İçeriğe geç

SIZINTI

Bölüm 7 · 17 dk okuma

SIZINTI

Bölüm 7

5. BÖLÜM

Tüm yazım hatalarım için şimdiden çok özür dilerim.

Keyifli okumalar...

Köşeye kayan yatağımı ittirip yerine geri kaydırırken ona sırtım dönük durdum. Bardağı, yastığı her şeyi alıp yerine koyana kadar sessizce beni izledi. İşimi bitirince ona döndüm.

"Gidelim." Kelepçeleri takması için bileklerimi uzattım.

Gözlerimin içine baktı. Bir an için hiç hareket etmeyecek diye düşündüm. Belindeki küçük kelepçeye uzandığında nefesimi tuttum. Bana adım adım yaklaşmasını bekledim. Onunla tuhaf bir yakınlık hissine kapılmamı sağlayan mesafe, botlarının ucuna bakınca kesildi. Adımları gibi.

Bileğime dokunmadan kelepçeyi geçirdi ve arkasını dönüp kapıyı açtı.

Soğuk ve mesafeli görünüyordu. Başkası için bu ciddiyetti."Beni takip et."dedi sadece. Ben de takip ettim.



Uzun, dar ve beyaz koridorda onun sırtına bakarak yürüdüm. Beli ince, omzuları geniş ve dikti. Kaslı kolları tehlikeli bir şekilde çok güçlü görünüyor. Arkadan küçük bir tokayla bağladığı kumral saçları, daha önce hiçbir erkete görmediğim güzelliğe sahipti. Ensesinde serbest bıraktığı tutmaları hafif dalgalı ve parlak görünüyordu. Zarif parmaklı kadınların dokunmak isteyeceği kadar yumuşak görünüyordu.

İleriye, beni götüreceği sorgu odasına odaklanmıştı. Sadece görevini yerine getirmek için emir alan sadık bir askerdi. Tutkulu, güvenilir ve eğitimiyle kusursuz. Onu görev başındayken ne kadar kıvrak ve seri olabileceğini merak ettim.

Üretilen her yeni silah, onun elleri için tasarlanıyordu. Üstündeki üniforma, her santimiyle bu eşsiz silahları taşımak için üretilmişti. Geniş sırtında, kürek kemiklerinin arasında çapraz bir şekilde yerleştirilen gergin yatağına kenetlenen silaha takıldı gözlerim. Fikrinin bana ait olduğu ama gelişimini ve tasarımını yapan eski nişanlımın ortaya çıkardığı harika silaha baktım. Onu, kısa süre önce diğerleri gibi koleksiyonuna katmıştı. Mono hücre teknolojisinin gözdesi olan bu silah, atış yapıldığı andan itibaren karşı tarafın beynine uzanırdı. Beyin, saniyeler içinde burun ve kulaktan akardı. Korkunç bir canavardı.

Bakışlarımı daha aşağıya, onun bacaklarına yerleştirilen imperteks bacak kılıfına diktim. Her iki üst bacağına, yerleştirilen bu kılıflarda da yine eski nişanlımın koleksiyonuna ait olan manuel tabancalar vardı. Uçlarında onun damgası olan W baskısı altınla kazılıydı. Her şeyimizi bunun için gözden çıkarmıştı. Sızıntı'nın silah ustası olmak için. Beraber onlarca fikir geliştirmiştik. Benim harika olduğumu ve bir gün çok büyük yerlere geleceğimi söyleyip dururdu. Samimiyetinden şüphe ettiğim tek bir gün bile olmamıştı.

"Leander, dostum. Bir an hiç gelmeyeceksin sandım." Sağ koridordan birden beliren genç bir asker, yolumuzu kesti.

Aynı üniforma ile hemen hemen kuşanmıştı. Tek fark, rütbenin getirisi olan göğüsündeki isim kartının basit metalden işlenmiş olmasıydı.

Adam beni görmek için başını yan yatırdı. Parlak mavi gözleri, cam gibi berrak ve canlıydı. Tehlikeli bir ışıkla üzerimde dolanıyordu.

"Size de merhaba hanımefendi." Gülümsedi. "Sizinle tanışmak için sarsıntılı bir yolculuğa katlanmak zorunda kaldığımızı söylemem gerekiyor. Ama sorun değil," Elini karnına vurdu. "Biraz midem bulanmış olabilir ama artık iyiyim."

İki adım öne çıkıp Leander'ın omuzuna vurdu. "Buradaki tuvaletlerin nereye açıldığını öğrendim az önce. Sanırım gökyüzünden düşen karartıların ne olduğunu biliyorum. Artık kasksız dışarıya çıkmam söz konusu bile olamaz." Midesi onu zorlamaya başlamış gibi yakışıklı yüzü buruştu.

Leander, adamın kolunu ittirdi. "Dilerim Klyien, botlarına isabet eder."

Kylien, botlarına bakıp irkildi. Yüzüne abartılı bir alınganlık ifadesi yerleşmişti."Sen pisliğin ta kendisisin dostum. Bu botlarımı ne kadar sevdiğimi biliyorsun. " Başını çoktan yoluna devam eden Lenader'a çevirdi ve duyması için bağırarak, "Nasıl böyle bir şey söylersin."dedi.

Bakışlarını birden bana çevirince öylece bakakaldım. "Hey hanımefendi, size ben eşlik edeyim. O," Gözleriyle Lenader'ın gittiği yöne doğru işaret etti. "bazen çekilmez bir adam oluyor. Yanınızda benim gibi bir centilmenin olması her zaman işleri kolaylaştırır." Kendini beğenmiş küstah gülümsemesi, alışık olmadığım bir şeydi. Hayretle onu ve verdiği tepkileri takip ettim.

Ondan biraz uzaklaşıp çok fazla vakit kaybetmeden Lenader'ın peşine takıldım.

O da hemen peşime takıldı. "Hanımefendi, acaba yanlış bir şey mi söyledim?"diye seslendi ardımdan. "Çok fazla kadınlarla konuşmadım." Durdu. "Yani, onların dikkatini çekmediğimden değil elbette, bilirsiniz askerlerler yalnızca görev odaklıdır. Çok fazla vaktim olmadığı için onlarla konuşma fırsatım olmadı." Öyle hızlı yürüyordu ki bana yetişmemesi için ben de hızlanmıştım. Neredeyse koşuyordum.

"Tecrübesizim."diye devam etti. "Yani kadınlarla konuşma konusunda. Bu yüzden yanlış bir şey söylemiş olabilirim ve inanın, bunu bilerek yapmadım. Hey beni duyuyor musunuz?" Dibime kadar geldiğini fark etmediğim için dönünce çarpıştık. Alnımı göğsünde asılı olan tabancanın metalik pütürlü yüzeyine vurunca ağzımızdan küçük bir inleme kaçtı.

"Aman Tanrım!"dedi. "Özür dilerim."

"Seni ahmak herif." Leander, arkamdan gelip Kylein'i ittirerek benden uzaklaştırdı. "Ne zaman gerçek bir asker gibi davranmaya başlayacaksın?" Elini Kylein'in az önce ittirdiği omuzuna koydu. "Asla samimiyet kurma."diye fısıldadı. "Bunu aklından tut Kay, burası onların krallığı. Seni yıkarlar." Doğruldu, ellerini çekti. Az önce yaşananlardan şüphe duymama sebep olacak kadar hızlı bir geçişle,"Dari geldi mi?"diye sordu.

"Evet,"diye cevap verdi Kylien, bir asker gibiydi artık. Gerçek bir asker. Gözlerindeki sıcak ifadenin yerini çoktan ağır bir şeyler almıştı.

"Harika, o zaman kızı ona götür." Bana yandan kısa bir bakış attı. "Sorguyu o başlatacak. Benim bir mahkûmla daha görüşmem gerekiyor."

"Emredersiniz efendim." Onun bıyık altından güldüğüne yemin edebilirdim. Leander, bunu görmezden gelmeyi tercih etti. "Unutmadan,"diye dikkat çekti Kaylien. Leander, kaşlarını çattı, beklemeye başladı."Dari kenetlenme esnasında geminin sürtündüğünü söyledi. Cephesinde derin bir çizik oluşmuş. Arka motorlardan biri zarar görmüş. Dünya'ya dönüşün plananlandan daha geç olabileceğini söyledi."

"Ona kenetlenme esnasında gözünü açık tutmasını söylemiştim."

Kylien, tek kaşını kaldırdı. "Dari, en iyimizdir. Manevralarda onu geçen henüz olmadı. Şu ana kadar yaptığı tek hata."

Leander, "Hata payı yok."dedi sertçe. " 4 saat içinde Dünya'ya dönüş için rotanın çizilmesi gerekiyor. O lânet motoru tamir edin."

"Sakin ol."dedi Kylien. "Dari, bunun için içeride mücadele ediyor. Ama uzay gemisinde bir mühendis yok." Bunun üzerine ikisi de bana baktı. "Yani resmi görevli bir mühendis yok."diye toparlamaya çalıştı hemen ardından."Dari'nin de nasıl tamir edileceğine pek bildiğini sanmıyorum. Merkeze bir haber yolladık. Tamir etmek için mühendisler gönderecekler."

"Bunun epey vakit alacağını biliyorsun. 4 saat içinde dönüş iptal oldu. Lânet olsun. Bu bana fena patlayacak." Alexander bana baktı. "Onu Dari'ye götür. Kenetlenme işiyle sonra ilgileniriz." Hızlı adımlarla sağ koridora saptı ve kısa sürede gözden kayboldu.

"Hanımefendi," Kylein'e baktım. "Lütfen beni takip edin." O, önüme geçmedi. Bilerek benimle aynı hizada yürümeye başladı. Konuşmak için yer aradığını farkındaydım. Buna ne zaman cesaret edeceğini merak ederken kıvranmasını izlemenin daha zevkli olacağını düşünmeden duramadım.

Konuşmaya başladığında dikkatimi yüzüne verdim. "Dari'yi görünce korkma."dedi beceriksiz bir gülümsemeyle. "Biraz sinirli ve sert bir kadındır."diye açıklama yapmaya başladı. "İşini yaparken toleransı yok eder. Dili de biraz sivridir. " Biraz derken ki yüzünde oluşan kuşku dolu ifade bana yetmişti. Beni neyin beklediğini az çok anlamıştım.

Çift kanatlı, küçük gözetmen pencereleri olan soğuk beyaz rengi kapının önünde durunca, bu kapının ardında bana yapılan tüm o şeyler ruhumu hiç zaman kaybetmeden zehirlemeye başladı. Tüm vücudumu saran ufak bir titreme yayıldı. Bunu kontrol altında tutmayı başaramazsam, sonum kaçınılmaz olarak baygınlık olacaktı.

Kendimi nefes almaya zorladım. Kaylien kapıyı açarken bir adım gerildim ama hemen sonra kendimi toparlayıp onunla birlikte kapıdan geçtim. Sorgu odası yan kayan bir çembere benziyordu. Tam ortasında yuvarlak küçük bir masa ve yalnızca iki sandalye duruyordu.

Odanın ortasında duran kadını görünce nefesimin kesilmesine engel olamadım. Kaylien ve Alexander'da olduğu gibi onun da giydiği üniforma, vahşi doğal gözlerini acımasızca aydınlatmıştı. Sıkı bir örgü topuzla iki yandan bir araya getirdiği sarı saçlarından ayağındaki botlara kadar korkutucu görünüyordu. Onunla bir ringde asla karşı karşıya gelmek istemezdim. Beni lime lime ederdi.

Bana sırıttı. Ve bu, nefret doluydu. "Merhaba 7 numara. Nasılsın?" Sesi bir kadından beklenenden daha güçlü ve serti. Karşısındakini saniyeler içinde itaat etmeye zorlayacak türdendi. Kaylien'e iğneleyici bir ifadeyle baktı. "Eminim arkadaşlarıma sana benden bahsetmiştir." Yakasındaki karta işaret parmağıyla vurdu. "Ben Darianna Şimazkov, A Lejyon'nun savaş pilotuyum." Aynı parmağıyla bu kez uzay gemisini işaret etti. "Bu savaş uçaklarının içinde, uzay gemileri de dahil."

"Gösterişin bittiyse onu yerine alıyorum."diye araya girdi Kaylien. Darianna'nın bunun üzerine ona attığı bakışı omuz silkeleyerek görmezden geldi. Ben olsam buna cesaret edemedim.

Masaya oturduğumda Kaylien, kelepçeyi ortadan açtı ve kollarımı birbirinden ayırdı. Ama bilezik halkalar yerinde kalmaya devam edecekti. En ufak bir harekette bulunamazdım. Bileziklerin içindeki elektrik akımı beni önlerinde acı içinde diz çöktürmeye yeterdi.

Kaylien ardından geri çekildi, Darianna geldi diğer boş sandalyeyi çekti ve karşıma oturdu. Elinde siyah kalın kapaklı bir dosya tutuyordu. Masaya fırlattığında irkilmeden duramadım.

"Evet,"diye uzattı kelimeyi. Kollarını göğsünde bağlayıp bana üsten bir bakış attı. "Başlayalım. Adın ne?"

"Elif Lamra Çavuşoğlu,"

"Numaran kaç?"

"7,"

"Mesleğin nedir?"

"Uzay Teknolojileri Tasarımı ve Gelişimi Uzmanıyım."

"Kaç yaşındasın?"

"25,"

"Boyun kaç?"

"178,"

"Kilon?"

"59,"

Kylien ile sessiz bir bakışma geçti aralarında. Bunun anlamını anlamayacak kadar yabancıydım.

"Babanın adı?"diye döndü bana tekrardan.

"Barlashan Cavuşoğlu."

"Annenin adı?"

"Lale Suman,"

"Kardeşinin adı?"

"Ömer Çavuşoğlu,"

Dosyayı alıp açtı. "Burada 19 yaşında Aaron Rey adında 23 yaşındaki genç bir adamı bıçak kullanarak öldürdüğün yazıyor."

"Ben kimseyi öldürmedim."dedim uysal bir şekilde. Beni görmezden gelip okumaya devam etti.

"Bundan önce uyuşturucu kaçakçılığı yaptığın, yasa dışı yarışlar düzenlediğin ve toplumu kışkırmaya iten provakasyonlar düzenlediğin yazıyor." Islık çaldı. "Vay canına, fenaymışsın."

"Hiçbirini yapmadım."

Beni yine görmezden geldi. Çevirdiği sonraki sayfayı bakıyordu. Yüzündeki ifade beni delirtmeye yeterdi. Duygularımı yansıtmamak için dişlerimi sıktım."Hmm," Sonraki sayfayı sakince çevirdi. "Yaramaz bir ergenmişsin." Gözlerinde şaşkınlık oluşmuştu bir sonraki sayfayı incelerken. "Tanrım,"dedi hayretle. "Kendi tesisini havaya uçurduğunu bilmiyordum." Sonunda bana bakma gereği duydu. "Söylesene bunu neden yaptın?"

Tam o esnada kapı açıldı ve Alexander içeri girdi. Ona bakmamaya çalıştım. Gelip Kaylien'in yanında durdu.

"Beni bu lânet yere tıkmadan önce ürettiğim tüm fikir ve projelere el koymamanız için hepsini yok ettim."dedim nefretle.

Darianna başını salladı. "Peki o öğrencileri neden öldürdün?"

"Ben kimseyi öldürmedim."diye bağırdım.

Oda sessizleşti. Hepsinin gözü üzerimdeydi.

Başımı öne eğdim. "Yani o labaratuvardakilerini ben öldürmedim."diye itiraf ettim. "Yeterince ızdırap çektim. Emin olabilirsiniz." Parmağımdaki etleri sökmeye başlığımı fark ettiğimde elimi masanın altına gizledim.

"Bir katilsin."

"Bir katilim."diye çaresizce kabullendim.

Uzun bir sessizlik yine araya girdi.

"Peki Aaron'u neden öldürdün?"diye sordu Darinna. Sesi kaya kadar serti. Öylesine soğuk bir kadındı ki, beni geriyordu.

"Bilmiyorum. Uyuşturucunun etkisindeydim."diye yanıtladım.

"Sana dokunmaya mı çalıştı?"

Lenader'a baktım. "Hatırlamıyorum,dedim."

Kylien, "Kaç kişiydiniz?"diye sordu.

O günü düşünürken kalbimin ritimleri bozulmaması için yumruklarımı sıktım. O lânet saat ötmeye başlarsa kendimi kaybederdim. "Üç,"Başka anılar titreştiğinde, "Dört,"dedim yutkunurken.

"Üç mü dört mü?" Lenader masanın üzerinde yüzüme doğru eğildi. Dikkatli gözleri beni tedirgin ediyordu. Önüme baktım.

"Dört,"

Darianna, konuyu başka bir noktaya çekti. "Nişanlın aleyhine rapor sundu."Onunla göz göze geldim. Acımasızdı. Tıpkı Sandra gibi o da canımı yakmak istiyordu. İkisi de hangi noktadan yaklaşacağını çok iyi biliyordu.

"Çünkü o bir şerefsizdi." Dizlerim titremeye başladı. "Bana ihanet etti. Labaratuvarı o bombayı koyan oydu. Bana basit bir basınç dengeleyici olduğunu söyledi ama içine bir patlayıcı düzenek yerleştirmişti."

Darinna,"Hakkında şerefsiz ithamında bulunduğun kişi Sızıntı'nın silah ustası. Kelimelerine dikkat etmeni tavsiye ederim."

"Lânet bir alçak herif için kelimelerime dikkat etmeyeceğim." Sandalyeden fırladığımı fark etmem biraz zaman almıştı. Kolumdaki saati yokladım. Rakamlar gözümün önünde bulanıklaşıp titreşiyordu. Onların yükselip yükselmediğini seçemiyordum.

Lenader arkadan gelip omuzlarıma doğru ellerini kaldırdı ama onları havada tutu. Kısık ve yatıştırıcı bir sesle, "Lütfen yerine otur."dedi. Ona itaat ettim.

Ellerimi birbirine kenetledim."Bana hiç kimse inanmadı. Binlerce kez anlatım. Onlara binlerce kez o adamın bir hain olduğunu anlattım."

Kylien, "Bize de anlat."dedi. Ona baktım. Buradaki en duyarlı kişi oydu. Bana acıyordu. Belki de acımıyordu. Bilmiyorum. Ama gözleri bu kadar yumuşak bakan bir adamın bende başka açıklaması yoktu.

"Beni o gün aradığında çok yoğundum. Beklenmedik bir gün olarak benim için başlamıştı."diye başladım. O sabah, acil bir işi çıkmış ama aynı zamanda labaratuvarda da beklenmedik bir durum gelişmiş. Bana oraya çok hızlı bir şekilde basınç dengeleyicisini götürüp götürmeyeceğimi sordu. Saat üç sularıydı ve benim o gün uzay ekibiyle saat dörtte bir toplantım vardı. İlk başta bunu yapamayacağımı söyledim ama öyle çok ısrar etti ki kabul ettim. Önce onun evine gittim. Çoktan çıkmıştı. Hizmetçisi Samuel evdeydi ve basınç dengeleyicisini bana o verdi. Beyaz renk bir ısı kontrollü kompresörün içindeydi. Onu kamyonun arkasına yükledim. Kontrol etmedim. İçindekinin bir basınç dengeleyici olduğundan emindim. Ayriyeten toplantı saatinde önce orada olmalıydım. Bu yüzden çok hızlı ve aceleci davranıyordum. Onu alıp hiç vakit kaybetmeden labaratuvara taşıdım. Ana ekip santral protestosu için dışarıdaydı. İçerde sadece öğrenciler vardı. Kompresörü çıkarmama onlar yardım etti. İçeri taşımda yardım ettim. Sonrasına dokunmadım. Oradan ayrıldım. Ben daha tesise varmadan labaratuvarın yerle bir olduğu haberi geldi." Trafikte, kırmızı ışığın sarıya dönmesine beklerken parmaklarım direksiyona çarpıyordu. Alnımda terler birikmişti, boynumdan aşağıya doğru akıyordu.

Sağ tarafımda devasa bir alışveriş merkezi vardı. Son zamanların en çok dinlenen parçalarından biri, sokağın her yerinden duyuluyordu ve saniyeler içinde hareket eden kalabalığın her birini yakalamaya çalışırken trafik daha çok sıkışıyordu.

Bebek arabasını arkadan ittiren sinirli bir anne, arka cepleri alet edevat tıkıştırılmış düşük bel pantolonlu bir adam, üst gövdesi çıplak ve belinde yeşil bir şort asılı sıska bir bir başka adamı ve onun arkasında gelen tasmalı köpeğini hızla takip ettim. Sol tarafımda ise sadece arabalar vardı.

Saat tam olarak 15:47'ydi. Nabzım 105 üzerinde seyrediyordu. Benim için önemli bir günün mahvolmasini engellemek için kafamın içinde koca bir kargaşa meydana gelmişti.Karşıdaki göktelenin ön cephesindeki hologram ekran uzay üstü sörf reklamını yansıtıyordu. Sonra ekran birden değişti. Alevler içinde tutuşan labaratuvarın tepeden görüntüsü yansıdı.

"Sonra ne yaptın?"diye sordu Kylien. Sesi araya girmemiş olsaydı kendime gelemezdim.

"Sonra dönüp labaratuvara geri gittim." Trafiğin içinde araçla dönmemin imkanı yoktu. Habere bakarken yaşadığım şeye hâlâ anlam veremiyordum. Arabayı orada terk ettim ve koşarak labaratuvara gittim.

Darianna, "Peki oraya gittiğinde ilk ne gördün?"diye sordu.

"İlk gördüğüm dumandı. Havayı karanlık ve ağır bir kimyasal koku yayılmıştı. Sonra labaratuvarı gördüm. Paramparça,yıkık ve dökük bina tamamen alevlere teslim olmuştu." O gün 13 öğrenci ve 700 fetüs, yanıp kül olmuştu. Kaldırıma nasıl yığıldığımı az çok hatırlıyordum. Hasarın boyutunu o an fark etmemiştim. Patlamanın basıncıyla binadan kopan büyük molozlar karşıdaki göktelenin ön cephesinin tamamını aşağıya indirmişti. Yoldaki araçlar savrulmuş, yol kocaman yarıklara bölünmüştü. O gün ölen on üç kişi değildi. O gün ölen fetüslerle birlikte toplam 1346 kişiydi.

Yardım için çığlıklar atanları duyuyordum. Çok yakından geliyordu sesleri ama alevler dehşetle katılaşan yüzümü ısıtırken onları uzaktan duyuyordum.

Ters dönmüş bir aracın içindeki küçük bir kızı görene kadar kıpırtısızdım. Ayağa kalkıp koşmaya çalıştım ama yarı yolda adımlarım bıçak gibi kesildi. Aracın savrulduğu binanın üçüncü katındaki balkon, asılı kaldığı demirlerinden kayıp arabanın üstüne düştü.

Çığlık bile atamadım. Dünyamda meydana gelen ilk kayma, o an değildi. Babamın uzay boşluğuna atıldığını izledikten sonra bugünün nasıl hissettirdiğini bağdaştıramıyordum. O gün öfkeli ve acı doluydum. Labaratuvarın patladığı o gün ise, içimde ne olup bittiğine dair hiçbir fikrim yoktu. Bu hasarı, tam olarak ne kadar bedel ödeyerek kafama yerleştireceğimi bilmiyordum. Zaman, onları bana getirmeye başladıktan sonra her biri yap-boz parçası gibi örüldü. Tımarhaneye kapatıldım. Tam bir yıl. Ardından, bu uzay gemisine mahkûm edildim.

Dört duvar, benim için kandan ve yıkılan binlardan ibaretti.

Onlara alıştım.

"Yanında kimse var mıydı?"diye sordu bu kez Darianna. Leanader dikkatli bakışlarını yüzümü odaklamıştı ama Kylien, yere bakıyordu.

"Etrafta birileri vardı. Koşuşturuyorlardı. Kim olduklarını bilmiyorum ama kalabalıklardı."dedim. "Tepemde uçan dronların kanatlarının sesini duyuyordum. Su pompalarını taşıyorlardı. Labaratuvardan geriye kalanları kurtarmak için." Parmağımın kenarındaki etleri öyle çok çekiştirmiştim ki, kanamaya başlamışlardı.

Leanader, önce bir bardak su koydu masaya. Bunun için ona minnettar hissediyordum. Boğazım kupkuruydu. Bu sorgu odasına getirildiğimde hep Sanda ve Güven'in

Darinna, sert gözlerini üzerime dikti. Anlattıklarıma en ufak bir inanç belirtisi göstermemişti. "Basınç dengeleyicisini neden kompresörde taşıdığını hiç sorgulamadın mı?"

"Hayır. Ben sadece toplantıya yetişmenin telaşındaydım. Ondan asla şüphe duymuyordum. Kompresörün içine patlayıcı bir düzenek yerleştirmiş olabileceğine dair aklımdan en ufak bir şey yoktu."

Bana attığı bakışın anlamı için bile bu gece uykusuz kalacaktım. "Öyle mi?" Aşağılayıcı gülümsemesine gözlerim takıldı.

"O benim nişanlımdı. Onu seviyordum. Onun da beni sevdiğini düşünmüştüm." Saat, koluma baskı yapmaya başladı. Diğer elimi üstüne kapattım.

"Sen alçak bir yalancısın." Darianna'nın ani çıkışı karşısında irkildim.

Leander onun sandalysinin arkasına ellerini koydu, aşağıya doğru baskı uyguladı. "Ona insan gibi davran."diye sakince uyardı.

Darianna ayağa fırladı."O bunu hak etmiyor."diye konuştu parmağını bana doğru sallayarak.

"Buna sen karar veremezsin." Leander, uzun gövdesiyle üzerine eğilince Darianna ondan gelecek herhangi bir şeyden korkarak geriye çekilmeye çalıştı ama sandalyeye takılınca hareket etmedi.

"Sen lânet bir lidersin. Ne zamandan beri alçak bir mahkûma insan gibi muamele edilmesini emrediyorsun?" Ellerini göğsüne koyup onu ittirmeye çalıştı. "Ayrıca üzerime gelme."

Leander, onu bileklerinden kavradı."O bir mahkûm olabilir ama hakları var. O yüzden Dari, nasıl davrandığına dikkat et." Sesini hâlâ alçak tutuyordu. Buna karşın kelimeleri kulağıma haddinden fazla yüksek ulaşıyordu.

Sandalyeye sindim.

"Canı cehenneme. Kimin umrunda mahkûmların hakları." Darianna'nın yuvalarından dönen gözleri, alev alev yanıyordu.

"Benim umrumda Darianna."dedi Leander. Darianna'nın kollarını savurdu. "Bir daha tekrarlamayacağım."

"Onun için beni küçük düşürdüğüne inanmıyorum Leander." Dudakları titriyordu.

Kylien, "Darianna, haddini aşıyorsun. O senin üstün."diye araya girdi. Soğuk nezaketi bir süre havada kaldı. "Bir daha sesini yükseltirsen seni dışarı atarım."

Darianna'nın öfkeyle parlayan keskin gözleri, Leander ve Kylien arasında hızla hareket etti. "Buna inanamıyorum."diye homurdandı. Daha fazlasını yapmak istesede geri adım atmaya yanaştı. "Pekâlâ, öyle olsun. Bu hanımefendiye karşı kibar olacağım." Sözleri, ağzından birer küfür gibi çıkmasına karşı koyamamıştı.

"Önemi yok senin kibarlığının."dedi Leander, Darianna'nın oturmaya hazırlandığı sandalyeyi kenara çekip kendisi otururken. "Sorguyu devralıyorum." Gözlerimin içine baktı. "Bana Güven ve Sandara'dan bahset biraz. Nasıl bir ilişkiniz vardı?"

Darianna'nın yüzü kızardı, gözleri irileşti ve dudakları geriye doğru seğirti. Kylien, Darianna'nın bir sonraki hamlesinin kestirmenin zor olduğunu biliyor olacak ki, Darianna'nın her iki yandan omuzlarını kavradı. Darianna, hızlı ve çevik bir hareketle ondan kurtuldu ve ardından yükselen öfkesini bırakarak dışarı çıktı.

"Dikkatini bana ver."dedi Alexander.

Ona döndüm. Kehribar gözleri tarafsızdı ve yaşam ateşiyle yanıyordu. Alnım, şaşkınlıkla kırışmıştı."Neden?"diye yutkundum, sözcükleri toparlamakta güçlük çektim. Derin bir nefes alıp tekrar denedim. "Neden bana iyi davranıyorsun?"

Sol omzunun hafifçe kaldırıp indirdi. Bu basit bir hareketti ama kulağındaki çelik halka küpeyi fark etmemi sağlamıştı. "Sana iyi davranmıyorum. Sana olması gerektiği gibi davranıyorum."

Delirdiğimi düşünmeyeceğini bilseydim cevabına karşılık sağlam bir kahkaha patlattırdım. Burada, bu lânet cehenneme tıkıldıysan kimse sana insanca muamele etmezdi. Bizi aşağılık maymunlar gibi hissettirebilecek her şeyi deniyorlardı. Belli ki bazıları bu konuda hâlâ toydu. Ya da daha kötüsü, benimle oyun oynuyordu.

Dirseklerini masaya yaslayıp gövdesini biraz öne doğru eğdi. "Sana burada nasıl davrandıklarını,"Gözleri hızlı bir hareketle parmaklarımın üzerinden geçti. "bilmiyorum ama yasaları çok iyi biliyorum. Yüksek Uzay Mahkûm Birliği, kanunu önünde hesap verecek."

Kylien, Darianna'nın az önce çıktığı kapıya sırtını yasladı ve,"Bu bir hesaplaşmadan daha fazlası olacak gibi görünüyor."diye homurdandı. Mavi-siyah gözleri keskindi.

Birden midem düğüm düğüm oldu. Kesik kesik bir nefes aldım. Alexander'ın kalın sesi kulağımı doldurduğunda gözlerimi yumdum."Sana bir bardak su vermemi ister misin? Sorguya da ara verebilirim."

Gergin ama nazik bir gülümsemeyle yüzüne bakmaya çalıştım. Bu benim için çok zordu. Yine de elimden geleni yaptım."Lütfen,"dedim çaresizce. "Biraz ara verelim."

Sandalyeyi geriye kaydırıp ayağa kalktı. "Onunla kal Kay, ben Dari'ye bakıp geleceğim." Onun gidişini izleyen Kaylien, kapı kapanınca yavaşça gelip boş kalan sandalyeye oturdu.

"Sanırım beni hatırlamadın." Beklentiyle yüzüme bakmaya başlayınca ifadesini çözümlemekle uğraştım. Tanıdık hissettiren hiçbir şey yoktu. Kalabalık bir geçmişim vardı, o tam olarak hangi noktaydı en ufak bir fikrim yoktu. "Motosiklet yarışları,"diye ip ucu verdi. On yedi yaşımın heyecanının yüksek olduğu o günleri hatırladım. Motosikletimi kendim yapmıştım. Babamın gurur duyduğu, adını Kara Şövalye koyduğu motosikletimin acı tatlı anıları gözlerimin önündeydi. Onunla sayısız yarışa katılmıştım ve içlerinde, tek birine kaybetmiştim. O da babamdı.

"O zamanlar,"Kelimelerini doğru seçmek için duraksadı. "Yani saçların, onları örtmemiştin. Seninle yarışmıştık." Gülümsemesi samimiyet doluydu ama bu beni, ona karşı geri durmaktan alıkoyamamıştı. "Beni yenmiştin." Güldü. Coşkulu bir sesle,"Çok iyiydin."dedi. Sonra yaptığının farkına varıp kısık bir sesle, "Motosikleti senden bir parça gibi kullanıyordun."dedi hayranlıkla. "Seninle yarışmak çok güzeldi. Tekrar tekrar sana yenilmek için nelerimi vermezdim."

"Ona ne oldu?"diye sordum. Son söyledikleri kafamın içinde dönerken yüzümün kızarmasına engel oldum. Düz bir sesle,"Motosikletime. Onu ne yaptınız?"demeyi başardığım için kendimle gurur duydum.

Arkasına yaslandı. Masanın altında botlarının ucu terliklerime değiyordu. "Leander aldı. Açık artırmaya çıkarıldı ve Leander onu almak için korkunç rakamları gözden çıkardı."

"Onu hiç kullandı mı?"

"Hemen hemen her gün." Sır verir gibi öne eğildi. Yüzünde muzip bir tebessüm oluşmuştu."Kimsenin ona dokunmasına izin vermiyor. Boyu için biraz kısa geldiği için üzerinde bazı değişiklikler yaptı. Ah lânet herif, çok fazla uzun. Neyse, bunu yapmaması için ona yalvardığım bir zamandı. İkna edilmesi zor bir adamdır. Kafasındaki her şey, onun kutsalıdır. Ama endişelenme, o hâlâ Kara Şövalye. Ona çok iyi bakıyor."

Sessiz kaldığımda,"Hey, üzülme. O hâlâ senin. Leanader iyi bir lider. Günü gelince onu sana geri verecektir."dedi yumuşak bir sesle. "Vermezse senin için onu çalarım."dedi gülerek.

Işıldayan mavi gözlerine baktım. "Hayır Kaylien, ben buradan asla çıkamayacağım. Ölene kadar bu dört duvar benim dünyam olacak." Yüzündeki neşeli ifade, saniyeler içinde tuzla buz oldu. "Bana tatlı sözler söylemene gerek yok. Gerçekçi olmayı tercih ederim." Sessiz kalma sırası ona gelmişti ve bundan memnundum.

~BÖLÜM SONU~

Hepinizi çok teşekkür ederim. O kadar güzel bir dönüt aldım ki sizlerden, bu beni heyecanlandırdı. Açıkçası biraz endişeliydim. Distopya zor ve nadir bir tür Wattpad için. Okuyucunun alışık olmadığı uzak bir yazım tarzı var ama sizler, bu endişelerimi yenmem için yorumlarınızla bana öyle çok yardımcı oldunuz ki size binlerce kez teşekkür ederim. Hatta etmeye gidiyorum zjhdjdjdd

Ayyy aşka geldim resmen!

SİZLERİ ÇOK SEVİYORUM. İYİ Kİ VARSINIZ.

Bölüm sonu

1 yorum