Gazete bürosunun nemli kokusu ve klavye sesleri arasında Arya, ekrandaki fotoğraflara odaklanmıştı. Yağmurlu gecede limanda çekilen kareler net olmasa da Ege Karahan’ın silüetini ve limandaki hareketliliği açıkça gösteriyordu.
Masa telefonunun çalmasıyla irkildi. Arayan, gazetenin kıdemli editörüydü.
"Arya, elindeki haber dosyasını derhal kapatmanı istiyorum," dedi sert bir sesle. "Karahan ismiyle oynamak ateşle oynamaktır. Bu şehirde o adama dokunan herkes bir gecede yok olur."
Arya sandalyesinde dikleşti. "Işık tutulmayan her karanlık büyür. Ege Karahan bu şehrin kanunu değil. Eğer bir şeyler saklanıyorsa, halkın bunu bilmeye hakkı var."
"Kendi başını yakacaksın!" telefon kapandı.
Arya derin bir nefes alarak çantasını ve makinesini topladı. Korkmuyordu diyemezdi ama gerçeği ortaya çıkarma hırsı, korkusundan hep daha ağır basıyordu.
Aynı saatlerde Karahan Holding’in ana binasında derin bir sessizlik hakimdir. Ege Karahan, geniş çalışma odasında masasının üzerindeki dosyaları inceliyordu.
Arda Yılmaz içeri girip masanın önüne bir dosya bıraktı. "Arya Arslan haberi basmakta kararlı. Editörünü bile dinlememiş. Fotoğrafları sabah baskısına yetiştirmeye çalışıyor."
Ege, elindeki kalemi yavaşça masaya koydu. Renksiz gözlerinde fırtınalar kopuyordu ama dışarıdan bakıldığında tamamen sakindi.
"Haberin basılması şirketlerin hisse değerini düşürür mü Kaan?" diye sordu yan tarafta bekleyen Kaan Güneş’e.
Kaan gözlüklerini düzeltti. "Kısa vadede evet. Yatırımcılar Karahan isminin haberlerde yasa dışı iddialarla geçmesinden rahatsız olur."
Sarp Kaya öne çıktı. "Patron, izin ver sahadaki adamlarımla gidip o fotoğrafların olduğu diskleri alayım. Tek bir iz bile kalmaz."
Ege elini kaldırarak Sarp’ı durdurdu. "Hayır. Güç kullanarak susturmak, suçu kabul etmektir. Bizim yeraltındaki kuralımız neyse, masadaki kuralımız da odur."
Ege ayağa kalktı. Ceketini iliklerken gözlerini camdan dışarıya dikti.
"Arda, bana o gazetecinin şu an nerede olduğunu bul. Onunla bizzat ben konuşacağım."
Gecenin ilerleyen saatlerinde Arya, gazete binasından çıkıp boş sokakta yürümeye başladı. Şehrin bu saatteki sessizliği tekinsizdi. Arkasından gelen hafif ayak seslerini fark ettiğinde adımlarını hızlandırdı.
Tam köşeyi döneceği sırada önünü siyah bir lüks araç kesti. Araçtan inen takım elbiseli adamlar Arya’nın etrafını sardı. Arya geri çekilmeye çalıştı ama arkasında da Mete Aksoy duruyordu.
"Arya Hanım," dedi Mete kibarca ama soğuk bir ifadeyle. "Patronumuz sizinle tanışmak istiyor."
"Sizinle hiçbir yere gelmiyorum!" dedi Arya, çantasını göğsüne bastırarak. "Beni alıkoyamazsınız!"
Siyah aracın arka kapısı yavaşça açıldı. İçeriden, adımları yeri titreten Ege Karahan indi. Yağmur hafifçe çiselemeye başlarken Ege, Arya’ya doğru birkaç adım attı. İki farklı dünyanın insanı, karanlık sokağın ortasında ilk kez göz göze geldi.
"Seni alıkoymuyorum Arya Arslan," dedi Ege, alçak ve karizmatik bir sesle. "Sadece haberinde doğru bilgileri kullanman için sana bir fırsat veriyorum. Tabii gerçeği duymaya cesaretin varsa."
Arya başını dik tuttu. "Benim cesaretimi sorgulayamazsın Karahan. Senin kurduğun o düzeni yıkacağım."
Ege'nin dudak kenarında hafif bir tebessüm belirdi. "Dene bakalım. Ama unutma, karanlığa giren ışık bazen o karanlığın içinde kaybolur."





