İçeriğe geç

SİYAH KUĞU

Bölüm 18 · 12 dk okuma

SİYAH KUĞU

Bölüm 18

"Birbirimizin eviyiz "

Boğaz’ın üzerini kaplayan sabah sisi yerini güneşin ılık, altın sarısı ışıltısına bırakırken, malikanenin üst katındaki geniş yatak odası haftalardır süren o dondurucu karanlıktan sonra ilk kez huzur dolu bir aydınlıkla sarmalanıyordu. Pencereden içeri süzülen hafif rüzgar, tül perdeleri nazlı nazlı havalandırıyor; dışarıdan gelen martı sesleri ve dalgaların kıyıya vuran ritmik melodisi odadaki sessizliği besliyordu.

​Lara, gözlerini ağır ağır açtığında şakaklarında dolaşan sıcak nefesi ve belini bir sarmaşık gibi kavrayan devasa kolu hissetti. Gökhan, ameliyatlı omzunun getirdiği sızıya rağmen gece boyunca Lara’yı göğsünden bir milim bile uzaklaştırmamıştı. Kızın siyah, ipeksi saçları Gökhan’ın geniş göğsüne yayılmış, kokusu adamın tenine sinmişti. Lara, hareket etmemeye özen göstererek başını yavaşça yukarı kaldırdı. Gökhan’ın uykudaki yüzü, o her zamanki sert, ulaşılmaz ve tehlikeli hatlarından arınmış; yerini bir çocuğunkini andıran masum bir dinginliğe bırakmıştı.

​Lara parmağının ucuyla adamın keskin çene hattını, şakaklarını ve sargı bezinin hemen üstünden başlayan boyun kavisini usulca okşadı. Dokunduğu her santimde, Gökhan’ın onun için feda ettiği canı, göğsünü kurşuna siper edişini hatırlıyordu. İçindeki fırtına dinmiş, yerini derin bir minnete ve katıksız bir aşka bırakmıştı: ‘Sen benim sığınağımsın Karahan... Ve senin yanında hiçbir karanlık beni yutamaz.’

​Gökhan gözlerini açmadan, dudaklarının kenarında beliren o hınzır tebessümle Lara’nın belindeki tutuşunu biraz daha sıkılaştırdı.

​"Kocanı uykusunda gizli gizli süzmek yeni hobin mi oldu Kuğu’m?" dedi Gökhan. Sesi uykudan yeni uyandığı için boğuk, pürüzsüz ve dondurucu derecede etkileyiciydi.

​Lara’nın yanakları anında tutuştu, parmağını hızla çekmeye çalıştı ama Gökhan kızın bileğini havadayken yakaladı. "Süzmüyorum," dedi Lara, bakışlarını adamın koyu gözlerinden kaçırarak. "Sadece... yarana bakıyordum. Ağrın var mı diye."

​Gökhan ağır ağır gözlerini araladı. Koyu bakışları, Lara’nın yüzündeki her bir detayı ezberlemek ister gibi gezindi. Eğilip dudaklarını önce Lara’nın burnunun ucuna, ardından çenesindeki o küçük çukura bastırdı. "Yaram gayet iyi. Ama beni sabahın bu saatinde böyle izlemeye ve tenime dokunmaya devam edersen, ameliyatlı bir adam olduğumu unutabilirim. Haberin olsun."

​"Gökhan!" Lara, adamın sağlam göğsüne hafifçe vurarak yataktan doğrulmaya çalıştı. "Aşağıda annem var, arkadaşlar birazdan gelir. Saçmalama!"

​Gökhan, kızın bileğini bırakmayıp onu tekrar kendine doğru çekti, başını Lara’nın boyun girintisine gömüp derin bir nefes aldı. "Bırak gelsinler... Ben evimdeyim Kuğu. Ve evimden çıkmaya hiç niyetim yok."

​Lara, Gökhan’ın ısrarlarına rağmen yataktan kalkıp üzerini değiştirdi. Gökhan’ın sol omzundaki pansumanı özenle, canını yakmaktan korkarak tazeledi. Yaranın etrafındaki dikiş izlerine her dokunuşunda gözleri dolsa da Gökhan her seferinde kızın dudaklarına küçük öpücükler kondurarak o burukluğu dağıttı.

​Aşağı indiklerinde, mutfakta annesi Ayşe Hanım’ın yıllar sonra ilk kez kendi elleriyle hazırladığı mükellef bir kahvaltı sofrası onları bekliyordu. Taze demlenmiş çayın kokusu, fırından yeni çıkmış börekler ve Boğaz’a karşı kurulan bu sofra, yıllardır o evde eksik olan "yuva" hissini tamamlıyordu. Çok geçmeden kapı çaldı; Ezgi ve Defne neşeyle içeri daldı. Kızlar, Ayşe Hanım’ın bahçeden taze nane toplamak için çıktığı o kısa anı fırsat bilip Lara’yı mutfak adasının etrafında ablukaya aldılar.

​"Eee!" dedi Ezgi, elindeki kahve fincanıyla Lara’ya imalı imalı bakarak. "Dün geceki o duygusal patlamadan ve yoğun bakım kapısındaki itiraflardan sonra durumlar nedir bakalım? Beyefendinin ağrıları birden sihirli bir şekilde kesildi mi?"

​"Ezgi saçmalama," dedi Lara gülerek, tabağına zeytin alırken. "Adam yaralıydı diyorum size. Sadece pansumanını yaptım."

​Defne öne eğilip gözlerini kıstı, dudaklarında bilmiş bir gülümseme vardı. "Lara, lafı çevirme. Hastanedeki o çığlığını, 'seni seviyorum' haykırışlarını hepimiz kendi kulaklarımızla duyduk. Şimdi bize doğruyu söyle... Sen bu buz krallığının tek sahibine, Gökhan Karahan’a resmen aşık mı oldun?"

​Lara’nın yanakları bir anda al al oldu. Bakışlarını tezgahtaki fincana dikse de dudaklarının kenarına yayılan o tatlı, engel olunamayan tebessüm her şeyi ele veriyordu. Derin bir nefes aldı.

​"Oldum..." dedi fısıltı gibi, ama bir o kadar da gururlu bir sesle. "Galiba ona deliler gibi aşık oldum kızlar. Onun yanındayken içimdeki o yalnız kız çocuğu sustu sanki. Dünya duruyor, sadece o kalıyor."

​Ezgi ve Defne neşeyle küçük bir çığlık atıp Lara’nın boynuna sarıldılar. O sırada mutfağa giren Bora ve Karan ortamdaki neşeyi böldü. Bora, üzerindeki spor ceket ve elindeki taze fırın poşetiyle doğrudan Ezgi’nin yanına süzüldü.

​"Hayırdır hanımlar?" dedi Bora, Ezgi’nin elindeki kahve fincanını hiç çekinmeden alıp bir yudum çekerek. "Yine hangi masum erkeğin başını yakma, kimin kalbini çalma planları yapılıyor?"

​Ezgi gözlerini devirerek fincanını Bora’nın elinden geriye çekti. "Senin şu fütursuzca benim kahveme daldığın anlar ne zaman bitecek Bora? İngiltere’deki o elit okullarda sana başkasının eşyasına dokunmama öğretilmedi mi?"

​"Sadece senin elinden çıkan şeylerin tadı bir başka Ezgi’m," dedi Bora sırıtarak. Ezgi’ye doğru bir adım yaklaşıp elindeki sıcak sıcak kruvasanı kıza uzattı. "Hem bak, sana kıyak geçip en sevdiğin çikolatalı çöreği getirdim. Küçük bir teşekkür öpücüğünü hak ettim bence?"

​"Rüyanda görürsün Karahanların yaveri," dedi Ezgi sert görünmeye çalışarak. Ama çöreği alırken yüzünde beliren o küçük tebessümü ve gözlerindeki ışıltıyı saklayamadı.

​Tüm bu neşeli curcunanın aksine, Karan salonun köşesindeki ahşap kolona yaslanmış, sessizce Defne’yi izliyordu. Üzerindeki siyah tişörtü, kuralcı duruşu ve geniş omuzlarıyla yine geçit vermez bir kale gibiydi. Ancak gözleri, Defne’nin üzerindeki her harekette takılı kalıyordu.

​Kahvaltı sonrasında herkes salona dağıldığında Karan, bahçeye açılan verandada tek başına duran Defne’nin yanına adımladı. Botlarının ahşap zeminde çıkardığı tok sesle Defne arkasını döndü.

​"Kerem?" dedi Defne, hafif bir şaşkınlıkla.

​Karan ellerini cebine soktu. Şakaklarındaki kaslar hafifçe kasıldı, hayatında ilk kez operasyon yönetmiyormuş gibi gergin hissettiğini fark etti.

​"Akşam..." dedi Karan, sesi her zamanki gibi boğuk ama son derece yumuşaktı. "Bu hayır gecesinden önce... İşin yoksa, benimle bir şeyler yemek ister misin? Görev dışı."

​Defne gözlerini kocaman açtı. Sert, duygularını asla dışarı vurmayan bu koruma adamın ilk kez böyle bir adım atması kalbinin ritmini bir anda değiştirdi. "Görev dışı... Yani, resmi bir devriye değil mi?"

​"Değil," dedi Karan, gözlerini Defne’nin gözlerinden ayırmadan. "Sadece sen ve ben. Bir baş başa akşam yemeği. Eğer... kabul edersen."

​Defne’nin dudaklarında yumuşak bir tebessüm belirdi. "Kabul ederim Kerem. Saat kaçta?"

​"Altıda seni alırım," dedi Karan. Göğsünden derin, rahatlamış bir nefes verdi.

​Sakin geçen saatlerin ardından, öğleden sonra malikanenin kapısında siyah bir vip araç belirdi. Kapı açıldığında, araçtan inen kişi salondaki herkesin bir anda buz kesmesine neden oldu: Ekrem Karahan.

​Gökhan, salonda Lara ile otururken kapının çalmasıyla ayağa kalkmıştı. Bedenindeki tüm kaslar anında gerildi, ameliyatlı omzundaki ağrıyı bile unuttu. Ekrem Karahan, yanında hiçbir koruması olmadan, elinde siyah deri bir çanta ve yüzünde yılların gururunu yerle bir etmiş ağır bir mahcubiyetle içeri girdi.

​"Gökhan..." dedi Ekrem Bey, sesi titreyerek. Salondaki Lara’ya, Ayşe Hanım’a ve oğluna baktı.

​"Ne işin var senin burada?" dedi Gökhan, sesi bir kılıç kadar keskin ve tehlikeliydi. "Bu eve adım atmaya nasıl cüret edersin?"

​Ekrem Karahan derin bir nefes aldı. Hayatında ilk kez o kibirli Karahan Holding Yönetim Kurulu Başkanı duruşunu bir kenara bıraktı. Lara’ya ve Ayşe Hanım’a doğru ağır adımlarla yürüdü ve önlerinde başını eğdi.

​"Özür dilemeye geldim," dedi Ekrem Bey. "Yıllar önce babanızla yaptığım o kirli anlaşma için, senin annesiz büyümeni izlediğim için, oğlumun kanının akmasına sebep olduğum için... Biliyorum, hiçbir özür yaşananları silmez. Ama bu gece düzenleyeceğiniz o Kimsesiz Çocuklar Lansmanı... Tüm masraflarını ve vakfa yapılacak ana bağışı Karahan Holding adına ben üstlendim. Belgeler burada. Benden nefret etmekte haklısınız Lara Hanım. Ama oğlumun yüzüne bakabilmek için bu günahı temizlememe izin verin."

​Lara, adama baktı. İçindeki nefret, adamın o çökmüş, pişman hali karşısında yerini soğuk bir kabullenişe bıraktı. Gökhan’a döndü. Gökhan’ın gözlerindeki o kırgınlığı ve derin acıyı gördü.

​"Belgeleri bırakın Ekrem Bey," dedi Lara, sesi asil ve sakindi. "Bağışınız kimsesiz çocuklara ulaşacaksa kabulümüzdür. Ama bu, geçmişi unuttuğumuz anlamına gelmez."

​Ekrem Karahan başıyla onaylayıp dosyayı masaya bıraktı ve tek kelime etmeden, geldiği gibi gölgelerin arasında kayboldu.

​Saatler altıyı gösterdiğinde, lansman öncesi ilk date gerçekleşiyordu. Karan, Defne’yi Boğaz’ın en sakin, ahşap bir iskele üzerine kurulu küçük ve salaş bir balık restorana götürmüştü. Masada taze balıklar, salata ve mum ışığı vardı. Dışarıdaki deniz kokusu ikisinin üzerindeki stresi söküp alıyordu.

​Defne, üzerindeki şık ama sade elbisesiyle Karan’a baktı. Karan ise takım elbisesinin ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamıştı.

​"Burası..." dedi Defne gülümsüyerek. "Senden hiç beklemediğim kadar romantik ve huzurlu bir yer Karan"

​Karan bakışlarını tabağından kaldırıp Defne’ye sabitledi. "Kalabalığı sevmem. Buraya ne zaman zihnim çok dolsa, silah seslerinden kafa dinlemek istesem gelirim. İlk kez yanımda birini getiriyorum."

​Defne’nin kalbi ısındı. "Neden ben?"

​Karan uzanıp masanın üzerindeki Defne’nin narin elini tuttu. Nasırlaşmış, sert parmakları kızın teninde gezindi. "Çünkü o fırtınalı gecede, hastane koridorunda herkes çökerken sen benim elimi tuttun Defne. Ben hayatım boyunca insanları korumak için yetiştirildim. Ama ilk kez biri beni korumak, bana sığınak olmak istedi. Sana borçluyum... Ve sana karşı hissettiklerim, bir korumanın sınırlarını çoktan aştı."

​Defne, adamın elini sımsıkı sıktı. "Sınırları aşmandan hiç şikayetçi değilim Karan..."

​Gecenin ilerleyen saatlerinde malikanede büyük bir lansman telaşı başladı. Bu gece, İstanbul’un en görkemli vakıf gecelerinden biriydi: Kimsesiz ve Korunmaya Muhtaç Çocuklar İçin Dev Bağış Lansmanı. Ev sahibi ise doğrudan Gökhan Karahan ve Lara Soyder’di.

​Lara’nın giyinme odasında adeta bir görsel şölen yaşanıyordu. Lara, derin sırt dekolteli, bedenini bir su gibi saran zümrüt yeşili ipek bir gece elbisesi seçmişti. Saçları dalgalar halinde omuzlarından süzülüyor, boynundaki pırlanta gerdanlık ışığı yansıtıyordu.

​Gökhan, siyah smokini içinde, düğmelerini ilikleyerek odaya girdi. Aynanın karşısında küpelerini takmaya çalışan Lara’nın arkasında durdu. Devasa gövdesi kızın arkasında bir dağ gibi belirdi. Ellerini Lara’nın ince beline yerleştirip kendine doğru çekti. Dudaklarını kızın açıkta kalan boyun kavisinde gezdirdi.

​"Çok tehlikeli görünüyorsun Kuğu’m," dedi Gökhan fısıltıyla. "Salondaki tüm gözlerin üzerinde olacağı fikri hiç hoşuma gitmiyor."

​Lara aynadan adama gülümsedi, geriye doğru yaslanıp başını adamın göğsüne koydu. "Gözler üzerimde olabilir Karahan... Ama benim gözlerim de kalbim de sadece sende olacak."

​Gökhan kızın belindeki tutuşunu sıkılaştırıp onu kendine çevirdi ve dudaklarına uzun, yakıcı bir öpücük kondurdu. "O zaman bu gece tüm dünyaya kime ait olduğunu gösterelim."

​Lansmanın yapılacağı devasa balo salonu, Türkiye’nin ve cemiyetin önde gelen isimleri, uluslararası hayır kurumları, tüm ulusal gazete ve televizyon kanallarının canlı yayın ekipleriyle dolup taşmıştı. Kameraların flaşları bir an olsun durmuyor, canlı yayın araçları sinyalleri ekranlara taşıyordu.

​Balo salonunun devasa ahşap kapıları açıldığında, tüm habercilerin ve davetlilerin nefesi kesildi.

​Gökhan Karahan ve Lara Soyder, el ele, mükemmel bir uyum içinde salona adım attı. Gökhan’ın kolu Lara’nın belini sımsıkı sarmalamış, Lara ise başını gururla adama doğru eğmişti. Karı-koca asaletini ve kenetlenmişliğini aralarındaki tek bir bakıştan bile okumak mümkündü. Flashlar ardı ardına patlamaya başladı. Gazeteciler mikrofonları uzatmak için birbiriyle yarışıyordu.

​"Gökhan Bey! Lara Hanım! Canlı yayındayız!" diye bağırdı ünlü bir TV sunucusu. "Bu gece kimsesiz çocuklar için düzenlenen bu dev organizasyonun mimarlarısınız! Aranızdaki bu güçlü bağ ve ittifak hakkında ne diyeceksiniz?"

​Gökhan, canlı yayın kamerasının tam karşısında durdu. Kolunu Lara’nın beline daha da sıkı dolayarak kızı kendine çekti. Şakaklarındaki kaslar gururla gerildi.

​"Biz bu gece buradayız," dedi Gökhan, sesi tüm salonda ve ekran başındaki milyonların evinde yankılanarak. "Çünkü kimsesizliğin, karanlığın ne demek olduğunu iyi biliyoruz. Ama yanımda duran bu kadın, benim Siyah Kuğu’m, bana karanlığın içinde bile bir yuva olunabileceğini öğretti. Biz sadece bu gecenin ev sahibi değiliz; biz birbirimizin eviyiz."

​Lara, milyonların önünde Gökhan’ın yüzüne baktı, kolunu adamın boynuna dolayarak ona sarıldı. Gökhan da eğilip kızın şakaklarına uzun bir öpücük kondurdu. Karı-koca profiliyle canlı yayın ekranlarına düşen bu sarmaş dolaş görüntü, ertesi günün tüm manşetlerini belirleyecek bir zafer anıydı.

​Aynı saatlerde, kentin tenha bir noktasındaki köhne bir rezidansta ise TV ekranındaki bu canlı yayını izleyen iki kişi vardı: Selin ve Rüzgar.

​Selin elindeki kadehi hırsla televizyon ünitesine fırlatıp parçaladı. "İnanabiliyor musun Rüzgar?!" diye haykırdı. "O kız her şeyi aldı! Annesini kurtardı, Gökhan’ı kendine kul köle etti, üstelik ekranlarda bir melek gibi boy gösteriyor!"

​Rüzgar, deri koltukta oturmuş, gözlerindeki karanlık ve marazi nefretle ekrandaki Lara’nın güzelliğine bakıyordu. Lara’nın Gökhan’a sarıldığı her an, zihnini bir zehir gibi yakıyordu.

​"Sakin ol Selin," dedi Rüzgar, sesi tehlikeli bir sakinlik taşıyordu. "Gökhan henüz yeni iyileşti. Lara da zafer sarhoşu. Bu gece o lansmana gireceğiz. Lara’nın zayıf noktasını biliyorum. O gururlu Kuğu, geçmişini ve bana olan o eski zaafını tamamen silemez. Onu yalnız yakalayacağım. Ve Gökhan Karahan, Kuğu’sunun aslında kime ait olduğunu kendi gözleriyle görecek."

​Lansmanın ilerleyen saatlerinde, açık artırma ve dev bağışlar tamamlanmış, milyarlarca lira kimsesiz çocuklar vakfına aktarılmıştı.

​Gökhan, omzundaki sızının artmasıyla hafifçe kaşlarını çattı. Lara bunu anında fark etti. "Gökhan," dedi kulağına eğilerek. "Çok yoruldun. Üst kattaki VIP dinlenme odasına geç, ben bir beş dakika terasta hava alıp yanına geleceğim."

​"Yalnız gitme Kuğu’m," dedi Gökhan.

​"Karan ve Bora burada, bir şey olmaz sevgili Karahan," dedi Lara gülümsüyerek ve teras alanına doğru yürüdü.

​Lansman alanının Boğaz’a bakan, hafif sisli ve dondurucu derecede sessiz olan terasına çıktığında Lara derin bir nefes aldı. Rüzgar yüzünü okşarken içindeki huzuru hissetti. Ancak arkasından gelen deri ayakkabı sesleriyle irkildi.

​Döndüğünde karşısında Rüzgar duruyordu.

​"Yalnız kalabilmene sevindim Lara," dedi Rüzgar, adım adım kıza yaklaşarak.

​Lara’nın yüzündeki tebessüm anında dondu, yerini tiksinti dolu bir nefrete bıraktı. "Rüzgar? Senin bu korumalı alanda ne işin var?! Defol git buradan!"

​Rüzgar alaycı bir gülüşle Lara’nın kaçış yolunu kesti. Kızın kollarını hırsla kavrayıp onu terasın taş duvarı ile kendi arasına sıkıştırdı.

​"Kendini kandırmayı bırak Lara!" dedi Rüzgar, gözü dönmüş bir edayla. "Televizyondaki o sarmaş dolaş pozlar kimi kandırıyor sanıyorsun? Sen beni unutamadın! Sırf bana nispet yapmak, beni cezalandırmak için Gökhan Karahan’a sığındın! Eskisi gibi olabiliriz, biliyorum beni hala seviyorsun!"

​"Saçmalama be adam!" diye haykırdı Lara, ellerini adamın göğsüne koyup tüm gücüyle itmeye çalışarak. "Bırak beni! Ben Gökhan’ı seviyorum! Ben onun karısıyım!"

​"Yalan söyleme!" Rüzgar, kızın direnişine rağmen gözü dönmüş bir hırsla Lara’nın çenesini kavradı. Yüzünü kızın yüzüne yaklaştırarak onu zorla öpmeye çalıştı.

​Lara başını hırsla sağa sola çeviriyor, çığlık atarak adama vurmaya çalışıyordu. "Bırak diyorum sana iğrenç mık—"

​BOM!

​Terasın ağır cam kapısı adeta bir kasırga çarpmışçasına devasa bir gürültüyle ikiye ayrıldı.

​Gökhan Karahan terasta belirdi.

​Gördüğü manzara karşısında Gökhan’ın gözlerindeki tüm insani ışık çekildi; yerini katıksız, öldürücü bir cehennem karanlığı aldı. Omzundaki ameliyatı, dikişlerini, ağrısını, dünyadaki her şeyi o salaniyede unuttu.

​"RÜZGAR!"

​Gökhan bir kaplan gibi ileri atıldı. Rüzgar daha ne olduğunu anlayamadan, Gökhan’ın devasa ve kemikli eli Rüzgar’ın boğazına ve yakasına bir pençe gibi yapıştı. Gökhan, tüm bedeninin gücüyle, tam bir nefretle Rüzgar’ın suratına öyle şiddetli bir tokat ve ardından yıkıcı bir yumruk geçirdi ki, terastaki mermer korkuluklar sarsıldı.

​ŞLAK!

​Darbenin şiddetiyle Rüzgar’ın burnundan ve ağzından kanlar fışkırdı. Adam bir çuval gibi savrularak terasın ıslak zemininde metrelerce sürüklendi.

​Gökhan, nefes nefese, gözlerinden alevler saçarak yerdeki Rüzgar’ın tepesine dikildi. Omzundaki dikişlerden sızan kan siyah gömleğini ıslatmaya başlamıştı ama umurunda bile değildi. Lara dehşet ve rahatlamayla elini ağzına kapatırken, Gökhan yerdeki adama bakarak gürledi:

​"BENİM OLANIN, KARIMIN ETRAFINDA BİR DAHA NEFES ALIRSAN... SENİ BU BOĞAZ’IN DİBİNE KENDİ ELLERİMLE GÖMERİM!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.