İçeriğe geç

SİYAH KUĞU

Bölüm 19 · 8 dk okuma

SİYAH KUĞU

Bölüm 19

Beyaz Kanatlar ve Sessiz Veda

Terasın mermer zemininde yankılanan o ilk tokatsı darbenin kemik çatırtısı, Boğaz’ın dondurucu rüzgarına karışıp gecenin karanlığını bıçak gibi kesti. Gökhan Karahan, omzundaki taze dikişlerin çekildiğini, siyah gömleğinin altına hücum eden sıcak kanı zerre kadar hissetmiyordu. Gözlerinde ne bir acı ne de bir tereddüt vardı; sadece Kuğu’suna uzanan o kirli ellere duyduğu amansız, öldürücü bir nefret yanıyordu.

​Rüzgar, aldığı hiddetli darbeyle sersemleyip kanlar içinde geriye savrulduğunda, yarasını tutarak yerden kalkmaya çalıştı. Ama Gökhan ona nefes alma fırsatı bile vermedi. İri ve nasırlı eliyle Rüzgar’ın ceketinin yakasından tuttuğu gibi adamı havaya kaldırdı ve terasın soğuk mermer duvarına çarptı.

​"Sana bir daha bu kadının kapsama alanına girmemeni söylemiştim!" dedi Gökhan. Sesi, derinden gelen gür bir gürültü gibiydi.

​Rüzgar, ağzındaki kanı mermere tükürerek alaycı, marazi bir sırıtışla Gökhan’ın gözlerinin içine baktı. "Beni öldürsen de gerçeği değiştiremezsin Karahan... O senin yanında sadece bir sığınak arıyor. Onu zorla tutuyorsun, o benim geçmişim—"

​Cümlesini tamamlayamadı. Gökhan’ın katıksız bir öfkeyle inen ikinci yumruğu Rüzgar’ın çenesinde patladı. Rüzgar’ın başı yana savruldu, gözleri karardı. Gökhan, adamı terasın korkuluklarına doğru sürükleyip aşağı sarkıttı. Yüz metre aşağıda hırçın dalgaların dövdüğü kayalıklar ve karanlık sular duruyordu.

​"Gökhan, yapma! Değmez, dur!" Lara hızla öne atılıp Gökhan’ın kasılmış, damarları fırlamış koluna sarıldı. "Lütfen... O yaratık için kendini yakmaya değmez. Ben buradayım, yanındayım!"

​Lara’nın dokunuşu ve yalvaran sesi, Gökhan’ın zihnini saran o kör öfke perdesini yırtmaya yetti. Gökhan derin, hırıltılı nefesler alarak Rüzgar’ı terasın zeminine bir çuval gibi fırlattı. Karan ve güvenlik ekibi tam o anda terasa daldı.

​"Alın bu pisliği buradan," dedi Gökhan, bakışlarını Rüzgar’ın kanlı yüzünden çekmeden. "Polise teslim etmeyin. Şehrin dışındaki o depoya götürün. Yarın babasıyla birlikte hesabını keseceğim."

​Karan adamı yaka paça sürükleyerek dışarı çıkarırken, Gökhan elinin tersiyle şakaklarında biriken teri sildi. Omzundaki pansuman tamamen kanla kaplanmıştı. Lara hemen yanına süzüldü, titreyen elleriyle adamın yüzünü kavradı.

​"İyisin değil mi? Yara açıldı Karahan, kanıyorsun..."

​Gökhan, kızın belini kavrayıp onu iyice kendine çekti. Eğilip alnını Lara’nın alnına dayadı. "Ben iyiyim Kuğu’m. Yanımdasın ya, kemiklerim kırılsa acımaz artık."

​İkili, üzerlerini toparlayıp hızlıca sağlık odasındaki ilk müdahalenin ardından balo salonuna geri döndü. Gece henüz bitmemişti; Kimsesiz Çocuklar Vakfı’nın konukları, ulusal basın ve protokol onları bekliyordu. Gökhan, yeni siyah gömleği ve tavizsiz asaletiyle salona girdiğinde, yanındaki Lara ile birlikte kusursuz bir ev sahibi profili çizdi. Gece boyunca tüm bağışçıları ağırladılar, canlı yayın kameralarına tebessüm ederek el ele poz verdiler. Şehrin tüm güç odakları, Karahan ve Soyder isimlerinin artık koparılamaz bir bütün olduğunu o gece anladı.

​Lansmanın ilerleyen saatlerinde, salonun üst katındaki VIP teras alanında sessizlik hakimken, Bora ve Ezgi ellerinde alkol kadehleriyle gecenin Boğaz’a yansıyan ışıklarını izliyordu.

​Gecenin stresi ve stantlarda dönen o yapay gülücükler ikisini de yormuştu. Ezgi, omzundaki şalı sıktı. Bora ise şampanya kadehini hafifçe sallarken Ezgi’nin profilini süzüyordu. Bora’nın gözlerindeki o alışılagelmiş flörtöz ve ciddiyetsiz havanın yerini, bu gece derin bir durgunluk almıştı.

​"Çok güzel bir geceydi Bora," dedi Ezgi, gözlerini Boğaz Köprüsü’nün ışıklarından ayırmadan. "Lara’nın yüzünün güldüğünü görmek... Yıllar sonra ilk kez içimin ısındığını hissettim."

​"Bizim hikayelerimiz genelde mutlu sonla bitmez Ezgi," dedi Bora, kadehinden büyük bir yudum alarak. "Ama Gökhan ve Lara... Onlar o kadar çok yandı ki, kül olmak yerine birbirlerine zırh oldular."

​Ezgi başını çevirip Bora’ya baktı. Zihni içtiği alkolün etkisiyle hafifçe bulanıktı ama içindeki o yalnızlık hissi Bora’nın yanında tamamen siliniyordu. "Peki ya biz Bora? Biz neyiz?"

​Bora kadehini masaya bıraktı, Ezgi’ye doğru adım adım yaklaştı. Aralarındaki o mesafeli, laf sokmalı oyunlar bir anda buharlaştı. Parmağının ucuyla Ezgi’nin yanağındaki saç telini geriye iterken sesi alçaldı. "Biz mi? Biz belki de birbirimizin en güzel hatasıyız."

​Alkolün, gecenin ve yıllardır biriken gizli çekimin etkisiyle iki genç dudaklarını birbirine mühürledi.

​Gecenin devamında, lansman bittiğinde Bora’nın Boğaz’a sıfır penthouse dairesine geçtiler. Mantık tamamen devreden çıkmış, yerini kontrolsüz bir tutkuya bırakmıştı. O karanlık, mum ışıklarıyla aydınlanan odada tutkulu bir gece geçirdiler.

​Fakat sabahın ilk ışıkları odaya sızdığında, Ezgi gözlerini açtı. Yanında mışıl mışıl uyuyan Bora’ya baktı. İçini aniden devasa bir pişmanlık, korku ve utanç dalgası kapladı. Ezgi bir cemiyet kadınıydı ve Bora onun en yakın arkadaşının çevresindeki o uçarı adamdı. Hızla yataktan kalktı, yerdeki kıyafetlerini toplayıp titreyen elleriyle giyindi. Çantasını alıp odadan bir hayalet gibi kaçtı.

​Bora saatler sonra esneyerek uyandığında, yatakta Ezgi’yi aradı. "Ezgi?" diye seslendi ama ses cevap vermedi. Yorganı kenara attığında gözü, beyaz ipek çarşafın tam ortasında beliren o taze, küçük kırmızı kan lekesine takıldı.

​Bora olduğu yerde donakaldı. Ne yapacağını bilemez halde elini saçlarının arasından geçirdi. Ezgi onun için sadece bir gecelik kaçamak değildi; ama o leke, kızın hayatındaki ilk adam olduğunu, kızın ne kadar savunmasızca kendini ona bıraktığını ve sabah kaçışının arkasındaki o derin utancı kanıtlıyordu. Bora’nın göğsüne devasa bir vicdan azabı ve kor gibi yakıcı bir sorumluluk duygusu oturdu. "Ne yaptım ben..." diye fısıldadı kendi kendine. "Ne yaptım ben sana Ezgi..."

​Aynı gecenin sabahında bir başka sessiz sahne ise Karan ve Defne arasında yaşanıyordu.

​Lansman bittikten sonra Karan, Defne’yi kendi siyah arazi aracıyla evinin önüne kadar getirmişti. Yol boyunca ikisi de pek konuşmamıştı ama aralarındaki o yoğun çekim arabanın içindeki havayı elektrikle yüklüyordu.

​Karan arabayı durdurdu, motoru kapattı. Defne emniyet kemerini çözdü ama araçtan inmek için hareket etmedi. Dönüp Karan’ın o sert, kemikli yüzüne baktı.

​"Teşekkür ederim Kerem... Yani Karan," dedi Defne hafifçe tebessüm ederek. "Beni eve bıraktığın için. Ve... her şey için."

​Karan, el frenine dayalı elini çekip Defne’ye doğru döndü. Araç içindeki loş ışık kızın gözlerindeki ışıltıyı ortaya çıkarıyordu. Karan uzandı, nasırlı ve sıcak avucuyla Defne’nin ensesini kavradı. Kızın nefesi kesildi.

​"Bana her zaman Karan de..." dedi adam, sesi derin ve pürüzlüydü. "Ama sadece senin yanındayken Kerem olmama izin ver."

​Defne gözlerini kapattı. Karan daha fazla dayanamadı, aradaki mesafeyi tamamen kapatarak dudaklarını Defne’nin dudaklarıyla buluşturdu. Bu öpücük, adamın yıllardır içinde taşıdığı o katı, askeri disiplini yerle bir eden; sadece şefkat ve arzu dolu bir teslimiyetti. Defne kollarını Karan’ın geniş boynuna doladı. Karşılıklı atan kalplerinin ritmi, sessiz sokakta yankılanıyordu. Ayrıldıklarında Karan kızın alnına dudaklarını bastırdı.

​"Artık içeri gir," dedi Karan zoraki bir tebessümle. "Yoksa seni bu gece buradan göndermem mümkün olmayacak."

​Lara ve Gökhan, sabahın ilk saatlerinde malikaneye döndüklerinde evde garip bir sessizlik hakimdir. Lara, annesini kontrol etmek için hızla üst kattaki ebeveyn odasına çıktı.

​"Anne?"

​Kapıyı yavaşça açtı ama yatak boştuydu. Odadaki gardırop yarı yarıya boşalmıştı. Komodinin üzerinde, taze kesilmiş beyaz bir orkidenin hemen yanında, üzerinde Lara’nın adı yazan mühürlü bir zarf duruyordu.

​Lara’nın dizlerinin bağı çözüldü. "Anne..." diye fısıldadı. Zarfı eline aldığında parmakları titriyordu. Gökhan arkasından odaya girip durumu fark ettiğinde hızla kızın yanında bitti, onu düşmemesi için arkasından kavradı.

​Lara gözyaşları içinde zarfı açtı. Ayşe Hanım’ın o zarif, el yazısıyla kaleme alınmış mektubu okumaya başladı. Odada sadece Lara’nın hıçkırıkları ve annesinin zihninde yankılanan o derin sesi vardı:

​"Benim Güzel Kuğum, Benim Biricik Kızım Lara’m...

​Bu mektubu okurken gözlerinden süzülecek her bir damla yaş için şimdiden anneni affet. Ben yıllar sonra ilk kez dün gece o malikanede, senin kokunla ve senin başardıklarınla kabussuz bir uyku uyudum.

​Ama bil ki kızım; ben o karanlık klinikte geçirdiğim yıllar boyunca zihnimi ayakta tutan tek bir şeyle yaşadım: Seni koruma arzusu. Ve dün gece gördüm ki, senin yanında artık senin için canını gözünü kırpmadan ortaya koyacak, seni gözünden sakınan bir adam var. Gökhan’ın gözlerinde sana olan o devasa aşkı gördüm. Ve senin de onun yanında nasıl bir Kuğu gibi kanatlandığını...

​Benim varlığım, geçmişin o kirli gölgelerini, babanın ve Karahanların o eski kanlı mahkemelerini sizin yuvanıza taşımaktan başka bir işe yaramayacak. Ben sizin sırtınızda bir yük, geçmişin bitmeyen bir sızısı olmak istemiyorum yavrum. Beni arama. Bir süre Karadeniz’in o sessiz kasabalarından birinde, ruhumu ve bedenimi dinlendireceğim. Kendime yeni bir hayat, sessiz bir liman inşa edeceğim.

​Unutma Lara’m; anne olmak sadece yanında durmak değildir. Anne olmak, evladının kendi gökyüzünde özgürce uçabilmesi için zamanı geldiğinde geri çekilmeyi bilmektir. Sen yuvanı kurdun. Gökhan’ın elini sımsıkı tut. Ben her zaman senin Bastığın topraktayım, dualarımdayım.

​Seni her şeyden çok seven anan... Ayşe."

​Lara mektubu göğsüne bastırarak yere çöktü ve acı içinde hıçkırıklara boğuldu. "Beni yine bıraktı Gökhan... Beni yine bıraktı!"

​Gökhan dizlerinin üzerine çöküp Lara’yı bir çocuk gibi kucağına aldı. Kızın başını göğsüne bastırdı, saçlarını öptü. "Bırakmadı Kuğu’m... Seni korumak için yaptı. Senin mutlu olmanı istediği için yaptı. Ağlama, yemin ederim seni bir daha kimsenin incitmesine izin vermeyeceğim."

​Akşam saatlerine doğru, malikanedeki o ağır hüznü dağıtmak isteyen Gökhan, Lara’yı bir an olsun yalnız bırakmadı.

​Geniş mutfakta, fırından yayılan taze sarımsak ve fesleğen kokusu evi sarıyordu. Gökhan üzerindeki siyah kazağın kollarını kıvırmış, tezgaha kurulmuş makarna sosunu karıştırıyordu. Lara ise elinde kadehiyle mutfak adasına oturmuş, adama bakıyordu. Gözleri hâlâ ağlamaktan hafifçe kızarıktı ama Gökhan’ın onun için çabalaması içini ısıtıyordu.

​"Pekala Karahan," dedi Lara, hafifçe gülümserek. "Holding patronunun İtalyan şeflerine taş çıkartacak şekilde makarna sosu yaptığına ilk kez şahit oluyorum."

​Gökhan tahta kaşığı kenara bırakıp Lara’ya doğru yürüdü. Kızın kadehini elinden alıp tezgaha koydu, ellerini Lara’nın beline yerleştirip onu oturttuğu tezgahtan aşağı indirdi.

​"Sana her gün makarna yapabilirim Kuğu’m," dedi Gökhan, sesi pürüzsüz ve romantikti. "Yeter ki sen o gözyaşlarını bir daha dökme."

​Gökhan cebinden telefonunu çıkardı, ağır bir caz melodisi çalmaya başladı. Salondaki şöminenin çıtırtısı ve müziğin ritmi mutfağa süzülürken Gökhan, Lara’nın elini tutup onu kendine çekti. İkili, mutfağın ortasında, ışıkların loşluğunda yavaşça dans etmeye başladı. Lara başını Gökhan’ın sağlam omzuna koydu.

​"Lara..." dedi Gökhan, kızın saçlarının arasına bir öpücük kondurarak.

​"Efendim Karahan?"

​"Biz seninle bir kağıt parçasına imza attık. Savaşın, kanın ve intikamın ortasında nikah kıydık. Seni bir kez bile beyazlar içinde, hak ettiğin o gelinlikle göremedim."

​Lara başını kaldırıp adamın gözlerine baktı. "Gökhan..."

​"Her şeyi yoluna koyduk sayılır Kuğu’m," dedi Gökhan, gözlerinde sonsuz bir tutkuyla. "Bütün düşmanları temizledik, geçmişin hesabını kestik. Şimdi sıra bizde. Ben seni, tüm dünyanın gözü önünde, o beyaz gelinliğin içinde karım olarak görmek istiyorum. Bize yakışan, dillere destan bir düğün yapalım. Ne dersin?"

​Lara’nın dudaklarında haftalar sonra ilk kez gerçek, katıksız bir tebessüm belirdi. "Yani beyefendi, benimle yeniden evlenmek mi istiyorsunuz?"

​"Seninle her gün yeniden evlenmek istiyorum," dedi Gökhan imalı bir şekilde sırıtarak. "Ama öncelikle o gelinliğin içinden seni çıkarmak için sabırsızlanıyorum diyelim."

​"Gökhan!" Lara gülerek adamın göğsüne vurdu. "Yine başladın dramatik adamlıktan çıkıp arsızlaşmaya!"

​"Arsızım Kuğu," dedi Gökhan, kızı kucağına alarak tezgaha doğru kaldırırken. "Sadece sana karşı arsızım."

​İki aşık birbirine kenetlenirken, malikanenin pencerelerinden Boğaz’ın üzerine düşen ay ışığı, Siyah Kuğu ve Karahan için artık fırtınanın bittiğini, gerçek bir yuvanın kurulduğunu müjdeliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.