İçeriğe geç

Siyahtan Beyaza

Bölüm 27 · 7 dk okuma

Siyahtan Beyaza

Bölüm 27

Geçmişin yarası…

8 yıl önce Berk’ten…

Odamda oturmuş ödevlerimi yapıyordum. Dördüncü sınıfa gidiyordum, arkadaş çevrem pek yoktu ve bende bundan dolayı derslerimle ilgilenirdim.

Evde tektim. Annem ile babam işteydi ve ne zaman geleceklerini bilmiyordum.

Keşke gelmeselerdi…

Ödevlerimi bitirdikten sonra karnım acıktığı için masada duran kurabiyelerden iki tane yedim. Dolapta birkaç yemek vardı ve yemekte ısıtabiliyordum ama yasaktı. Yemeği ben tek başıma yiyemezdim.

Birkaç saat sonra kapı çaldı. Kapının önüne gidip açtığımda iri vücudu ile babam, onun arkasındada annem karşımda duruyordu.

Sanki önlerinde değilmişim gibi kapıyı açtığım anda içeri girdiler. Hatta kenara çekilmeseydim beni ezebilirlerdide.

Babamın salona gidip kapıyı çarpmasıyla, anneminde mutfağa gidip kapıyı çarpmasıyla sinirli olduklarını anladım.

Hadi bakalım Berk… üst kattaki odaya gitmeye hazır mısın?

Babamın yanına, salona gittim. Onun oturduğu koltuğun hemen yanındaki koltuğa oturdum. Başımı eğdim, ellerimi dizlerimin üzerine koydum.

-“Ne yaptın bu gün okulda?”

Yutkundum. Klasik hareketim olmuştu bu artık. Korkudan yaptığım bir hareket.

-“Aynı baba. Dersleri dinledim, teneffüslerde tekrar yaptım.”

+“Eve gelince?”

Tekrar yutkundum.

-“Ödevlerimi bitirdim.”

+“Sonra?”

Tam yine yutkunacaktımki babamın kulaklarımı çınlatan sesini duydum.

-“Yutkunmayı kes artık! Nesin sen kız çocuğu mu?!”

Babam ayağa kalktı ve salonda sinirle başırmaya başladı.

-“Nedir benim çektiğim ya? İş yerinde çalışanlardan, evde senden!”

Gözümden tek bir yaş düştü. Korkmuştum. O kadar korkmuştumki titremeye başlamıştım.

-“Heh bir de titremeye başladın, ne güzel!”

+“B-baba…”

-“Çık lan yukarı!”

İşte yine başlıyorduk…

Küçük adımlarla üst kattaki odaya girdim. Burada hiçbir şey yoktu. Bomboştu, ışıkta yoktu.

İçeri girip kapıyı kapattım. Sonrada tişörtümü çıkartıp yere oturdum. Bekledim…

Babamın gelip beni dövmesini bekledim…

Bir süre sonra kapı sertçe açıldı, babam karşımda duruyordu. Kapıyı kapattı ve belindeki kemeri çıkartmaya başladı.

-“Baba…”

Beni dinlemiyordu. Kemeri çıkarttığı gibi arkama geçti ve sırtıma vurdu.

-“AAA!”

Durmadan, bıkmadan, usanmadan vuruyordu… Hiç acımadan… onun oğlu olduğumu düşünmeden…

-“Doğmaz olaydın! Keşke bebekken geberip gitseydin!”

Babam sırtıma, bacağıma, koluma vururken hüngür hüngür ağlamaya başladım.

-“Baba yapma, canım yanıyor! Lütfen dur!”

Benim her konuşmamda daha da sert vuruyordu. Alt kattan gelen müzik seslerini duymaya başlamıştım. Bu annemdi.

Oğluna şiddet uygulanırken müzik dinleyen bir anne…

Çığlık çığlığa ağlıyordum. Evimizin müstakil olmasının sebebi buydu sanırım, beni komşulara yakalanmadan, daha rahat dövebilmek için.

-“AAA!”

Babam küfür ederek bana vurmaya devam ediyordu.

Bir kez daha vurdu…

Ve bir kere daha…

Ona her ne kadar yalvarsamda dinlemiyordu. Vurmaya devam ediyordu.

Odanın içinde sadece üç ses vardı.

Benim çığlıklarım,

Babamın küfürleri,

Kemer ile bana vururken çıkan ses…

Hayatım bu üç sesi duyarak geçiyordu. Her çocuk okul çıkışı ailesinin onu almasını beklerken, ben bu yaşımda eve tek gidiyordum.

Babam bana her vurduğunda kendime verdiğim bir söz vardı. Bir gün benim çocuğum olduğunda asla ama asla ona babamın bana davrandığı gibi davranmayacaktım.

Yaklaşık yarım saat sonra babam durdu ve odadan çıkıp duş almaya gitti. Yavaşça yerden kalktım, her yerim kan içindeydi. Okuldakiler anlamasın diye yüzüme dokunmuyordu ama sırtım, bacaklarım, kollarım hep morluk ve çizik içindeydi. Odadan çıktım ve diğer banyoya girdim. Sırtıma baktım, kocaman bir çizik vardı ve çok fazla kanamıştı. Yaralarıma bile ben bakar, ilacı sürer ve sarardım. Sırtımı silebildiğim kadar silmeye çalıştım ama ulaşamadığım için malzemeleri alıp alt kata indim.

Elimde sağlık çantasıyla mutfağa girdim ve annemin yanına ilerledim.

-“Şey… anne…”

+“Ne var Berk?”

-“Şey… acaba sırtımı silip krem sürer misin?”

Annem yüzüme baktı.

-“Sırtını dön.”

Sırtımı döndüğümde yaramı sileceğini düşünmüştüm ama öyle olmadı.

Annem yemeğe daha yeni tuz atmış olacakki parmağında hala tuz kalmıştı. Peki ben bunu nereden mi anladım?

Annemin o tuzlu parmağını sırtımdaki yaraya basmasıyla…

Tekrar acıyla çığlık attım.

-“Git kendin temizle.”

Gözlerimden tekrar yaşlar süzülmeye başladı. Durduramıyordum, durmuyorlardı…

Elimde sağlık çantasıyla odama gittim. Hala ağlıyordum ve o an kendime bir söz daha verdim.

Büyüyünce çocuğuma, annemin bana davrandığı gibi davranacak bir anne seçmeyecektim…

Annemin tuz bastığı yer hala yanıyordu. Dolabımdaki aynaya sırtımı dönüm ve başımı hafifçe arkaya çevirerek yaramı silebildiğim kadar sildim. Sonrada biraz krem sürmeye çalıştım ve sardım.

Bunun izi kalacaktı, çok belliydi…

***

Bir sonraki gün okuldan çıktığımda tam eve doğru yürüyecektimki bacaklarım bir anda durdu. İç sesim bana “Buna biraz daha katlanırsan öleceksin Berk,” dedi.

9 yaşımda hayata tutunmak için bir savaşa girecektim. Aklıma bir plan geldi. Okula birkaç dakikalık mesafede olan bir karakol vardı, oraya koşacaktım.

“Annenle baban zaten çalışıyor, neden koşuyorsunki?” Dediğinizi duyar gibiyim…

Çantamda bir takip cihazı vardı ve bu çıkmıyordu. Çantayı bırakırsamda onlara anında mesaj gidecekti, yani sürem daha da kısalacaktı. Şimdiyse onlar fark edene kadar zamanım vardı.

Tek çarem hızlıca koşmaktı. Bu gün ya ölecektim, yada kurtulacaktım. Eğer yetişemez ve ailem beni yakalarsa bu sefer beni öldüresiye döverlerdi. Ama karakola gidersemde yaşayabilirdim.

Ve savaşı başlattım. Koşmaya başladım. Hayatımda hiç bu kadar hızlı koşmamıştım.

Birkaç dakika sonra karakola vardığımda oradaki polislere durumu anlatmaya başladım. Hala anlatırken karakol kapısından içeri iki kişi girdi.

Annem ile babam…

Yanımıza geldiklerinde bir yanlış anlaşılma olduğunu söylediler. Ama ben kararlıydım. O eve bir daha dönmeyecektim.

Polislere sırtımdaki yarayı gösterdim. Artık anlamışlardı.

Sanırım kurtulmuştum…

Ve evet… o günden sonra yetimhanede kalmaya başladım. Annem ile babamla o günden sonra konuşmadığım için onlara ne olduğunu bilmiyordum.

Bildiğim tek bir şey vardı… kurtulmuştum…

1 yıl sonra…

Bu gün bir aile beni evlat edinmişti ve birlikte onların evine gittik. Evin içi çok güzeldi, etrafı incelemeye başladığımda beni kalacağım odaya götürdüler.

-“Burası senin odan Berk’cim.”

Bu konuşan Nalan teyzeydi.

-“Neleri sevdiğini tam bilmediğimiz için bu şekilde yaptık ama eğer sevmediğin, beğenmediğin bir şey varsa değiştirebiliriz.”

Bu konuşanda Mehmet amcaydı.

Evet onlara şu an anne-baba demiyordum…

Şimdilik…

Günümüz…

-“Berk.”

Melis’in sesi ile kendime geldim.

-“Ah, evet ne oldu?”

+“Daldın gittin.”

-“Aklıma bir şey geldide onu düşünüyordum… Takımla ilgili.”

+“Anladım…”

-“Ee şimdi ne yapalım? Dışarı mı çıkalım, yoksa evde bir şeyler mi yapalım?”

+“Bana fark etmez.”

Annem ile babamda fark etmez bakışlarını yolladı.

-“O zaman şöyle yapalım. Dışarı çıkalım, dolaşalım, sonrada eve gelip film izleyelim.”

Melis’e döndüm

-“Sana uyar mı?”

+“Uyar.”

Kahvaltımızı bitirip ortalığı toparladıktan sonra dışarı çıktık. Annem ile babam alacakları bir şey olduğu için bir dükkana girdiler, bizde dükkanın kapısında onları beklemeye başladık.

Melis bana yanaştı ve en şirin ifadesi ile bana baktı.

-“Aşkım… Sen kahvaltıda takımı düşünmüyor gibiydin, ne düşünüyordun?”

Gülümsedim ve Melis’e döndüm.

-“Yok bir şey aşkım ya…”

Gözlerimle Melis’i süzdüm ve saçlarıyla oymaya başladım.

-“Sen ne kadar güzel olmuşsun bu gün ya.”

+“Ya konuyu değiştirme! Hani biz birbirimize her şeyi anlatacaktık?”

Yüzüme buruk bir gülümseme kondurdum. Eskileri düşünmek istemiyordum ama bir şekilde aklıma geliyordu işte.

-“Eskiler aşkım… eskiler aklıma geliyor… Biyolojik ailem falan…”

Melis dudaklarını büzdü ve elini yanağıma koyup okşamaya başladı.

-“Masada konusu geçince aklına geldi değil mi?”

+“Güzelim keşke sadece orada aklıma gelseydi. Son zamanlarda rüyalarıma da giriyor.”

Bir süre duraksadım ve derin bir iç çektim.

-“Sanırım travmalarımı aşamadım…”

Melis gülümseyerek yüzüme baktı.

-“Olsun… Birlikte aşarız bizde. İstersen psikolojik destek almaya başlarsın.”

+“Şu an için bir şey diyemiyorum güzelim.”

Melis gülümsedi ve kollarını boynuma sarıp sarıldı. Bende kollarımı onun beline sardım. Ve Melis son zamanlarda çok sevdiğim o hareketi yaptı. Dudaklarını yanağıma bastırdı ve hızlıca birkaç kere öptü.

-“Aşkım böyle yaparsan şımarır ve her gün isterim ona göre.”

Gülümsedi ve elini öptüğü yanağıma koyup okşadı.

Öyle güzel gülümsediki…

+“Şu an şımarabilir ve istediğin kadar öpücük alabilirsin.”

Ona bakıp gülümsedim. Elini hala yanağımdan çekmemişti, bende yanağımı iyice eline yaslayıp gözlerimi kapadım.

-“Bir daha eskiyi hatırladığında bana ‘Bir şey yok’ deme olur mu? Anlat bana.”

Melis’in sesini duyduğumda gözlerimi açtım ve ona baktım. Bana o kadar şefkatli bakıyorduki kendimi üç yaşındaki bir çocuk gibi hissettim.

Bir süre sessiz kalmamın ardından dudaklarımı araladım.

-“Tamam… anlatmaya çalışacağım…”

Melis tekrar gülümsedi ve bana sarıldı. Sarılmasına karşılık verdim ve saçlarının arasına bir öpücük kondurdum.

-“Teşekkür ederim… beni anlamaya çalışan sayılı kişilerden biri olduğun için…”

+“Her zaman…”

Melis bana sarıldı ve içimdeki tüm çığlıklar sustu. Çocukken attığım ve hala kulaklarımda yankılanan çığlıklarım sustu. Sessizdi. Sadece bizim nefes seslerimiz vardı…

Normalde insanlarla bu kadar yakın olmayı sevmeyen ben sürekli Melis ile yakın olmak istiyordum. Bu sadece aşık olmamdan gelemezdi, aşk bile bunun için güçsüz bir kavramdı. Bu ihtiyaçtı. Ben Melis’e aşık olmanın yanında ona ihtiyaç duyuyordum.

Yıllarca peşimi bırakmayan travmalarım, Melis’in tek bir sarılmasıyla geçecek gibi olmuştu. Tek bir sarılma… O dokuz yıl, sanki sadece dokuz saniye gibi hissettirmeye başlamıştı.

Bu duygu yine azdı ama ilk defa “geçmeyecek” demedim, “geçecek, bir gün geçecek” dedim. Diyebildim bunu. Çünkü Melis yanımdaydı ve gitmeyeceğinide biliyordum. Böyle hissettirmişti…

Beni böyle, travmalarımla, boşluklarımla sevmişti. Travmalarımı kendi travmalarıymış gibi aşmak, boşluklarımı kendi boşluklarıymış gibi doldurmak istemişti. O beni böyle istemişti… Olduğum gibi…

Ve ben, sanırım ilk defa biri beni bırakmasın diye gerçekten dua ettim…

Bölüm sonu

2 yorum