar çok istiyordum ki...

Loş ışık altında parlayan mükemmel surata baktım. Yüzünün her detayı o kadar güzeldi ki..

H: "Yine çok güzel olmuşsun meleğim"

F: "Sen de her zamanki gibi çok yakışıklısın Hwang"

Sonunda onun sevgisini kazanmış olmak kalbimi öyle hızlandırıyordu ki anlatamam.

Günlerdir araştırarak, özenle seçtiğim yemekler teker teker masamıza geldiğinde ikimiz de bugün yaptıklarımızdan bahsederek iştahla yedik yemeklerimizi.

Onunlayken zaman o kadar hızlı geçiyordu ki. Ben o yanımdayken zaman dursun istiyordum ama saniyeler fazlasıyla acımasızdı benim bu isteğime karşı.

Masamıza dizilen tüm yemeklerden yemiş, tatlıların tadına bakmıştıl. Bu restoran gerçekten fazlasıyla iyiydi lezzet konusunda.

Saatlerdir sohbet etmemize rağmen hala aynı enerji ile kahkahalar eşliğinde birbirimize bir şeyler anlatıyorduk.

Koskoca restoran salonunda kimse yoktu. Sadece ben ve o, bir de arkada çalan klasik müzik...

Aniden ortam sessizleştiğinde sanki kalbimin sesini duyuyormuş gibi oldum. Boğazımı temizleyerek derin bir nefes aldım ve içgüdüsel olarak elimi takımımın cebine attım, oraya bıraktığım şey hala orada mı diye kontrol etmek için...

Elimin altında hissettiğim küçük kutu ile kocaman gülümseyerek başımı kaldırdım ve yanağını elinin içine yaslayıp beni izleyen güzelliğe baktım.

Her şeyi önceden planlamış ve hazırlamıştım ama onun gözlerine baktığımda tüm ezberlediklerimi çoktan unutmuştum bile.

Tekrar boğazımı temizlediğimde yanağını elinden uzaklaştırarak gülümsedi. Tam o güzel dudaklarını aralayıp bir şey diyecekken ona izin vermedim ve ben cümleme başladım.

Şimdi konuşmazsam bu cesareti bir kez daha toparlayabileceğime emin değildim.

H: "Felix..."

Elimi takım elbisemin yanda olan cebine atarak elimle sıkı sıkı tuttum küçük siyah kutuyu.

H: "Belki her şey için çok erken diyeceksin, belki benim fikirlerime katılacaksın. Ama ben, beni tanıdığına eminim. Yıllardır seni ne kadar çok sevdiğimi, senin sevgini kazanmak için neler yaptığımı en iyi sen biliyorsun"

Yüzündeki tatlı gülümseme silinmeden başını onaylar anlamda salladı. Sesimin heyecandan titrediğine o kadar emindim ki..

H: "Ben bunca zaman sonra seni kazanmışken asla kaybedemem.. artık seni daha da yakınımda istiyorum"

Elimle sıkı sıkı tuttuğum kutuyu cebimden çıkarmadan yavaşça kapağını açtım.

H: "Benimle.."

Gözlerinde kendimi kaybetmiş bir şekilde konuşurken, aniden elektriklerin gitmesiyle cümlem yarıda kalmıştı.

Sadece masamızdaki mumlar küçük bir alanı aydınlatıyor, sadece birbirimizin yüzünü görmemize yetiyordu.

Kaşlarımı çatarak cebimdeki kutuyu kapattım ve etrafa bakındım birilerini görmek adına. Ama ne elektrikler geri geliyordu ne de garsonlardan bir haber vardı.

Bıkkın bir nefes vererek Felix'in de etrafa bakınan yüzüne baktım. Ne güzel mükemmel ilerliyordu bu gece.

H: "Masaya bakabilecek birisi var mı?"

Garsonlardan birine seslenmek adına bağırdığımda sanki sessizliği bozduğum için bir şeyler ters gitmiş gibi hissettim. Restoran büyük olduğu için mutfak tarafı çok uzaktaydı ama sessizlik olduğu için mutfaktan gelen gürültüyü duymamak mümkün değildi.

Sanki tüm mutfak çökmüş, tüm tencereler aynı anda yere dökülmüş gibi fazla gürültü çıkmıştı.

F: "Neler oluyor Hyunjin?"

Bebeğimin endişeli sesini duyduğumda hemen bakışlarım ona doğru kaydı. En iyisi gidip bakmamdı neler olduğuna.

H: "Ben gidip bakayım hemen"

Ayağa kalktığımda Felix de telaşlı bir şekilde benimle birlikte ayağa kalkmıştı.

F: "Gitme Hyunjin lütfen.."

Sandalyesinden kalkıp yanıma gelip koluma sıkıca sarıldığında onu kendime doğru çektim.

H: "Garson yok mu?"

Bu sefer daha yüksek sesle bağırdığımda mutfağın iki taraflı kapısının duvarlara çarpacak kadar sesli bir şekilde açıldığını duyduğumuzda ikimiz de irkildik.

Bana sarılan bedeni kendime doğru daha da çektiğimde uzun koridordan bize doğru gelen adım sesleri duyduğuma emindim ama..

F: "Hyunjin o ses de ne?"

... ama duyduğum sadece adım sesi değildi. Hırıltılı sesler vardı.. sanki.. sanki bir düzüne kuduz köpek üzerimize doğru yürüyormuş gibiydi. Sesimize doğru geliyordu..

H: "Korkma güzelim"

Masa üzerinde duran uzun şamdanı elime aldım ve koridora doğru tuttum en azından yakın mesafeyi aydınlatmak adına.

Lakin birkaç adım ötemizin aydınlanması ile karşılaştığımız manzara ile ikimizde çığlık çığlığa kalmıştık.

H: "Siktir o da ne?"

Bize doğru yavaş adımlarla yaklaşan birkaç insan'ın yüzüyle karşılaşmamız bizi bu kadar korkutamazdı. Baktığımız şey yüz değildi...

Yüzler... ama artık insan yüzleri değildi bunlar.

Derileri yer yer sanki kuruyup dökülmüş, dudaklarının altından siyah diş etleri görünüyordu.

Bazılarının gözleri yerinden çıkmış, boş göz çukurları alevin yansımasını sanki hala bir ışık arıyormuş, görüyormuş gibi yutuyor, ışığa bakıyorlardı

Tenleri griye dönmüş, yaşlı insan derisi gibi yer yer kırışmış, damarları koyu mor çizgiler halinde derilerinin altında kabarmıştı.

Deminden beri sesime doğru gelmeye çalışan yaratıklar şimdi mum ışığı ile aydınlanan yolu gördüklerinde adımlarını hızlandırmışlardı.

Felix'in belime sıkıca sarılan elinin baskısını daha çok hissettiğimde ikimiz de duraksadık...

Üzerimize kuduz köpek gibi koşuyorlardı ve biz öylece kalmıştık, sıkıca sarılarak...

_________________

Aynen dünyanın sonu gelse de evlilik teklifi edeceksin. Bak bak hooopppaaa.

Uzun bir aradan sonra yeni ficle sizlerleyim. Hiç bu kadar ara vermemiştim. Sizleri ve yorumlarınızı o kadar özledim ki ficte kuduz köpek sesi çıkaran bendim hiihihihihihi

Biliyorsunuz ki aylardır yaz için hazırlanıyorum. Taslaktaki ficlerim final bölümüne kadar hazır. Yani.. siz ne kadar çok oy, yorum atarsanız o kadar hızlı yb gelir. Günlük bölüm sınırı yok. Hepsi size kalmış ;)

Keenblue kaos yazamıyor yes ✨ O yüzden zombi ficimiz de komedi fici olacak. Kaos mide bulandırıcı öğk 🤮

İlk bölüm hakkında süşünceleriniz nedirrr 😋😋

Bu fici hatırlayanlar var mı bilmiyorum. Geçen sene mart ayında yazmaya başlamıştım. Bu sene skz bebeklerin 8. Yıldönümü kutlamaları için yayınlayacaktım ama daha çok ciddiyetsiz bir fic olduğu için yaza sakladım.

Bölüm sonu

4 yorum