İçeriğe geç

Siyaz

Bölüm 9 · 14 dk okuma

Siyaz

Bölüm 9

Şafaktan Sonra

9. BÖLÜM

Tekrardan kitabıma hoş geldiniz sizleri burda görmek emin olun harika bir duygu tekrardan iyi okumalar dilerim yorumlarınızı ihmal etmeyin öpüldünüz :)

Dikkat ⚠️ : Bu kurgu kan ve rahatsız edici öğeler içermektedir. Küçük yaşta ve çabuk etkilenen okuyucuların okumasını tavsiye etmiyorum .

🎵Run Boy Run 🎵

2025 ŞUBAT AYI

Kapıdan çıkıp gittiği andan beri o odadan hiç çıkmamıştım. Kalıp biraz göz gezdirmek istedim. Yavaş adımlarla odanın diğer tarafına bakındım etrafı sadece ayaklı lamba aydınlatıyordu. Etrafa yayılan sigara kokusunu hissetmiştim sanki Karan hala ordaymış gibiydi ama değildi. Raflardan birine uzandım ve bir kitap çıkardım kalın olmayan tahmini ikiyüz sayfalık kısa bir roman. Kitabın kapağını açtığımda üzerinde bir tarih görünüyordu.17 Ekim 2020 Ve altında kısa bir not daha vardı. “Kalbim, adını benden önce ezberledi.” Yazılıydı kitapta.

Yutkundum.

Kitabımı rafa bırakmak için yöneldiğimde kapıda beliren ayak seslerini duymuştum. Acele bir şekilde rafa koydum ve bir kaç adım geri gittim. Kapının açılma sesiyle gözlerim o tarafa kitlendi, gelen kişi Bilge’ydi elinde tuttuğu gümüş tepsiyle bana kısa bir bakış atmıştı. Sanırım aç olduğumu hissetmişti. Bir kaç adım atıp attı ve tepsiyi yanında duran yuvarlak masaya bıraktı.

Tepsiye bakmak için yöneldim kurt gibi açtım “Aç olduğunu düşündüm.” dedi kısık sesiyle aslında mırıldanmışta ola bilirdi. Gülümsedim ve tepsiyi dikkatle inceledim beyaz düz tabağın üzerinde tost duruyordu dumanı nerdeyse üzerindeydi ve çapraz parçalarla ikiye kesilmişti.

Bir parçasını elime aldım sanırım kaşarlıydı çünkü sadece kaşar peynirin akışkanlığı görünüyordu. Tabağın yanında duran peçeteyi gördüğüm de tepsiye doğru elim yöneldi “Neden oturarak yemiyorsun?” dedi bu sefer sesi kısık değil aksine normaldi. Peçeteyi tostun altına yerleştirip bir kaç adım ötede ki Karan’nın önceden oturduğu koltuğa geçtim.

Deri koltuğu hissettiğimde garip bir uyuşmazlık olmuş gibiydi ya da koltuk beni yadırgamıştı “Burası nasıl?” dedim Bilge’ye bakarak ama o sanki bu hareketi bekliyor gibi “Hiç şaşırmadım.” Dedi dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı “Karan, senin onun peşine takılmandan korkuyor.” Dedi alaycı bir gülümsemeyle. Tostan bir ısırık aldığımda bu sefer emin olmuştum uzayan peynir bunun kanıtıydı. Sonra lokmamın mideme ulaşmasını usulca bekledim “Hiç kuşkusu olmasın.” dedim ağzımın kenarına bulaşan ekmek kırıntısını tek parmağımla sildim ve keskin yüz hatlarımı gerilim vererek hissettirdim.

Donuk bakışları bu sefer kaşlarının çatılmasıyla birleşti “Bu tavırlarınızın sebebi nedir?” Dedi bakışları son derece ciddi bir tondu “Abiniz bir hata yaptı ve beni bu işten uzak tuttu.” Dedim tostu masanın üzerine koyup deri olan koltuktan ayağa kalktım “Ne yani bu tavrınız bana mı abime mi?” Dedi şaşkın bakışları ile göz göze geldiğimde kısa bir gülümseme belirdi yüzümde “Tavır mı? Asla.” Dedim kaşlarımı büzüştürerek baktım ona.

Kapının arasından gelen sesler birinin daha eve geldiğini bildiriyordu “Bilge!” diye bir çığlık sesi koptu girişten geliyordu. Bilge panik adımlarla oda dan çıktı arkasından bende çıkmıştım. Girişe geldiğimizde koridorun yanında duran kızıl saçlı bayanı tekrar görmüştüm.

Sinem korku dolu gözlerle Bilge’nin kollarına atlamıştı, bedeni zangır zangır titriyordu “Ben…” dedi Sinem kafasında ki cümleleri toplamaya çalışıyordu ama nefes almayı unutmuş gibiydi “Onu…gördüm.” Dedi Gözlerinde beliren korkuyu net bir ifade ile görüyordum. Bilge ise onu sıkıca sarmalamış ve olanları anlamayı çalışıyordu “Kimi?” Dedi usul bir sesle. Sinem ağır nefesler alıp bedenini geri çekti “Yanan evden..” Dedi ve o boğazı düğümlendi “Cansız bir beden çıktı.” Dedi titreyen sesi ile son nefesini verir gibiydi.

Bilge’nin yüzü değişmişti “Caner o evdeydi onun cesetidir.” Dedi anlamazlıktan gelir gibi davranmıştı. Kaşlarını çattı ve kapıda ki korumalara doğru ilerledi “Utku nerde!” Dedi şiddet dolu sesiyle, ön kapıda kim var kim yoksa hazır ola geçmişti. Korumalardan biri cebinde ki telefonuna sarılmıştı ama Bilge elinin hızıyla ondan telefonu aldı ve arama tuşuna bastı.

Kapının yanına yavaşça yaklaştım daha iyi duymak için biraz eğildim. “Nerdesiniz?” Dedi Bilge hiddetli sesiyle topuklu ayakkabısının sesi taş zeminde yankılanıyordu endişe verici beden dili sorunun kaynağını arıyordu. “Lan sıçtırtma şimdi neden sorduğuma, abim nerde!” Dedi topuğunu hızla taş zemine geçirdiği, öfkesini ayakkabısında çıkarmaya meyilliydi.

Telefonu son cümlesinden hemen sonra bahçe tarafına fırlatmıştı. Telefon yere düştüğünde tuzla buz olmuştu ama o umursamadan yanında ki korumalara bakındı “Arabaları hazırlayın.” Dedi gözleriyle emir veriyordu adeta. Az önce ki kadın gitmiş yerine emir veren problemli başkası gelmiş gibiydi. Bilge kısa bir bakış attı kapıda yarım yamalak duran bana “Sende geliyorsun.” Dedi tereddüt etmeden.

Kapının arkasından çıktım “Emin misin?” Dedim sorup sormamak konusunda bir an düşünmüştüm. Başını onaylarcasına salladı ve Sineme döndü “Senin burda kalman gerekiyor.” Dedi evi göstererek, fakat bu konuyu uzatmak istemiyor gibi Sineme baktı. Korumalardan biri geniş çapta ki arabayı girişe getirmişti. Bilge yanında ki korumalar eşliği ile arabanın içine geçmişti bile kapının köşesinden Denize seslenmiştim “Çantam içerdeydi.” Dedim kapının girişinden sesimi içeriye yükselterek.

Deniz koşar adımlarla evin içinde çantamı bulmaya çalışırken sabırsız beklemelerimle girişte dönüp duruyordum Bilge sessizce benim arabaya binmemi bekliyorken. Evin içinden “Buldum.” Diye bir ses yükseldi. Koşarcasına adımlarla kapının yanında beliren Deniz elinde çantamı tutuyordu. Bir kaç basamak çıkıp elinde duran çantayı aldım “Teşekkürler.” Dedim seri şekilde konuşarak basamaklardan aşağı inip geniş çaplı olan arabaya doğru yürüdüm.

Arabanın kapıları sertçe kapandığında Bilge tekrar telefonuna sarıldı.

"Evet, konumu nereyi gösteriyor?" dedi. Telaşlı sesi arabanın içindeki gergin havayı daha da ağırlaştırıyordu.

"Tamam, orada olduğunu zaten biliyorum."

Bu kez sesi sakindi.

Gerçekten o yangının içine girmiş olabilir miydi? Sanmıyordum. Girmiş olsa bile o kadar kısa sürede... Hayır, girmemişti. İçimdeki sesi bastırmaya çalışıyordum ama kafamda dönüp duran düşünceleri, aniden arabada yankılanan telefon sesi susturmuştu.

Bilge, çalmaya devam eden telefonunu açtı."Abi..." Kısık sesiyle konuşurken gözlerim onunkilerle buluştuğu anda arayanın Karan olduğunu anlamıştım."Neredesin? Seni merak ettim." Az önce bütün korumaları tek başına dize getiren kadın sanki bir anda kaybolmuş, yerini abisi için endişelenen bir kardeşe bırakmıştı.Bilge, karşı tarafı birkaç saniye sessizce dinledi."Tamam, geliyoruz."

Sesi sakinliğini korusa da gözlerindeki endişeyi gizleyemiyordu.

🕯️

Araba yarım yamalak durduğunda, bahsettikleri o köşkü andıran evin çoktan küle döndüğünü gördüm. Geriye yalnızca is kokusu, dumanın boğucu ağırlığı ve rüzgârın savurduğu siyah küller kalmıştı. Etrafı saran keskin soğuk, tenime kadar işliyordu. Mavi ve kırmızı polis sirenleri karanlığı aralıksız yararken, itfaiye erleri harabenin çevresinde telaşla koşturuyordu. Ambulans ise çoktan olay yerinden ayrılmıştı.

Bilge, araba tam anlamıyla durmayı bile beklemeden kapıyı sertçe açtı ve kendini dışarı attı. Etrafındaki kalabalığa göz gezdirdiğinde, Karan'ı polislerin hemen yanı başında ayakta dururken gördü. Arabadan indiğim anda ağır gaz kokusu ciğerlerime doldu. Keskin koku nefes almayı bile zorlaştırıyordu. Evi bilerek mi patlatmışlardı, yoksa doğal gaz mı sıkışmıştı bilmiyordum. Ama etrafa yayılan o boğucu koku, yaşanan patlamanın en büyük kanıtıydı.

Bilge adımlarını hızlandırdı ve polislerin yanında duran Karan'a sıkıca sarıldı. Ona öyle içten, öyle özlemle sarılmıştı ki, sanki bir anlığına etraflarındaki kalabalık, siren sesleri ve yanık kokusu tamamen yok olmuştu. Karan, Bilge'nin bu hâline belli ki içerlemişti ama bunu yüzüne yansıtmıyordu. Etrafına göz gezdirirken bir saniyeliğine gözlerimiz temas etmişti. O an söyledikleri aklıma geldi.

“Gelirsen artık avukatım olamazsın.” Demişti. Ama ben yine de buraya gelmiştim.

Ne kadar da sözlerini çiğnemeye meyilli biriyim, değil mi?

Arabanın yanından uzaklaşıp onlara doğru yürüdüm. Bir adım daha attığımda Karan, Bilge'den birkaç adım geri çekildi ve bakışlarını bana çevirdi."Gelmişsin," dedi.Sesinde ne şaşkınlık vardı ne de memnuniyet. Sadece her zamanki gibi soğuk ve okunması güç bir ifade…Kollarımı bedenime sarmaladım."Avukatın olduğumu hatırlatmama gerek var mı?" dedim. Sesimdeki netliği bozmamaya çalışıyordum.Bilge araya girdi."Ben gelmesini istedim," dedi Karan'a. Ardından bakışlarını bana çevirerek...

Ama Karan bu cümleye hâlâ alışamamış gibiydi. “Sen eve geri dönüyorsun,” dedi hiddetli bir sesle. Kaşlarımı çattım. "Sen kim oluyorsun?" dedim. Sesim en az onunki kadar tok ve sert çıkmıştı.Polisler, karmaşanın içinden yükselen seslerimize aldırış etmiyordu bile. Karan, Bilge'nin yanından sıyrılıp yanıma geldi. Tam göz hizamda durdu. Başımı hafifçe kaldırıp ona baktım.

"Ben kim mi oluyorum?" dedi. Bu bir soru değildi.

Bakışları gözlerimin içine sabitlenmişti. Ne emir veriyordu ne de sesini yükseltiyordu. Ama kurduğu her kelime, insanı küçümseyen ve yerini hatırlatan bir ağırlık taşıyordu."Senin paranı karşılayan patronun oluyorum." Dedi. Dudaklarım alaycı bir tebessümle kıvrıldı.

"Paranı yüzüme vuracaksan, o sözleşmeyi şimdi yırtıp giderim. O zaman patronluğunu başkasına yaparsın." Dedim. Karan'ın çenesi sertçe kasıldı. Gözlerindeki soğukkanlılık ilk kez çatlamıştı."SÖZLEŞMEYİ YIRTIP ATABİLİRSİN!" diye bağırdı. Sesi öyle sert yükselmişti ki etraftaki birkaç polis istemsizce başını bize çevirdi.

Karan'ın öfkeli sesi olay yerinde yankılanırken etraftaki birkaç polis dönüp bize baktı. Ben ise tek kelime etmedim. Gözlerimi birkaç saniye daha onunkilerden ayırmadım. Kurduğu cümle hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu. Boğazıma oturan düğümü sessizce yuttum, ardından başımı hafifçe eğip arkamı döndüm. Ne Bilge'nin bana uzanan bakışlarına ne de Karan'ın arkamdan yükselen öfkesine aldırdım. Sessizce yürümeye başladım. Çünkü bazen söylenmeyen cümleler, edilen bütün kavgalardan daha ağırdı.

Doğruca arabanın yanına yürüdüm. Kapıyı açıp koltuğun üzerindeki çantamı aldım. Parmaklarım çantanın askısını sıkıca kavrarken kapıyı usulca kapattım. Bir anlığına duraksadım ama arkama dönmedim. Dönseydim, belki de gitmeye cesaret edemezdim.

Derin bir nefes alıp önümde uzanan karanlık yola doğru yürümeye başladım. Siren sesleri her adımımda biraz daha geride kalıyor, yerini gecenin ağır sessizliğine bırakıyordu. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Telefonum yoktu. Beni bekleyen kimse de... Ama yine de durmadım. Çünkü o an, orada kalmak yürümekten çok daha fazla canımı yakıyordu.

Uzun zaman geçmişti ama ben hâlâ ana yola bile ulaşamamıştım. Aklımdan otostop çekmek geçiyordu ama önce ana yola çıkmam gerekiyordu. Attığım her adımda etraf biraz daha kararıyor, sessizlik biraz daha üzerime çöküyordu.

Yanlış yoldan mı dönmüştüm?

Neden bu kadar karanlıktı?

Başımı kaldırıp etrafıma baktım. Yolun iki yanı ağaçlarla çevriliydi. Ne uzaktan geçen bir aracın farı görünüyordu ne de tek bir insan sesi duyuluyordu. Sadece ayaklarımın asfaltın üzerinde çıkardığı ses, gecenin sessizliğini bölüyordu. İçime açıklayamadığım bir huzursuzluk çöktü. Farkında olmadan çantamın askısını biraz daha sıkı tuttum ve adımlarımı hızlandırdım.

Çantamın içini telaşla karıştırmaya başladım. Parmaklarım bir şeye takılınca duraksadım. Çantanın en dibinde duran telefonu elime aldığım an gözlerim büyüdü.Deniz'in telefonu...Onca karmaşanın içinde hâlâ çantamın içinde olduğunu tamamen unutmuştum. Telefonu elime alır almaz siyah ekranla göz göze geldim.

Şarjı bitmiş…Hay şansıma sokayım!

Derin bir nefes alıp bir adım daha attım. Ayağımın altındaki toprak bir anda kayganlaştı. Dengem bozulurken refleksle kendimi toparlamaya çalıştım. Karşıdan gelen arabanın farları gözlerimi alırken refleksle elimi ışığın önüne kaldırdım. Kalbim hızla çarpmaya başlamıştı. Hiç düşünmeden kendimi yolun kenarına, aracın geldiği tarafa doğru attım. Belki dururdu... Belki de bu gece ilk kez şans benim yanımda olurdu.

Araba önce yavaşladı, ardından birkaç metre önümde tamamen durdu. Attığım adımlar ister istemez yavaşladı. Nefesimi tuttum. Direksiyonun arkasından kimin çıkacağını bilmiyordum. Sonuçta burası Türkiye'ydi. Gece yarısı, ıssız bir yolun ortasında tek başımaydım. Bir adım daha attım ama bu kez temkinliydim. Elimi çantamın askısından ayırmadım. Gözlerim, arabanın sürücü kapısına kilitlenmişti. İçimden geçen tek şey, inecek kişinin yanlış biri olmamasıydı.

Kapı yavaşça açıldı. Rugan ayakkabıları sert toprağa bastığında başını kaldırıp bana baktı.

"Kayıp mı oldun, Avukat?" dedi.

Batın'ın dudaklarında beliren o sinsi sırıtış, karanlığın içinde bir korku filminin en tekinsiz sahnesinden fırlamış gibiydi. O an, az önce hissettiğim huzursuzluğun boşuna olmadığını anladım.

"Seninle gelmektense kaybolurum, daha iyi gibi görünüyor," Dedim alaycı bir sırıtışla. Ardından arkamı dönüp yürümek için doğruldum ama daha birkaç adım atamadan o bana yetişmişti bile.

"Ooo... Bu kadar erken gitmeyi mi düşünüyorsun?" dedi. Sözleri biter bitmez kolumu sertçe kavradı ve beni kendine çevirdi. Gözlerim kolumu sımsıkı kavrayan eline kaydı. Parmaklarını üzerimden söküp atmak istercesine kolumu sertçe çektim. "Bırak!" dedim yükselen sesimle. Bir adım geriye sendeledim ama gözlerimi onunkilerden ayırmadım. "Ama seni burada bırakırsam iyi bir adam olamam ki," dedi kahkaha atarak. Attığı kahkaha gecenin sessizliğine öyle tekinsiz karışmıştı ki, omurgamdan aşağı soğuk bir ürperti indi.

Kolumdan yeniden sıkıca tuttuğunda bu kez karşı koymama bile fırsat vermeden beni sürüklemeye başladı. Dengesizce geri geri ilerlerken ayağım yerdeki taşa takıldı. Bir anda dizlerimin üzerine düştüm. Sert zeminin çarpmasıyla dizlerimden yükselen acı bütün bedenime yayıldı. Nefesim kesilirken istemsizce yüzümü buruşturdum. "BIRAK!" diye bütün gücümle bağırdım. Sesim gecenin sessizliğini yırtıp geçti. Canımın gerçekten yandığını fark etmiş olacak ki parmaklarını kolumun üzerinden çekti.

"Al, bıraktım," dedi umursamaz bir tavırla. Sanki yaptığı hiçbir şeyin hesabını vermeyecekmiş, her şey tek bir cümleyle kapanacakmış gibi. Kendimi güçlükle yerden doğrulttum. Elbisemin alt kısmına baktığımda kumaşın taşa takılıp yırtıldığını fark ettim. Bakışlarım yavaşça bacağıma kaydı. Dizimin hemen altından süzülen kanı gördüğüm an nefesim kesildi. Acı, o ana kadar hissettiğimden çok daha sert bir şekilde kendini göstermeye başlamıştı.

Batın vazgeçmeyip yanıma doğru eğildi. "Uf mu olmuş, Avukat?" dedi sırıtarak. Sesindeki alay, dizimdeki acıdan bile daha can yakıcıydı. Başımı kanayan bacağımdan kaldırıp ona baktım. Gözlerimde korkudan çok öfke vardı. Çenesindeki o pişkin sırıtış, onu yumruklamak istememe neden oluyordu.

Ama yapabilecek durumda değildim. Dizlerimdeki acı ayağa kalkmama bile izin vermiyordu. Batın bunu fark etmiş gibi usulca yanıma eğildi. "Tamam... Seni kaldıralım," dedi. İzin vermeme fırsat bırakmadan bir kolunu belime doladı. Parmağının baskısını belimde hissettiğim an bütün bedenim gerildi. Refleksle ondan uzaklaşmaya çalıştım ama canımın acısı buna izin vermedi.

Yavaşça ayağa kalktığımda belimde duran parmaklarının baskısı daha da arttı. İstemsizce gerildim. Bakışları yüzümden yavaşça üzerimde dolaşıp yeniden bana döndü. Beni kendine doğru çekerek arabaya doğru yürütmeye başladığında boynundan yükselen ağır parfüm kokusu burnuma doldu. Midem bulanırken yüzümü istemsizce başka tarafa çevirdim.

Ön koltuğun kapısını yarım açıp beni yavaşça yere indirdi."Bundan sonrasını sen halledersin," dedi kısık bir kahkahayla.

Ne sanıyordu? Sürekli onun kucağında olmak istediğimi mi? Ona tek bir bakış bile atmadan açık duran kapıdan içeri girdim. Dizimdeki sızıyı aldırış etmeden kendimi koltuğa bıraktım. Kapıyı çekip kapattıktan sonra emniyet kemerimi taktım. Tam o sırada sürücü kapısı açıldı. Batın arabanın diğer tarafına geçip yerine oturdu. Kapıyı sertçe kapatırken dudaklarının kenarındaki o rahatsız edici sırıtış hâlâ kaybolmamıştı.

Batın kontağı çevirdiğinde motorun sesi arabanın içindeki sessizliği böldü. Birkaç saniye sonra kaloriferden yükselen sıcak hava yüzüme çarpmaya başladı. O ana kadar ne kadar üşüdüğümü fark etmemiştim. Parmak uçlarım hâlâ buz gibiydi, ıslanmış elbisem tenime yapışıyor, dizimdeki sızı her geçen saniye biraz daha artıyordu. Sessizce cama yaslandım. Dışarıdaki karanlık yol geride kalırken arabanın içindeki sıcaklık bedenimi ısıtsa da içimdeki ürperti bir türlü dinmiyordu.

🕯️

Gözlerimi araladığımda ilk gördüğüm şey tavandaki beyaz ışıklı detaylar oldu. Birkaç saniye boyunca gözlerimi kısmak zorunda kaldım. O kadar parlaktı ki güneş olduğunu sonradan fark ettim. Sabah mı olmuştu? Yavaşça doğrulmaya çalıştığımda dizimdeki acı kendini yeniden hatırlattı.

Elimi refleksle bacağıma götürdüm. Dün gece yaşananlar zihnimde yavaş yavaş canlanmaya başladı. Yangın... Yol... Batın... Başımı kaldırıp etrafıma baktığımda bulunduğum yerin kendi odam olmadığını anladım. Yabancı bir odaydı. Fazla dağınık, fazla sessiz ve fazlasıyla ona ait hissettiren bir yerdi. Bir anda gerildim. Batın'ın evi... Nasıl buraya gelmiştim? Hatırladığım son şey arabanın içinde yüzüme vuran sıcak havaydı. Sonrası ise karanlıktı. Dişlerimi sıkarak yataktan kalkmaya çalıştım. Burada daha fazla kalamazdım.

Yataktan doğrulduğumda üzerimde hâlâ siyah elbisenin olduğunu fark ettim. Ama elbise dün geceden kalmış hâliyle duruyordu; yırtılmış, etek kısmı yarım kalmıştı. Bakışlarım yavaşça bacaklarıma kaydı. Yaralarım temizlenmiş, üzerlerine yara bandı yapıştırılmıştı. Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Beni buraya getirmiş, yaralarımı sarmıştı...

Kapı sessizce açıldı. Bedenimi istemsizce gererken kendimi her an tetikte tutuyordum. İçeri giren kişi tahmin ettiğimden farklıydı. Elli yaşlarında, kahve tonlarında saçları olan bir kadındı. Bana baktığında yüzünde herhangi bir tehdit yoktu. Aksine, sakin bakışlarıyla sanki "zararsızım" demek ister gibiydi.

Yataktan kalkmak için ayağımı yere attığımda kadın başını olumsuz bir şekilde salladı. "Bunu yapmamalısın," Dedi. Usulca çıkan sesi beni kısa bir saniyeliğine durdurdu. Bakışlarım ona çevrildi. Sesi sert değildi, aksine içinde garip bir sakinlik vardı. Derin bir nefes alarak ayağa dikildim. Dizimdeki sızıya rağmen daha fazla burada kalmak istemiyordum."Gitmeliyim," dedim yorgun çıkan sesimle.

Kadına doğru birkaç adım attım.

Kapının yanına geldiğimde olduğum yerde duraksadım. Batın kapının köşesine yaslanmış, sessizce bana bakıyordu. Yüzünde ne olduğunu anlamlandıramadığım bir ifade vardı ama bu, geri dönmem için yeterli değildi.

Yüzümde sert bir ifade belirdi. Bakışlarımı ondan ayırmadan kapıya doğru ilerledim.

"Beni burada zorla tutamazsın," dedim. Sesim yorgundu ama kararlılığımı kaybetmemişti. Dün gece yaşananlardan sonra onun karşısında bir adım bile geri atmaya niyetim yoktu. Batın'ın bakışları üzerimdeyken. Karşımda duran merdivenlere doğru ilerledim. Her adımımda dizimdeki acıyı hissediyordum ama durmaya niyetim yoktu."Bir teşekkür bile etmeden mi gideceksin, Avukat?" dedi arkamdan. Sesindeki o alaycı ton hemen tanıdıktı. Yine o sırıtışını taktığına emindim. Arkama dönüp bakmaya bile gerek duymadım. Sanki yaptığı iyiliği değil, bunu yüzüme vurmanın keyfini yaşıyordu.Merdivenlere doğru yürümeye devam ettim. Onun karşısında minnet borçlu gibi görünmeyecektim.

Sessizce merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Her adımımda evin içindeki sessizlik daha da belirginleşiyordu. Onunla daha fazla konuşmak istemiyordum, sadece buradan uzaklaşmak istiyordum.Tam birkaç basamak daha inerken arkamdan gelen sesi duydum.

"Benim avukatım olur musun?" Adımlarım bir anda durdu. Beklemediğim bir cümleydi. Yavaşça başımı ona doğru çevirdim. Az önceki alaycı tavrının aksine sesi bu kez daha sakindi.

Kaşlarımı hafifçe çattım. “Yanlış avukatı seçtin.” Dedim arkamı bile dönmeden bir basamak daha indim “Ama abin hala içerde Avukat.” Dedi tepkisiz sesiyle “Ve onu kurtaramadın.” Dedi.

Abim…

Bu kelimeler zihnimde yankılandı. Çünkü konu sadece bir dava değildi. Bu, benim ailemdi. Her gün omuzlarımda taşıdığım, kimseye göstermediğim bir yük vardı.Parmaklarım merdivenin korkuluğunda sıkıca kenetlendi.Batın'ın bunu bilerek söylediğini anlamıştım. Beni durdurmak için en zayıf noktamı seçmişti.

Cevap vermek için bir an düşündüm. "Benim hayatımdaki en büyük yarayı alıp karşıma silah gibi koyma." dedim. Ardından arkamı dönüp ona baktım. Yüzümdeki sert ifade, onun alaycı bakışları karşısında daha da keskinleşti. Sanki söylediğim hiçbir şey ona dokunmamış, aksine sadece eğlencesine dönüşmüştü.

Merdivenlerdeki son adımı da inip çıkış kapısına doğru döndüğümde arkamdan gelen sesi duydum. “KATİLİN SEN OLDUĞUNU VE SENİ KORUMAK İÇİN ABİNİN İÇERİ GİRDİĞİNİ BİLİYORUM.” Üst kattan yükselen sesi kulaklarımda yankılandığında olduğum yerde kaldım.

Bir anda bütün bedenim dondu.

Nefesim kesildi.

Sanki yıllardır gömdüğüm, kimsenin bilmediği o gerçek bir anda gün yüzüne çıkmıştı. Parmaklarım kapının kolunda hareketsiz kaldı. Ne dönebiliyordum ne de bir adım daha atabiliyordum.

"Ve eğer avukatım olmanı istersem OLACAKSIN!" Dedi son cümlesi tüm evin içinde dalgalandı. Sesi duvarlara çarpıp geri dönerken olduğum yerde kalmıştım. Parmaklarım hâlâ kapının kolundaydı ama artık hareket edemiyordum. Beni sadece zorlamıyordu, beni köşeye sıkıştırıyordu.

Çünkü artık kaçabileceğim bir yer olmadığını biliyordu. Yavaşça gözlerimi kapattım. İçimde yükselen öfke, korkuyla değil; yıllardır sakladığım gerçeğin bir başkası tarafından bilinmesinin verdiği çaresizlikle karışıyordu. Batın, en büyük sırrımı elinde tutuyordu ve bunu bana karşı kullanmaktan hiç çekinmeyeceğini açıkça göstermişti.

DEVAM EDECEK…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.