İçeriğe geç

SIZINTI

Bölüm 2 · 6 dk okuma

SIZINTI

Bölüm 2

1. BÖLÜM

UYARI :

❗ 18 yaşından küçük iseniz, okumamanızı tasviye ederim.

❗Birden fazla tetikleyici unsur barındırmaktadır.

❗Sıkı bir LGBT destekçisiseniz, bu kitap biraz canınızı sıkabilir.

Şimdiden okuyacak herkese teşekkür ederim.

"Onlara biraz kendimden bahsetmeliyim."

1. Ay: Bunu onlara söylediğim için pişman değilim. Sağlam bir dayak yedim ama pişman değilim. Sol gözüm açılmıyor, alt dudağımı patladı ve bir dişim ağzımın içinde paramparça oldu. Göğüs kafesimde nefes almamı zorlayan bir acı var, kolum kırık ve işaret parmağımı kestiler. Çünkü namaz kılmamdan rahatsız oluyorlar. Şehadet getirdiğim her an, susmam için gelip beni dövüyorlar. Durmayacağım. Bana abdest almam için bir damla bile fazla su vermiyorlar. Ama engel değil. İçmem için getirilen bir bardak suyla abdestimi alıyorum. Bundan vazgeçmem için dört gün beklediler. Ta ki ben bilincimi kaybedene kadar. Dirayetim onları kırdı. Bana artık iki bardak su veriyorlar. Biri içmem için biri de abdest almam için.

"Onların içindeysen, onların kurallarına göre oynamak zorundasın."

"Senden çalınmadan önce, adın neydi?" Devasa fanusun altında yapay ışıkla aydınlatılan yeşil bahçeye bakmaya devam ettim. O, Suna, yanıma gelene kadar halimden memnundum.

Gözlerimi yavaşça örtüm ve ona doğru dönerken gülümsedim. "Elif Lamra,"İsmin dilimde bıraktığı burukluk, üç yaşımdan beridir boğazımda sıkışıp kalıyordu.

Beni uzun süre izledi. "Onu geri almak istediğin oldu mu hiç? İsmini?"

"Bu cehenneme kapatılmadan önce, bunun için delicesine azimliydim. Bize isimlerimizi vermeleri için her gün o lânet olası binanın önünde protesto yapıyordum. Yapılan sokak yürüyüşlerine katılıyordum. Bu yüzden, defalarca kez tutuklandım. Bileklerime ilk kez elektrik kelepçeleri geçirdiklerinde sadece dokuz yaşındaydım ve, o yaşıma rağmen bana numarayla hitap edilmesine dayanamamıştım."

"Numaran kaçtı?" Kadın, sonunda tepemde dikilmekten yorulmuş olacak ki, gelip yanıma oturdu. Soğuk mermer zeminde, bana çok yanaşmadı. Çünkü o da, dört yıl boyunca benim yanıma kimsenin sohbet etmek için uğramadığını biliyordu. Herkes benim hikayemi biliyordu. Bana yapılan acımasızlık, hepsini birer ödleğe çevirmişti. Özellikle üçüncü parmağımı bir ay önce kestiklerinde. Ve kulağım. Tesettürümün onu gözlerden saklamasına minnettardım. O gözlerdeki ifadeler beni yeterince eziyordu. Üstüne kulağımın da olmadığını öğrenselerdi, bu fanusa bakmaya gelemezdim. Oysaki, orası gökyüzü gibi hissettiriyordu.

Peygamber efendimizin huzuru bulmak için gökyüzüne bakardı. Benim bir gökyüzüm yoktu. Yılda bir kere dönüşümünü tamamlayan bir uzay gemisinde, dünyaya yukarıdan bakıyordum. Altımızdaki zemin, camdan ibaretti ve biz, ölümden bir kırılma uzaklıktaydık. Orada uyur, orada kalkar ve orada dolandırdık. Dört yıl oldu ama hâlâ başımı her aşağıya çevirdiğimde yüreğim ağzıma geliyor, başım dönüyor ve midem bulanıyor. Bununla nasıl baş edeceğimi bilmiyordum. Eğer Allah bana güç vermemiş olsaydı, bu beni kısa süre önce tüketmiş olurdu.

"Numaram,"diye mırıldandım. Uzun süre sessiz kalmıştım. "7," Fanusun içindeki küçük ağaç kümelerine baktım ve hissettim, tekradan dünyada olduğumu ve babamın bakımını kendi yaptığı bahçemizde çıplak ayaklarımla yeşilliklerde koştuğumu hissetim. Bu bir nimetti. Bunu asla yitirmemiş olmam bir nimetti.

"Benim de 99'du."dedi. Sormamı bekleyip karşılık almayınca. "Ama Suna. Adım Suna." Kendine doğru çektiği dizlerinin etrafına kollarını sardı ve başını üstüne yasladı. "Ben de mücadele ettim. Adım için çok mücadele ettim. Sonra günün birinde -sanırım salıydı. Çünkü bir gün öncesinde doğum günümü kutlamıştım ve annem pastanın üzerine adımı yazdı diye, onu bir hafta alıkoydular. Üstüne bize bir dünya para kitlediler. Benim babam sadece bir sokak bekçisiydi ve günlük 10 Kren'e çalışıyordu. Her neyse,elime silahı aldım ve onlardan birini vurdum. Sonra da işte beni buraya gönderdiler."

"Ailen, seni hiç gördü mü?"

Gözlerinde kısa ama derin bir parıltı süzülüp kayboldu. "Evet,"Başını vakurlula salladı. "Birkaç kez görüş odasında, hologram ekrandan konuştuk. Onlara sarılmayı özledim." Omuz silkti. "Onları görmek bile yetiyor. İyi olduklarını bilmek." Acıma dolu gülüşü dudaklarını çekiştiriyordu. "Sanırım daha fazlasını istemeye hakkımız yok."

Gözlerim, onlar tekradan -hemen hemen her gün- yanmaya başladı. Sadece bir kaç saniye sürüyor ama bu bile, o anlarda başımı duvara vurma isteğini tetikliyordu.

Suna, elini omuzuma koydu. "İyi misin?"

Avuçlarımı gözlerime bastırıyordum. "Evet,"dedim dişlerimim arasında. Başımı kaldırınca elini omuzumdan hemen çekti. "Gözlerim, onlar ağrıyor."

"Revire görünmek istersen seninle gelirim."

"Bu, çocukluğumdan geliyor. Babam, o beni birçok kez bir doktora götürdü ama hiçbiri bunun için bir şey diyemedi."

Pıskırarak güldü. "Laboratuvarlar insan kanına elektrik taşıdı ama, hâlâ son derece berbat doktorlara sahipler." Aniden doğruldu. "Seninle tanıştığıma memnun oldum 7,"

"Xessiella (Zeksiella)," Başımı kaldırdım. "Adım artık bu. Onların kurallarıyla oynamamız gerekiyorsa, bende öyle yaparım. Bu bir oyun. Taşları tekrardan elime alana kadar, onlara ayak uyduracağım."

"Bu isim "dedi, dudakları birkaç kez şaşkınlıkla açılıp kapandı. "Onundu."

Sadece,"O cesur bir kadındı."dedim ve o da, daha fazlasını istemedi. Arkasını dönüp gitti.

Fanusun tepesindeki cihazdan, her gün duymaya mecbur kaldığım o soğuk ve yırtıcı kadının sesi yükseldi."Mahkumlar! Sıraya dizilin." Son kez fanusun içindeki yeşilliği baktım ve yerimden kalkıp diğerlerinin oluşturduğu sıraya geçtim. "Kollarınızı omuzlara koyun." Emrine itaat etti. "Başlar yere. Şimdi ilerle."

Hücrelerimizin bulunduğu alana doğru ilerledik. Sırayla. Önce 1 sıradan ayrıldı, ardından 2 ve üçüncü derken sıra bana geldi:7.

Eşikten adım attığımda, kapı üzerime sürgülendi. Ben, altımdaki dünyanın uzaktaki karanlık -sisli ve yine de bir kısmının ışıltılı kaldığı görüntüsüyle baş başa kaldım.

Oturup öylece uzay sonsuzluğunu izlemek, dünyadan onlara bakmaktan çok daha farklıydı. Ayaklarımın altındaki zeminin ortasında odayı iki uçta tamamlayan geçidin üzerinde dikilip, onu çevirmemle iki yana açılıp beni boşluğa düşürecek metal kordon kapı koluna defalarca kez baktım. Bunu hemen hemen her gün yaptım. Bize intihar etme hakkı vermişlerdi. Kimsenin böyle bir intiharı göze alabileceğini düşünmemiştim.

Yan odamda kalan yirmi iki yaşındaki Eddar'ı altımdaki camın ötesinde, uzayın karanlığında gördüğümde ne düşünmem gerektiğini bilmiyordum. Deli gibi kollarını ve ayaklarıyla boşluğu döverken onu izledim. Bu acımasızlığı kendine yaptığına inanmak istemediğimi fark ettim. Belki o kolu çevirince altımızdaki zeminin boşluğa açıldığını bilmiyordu. Onu çok az tanıyordum ama intihar etmiş olma fikri beni çok fazla etkiliyordu.

İki yıl, iki ay, 13 gün .

Onun intihar etmesinin üzerinden geçen süre uzun değildi. Ona yardım etme umuduyla hücremin içinde çılgınlar gibi bağırırken onunla göz göze geldiğim tam iki an oldu. Hayatımın sonuna kadar unutmayacağım, rüyalarımı kan ve terle süsleyen iki yıkıcı an.

Parlak kocaman yeşil gözleri ölümün ucundaki biri için dingindi ama bu yanlış bir tespiti. Çünkü o, bir insandan görüp görebileceğim en akıl almaz mücadeleyi veriyordu.

Cesedi, ilk üç gün uzay gemisinin etrafında kaldı. Özgür Lejyon Birliği askerleri, onu uzaklaştırmayı denemek yerine, Sızıntı'nın uzay madeninden çıkardığı Platin'den üretilen Anti-ileri bir silahla vurdu. Bedeni milyonlarca parçacığa bölünüp gözle görülmeyecek bir hâl aldı. Hayır. Bu doğru değildi. Zeminime yapışan ve aşağıdaki uzayın görüntüsünü bulanıklaştıran tüm o pislikler, onun bedenine aitti. Kimse onları silmekle uğraşmadı. Her gece, o zeminde yattım.

Bununla kalmayacağını o an anlamıştım. Yanılgıya yer kalmayacak şekilde ard arda gelmeye başladı ölümler. Teker teker saydım onları. Çoğunu tanımıyordum ama hepsinin yüzü hafızlarımda kayıtlıydı. Silikleşmelerine asla izin vermedim.

Şiltenin kenarına oturdum. Yaklaşan yemek saatinden önce, sorgu odasına götürülecektim. Her ayın on sekizinde, onlar hücreme girer ve kollarımdan tutup beni çekiştirerek üst kata çıkarırdı ve aralıksız üç saat, nefes almama izin vermeden üstüme gelirlerdi ve eğer zorluk çıkarırsam, hücreme yürüyemez hâlde fırlatılırdım. Yaralarımın çoğu için hiçbir zaman revire gitmedim. Gidemezdim. Bu yasaktı.

En azından artık zorluk çıkarmayı bırakmıştım. Belirli sınırlar dahilinde. Ailem hakkında, babama söylenenlere susmamın imkânı yoktu. O bir hain değildi. Sadece bizden çalınanlar için Sızıntı'nın karşısında dikilmişti. Büyük Kutlu İsyan'ın tüm insanların ümidi olacağına inanmıştı. Labaratuvarlara kapatılan insanlar için. Özgürlüğümüzün bize geri verilemesi için. Olmadı. Başaramadı. Sızıntı onu ve lejyonunu dağıtıp uzay boşluğuna fırlattı. Çöle dönen dünyamızda artık fazlasına yer yoktu. Buna ölüler de dahil. Ve tutsakl

ar.

İşte bu yüzden buradaydım. Uzayda, bir uzay gemisinin içinde hapsedilmiştim.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Öncelikle merhaba. Hikayenin ilk bölümünü wattpad'den okuyup çok beğenmiştim. Burada görünce çok sevindim. Hiç yorum olmadığını görünce yorum yapıp destek olmak istedim♡