İçeriğe geç

Siyahtan Beyaza

Bölüm 24 · 5 dk okuma

Siyahtan Beyaza

Bölüm 24

23. Bölüm

Kağan şükürler olsunki basketbol öğretmeyi bırakıp yanımıza gelmişti. Berk’in yanına oturduğunda derin bir iç çekti.

-“Yemin ediyorum biraz daha o kıza basketbol öğretmeye çalışsaydım kanser olacaktım.”

Hepimiz onun bu sözüne kahkaha atmaya başladık.

-“Şunlara bak ya bir de utanmadan gülüyorlar… Ha bu arada, siz artık sevgili değil misiniz oğlum neden yan yana oturmuyorsunuz?”

+“Valla Kağan bu gün onlar birbirlerine değemezler.”

-“Neden be?”

+“Melis ile zamanında bir anlaşma yapmıştık. Birimizin sevgilisi olduğunda diğerimiz bir gün boyunca onları birbirine değdirmeyecekti.”

Kağan göz ucuyla Berk ile benim elime baktı. Tam ağızını açacakken Berk araya girdi.

-“Sizin yaptığınız bu anlaşma bir günlük değil mi?”

+“Evet bir günlük.”

Berk’ten…

Kağan bana sırıtırken kulağına yaklaştım ve net bir sesle fısıldadım.

-“En ufak bir şey söylersen senin ağızına sıçarım gerizekalı. Ayrıca Buse ile çıkmaya başladığınızda da değil elele tutuşmanızı, göz göze gelmenizi bile engellerim anladın mı beni?”

+“Tamam lan sustum. Ama bana bak, sende aynı şeyi yapacaksın benim için tamam mı?”

-“Düşünürüm.”

+“Bus-”

-“Tamam lan tamam sus. Yaparım.”

+“He şöyle, bana bunlarla gel.”

Kağan yüzüme saçma sapan sırıtırken zil çaldı.

-“Allah’ım şükürler olsun, yemin ediyorum bir süre daha tuvalete gitmezsem hiç iyi şeyler olmayacak!”

Buse bunu dediği gibi tuvalete koştu. Biz üçümüz ise gülmekten neredeyse bayılacaktık.

Sınıfa gittik ve Buse’nin yokluğunu fırsat bilerek Melis’e sarıldım.

-“Aşkım Allah aşkına sen neden böyle bir anlaşma yaptın ya?”

+“Ne bileyim, şakasına dedik sanmıştım ama hiçte öyle değilmiş.”

Kağan bize bakarken uyarıcı bir şekilde öksürdü.

-“Her an Buse’nin casusu olabilirim ona göre.”

Kağan’a sert bir bakış attım.

-“Ben sana az önce ne dedim lan?!”

+“Tamam şampiyon şaka yaptım.”

İster istemez güldüm. Kağan ile her ne kadar tartışıyor gibi gözüksekte asla ciddi bir tartışmamız olmazdı.

Kağan kapının orada duruyordu, sınıfın dışına baktığında hemen Melis ile benim yanıma koşup bizi ayırdı. Birkaç saniye sonrada içeri Buse girdi.

Valla gerizekalı falan ama arada kurtarıyordu beni.

Sağol gerizekalı.

-“Ben yokken birbirinize dokunmadınız değil mi?”

+“Merak etme Buse, sen yokken kara kedi gibi aralarına girdim.”

-“Aferin, sen benim casusumsun tamam mı?”

+“Emredersin patron!”

Kağan hemen kulağıma fısıldadı.

-“Merak etme, yalandan.”

Okul günü bittiğinde…

Okuldan çıkarken Melis yanımdaydı.

-“Kafeye iş için gidelim mi?”

+“Yarın gitsek olur mu? Bu gün hiç gitmek istemiyorum.”

-“Tamamdır, görüşürüz. Bir şey olursa ara beni.”

Melis gülümsedi ve başını olumlu anlamda sallayıp yürümeye başladı.

Umarım bu gün bir sorun çıkmazdı…

Melis’ten…

Eve vardığımda, kimse yoktu. Ayakkabılığın üzerinde bir not vardı. “Markete gidiyoruz, bir saate döneriz” yazıyordu. Notu okuduktan sonra su almak için mutfağa ilerledim.

Su doldurmak için bardağı elime aldığımda yanlışlıkla yere düşürdüm ve bardak kırıldı. Etrafa saçılan cam parçaları, sanırım annem ile yaşamamdan dolayı olacaktıki beni geçmişte kalbimin en çok parçalandığı olaylardan birine götürdü…

11 yıl önce, Melis 6 yaşındayken…

Odamda babamın aldığı ve en sevdiğim oyuncağım olan tavşan peluşum ile oynuyordum. Çok susadığımı hissettim ve anneme seslendim. -“Anne! Bana bir bardak su getirir misin?” Birkaç saniye sonra annemden karşılık geldi. -“Melis kendin kalkıp alabilirsin, hadi kalk.” Oyunumu bırakmak istemiyordum ama annemin getirmeyeceğini bildiğim için ayağa kalktım ve mutfağa yürüdüm. Boyum yetişmediği için sandalye çektim ve üzerine çıkıp dolaptan bir bardak aldım. Ama bardak elimden düştü ve… Kırıldı… Annem hemen mutfağa geldi, sandalyenin üzerindeki beni ve yerdeki cam parçalarını görünce kaşlarını çattı. -“Bir işide düzgün yap Melis ya! Altı yaşına geldin bir bardak bile alamıyorsun!” Ve dudaklarından o sözler döküldü…

-“Sadece dertsin, başka hiçbir şeyin yok! Seni ne diye doğurdum ki?”

Sadece dertsin…

Seni ne diye doğurdum ki?…

Annem söylenmeye devam ederken evin kapısı açıldı. Eve gelen kişi büyük ihtimalle babamdı ve annemin söylenmelerinden dolayı mutfağa gelmesiyle tahminimin doğru olduğunu anladım.

-“Ne oldu burada, Melis iyi misin kızım?”

Benim konuşmama izin vermeden annem söylenmeye devam etti.

-“Senin bu kızından bıktım. Hiçbir şeyi beceremiyor!”

+“Yıldız kendine gel.”

Annem hala söylenmeye devam ederken babam onun susmayacağını anlamış olacakki, dikkatlice yanıma geldi ve beni kucağına alıp odama götürdü.

Beni yatağıma bıraktı ve sonrada tavşanımı verdi. Başımı okşamaya başladı.

-“Sen annene bakma, yorgun olduğu için böyle yapıyor.”

+“Baba…”

-“Efendim güzelim?”

+“Ben keşke doğmasa mıydım?”

Babam bu sözümü duyunca duraksadı ve beni başımdan öptü.

-“O nasıl söz öyle? Sen iyiki doğmuşsun, sen olmasaydın ben yaşayamazdım.”

+“Ama annem… keşke seni doğurmasaydım dedi.”

Bir anlığına babam kaşlarını çattı ama sonrasında yüzünü tekrar yumuşattı.

-“İnsanlar yorgun olduğunda ne dediklerini bilemezler. Dedim ya, annende çok yorgundu.”

Hiçbir şey demedim ve sadece tavşanıma daha sıkı sarıldım.

-“Hem iki gün sonra senin doğum günün. Tam olarak altı yaşına gireceksin. Neyli pasta istersin?”

Kısık bir sesle “çikolata” dedim.

-“Tamam o zaman, prensesime en güzel çikolatalı pastayı alıcam.”

Babam tekrar başımı öptü.

-“Şimdi sen oyununa devam et. Ben mutfağa gidip etrafı toplayayım tamam mı?”

+“Hıhım…”

Babam gülümsedi ve odamdan çıktı. Mutfağa gittiğinde annem ile tartışmaya başladığını duyabiliyordum. Benim ise odanın kapısı kapanır kapanmaz gözlerimden bir yaş süzüldü. Sonra hıçkırmaya başladım, ağızımı tavşanımla kapayıp yatağıma yattım ve sessizce ağlamaya başladım.

-“Ü-üzgünüm anne… İsteyerek o-olmadı… b-bir dahakine kırmayacağım s-söz…”

O gün sessiz ağlamayı ilk öğrendiğim gündü… Kırılan cam parçaları, kalbimin kırıklarını temsil etmişti.

Birde bunun üzerine iki gün sonra doğum günümde annemin beni terk edeceğini nereden bilebilirdim?…

Günümüz…

Hızla nefes alırken cam parçalarına bakıyordum. Sanki elim kolum bağlanmıştı, hareket edemiyordum.

Bir süre sonra beni kendime getiren şey kapı zilinin sesiydi.

Annem gelmişti…

Ve ben bardak kırmıştım…

Kendime gelip kapıyı açtım. Annem ile Ahmet abi içeri girdi, aldıklarını bırakmak için mutfağa gittiler ve yerdeki kırıkları gördüler.

-“Melis burada ne oldu?!”

Anne… bağırma… l-lütfen…

Annem elindeki poşetleri bırakıp yanıma geldi.

-“Neyi kırdın?”

+“Su almak istemiştim… bardak elimden kaydı…”

-“Me-”

Ahmet abi elini annemin omzuna koydu ve sözünü kesti.

-“Tamam hayatım sakin ol. Bir şey olmaz.”

Annem derin bir nefes aldı. İçten içe sinirli olduğunu hissedebiliyordum.

O değişmemişti… hala aynıydı…

-“B-ben üzgünüm…”

Ahmet abi gülümseyerek bana baktı.

-“Tamam canım sorun yok. Sen odana geç, ben hallederim.”

Yavaşça başımı salladım ve küçük adımlarla odama girdim. Kapıyı kilitledim ve eşyalarımın olduğu çantayı açtığımda bir şeyi fark ettim.

Tavşanım…

Babam çantama tavşanımı da koymuştu, nereden bulmuştu acaba?

Daha fazla bunları düşünmemek için tavşanımı alıp yatağıma uzandım. Kulaklığımı taktım ve babamın bir şey olursa diye bana attığı ses kaydını açtım.

Küçükken babamla uydurduğumuz şarkıyı söylüyordu…

“Benim babam var, beni çok seven. Benim babam var, bana değer veren. Benim babam var, beni koruyan. Ben ne zaman korksam yanımda olan…”

Gözlerimden yaşlar süzülürken ve tavşanıma sıkıca sarılırken, şarkının sözlerini sessizce söylemeye başladım.

O zamanlar bile biliyormuşuz benim bir annemin olmadığını, sadece bir babamın olduğunu…

Benim babam var,

beni çok seven…

Benim babam var,

beni koruyan…

Bölüm sonu

1 yorum