İçeriğe geç

Siyahtan Beyaza

Bölüm 18 · 5 dk okuma

Siyahtan Beyaza

Bölüm 18

17. Bölüm

Kağan ile kafeteryada oturmuş sohbet ediyorduk.

Birden Melis gelip yanıma oturdu. Şaşırarak ona baktım, normalde yanıma pek gelmezdi. Hem de etrafımızda başkaları da vardı, yani rol yapacaktık.

-“Ne oldu aşkım?”

+“Hiç…”

Melis bana yakınlaşıp kulağıma fısıldadı.

-“Tuğçe ve Burak bizden şüphelenmeye başladı gibi. O yüzden biraz yakın duralım.”

Melis’i onayladığımı anlaması ve kimsenin şüphelenmemesi için “Tamam, okuldan sonra pamuk şeker alırız,” dedim. Fakat dedikten hemen sonra pişman oldum. Doğru düzgün “tamam,” desene be oğlum ya! Neyse, artık yapacak bir şey yok…Kolumu Melis’in beline doladım, Melis’te elini omzuma koydu.

Bu kız bana her dokunduğunda neden içimde bir şeyler oluyor ya…

Melis her zamanki neşesi ile Kağan’a döndü.

-“Ee Kağan, Berk ile nasıl tanıştığınızı anlatacaktın hani?”

+“Tamam o zaman…”

Kağan tanışma hikayemizi anlatmaya başladı. Kağan anlattıkça, Melis gülüyordu.

-“Gerçekten defalarca dayak mı yediniz?”

+“Evet, ama bir keresinde biz de karşılık verdik. Hatta Berk onların başındakinin yüzüne bir yumruk atmıştı. Onun köpekleri de onu o yumtuktan sonra dengede tutmaya çalışıyordu.”

Melis başını kaldırıp gözlerimin içine şok olmuş bir ifade ile baktı.

-“Gerçekten vurdun mu?”

+“Neden bu kadar şaşırıyorsun ki? Senin gözünün önünde de bilmem kaç kişiyi patakladım.”

-“Ne bileyim… şaşırdım işte. Hem daha dokuzuncu sınıfmışsın. Neyse, gerçekten vurdun mu?”

+“O güne kadar rahat rahat dövmüşlerdi ama artık bıkmıştım, ben de yüzüne yumruk attım. Zaten çok dayanıksızlarmış. O günden sonra da bize pek karışmadılar.”

-“Bir dokuzuncu sınıf, on ikinci sınıfı dövebiliyorsa zaten bir daha karışmamaları normal.”

Birlikte bir süre daha sohbet ettik. Sonra yanımıza nöbetçi öğrenci geldi ve müdür yardımcısının, Melis’i çağırdığını söyledi.

10 dakika sonra…

Melis müdür yardımcısının yanından döndüğünde ağlamamak için zor duruyordu. Kağan ile bunu fark ettiğimizde hemen onun yanına gittik.

-“Aşkım ne oldu?”

+“Annem… Berk, annem davadan vazgeçmemiş ve geçici velayeti almış… Okul çıkışı onun evine gitmem gerekiyor…”

Melis’in gözleri doldu…

-“Berk ben o kadınla aynı evde kalmak istemiyorum… Her an sinir krizi geçirebilirim… H-hatta şim-”

Melis’in konuşmasına izin vermeyerek ona sıkıca sarıldım.

-“Şştt… Sakin ol… hiçbir şey olmayacak tamam mı?”

Kağan’a dönüp Buse’yi çağırmasını söyledim. Kağan Buse’yi çağırmaya gitti ve ben de Melis’i sakinleştirmeye çalışıyordum.

-“Melis sakin ol… sen 16 yaşındasın. Bu yüzden mahkemede sana soracaklar tamam mı? Sen de babanda kalmak istediğini söyleyince babanda kalacaksın, her zamanki gibi mutlu olacaksın tamam mı?”

+“O-o zaman babam neden bana bunu söylemedi?”

-“Baban şu an çok zor bir dönemden geçiyor. Eskiden aşık olduğu kadın bir anda tekrar ortaya çıktı ve seni almak istediğini söyledi, aklına gelmemiş olması normal… Sen şimdi sakin ol ve mahkemeyi bekle.”

+“Tamam… tamam…”

Koridordan sesler geldi. Buse ve Kağan yanımıza koşuyordu. Buse telaşla hemen Melis’e sarıldı.

-“Duyduklarım doğru mu, annen mi alacak seni?”

+“Hıhı…”

Buse Melis’e çok daha sıkı sarıldı…

Okul bittikten sonra…

Okulun bahçesinden dışarı çıkıyorduk. Arkamızdan birisi “Melis!” diye seslendi…

Bu Melis’in annesiydi…

Arkamıza döndük, arabasının yanında durmuş Melis’e gelmesi için elini sallıyordu.

Tam o sırada diğer taraftan birisi daha Melis’e seslendi. Tekrar arkamıza döndük, bu Murat amcaydı… Melis’in babası…

Melis’in şu an çok zor bir durumda olduğu her halinden belliydi… ikisinin tam ortasında kalmıştı. Babasına koşmak istiyor ama yapamıyordu, annesine gitmek zorundaydı…

Melis’ten…

İçimden hüngür hüngür ağlamak geliyordu. Babama döndüm.

-“Baba…”

Babam bana yaklaştı ve bana sıkıca sarıldı.

-“Kızım… Sakin ol tamam mı? En ufak bir şey olduğunda hemen beni ara.”

Babam yüzümü ellerinin arasına aldı.

-“Yatarken üstünü açma. Büyük ihtimalle yine kabus görüceksin o yüzden sana bir ses kaydımı attım, belki sana iyi gelir. Birkaç kıyafetini siyah çantana koydum. Annen eve gidince verir. Her gece yatmadan önce iyi geceler mesajını bekliyorum…”

Gözlerim doldu.

-“Baba ben gitmek istemiyorum…”

+“Şştt… sadece birkaç gün, mahkemeye kadar tamam mı? Hem hep beraberdik, azıcık ayrı kalalım ki birbirimizi özleyelim…”

Babamın da gözleri dolmuştu… Bana sıkıca sarıldı…

-“Seni çok seviyorum kızım…”

+“Bende seni çok seviyorum baba…”

Bir süre sonra gitmem gerektiği için babamdan ayrıldım. Babama ve Berk’e el sallayıp annemin yanına gittim. Bana sarılmaya çalıştı ama ben hemen arabaya bindim. Bu hareketimi görünce o da sakince arabaya bindi ve onun evine doğru yol aldık…

Yazardan…

Melis’in durumu normal olsaydı belki de Murat bu kadar üzülmezdi. Ama Melis ne zaman annesi hakkında bir şey düşünse sinir krizi geçiriyordu, şimdi ise onunla aynı evde kalmak zorundaydı ve Murat bundan dolayı çok endişeliydi…

Murat’ın en çok korktuğu şey ise, Melis’in sinir krizi geçirip kendine zarar vermesiydi…

Melis’ten…

Annemin evine vardık. Yol boyunca benimle konuşmaya çalıştı ama ben başımın ağrıdığını söyleyip konuşmadım.

Hem okul çantamı, hem de eşyalarımın olduğu çantamı omzuma alıp annemin evine girdim. Eve girdiğimde bir adamın sesi geldi, “Aşkım,” diyordu…

Mükemmel. Şimdi sadece annem ile değil, bir de onun yeni kocasıyla yada sevgilisiyle kalacaktım.

Sesini duyduğum adam mutfaktan çıktı. Babamın yaşlarında, kumral biriydi.

-“Evet Melis, seni Ahmet ile tanıştırayım. Eşim…”

Bir anneme, bir de Ahmet denilen adama baktım. Adam bana yaklaştı ve elini uzattı.

-“Merhaba Melis, ben Ahmet.”

Gözlerim bir adama, bir de eline kaydı. Hiçbir şey yapmadan anneme döndüm.

-“Nerede kalıcam?”

+“Sağdaki ikinci kapı senin odan…”

Kalacağım odaya doğru ilerledim. Arkamdan seslerini duyabiliyordum. Annem, benim babamdan ayrıldığımı ve bundan dolayı üzgün olduğum için böyle davrandığımı söylüyordu.

Kalacağım odaya girdim. İki çantamı da bir kenara koydum. Kendime kıyafet çıkarttım ve üstümü değiştirip kendimi yatağa attım.

Yatakta yatarken odayı inceledim. Genel olarak beyaz ve yeşil renkleriyle dizayn edilmişti. İşte bu kadının beni tanımadığının bir kanıtı daha…

Kendi kendime düşünmeye başladım. Acaba annemin yeni eşine sert mi davranmıştım? Yani, sonuçta onun bir suçu yoktu, bana kötü davranmamıştı da…

Yatağımdan kalkıp odamın kapısını açtım. Sonra da salona ilerledim. Annemin eşi salonda oturuyordu, beni gördü ve gülümseyip nazik bir tonla konuştu.

-“Annen banyoda. Biraz konuşalım mı?”

Karşısındaki koltuğa oturdum.

-“Evet… ben de konuşmak istiyordum. Üzgünüm, biraz kaba davrandım.”

+“Sorun yok… Bu arada bana abi diyebilirsin.”

Gülümsedim. Biraz olsun rahatlamıştım çünkü Ahmet abi beni anlayacak bir tipe benziyordu.

Bir süre sonra biz sohbet ederken annem yanımıza geldi. Bir anda yüzümdeki o minik gülümseme, somurtmaya dönüştü…

“Anlaşmaya başlamışsınız bakıyorum,” dedi annem.

-“Evet, Melis ile yavaş yavaş anlaşmaya başladık. Bu arada Melis’in yüzü sana pek benzemiyor hayatım.”

-“Doğru, ben babama benziyorum…”

Anneme kısa bir bakış attım. Göz göze gelince “Her konuda babama benziyorum,” diye ekledim…

Saatler geçti, akşam yemeğini yedik. Sofra “tuzu uzatır mısın?” gibi temel konuşmalar haricinde sessizdi.

Hemen yatıp uyumak istiyordum. Yemeğimi bitirdikten sonra anneme dönüp “Ellerine sağlık,” dedikten sonra odama girdim. Sonra da kapımı kilitledim. İlk defa kaldığım yada huzursuz olduğum yerlerde kapıyı hep kilitlerdim.

Kendimi yatağa attım ve sessizce ağlamaya başladım.

Ben buraya ait değildim… benim bir evim, bir odam zaten vardı. Ailem de vardı, benim ailem babamdı, ondan başkası bana aile değildi…

Telefonumu elime alıp babama iyi geceler mesajı yazdım. Sonra da telefonu bir kenara bıraktım ve ağlamaya başladım, belki de saatlerce ağladım…

En sonunda uyuya kaldım… Kabus görmekten korkmama rağmen ağlamaktan uyuya kaldım…

Bölüm sonu

2 yorum