İçeriğe geç

SİYAH KUĞU

Bölüm 16 · 7 dk okuma

SİYAH KUĞU

Bölüm 16

Siyah Kuğu

Özel hastanenin yoğun bakım koridoru, Boğaz’dan süzülüp devasa camlara vuran gece yarısı sisiyle adeta buzdan bir zindana dönmüştü. Koridordaki tek hareket, duvarlarda yankılanan ambulans sirenlerinin kırmızı-mavi ışık süzmeleri ve tepedeki floresanların boğuk cızırtısıydı. Zaman burada durmuş, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgide düğümlenmişti.

​Lara, ameliyathane kapısının hemen karşısındaki soğuk deri koltukta dimdik oturuyordu. Dizlerine kadar inen siyah ipek elbisesi, Gökhan’ın bedeninden süzülen o sıcak, koyu kırmızı kanla tamamen lekelenmişti. Elbisenin üzerindeki kan pıhtılaştıkça sertleşiyor, Lara’ya Gökhan’ın göğsünü siper ettiği o amansız saniyeyi hatırlatıyordu. Elleri dizlerinin üzerinde kenetlenmişti; parmak boğumları bembeyazdı. Gözlerinde tek bir damla yaş kalmamıştı; o yaşlar Gökhan’ın kanlı kucağında tükenmiş, yerini yakıcı, kor bir hırsa bırakmıştı. Zihninin derinliklerindeki fırtına bir an olsun dinmiyordu: ‘Beni o karanlığa vermemek için kendi kalbini siper ettin Gökhan Karahan... Bu beden üzerindeki kan senin kanın. Şimdi uyanmak zorundasın. Zira seni o karanlığın içinden söküp almadan, bu hesabı kesmeden ben de tek bir nefes almayacağım.’

​Koridorun en karanlık köşesinde Karan, devasa bir gölge gibi duvara yaslanmıştı. Asker geçmişinin, sınır ötesi operasyonların ona kazandırdığı o çelik irade, şu an un ufak olmuş durumdaydı. Gökhan onun sadece patronu değil, kitleleri karşısına alırken sırtını dayadığı tek kardeşimdi. Onu koruyamamış olmak, şakaklarındaki damarları birer kırbaç gibi zonklatıyordu. Yumruklarını o kadar sıkmıştı ki tırnakları avuç içlerini kanatıyordu.

​Defne, sessiz ve ağır adımlarla Karan’ın yanına yaklaştı. Aralarındaki o resmi mesafeyi ilk kez tamamen yok ederek, Karan’ın sert, nasırlı elini kendi narin avuçlarının arasına aldı. Karan, başını yavaşça çevirip kızın gözlerine baktı. Defne’nin gözlerinde ne bir acıma ne de bir zayıflık vardı; sadece katıksız bir anlayış duruyordu.

​"Senin suçun değil," dedi Defne. Sesi, koridorun dondurucu sessizliğinde ilahi bir fısıltı gibi yayıldı. "O, sevdiği kadını korudu Karan. Bu bir güvenlik zafiyeti değil, bir adamın seçimiydi. Ve sen hâlâ buradasın, bizimlesin. Şimdi çökmek yok."

​Karan, parmaklarını Defne’nin eline sımsıkı kenetledi. Birkaç saat önce fırtınalı gecede ceketini omuzlarına bıraktığı bu kadın, şimdi onun yıkılmak üzere olan surlarına en sağlam taş oluyordu.

​Öte yandan koridorun diğer ucundaki cam kenarında Bora ve Ezgi, dizüstü bilgisayarlar ve kilitli hatlar üzerinden bir kriz masası kurmuştu. Bora, hayatında ilk kez o lafaza, umursamaz, neşeli cemiyet adamı maskesini tamamen bir kenara fırlatmıştı. Siyah ceketini çıkarıp Ezgi’nin titreyen omuzlarına bırakırken gözlerindeki o karanlık zekâ ilk kez açıkça görünüyordu.

​"Sosyete bu gece yalıda bir kaza yaşandığını sanıyor," dedi Bora. Sesi alçak ama tehlikeli bir tonlamaya sahipti. Ezgi’nin elindeki kahve bardağını alıp kenara koydu. "Ama o herif bu ameliyathaneden çıkacak Ezgi. Karahanları ve Soyderleri kendi bataklıklarında boğmak için uyanacak. Ben de o zamana kadar basının ve emniyetin çenesini kapalı tutacağım."

​Ezgi, Bora’nın gözlerindeki o gizli sadakati ve gücü gördüğünde, içindeki cemiyet yazarı değil, sadece arkadaşının acısını hisseden bir kadın konuştu: "Biliyorum Bora... Çünkü Lara onun nefesi oldu. Biri olmadan diğerinin yaşayamayacağını bu gece herkes anladı."

​Tam saat dört sularında ameliyathane kapısının üzerindeki kırmızı ışık söndü. Yorgunluktan gözleri çökmüş profesör dışarı çıktığında, Lara bir ok gibi ayağa kalktı.

​"Kurşun sol akciğer zarını sıyırıp kalbin üç santimetre ötesinde kalmış," dedi doktor, derin bir nefes alarak. "Çok kan kaybetti ama bünyesi son derece güçlü. Ameliyat başarılı geçti, hayati tehlikeyi atlattık."

​O an koridorda tutulan tüm nefesler aynı anda dışarı verildi. Gökhan, steril ve tıbbi cihazların ritmik bip sesleriyle kaplı özel yoğun bakım odasına alındığında Lara, doktorların uyarılarına aldırmadan içeri girdi.

​Odanın içi dondurucu bir hastane kokusuyla kaplıydı. Lara, yatağın kenarındaki metal sandalyeye oturdu. Gökhan’ın solgun, çizgileri sertleşmiş yüzüne, beyaz çarşafların üzerindeki serum takılı iri ellerine baktı. Narin parmaklarını uzatıp adamın devasa, buz gibi avucuna kenetledi. Başını yavaşça adamın elinin üzerine koydu.

​"Uyan artık Karahan," diye fısıldadı. Sesi titriyordu ama içindeki duygu o kadar devasaydı ki odadaki cihazların sesini bastırıyordu. "Sana söylemem gereken, ertelediğim çok şey var."

​Gökhan’ın uzun kirpikleri hafifçe kımıldadı. Göğsündeki sargı bezlerinin altından zorlu bir nefes aldı. Koyu renk gözleri ağır ağır, adeta bir perdeyi aralar gibi açıldığında, görüş alanına giren ilk şey başucunda ağlamaktan gözpınarları kızarmış ama ona bir ömür gibi bakan Kuğu’su oldu.

​"Lara..." dedi Gökhan. Sesi, çölde günlerce susuz kalmış bir adamın fısıltısı kadar kuru ve kısıktı. "İyi... misin? Sana... bir şey yaptı mı?"

​Lara’nın gözlerinden süzülen bir damla yaş, Gökhan’ın avucunun içine düştü. Kız, hafifçe gülümsedi. "Ben iyiyim be adam! Sen benim için canını ortaya koydun, vuruldun... Hâlâ gözünü açar açmaz beni mi soruyorsun?" Lara eğildi, dudaklarını Gökhan’ın serum hortumları bağlı elinin üzerine, parmak boğumlarına uzunca bastırdı. "Gözlerinin içine bakarak, bilincin tamamen açıkken tekrarlıyorum Gökhan. Seni seviyorum. Duyuyor musun beni? Bu gurur da, bu geçmiş de, bu kanlı taht kavgası da umurumda değil artık. Seni seviyorum."

​Gökhan’ın dudaklarının kenarında, o buzdan kalesini yerle bir eden, hayatındaki en samimi, en tutkulu tebessüm belirdi. Parmaklarıyla kızın elini gücünün yettiğince sıktı. "Seni... o karanlığa vermeyeceğimi... söylemiştim Kuğu’m."

​Tam o sırada odanın kapısı sertçe, pervaza çarparak açıldı. İçeriye, dışarıdaki korumaları Karan tarafından durdurulmuş, yüzünde hem mağrur bir öfke hem de gizlenemeyen bir panik taşıyan Ekrem Karahan girdi.

​"Oğlum..." dedi Ekrem, yatağa doğru kibirli adımlarla yürüyerek. "Bu kızın, bu Soyder kanının senin hayatını ne hale getirdiğini görüyorsun değil mi? Senin Karahan mirasını—"

​Gökhan daha lafa giremeden Lara ayağa kalktı. O an odadaki tüm hava çekildi; atmosfer adeta bir fırtına öncesi sessizliğine gömüldü. Lara, Ekrem Karahan’ın tam karşısına dikildi. Siyah Kuğu, üzerindeki kanlı ipek elbiseyle bir intikam tanrıçası gibi uyanmıştı.

​"Kes sesini Ekrem Karahan!" dedi Lara. Sesi o kadar buz gibi, o kadar otoriter ve netti ki, koskoca holding yönetim kurulu başkanı olan adam bile olduğu yerde duraksadı. "Oğlunun kanı, senin ve babamın yıllar önce kurduğu o kirli iktidar hırsı yüzünden döküldü! Ama bu gece o masal da, senin o sahte imparatorluğun da bitti."

​Lara, el çantasından çıkardığı kırmızı dosyayı —yalıdaki gizli kasadan hayatları pahasına aldıkları belgeleri— komodinin üzerine çarptı. O esnada kapı eşiğinde Karan belirdi; devasa gövdesiyle kapıyı kapatıp arkadan kilitledi. Bora da elindeki tabletle içeri girip sesi dışarıya vermeyecek frekans karıştırıcıyı çalıştırdı.

​"Annem nerede Ekrem Bey?" dedi Lara, adama doğru bir adım daha atarak. Bakışlarındaki hırs adamı delip geçiyordu. "Yıllar önce babamla yaptığın o gizli protokolle annemi 'akıl hastası' damgasıyla bir kliniğe nasıl kapattığınızı biliyoruz. Belgeler elimde. Şirket aklama kayıtları elimde. Eğer şimdi, bu odada, oğlunun gözlerinin önünde gerçeği kendi ağzınla anlatmazsan... Yemin ederim Karahan Holding’i de, senin o dokunulmaz sanılan itibarını da yarın sabah Güneş doğmadan yerle bir ederim!"

​Ekrem Karahan etrafındaki çemberin tamamen kapandığını hissetti. Oğlu yatakta ona nefret ve tiksinti dolu gözlerle bakıyordu; karşısındaki genç kız ise onu yutmaya hazır bir fırtınaya dönüşmüştü. Adamın o mağrur omuzları çöktü, sesi titremeye başladı.

​"Tamam..." dedi Ekrem, yutkunarak. "Annen... Annen hiçbir zaman akıl sağlığını kaybetmedi Lara. Babanla ortaklığımız bozulmak üzereydi çünkü annen şirketlerin üzerindeki uluslararası para aklama trafiğini keşfetmişti. Polise gidecekti. Baban kendi geleceğini korumak için onu susturmak istedi, ben de Karahan adının bu skandala karışmaması için ona tıbbi ve bürokratik imkân sağladım."

​Lara’nın göğsü hızla kalkıp iniyordu. Parmakları hırsla kenetlenmişti. "Şu an nerede?!"

​"Baban..." dedi Ekrem Karahan, bakışlarını kaçırarak. "Baban Gökhan’ın bu dosyayı peşine düşüp çözeceğini anladığı an harekete geçti. İki gün önce anneni İsviçre sınırındaki nekahat merkezinden çıkarttı. Anneni tamamen yok etmek, izleri silmek için Karadeniz kıyısındaki kişisel bir kliniğe taşıdı. Ve... eğer acele etmezseniz, baban onu bu gece yarısı özel bir tekneyle ülke dışına kaçıracak."

​Maskeler tamamen düşmüş, gizem dumanı dağılmıştı. Lara’nın hayatını karartan, annesini ondan çalan ana düşman sadece Karahanlar değil, kendi öz babasıydı.

​Ekrem Karahan odadan bir enkaz gibi çıkıp giderken, Lara arkasını döndü. Yatağın üzerindeki Gökhan, serum kablolarını sökerek yataktan doğrulmaya çalışıyordu. Sol omzundan sızan kan sargıyı yeniden kızartmaya başlamıştı.

​"Nereye kalkıyorsun sen?!" dedi Lara hızla yanına koşup adamı omuzlarından tutarak. "Daha ameliyattan yeni çıktın!"

​"Anneni almaya gidiyoruz Kuğu," dedi Gökhan. Gözlerinde öldürücü, amansız bir kararlılık yanıyordu. "O adamı kendi ellerimle bitireceğim. Seni bir kez daha eksik bırakmasına izin vermem."

​Lara, gözlerinden süzülen yaşlara rağmen gülümsedi. Ellerini Gökhan’ın sert yanaklarına koydu, eğilip alnını adamın sıcak alnına dayadı.

​"Hayır Karahan," dedi Lara, fısıltısı ikisinin arasında bir yemin gibi yankılanarak. "Bu kez sen burada kalıp iyileşeceksin. Bu kez senin sırtını ben koruyacağım. Arkamda Karan var, Defne var, Bora ve Ezgi var. Annemi o yaratığın elinden söküp alacağız... Ve bu hikâyeyi, seninle başladığımız gibi, zaferle bitireceğiz."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.