"Londra'da ki herkes beni unutmuş olmalı."
"Leydim, yıllardır uzakta olsanız da sizi hatırlayan biri olacaktır."
"Sosyetenin ne kadar acımasız olduğunu bilmiyorsun Jane.. Balonun yıldızı olmak için bir gece yeterli değil, bütün geceler senin olmalı. Işığın söner ya da bulutlar önüne geçerse bir daha kimse seni hatırlamaz. Hiç kimse.."
Valery, genç kızı incitmek ve aralarındaki sınıf farkını gözüne sokmak istememişti, sadece üzüntüsünü paylaşabileceği bir arkadaşa ihtiyacı vardı. "Seni kırmak gibi bir niyetim yoktu. Lütfen beni bağışla.."
Jane ellerini havada savurarak "Kırılmadım.." dedi ve duraksadı. "Sosyeteyi umursamadığınızı söylemiştiniz. Onlara kim olduğunuzu hatırlatmak zorunda değilsiniz ama biri hatırlayacak.. Biliyorum.."
Valery'nin yüzündeki tebessüm genç kızın yüzüne de yansıdı. Jane ve Caharlotte yakında on dokuz yaşında olacaklardı. Valery'nin evden sürgün edildiği yaşta.. Ian, on beş yaşındaydı ve annesinin ilgisi daha çok onun üzerindeydi. Rebecca, kızlarının değeri olmadığını söyleyecek kadar acımasız bir kadındı. Tek düşündüğü sahip oldukları unvanı sürdürecek bir varisti. Oğlunu kaybedecek olursa dünyanın sonu demekti onun için. Dünyası, para ve unvan olan biri için acınası olduğunu düşünüyordu, Valery.
Sorumluluklarını yerine getirmeyi reddetmek ve gitmek bencilce olurdu. Erkek kardeşinin sağlığı düşündüğünden de kötüydü. Ailesini böylesine kötü bir dönemde terk etmesi mümkün değildi ama Valery gitmek istiyordu. İki hafta öncesine dönmek.. Birkaç günlük araba yolculuğu bile bu evden daha eğlenceliydi.
Londra'dan gidişi, geri dönene dek verilen en doğru karardı. Valery bu sürgünü memnuniyetle kabul ederek, kaderine razı gelmişti onca yıl. Tek pişmanlığı George'in ölümüne neden olmaktı. Böyle düşünen yalnızca Valery değil üvey annesiydi de. Valery balodan ayrılmakta ısrar etmişti, sonunda kaza geçireceklerini ve neden olacağı şeyi bilse erkek kardeşi ile yola çıkmazdı. Asla ama asla baloyu terk etmezdi.
Bir yıllık deniz aşırı yolculuk, Hindistan gezisi ve uzun akraba ziyaretleri daha dün gibiydi. Yolculuğu kuzeninin yanında son bulduğunda yirmi beş yaşındaydı ve ikinci bir skandala ortak olacağını bilmiyordu. Cassandra ile arasında bir yaş vardı. Kuzeninin erken yaşta yaptığı evlilik, yıllar sonra büyük bir trajedi ile sonlanıyordu. Cassandra'nın yardım çığlıklarını duymamış olsaydı eğer yas tutan Valery olabilirdi. Mermer heykelin kanla kaplı görüntüsü gözlerinin önüne geldiğinde o günkü gibi ürperdi. Francis'i öldürmek gibi bir niyetleri yoktu. Sadece kendilerini korumaya çalışıyorlardı. Kaide de duran heykelin sallandığını görerek Cassandra'yı kurtarmıştı ama Francis'i uyarmak için çok geçti. Francis, eşini itmemiş olsaydı mermerin dengesi bozulmayacaktı. Kendi sonunu kendi elleriyle getirmişti, gerçekleri bilen sadece ikisiydi. Suçlanmamak ve ölümle yargılanmamak için bunu sonsuza dek saklayacaklardı.
Cassandra'nın yas dönemi neredeyse bitmek üzereydi. Valery, bir süre daha Londra'da olmak zorundaydı. Babası geri döndüğünde kuzeninin yanına dönmeyi düşünüyordu.
Valery merdivenlerde oturmuş geçmişi ve geleceği düşünürken ayak seslerini duydu. Ayağa kalkarak kıyafetini ve saçlarını düzeltti.
Thomas, genç kadını fark ederek "Leydim." selam verdi.
Rebecca "Bu halinle misafirimin karşısına çıkman büyük kabalık." dedi. Thomas şaşkınlığını gizlemeye çalışarak "Bu bir ziyaret değil leydim. Neden burada olduğumu biliyorsunuz." diyebildi. Rebecca, kıza iğrenircesine bakıyordu. Ian'ın daha iyi olduğunu öğrenmek Valery'nin içini rahatlamıştı.
Genç adam "Leydim, botanik hakkında bilgili olduğuzu duydum. Evim için ne tür bir bitki önerirsiniz?" diye sordu Valery'e.
Rebecca gözlerini aralayarak "Bahçesi olmayan bir evde ne tür bitkiler yetişir ki." dedi.
Thomas'ın oturduğu daire dışarıdan ufak görünüyordu ve annesinin bahsettiği gibi kendine ait bahçesi yoktu. Ancak bunlar çiçek bakımına engel değildi. Valery güneş gören bir pencereyi her zaman tanırdı.
"Spatifilyum ve Orkide'yi öneririm. Bakımı kolay ve saksıda yetişebilen bitkiler."
Rebecca gözlerini devirerek homurdandı. Thomas "Önerileriniz için teşekkür ederim. Aslında size sormak istediğim başka bir şey daha var." dedi ve göz ucuyla Rebecca'ya baktı.
"Elbette, sizi dinliyorum."
Thomas eskimiş boyun bağını düzeltti. "Leydim.." Valery, annesinden izin istenmesine şaşırdı.
"Valery, bay Cross'u benim için yolcu et lütfen."
İki genç birlikte verandaya çıkarak beklemeye başladı. Thomas sessizce boğazını temizleyerek konuştu. "Geri dönmeyeceğinizi düşünüyordum."
Valery "Ne yazık ki geri dönmek zorunda kaldım." dedi ve gözleri uzaklara çok uzaklara daldı.
"Farklı görünüyosunuz."
"Ne gibi?"
Thomas tebessüm ederek "Daha güçlü." dedi.
"Ne yazık ki sandığınız kadar güçlü değilim." Valery başını öne eğerek ellerine baktı.
"Onu görmezden gelmek sizin için zor olmuş olmalı." Thomas'ın kimden bahsettiğini biliyordu. "Ne demek istediğinizi anlamış değilim."
"Bense anladığınızı umuyorum." Gelen atla beraber Thomas Valery'i selamlayarak yanından ayrıldı. Sadece James'i değil, günlerdir Thomas'ı da tanımıyormuş gibi davranmak onun için zor olmuştu. Ancak Thomas onu tanıyordu. Hatırlayan biri olması güzel bir histi.
...
Beğenmeyi ve yorum yapmayı lütfen unutmayın. ❤