İçeriğe geç

Siyahtan Beyaza

Bölüm 22 · 4 dk okuma

Siyahtan Beyaza

Bölüm 22

21. Bölüm

Melis’ten…

Buse ile tuvalete girdiğimizde bana heyecanlı bir bakış attı.

-“Ne oldu kızım, tuvaletini yapmayacak mısın?”

+“Gerizekalı ben ne zaman tuvaletimi yapıcam diye bu kadar heyecanlandım?!”

-“Ben de onu soruyorum işte, niye bu kadar heyecanlısın?”

Buse resmen yerinde duramıyordu, ellerimi tuttu ve gözlerinde bir parıltıyla bana baktı.

-“Kanka ben aşık oldum…”

Bunu duyduğumda çok sevindim, Buse’nin aşık olması çok güzeldi. En sonki sevgilisinden sonra kimseye aşık olamamıştı.

-“Bu çok güzel! İyide bunu neden diğerlerinin yanında söylemedin?”

Buse cevaplamadan ben anladım ve şok oldum.

-“Ne!?”

+“Sanırım anladın…”

-“Kağan mı, ondan mı hoşlanıyorsun?”

Buse bana bakarak sırıttı ve başını evet anlamında salladı.

-“Kanka bu çok güzel… Kağan çok iyi biri, tabii zorbalıklar hariç ama yinede çok iyi biri.”

Buse bu tepkime güldü ve gülerek cevap verdi.

+“Sanırım senin gibi zorba birisiyle çıkıcam.”

-“Hayatıma hoşgeldin.”

Buse’nin yüzünde o an sanki istediği cevaba ulaşmış gibi bir sırıtış ve şaşkınlık vardı.

-“Kabul ettin. Kabul ettin, Berk ile çıktığını kabul ettin! Rol yapmanıza rağmen kabul ettin!”

+“Sussana kızım birisi duyacak, rol falan diyorsun.”

-“Ben geldiğimizde baktım etrafa kimse yok!”

Aramızda bir süre suskunluk oldu ve Buse benden bir cevap bekler gibi bir yüz ifadesine büründü.

-“Rol yapmayı bıraktık…”

+“O zaman neden hala böylesiniz?”

Derin bir nefes aldım ve söze başladım.

-“Berk benden hoşlanıyormuş, benden bir şans ve bir hafta boyunca ona sevgili gözü ile bakmamı istedi.”

Buse o an sustu ve şefkatli bir şekilde gülümseyip bana sarıldı.

-“Canım arkadaşım, Berk’inde zorba olduğunu ikimizde biliyoruz ama emin ol o da çok iyi birisi… Sana bakarken gözlerinin içi parlıyor…”

Bir şey demedim, sadece Buse’ye sarılmaya devam ettim.

-“Peki sen… Sen ne hissediyorsun, kalbin sana ne diyor?”

Sahiden kalbim ne diyordu, ben ne istiyordum?

-“Kalbinin sesini bu kadar kısa sürede duyamazsın merak etme. Kendine zaman tanı…”

Ben hala susuyordum. Buse’nin cümlesini düşündüm, “Kalbin sana ne diyor?” Bu söz nedense beynimde durmadan dolanıyordu. Kalbim bana ne diyordu? Son zamanlarda Berk ile aram çok iyiydi, her şey çok güzel ilerliyordu. Hatta onu her gördüğümde gereksiz bir mutluluk doluyordu içime, bazen ise derste kendimi onu izlerken buluyordum. Ona bir şey olmasını asla istemiyordum ve düşüncesi bile beni mahvediyordu…

Sanırım buldum…

Kalbimin benden ne istediğini, bana ne söylediğini…

Kalbim Berk’ten başkasını istemiyordu…

-“Hem Be-”

+“Buse.”

-“Evet?”

+“Kalbim… Kalbim Berk’i istiyor…”

Buse o an şaşırmış bir şekilde yüzüme baktı.

-“Emin misin?”

+“Evet… Hiç olmadığım kadar…”

-“Tamam o zaman… Şimdi aşık olduğumuz çocukların yanına gidelim mi?”

Aşık olduğumuz çocuklar…

-“Gidelim…”

Tuvaletten çıktık ve tekrardan Berk ile Kağan’ın yanına gittik. Biz yanlarına gittiğimizde basketbol takımından konuşuyorlardı.

Ben Berk’in, Buse ise Kağan’ın yanına oturduk.

-“Ne konuşuyorsunuz?”

Berk yüzüme baktı.

-“Tenisçilerin basketbol öğrenmesi çok gecikmişti ya, yarın olacakmış. Onu konuşuyorduk.”

+“Ha anladım… Yarın benim öğretmenimsin yani kaptan.”

Berk’e gülümsedim ve o da gülümsememe karşılık verdi. Siyah saçları hafifçe mavi gözlerini kapatıyordu. Eliyle saçlarını geriye taradı ve gözlerini gözlerime kilitledi.

-“Evet, senin öğretmeninim kaptan...”

Bir sonraki gün…

İlk iki ders beden eğitimiydi, hepimiz kıyafetlerimizi değiştirdik ve spor salonuna gittik. Hocalar tenisçilerin basketbol öğreneceğini söyledi ve kenara çekildiler.

Berk’in yanına gittim, o da elinde iki tane basketbol topuyla beni bekliyordu. Ben gelince topların bir tanesini bana verdi.

-“Hazır mısın kaptan?”

+“Hazırım kaptan?”

Berk’ten…

Melis ilk önce topu sektirerek ilerlemeye başladı. Bir süre boyunca bunu yapacaktı.

-“Güzel… Biraz daha sektir.”

Sektirmeden sonra Melis’e atışları da öğrettim ve gerçekten hızlı öğreniyordu.

-“Güzel hızlı öğreniyorsun.”

+“Sporlarda iyiyim.”

O bana tenis öğretirkende ben bunu ona söylemiştim. Böyle bir bilgi aklımda neden kaldı bilmiyorum ama kaldı işte.

Herhangi bir takımda olmayan kişilerde serbestti. Kızlar voleybol oynuyordu ve topları bizim olduğumuz yere gelince, onlara geri atmak için topu elime aldım.

Tam atacaktım ama karşımda topu almak için bekleyenin Tuğçe olduğunu gördüm. Son zamanlarda sessizdi ama yinede geriliyordum.

Keyfimin kahyası topu ona atmak istemeyince bende onun biraz arkasındaki Buse’ye attım.

-“Teşekkürler Berk.”

+“Rica ederim Buse.”

Tekrar Melis’e döndüğümde, Melis’in oynayışının artık daha iyi olduğunu gördüm. Hocalarda bu seviyeye gelince bırakmamızı istediği için basketbolu bırakacaktık ama Melis hala topu bırakmıyordu.

-“İyi oynuyorsun, beni yenersin diye korkmadım değil.”

+“Hala iyi olmadığım yerler var.”

-“Onlar çocuk oyuncağı merak etme.”

Melis topu eline aldı ve atış yapmaya devam etti. Arada sırada top rastgele yerlere gidiyordu.

-“Niye böyle oluyor?”

Gülümsedim ve Melis’in tam arkasına geçtim. Onun boyuna gelebilmek için dizlerimi kırdım. Ellerini tuttum, yukarı kaldırdım ve potaya hizaladım.

-“Çünkü rastgele ve hizalamadan atıyorsun. Bu hizayı görüyor musun?”

Melis’ten…

Berk tam arkamdaydı. Kalbim hızlı hızlı atmaya başladı, sonrada Berk’in sorusunu duydum.

-“Hıhı… görüyorum.”

Berk arkamdan çekildi.

-“Şimdi bu hizayla at.”

Derin bir nefes aldım ve topu attığımda potaya girdi. Çok mutlu olmuştum.

-“Girdi!”

Berk benim bu halime gülmeye başlamıştı.

-“Evet, girdi.”

Kollarımı Berk’in boynuna doladım ve sıkıca sarıldım, sonra o da kollarını benim belime doladı.

Artık ona söylemek istiyordum…

Sarılmayı bırakmadan başımı çevirip Berk’in yüzüne baktım.

-“Berk…”

+“Evet?”

Derin bir nefes aldım ve o iki kelimenin dudaklarımdan dökülmesine izin verdim.

-“Seni seviyorum…”

Bölüm sonu

1 yorum