İçeriğe geç

SİYAH TAÇ

Bölüm 4 · 5 dk okuma

SİYAH TAÇ

Bölüm 4

Yanlış Masa

"Lina..."

Başımı kaldırdım.

Julian'ın bakışları benim üzerimde değildi.

Yemekhanenin girişine bakıyordu.

Yüzündeki ifade bir anda değişmişti.

Kaşlarımı hafifçe çattım.

Lina: "Ne oldu?"

Cevap vermedi.

Ben de başımı çevirip girişe baktım.

Tam o sırada kapı açıldı.

Birkaç kişi istemsizce dönüp kapıya baktı.

Yemekhanedeki ses tamamen kesilmedi.

Ama...

Bir şey değişmiş gibiydi.

Altı kişi içeri girdi.

En önde Leon yürüyordu.

Elleri ceplerindeydi.

Başı hafifçe öne eğikti.

Ne etrafa bakıyordu ne de insanların ona baktığını umursuyor gibiydi.

Bir adım arkasında Noah ve Ruby vardı.

Biraz geride Adrian, Ethan ve Mira yürüyordu.

Adrian bir şeyler anlatıyordu.

Bir eliyle konuşmasını destekler gibi hareketler yapıyor, arada sırıtıyordu.

Mira ona kısa cevaplar veriyor gibiydi.

Ama yüzündeki ifadeye bakılırsa tek istediği şey yemek yiyebilmekti.

Ethan sessizce yürüyordu.

Ruby'nin yüzünde her zamanki gibi hiçbir ifade yoktu.

Noah ise bir an yemekhaneyi gözden geçirdi.

Sonra...

Bakışları bizim masada durdu.

Adımları değişmedi.

Ama gözleri bir saniye daha burada kaldı.

Tam o sırada Adrian konuşmayı bıraktı.

Noah'ın baktığı yöne baktı.

Sonra...

Doğrudan bizim masayı gördü.

Bir an duraksadı.

Tek kaşı yavaşça havalandı.

Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

Başını biraz eğdi.

Yüzünde tuhaf bir ifade vardı.

Şaşırmış gibi.

Ama aynı zamanda eğlenmiş gibi.

Ardından Ruby baktı.

Sonra Mira.

Sonra Ethan.

Bir anlığına hepsinin bakışları bizim masada toplandı.

Bir tek Leon...

Hiç başını kaldırmadı.

Sanki hiçbir şey fark etmemiş gibiydi.

İçime garip bir his çöktü.

Başımı yeniden Julian'a çevirdim.

Yüzü biraz solmuş gibiydi.

Hâlâ onlara bakıyordu.

Ben ise yaklaşan altı kişiye baktım.

Sonra bulunduğum masaya.

Tekrar onlara.

Bir saniye geçti.

İki saniye.

Ve bir anda...

Bütün yemekhanede neden sadece bu masanın boş olduğunu düşündüm.

Başımı yavaşça Julian'a çevirdim.

Lina: "Bu..."

Gözlerim yeniden masaya kaydı.

Lina: "Bu onların masası, değil mi?"

Julian cevap vermedi.

Ama cevap vermesine de gerek yoktu.

Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.

Tam ayağa kalkacakken...

Altı kişi masanın yanında durdu.

Bir elim hâlâ sandalyenin üzerindeydi.

Bir anlık sessizlik oldu.

Adrian önce bana baktı.

Sonra Julian'a.

Sonra yeniden bana.

Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı.

Bir saniye geçti.

Sonra sakin bir sesle:

Adrian: "İnsanlar genelde burada oturmaz."

...

Kimse bir şey söylemedi.

Ben de söylemedim.

Adrian'ın bakışları bir an daha üzerimde kaldı.

Sonra çekildi.

Sanki söyleyeceği her şeyi söylemiş gibiydi.

İlk Leon oturdu.

Daha sonra sırasıyla

Ruby oturdu.

Mira oturdu.

Ethan oturdu.

Adrian oturdu.

Noah en son sandalyeyi çekti.

Adrian dışında hiçbiri tek kelime etmedi.

Bana bakmadılar bile.

Bir anda...

Gerçekten yanlış yerde olduğumu hissettim.

Çünkü ilk kez biri bana kalkmamı söylemeden de kalkmak isteyebilirmişim gibi gelmişti.

Elimi yavaşça tepsime koydum.

Tam alacakken...

Adrian: "Geç kaldın."

Elim havada kaldı.

Başımı kaldırdım.

Adrian bana bakıyordu.

Sonra:

Adrian: "İnsanlar bizi görünce çoktan kalkmış oluyor."

...

Masada sessizlik oldu.

Bir anda ne diyeceğimi bilemedim.

Bu bir tehdit gibi söylenmemişti.

Ama nedense...

Öyleymiş gibi hissettirmişti.

Tepsimi aldım.

Bir adım geri çekildim.

Sonra bir adım daha.

Ve tam dönecektim ki...

Bir anda durdum.

İçimde bir şey düğümlenmişti.

Belki de bütün sabah yaşadığım gerginlikti.

Belki de burada olmak için ailemin ne kadar uğraştığını düşünmemdi.

Belki de birilerinin, sanki buranın sahibiymiş gibi davranmasıydı.

Yavaşça arkamı döndüm.

Altı kişi çoktan kendi hâline dönmüştü.

Sanki ben hiç var olmamışım gibi.

Bu...

Nedense daha çok sinirimi bozdu.

Birkaç saniye onlara baktım.

Sonra:

Lina: "Siz kendinizi çok önemli görmüyor musunuz?"

Adrian başını kaldırdı.

Bana baktı.

Yüzündeki ifade değişmedi.

Birkaç saniye geçti.

Sonra alaycı bir tavırla:

Adrian: "Bizi tanımıyorsun bile ama yine de geri çekildin."

Bir an durdu.

Bakışları üzerimde kaldı.

Adrian: "Demek ki insanlar bizden çekinmek için bizi tanımaya ihtiyaç duymuyor."

Kimse bir şey eklemedi.

Çünkü...

Sanki söylenmesi gereken tek şey buydu.

Bir anda ne diyeceğimi bilemedim.

Çünkü...

Haklıydı.

Ben onları tanımıyordum.

Ama yine de kalkmıştım.

Bir saniye geçti.

Sonra:

Lina:"İnsanların bir şeyden çekinmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez."

Kimse başını kaldırmadı.

Kimse bana bakmadı.

Kimse cevap vermedi.

Sanki orada hiç konuşmamışım gibi...

Yemeklerine devam ettiler.

Bir anda boğazım düğümlendi.

Çünkü ilk kez...

Birinin sana bağırmasından ya da seni aşağılamasından daha kötü bir şey olduğunu hissettim.

Hiç önemsenmemek.

Elimdeki tepsiyi biraz daha sıkı tuttum.

Birkaç saniye daha öylece durdum.

Sonra...

Sessizce arkamı döndüm ve birkaç adım attım. Yemekhanenin uğultusu yeniden kulaklarıma doldu. Az önce kesilmiş gibi gelen sesler geri dönmüştü; insanlar konuşuyor, gülüyor, yemek yiyordu. Sanki birkaç dakika önce hiçbir şey yaşanmamış gibiydi.

Yanımda Julian da yürümeye başlamıştı ama ikimiz de konuşmuyorduk.

Bir süre sonra yemekhanenin daha sakin bir köşesindeki boş bir masaya oturdum. Tepsimi önüme bıraktım. Bir anda iştahım kaçmıştı. Çatalı elime aldım, sonra tekrar bıraktım.

Karşımda oturan Julian birkaç saniye bana baktı.

Julian: "İyi misin?"

Başımı kaldırmadım.

Lina: "Evet."

Bir an sessizlik oldu.

Julian: "Hayır, değilsin."

Bu kez başımı kaldırdım.

Lina: "Bir masadan kaldırıldım, Julian. İyi olmamı mı bekliyorsun?"

Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı.

Julian sustu.

Ben de sustum.

Çünkü sorun gerçekten masa değildi. Sorun, birkaç dakika boyunca kendimi fazlalık gibi hissetmiş olmamdı. Sanki yanlış yerde bulunuyordum. Sanki oraya ait değildim.

İstemsizce başımı çevirip yemekhanenin diğer ucuna baktım.

Siyah Taç'ın masası hâlâ görülebiliyordu. Altı kişi yine kendi hâlindeydi. Adrian bir şeyler söylüyor, Mira gözlerini deviriyor, Noah sessizce dinliyordu. Ruby'nin yüzündeki ifade değişmiyor, Ethan her zamanki gibi sessiz duruyordu.

Ve Leon...

Hiç başını kaldırmamıştı.

Bir anlığına kaşlarımı çattım.

Lina: "İnsanlar gerçekten onlardan bu kadar mı çekiniyor?"

Julian da masaya baktı.

Birkaç saniye sustuktan sonra:

Julian: "Evet."

Lina: "Neden?"

Bu kez daha uzun sustu. Sonunda yavaşça omuz silkti.

Julian: "Bilmiyorum. Çünkü kimse gerçekten bilmiyor."

Bir an sessizlik oldu.

Bakışlarını hâlâ o masadan ayırmadan devam etti:

Julian: "Buraya ilk geldiğimde ben de sormuştum. Sonra... bir süre sonra herkes gibi ben de sormayı bıraktım."

Kaşlarım yeniden çatıldı.

İşte anlamadığım şey tam olarak buydu.

Kimse bilmiyordu.

Ama herkes kabul ediyordu.

Ve nedense bu durum, beni onlardan bile daha çok rahatsız ediyordu.

Bölüm sonu

2 yorum