İçeriğe geç

Siyah Zarf

Bölüm 4 · 7 dk okuma

Siyah Zarf

Bölüm 4

SZ|4.BÖLÜM

Aslında her insan birazda olsa yüreğinde siyah beyaz korkular taşır. |

"Hele sen Gaye. Sen ya sen. Aklım almıyor. Kardeşim dedim sana kardeşim.." elim hâlâ yanağımdayken o hıçkırarak ağlıyor ve ağzına ne gelirse söylemeye devam ediyordu. Ne diyecektim şimdi ona? Tek kelime bile edememiştim.

"Ezgi.." sesim beklediğimden de kısık çıkarken, o ağlamaktan kızaran gözleri ile bana baktı. Öfkeli olduğu gözlerinden bile belli olurken aramızdaki mesafeyi kapatıp gözlerini gözlerime dikti. "Tek bir kelime dahi etme Gaye!"

Topuklu ayakkabısını zemine sertçe vurarak Asaf'ın yanına gitti. "Kandırdın beni.." sesinin soğukluğu beni ürpertirken Asaf kısa bir kahkaha atmıştı onun ağlayan yüzüne. "Kandırdık." Dedi. Yüzüm ciddileşirken dişlerimi sıktım iyice. Ne demekti bu?

Ezgi anlamadığını belli eden bir bakış atarken Asaf'ın gözleri beni bulmuştu. "Birbirimizi seviyoruz Ezgi. Seninle de Gaye'ye yakın olabilmek için çıktım."

Ellerim yumruk şeklini alırken. Burnumu çekerek onun yanına gittim. Hiç düşünmeden yüzüne tokat attığımda, sol elini yüzüne götürüp geri indirdi. "Piskopatsın! Takıntılı manyak."

Asaf ellerimi sıkıca tuttuğunda gözlerim hızlıca Ezgi'ye kaydı. İçinden neler düşünüyordu bilmiyordum. Ama bana inanmayacağından adım kadar emindim. Ellerimi onun ellerinden kurtararak Ezgi'ye doğru koştum.

"Onu sevdiğini söyleseydin aşkımdan vazgeçerdim senin için. Yeter ki kardeşim mutlu olsun derdim. Ama sen, sen ne kadar pislik biriymişsin Gaye." Dudaklarım aralanırken o eli ile dur işareti yaptı. "Acıyorum sana"

Hiç bir şey bilmiyordu ama beni suçluyordu. Haklıydı kim bizi böyle görse Ezgi gibi düşünürdü. Sorgulamadan, suçlardı..

Ellerim ile yüzümü kapatıp düşünmeye başladım. Bu kargaşa arasında ne kadar düşenebilirdim bilmiyorum ama beynimi olabildiğince zorladım. Ellerimi yüzümden çekip gözlerimi araladığımda Asaf ve Ezgi'nin birbirlerine girdiklerini fark etmiştim, hızlıca yanlarına gittim. Terasın kısa duvarlarına yaslamıştı Ezgi'yi. "Asaf! Orası çok tehlikeli bırak kızı"

Bağırmamı umursamazken tartışmaya devam ediyorlardı. Aralarına girmek istediğim sırada Ezgi kendini geriye çekmişti. O an işte olan olmuştu. Ezgi terastan düşmüştü. Onun düşüşü ile tüm gücümü kaybetmiş gibi yere çömeldim. Sesim kısılana kadar bağırdım. "Ezgii" diye. Ama nafile.. ne ağlamam nede bağırmam onu geri getirecekti. Şu an deli gibi koşup aşağıya inmek istesemde ayaklarımda o gücü bulamıyordum. Asaf'da benim gibi şok içinde bana bakarken, hızla ellerimden tutarak beni kaldırdı.

"Şu an kendine gelmen lazım. Gaye beni dinle. Kendine gel." Kafam bedenimden bağımsız bir şekilde aşağı yukarı biçimde sallanırken o beni arkasından sürüklemeye başlamıştı bile."

. . .

"Böyle işte Elif.." Elimin üzerinde ki elini daha da sıkarken bana güven vermek istediğini biliyordum.

"Öldü mü?" Kafamı evet anlamında salladım. "Onu o halde görmek seni çok etkilemiş.." Dedi.

"Yerde yatan cansız bedenini görmedim. Görsem hiç dayanamaz orda kendi canımı alırdım." Gözleri kısılırken ellerini çekti. "Nasıl? Yanına gitmedin mi?" Bu sefer hayır anlamında salladım kafamı.

. . .

Nefesim koşmamızın etkisiyle kesilirken. Ayaklarımda daha fazla güç kalmamıştı. "Asaf dur artık!" Sesim ne kadar fısıltılı bir şekilde çıkmış olsada o duymuş ve elimi bırakmıştı.

"Dinlen biraz." O da benim gibi soluksuz kalmıştı. Direk kendini kaldırıma attı. "Senden nefret ediyorum Asaf" dedim ağlamaklı sesimle.

Gözleri bana döndüğünde kaşlarını çattı. "Umrumda mı?" Dedi soğuk sesiyle. Ne diye beni peşinde sürüklemişti ki? Aptal ben. Şokumu daha atlatamadığımdan peşine takılmış buralara kadar gelmiştim. Nefesimi düzene sokmaya çalışırken o telefonu çıkarıp birine mesaj yazmaya başlamıştı.

"B-ben gidicem." Kalan son gücümü kullanarak ayağa kalkmaya çalıştığımda sendeleyerek düşmüştüm. Düşmemi fırsat bilip bileğimi kavrayan Asaf'a baktığımda dişlerini sıkıyordu. "Hiç bir yere gitmiyorsun Gaye!"

O an tek bir kelime dahi edemedim. Sustum kaldım. Sanki konuşmayı unutmuş gibiydim...

Bir süre oturtuk gecenin en karanlık zaman diliminde, o sessiz soğuk kaldırım taşında. Ben susuyordum hâlâ o ise anlamını çözemediğim bir şekilde bakıyordu bana. Etraf o kadar karanlıktı ki sadece sokak lambasının o loş ışığı vardı. Çıkmaz bir sokaktı burası. Ne bir araba geçiyor ne de bir insan. Sessizdi etraf.. hiç alışık olmadığım o sessizliğe hakimdi burası.

Yarım saatin ardından bir arabının sokağa girdiğini görmemle ayaklandım. Farlarından çıkan ışık bizi aydınlatırken Asaf'ta oturduğu kaldırımdan kalktı. Belki bu gelen bana yardım eder umuduyla içim sevinç ile dolarken. Boşuna sevindiğimi anlamam uzun sürmemişti. Arabadan çıkan karanlıktan yüzünü seçemediğim, uzun boylu bir adam Asaf'a doğru ilerlediğinde birbirlerine sarıldılar. Aralarında fısıltılı bir şekilde konuşurken onları dinlemeye çalışıyordum.

"Ne işe bulaştın yine Asaf?" Yanındaki adamın sorusuna cevap vermeden önce gözlerini bana dikti ve dişlerini sıktı. Benim ona bakmamlada gözlerini kaçırıp arabanın ön kapısını açarak içeri girdi. Ben ne yapacağımı bilmeden bakınırken diğer adam elini saçlarında gezdirmesinden sonra arabaya ilerledi.

"Ee sen daha duracak mısın orada?" Elim refleks olarak saçlarıma gittiğinde, kulağımın arkasına sıkıştırıp arabaya ilerledim.

. . .

"Sonra ne oldu peki?" Elif'in sorusuyla geçmişimden sıyrıldım ve masanın üzerinde duran sudan bir yudum aldım.

"Sonra Asaf ve o yanındaki kişi ile bir eve gittik. Gittiğimiz gibi Asaf eşyalarını topladı. Sonrasında beni eve bıraktılar. Kimseye hiç bir şey söylemeyeceğim konusunda anlaştık. Bana olan her şeyi anlatırsam, benimde başımın beladan kurtulamacağını söyledi.."

Ellerimi saçlarıma geçirdim ve dirseğimi dizlerime dayadım. "Korktum Elif.." gözlerimden yaşlar dökülmeye başlarken, derince bir nefes aldım. Sakinleş Gaye..

"Peki, Asaf. Onu bir daha gördün mü bir iletişime geçtiniz mi?" Kafamı hayır anlamında salladım. "Ben eve girdikten bir süre sonra doğum günü partisinde olan arkadaşlardan biri aradı beni. Hemen oraya geri dönmemi falan söyledi. İşte polisler derken.."

"Sonra olay kapandı zaten. Bir daha da açılmadı." Elif öyle bakıyordu ki bakışlarından ne demek istediğini kestiremiyordum. Beni mi suçluyordu yoksa? Ama suçlasada haklı. Kardeşim dediğim kişinin ölümden bir sürü şey gizliyordum.

"Elif şuan çok değişik hissediyorum. İlk defa birine bunları anlattım. Sanki üzerimdeki ağırlığı biri almış gibi oldu."

"Konuşmak her zaman iyi gelir Gayecim. Hep yanındayım, seni dinleyip anlayacak birinin olduğunu asla unutma." Ellerimi ona uzattım. O da ellerimi avucunun içine alarak gülümsedi.

"Daha anlatmak istediğin bir şey var mı Gaye?" Gözlerimi ellerimize çevirdiğimde dizimin titrediğini fark ettim. Sakin ol Gaye..

"Aslında var... ama şuan anlatamam sanırım. Bütün yükümün bir anda alınması bana iyi gelmez." Gülümsedi.

"Haklısın canım. Biraz zaman ver kendine. Hazır hissettiğin zamanda hep buradayım." Kafamı salladım ve teşekkür ettiğimi belirtircesine tebessüm ettim.

"Ben artık kalkayım." Diyerek ayaklandım ve sarılarak veda ettim.

. . .

"Buyurun!"

Elimdeki elli lirayı manavcıya uzatırken elindeki domates doldurulmuş olan poşeti aldım.

"Teşekkür ederim. Kolay Gelsin!"

Para üstünü alıp cüzdanıma koyduktan sonra sokağın başına park ettiğim arabama doğru hızlı adımlar ile ilerledim.

Arabanın yanına yaklaşırken Anahtarın açma düğmesine bastım. O anda birinin arkamdan seslenmesiyle adımlarım duraksadı. Omzumun üstünden başımı çevirip seslenene baktım.

"Hanımefendi telefonunuzu unutmuşsunuz!"

Esmer teni, üzerindeki beyaz bir gömlek ile uyum sağlarken hızlı adımlarla yanıma geldi. Burnuma gelen yoğun parfüm kokusu hoşuma gittiğinden fark ettirmeden derin bir nefes alıp ciğerlerime doldurdum Yanıma geldiğinde boyunun benden biraz uzun olduğunu fark ettim. Yakından bakıldığında kemikli yüzü ile yakışıklıydı.

Elindeki telefonu bana uzatmasıyla düşüncelerimden sıyrılıp gözlerimi telefona çevirdim. Elinden telefonu alırken gülümseyerek "Teşekkür ederim!" dememle cevap vermek yerine başını hafifçe aşağı indirdi. Arkamı döneceğim sırada "Pardon sizinle daha önce karşılaştık mu? Yüzünüz hiç yabancı gelmedi de"diye sormasıyla duraksadım.

Bir kaç saniye sadece yüzüne baktım. Baştan aşağıya süzdüğümü fark ettiğinde elini saçlarına geçirdi. "Kusura bakmayın ben karıştırdım sanırım."

Başımla onu onaylarken, hafifçe tebessüm ettim. "İyi günler beyefendi."

Onun bir cevap vermesini beklemeden arabama bindim. Elimdeki poşeti diğer koltuğa bıraktım ve ellerim ile direksiyonu sıkıca tuttum. Parmaklarım direksiyonu iyice sıkarken, telefonumun çalmasıyla yan koltukta bulunan telefonumun ekranına baktım.

Gelen arama "Sedat"

Arayan kişiyi görmem ile kaşlarım çatılırken, sağ elimi direksiyondan çekip telefona uzattım. 4 parmağım ile telefonu arkasından kavrarken baş parmağım ile de aramayı açtım.

"Efendim Sedat?"

"Gaye müsait miydin?"

Onun görmeyeceğini bilsemde kafamı evet anlamında sallamıştım.

"Evet Sedat. Bir şey mi oldu?"

"Beraber akşam yemeği yiyelim mi?"

Kaşlarım iyice çatılırken, telefonu hoparlöre alarak koltuğun üzerine bıraktım.

"Sedat kalbini kırmayı hiç istemem biliyorsun. Ama bu yemeğin sıradan bir yemek olmadığını tahmin edebiliyorum. Haksız mıyım?"

"Haklısın Gaye.. Ama-"

"Ama Sedat biz bu konuyu konuştuk. Sadece iş arkadaşımsın. Sana umut vermek istemiyorum. Bunları defalarca konuşmadık mı?"

Bir yandan arabayı çalıştırıyor bir yandan ise telefon ile konuşmaya çalışıyordum.

"Gaye bir şans veremez misin?"

Bıkkınlıkla ofladım. Kimseyi üzmeye niyetim yoktu.

"Sedat ben sana şans verirsem sen daha çok umutlanacaksın. Ben seni iş arkadaşı dışında göremiyorum. Malesef sana karşı bir şey hissetmiyorum. Üzgünüm Sedat. Nolur bu konuşma bir daha tekrarlanmasın.."

Üzüldüğünü anlayabiliyordum. Kısık bir sesle "tamam" diyerek konuşmayı sonlandırdı. Sağ elimi sert bir şekilde direksiyona vurdum. Böyle olsun istemezdim Sedat ama yapabileceğim bir şey yok...

. . .

Anahtarı girişteki yuvarlak sehpanın üzerine bıraktım ve kendimi direk mutfağa attım. Poşeti masanın üzerine bırakıp, yemek yapan Asiye'ye bakmıştım. Elindeki tahta kaşığı tencerede bir kaç defa döndürürken gülen yüzü ile bana döndü.

"Hoşgeldin kuzum." Bende gülümseyen yüzüm ile ona karşılık verirken, yardım etmek için yanına gittim. O yaptığı çorbayı karıştırırken bende poşetten domatesleri çıkarıp yıkadım. Diğer malzemeleri de tezgaha yıkanmış bir şekilde bıraktığımda, aşağıdan bir leğen çıkarıp salata yapmaya başladım.

"Gaye bir şey sorabilir miyim?"

Bıcak yardımı ile salatalıkları doğrarken yüzümü ona çevirdim.

"Tabiki sorabilirsin canım."

"Sedat ile konuştun mu?"

Yüzümü ondan çekip gözlerimi doğramakta olduğum salatalıklara odakladım.

"Konuştum."

Elindeki tahta kaşığı tezgaha bırakıp yanıma yaklaştı. Sol elini omzuma koyduğunda ona baktım.

"Hâlâ bir şans vermiyecek misin?"

"Vermiycem. Lütfen Sedat'a da söyledim. Bu konu bir daha açılmasın."

Kafasını olur anlamında salladıktan sonra çorbasını karıştırmaya devam etti.

___________

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.