Karahan Malikanesi’nin en üst katındaki devasa kütüphane, pencerelerden içeri süzülen İstanbul ışıklarına rağmen zifiri bir karanlığın içinde yüzüyordu. Devasa ahşap masanın üzeri; haritalar, borsa grafikleri, mimari krokiler ve şifreli tabletlerle donatılmıştı. Burası artık bir ev değil, Karahan ve Soyder imparatorluklarının tahtını sallayacak bir savaş odasıydı.
Lara, masanın kenarına dayanmış, gözlerini duvara yansıtılan haritadan ayırmıyordu. Üzerindeki bol triko kazağın içinde narin görünüyordu ama bakışlarındaki çelikten kararlılık, günler önceki o kırılgan kızı çoktan gömmüştü. İçindeki ses ise hiç susmuyordu: ‘Bu adamın göğsünde bulduğun huzur bir yanılsama mı Lara? Yoksa hayatında ilk kez doğru limana mı demir attın? Eğer beni yıkacak olan şey senin sevginse, varsın bu yangında seninle birlikte yanayım...’ Başını hafifçe çevirdiğinde, masanın diğer ucunda, kollarını göğsünde birleştirmiş kendisini izleyen Gökhan’ı gördü.
Gökhan’ın içindeki fırtına ise dışarıya yansıttığı o buzdan kaleden çok farklıydı. Zihninin derinliklerinde tek bir cümle yankılanıyordu: ‘Babamın günahları senin omuzlarına yüklenirken ben nasıl kendimi senin kurtarıcın sayabilirim Kuğu? Ama ant olsun, bu can bu bedenden çıkmadığı sürece kimsenin sana dokunmasına izin vermeyeceğim. Gerekirse tüm dünyayı karşıma alırım, yine de senin gözlerindeki tek bir damla yaşa dünyayı yakarım.’ Bakışlarında öyle ağır, öyle sahiplenici bir karanlık vardı ki, Lara nefesinin teklediğini hissetti.
Tam o sırada kütüphanenin ağır ahşap kapısı gürültüyle açıldı.
"Selamun aleykum Karahan İttifakı!"
İçeriye, rahat tavırlarıyla dikkat çeken, eli cebinde ve yüzünde kendinden emin bir gülümsemeyle Bora girdi. Gökhan’ın Londra’dan yeni dönen, finans ve yazılım dâhisi çocukluk arkadaşı Bora, ceketini ilk bulduğu sandalyeye fırlattı. Arkasından ise elinde en son model tablet, üzerinde kusursuz kesim bir döpiyes ve gözlerinde cemiyet hayatının tüm sırlarını çözen o hırslı bakışlarla Lara’nın yakın arkadaşı, moda ve cemiyet yazarı Ezgi belirdi.
"Vay vay vay..." dedi Bora, gözlerini odada gezdirerek. "Bizim soğuk nevale Karahan gerçekten evlenmiş. Üstelik Kuğu’yu da yanına alıp koca bir imparatorluğa savaş açmış."
Ezgi doğrudan Lara’ya yürüyüp sarılırken şaşkınlığını gizleyemedi. "Sosyete iki haftadır sizin bu dumanlı ilişkinizi konuşuyor bebeğim. Ama buradaki havayı görünce anladım... Oyun düşündüğümden de büyük."
"Lafı uzatmayın," dedi Gökhan. Sesi pürüzsüz ama odadaki tüm neşeyi kesecek kadar soğuktu. "Zamanımız az."
Bora, flash belleği sisteme takarken gözlerini masadaki Lara’ya kaydırdı. "Lara," dedi sırıtarak. "Gökhan seni bu kasvetli odalarda çok sıkıyorsa, operasyon bitince seni Londra’ya kaçırabilirim. Şirketin yeni tasarım vizyonunu orada konuşuruz, ne dersin?"
Masadaki hava bir anda sıfırın altına düştü. Gökhan’ın elinde tuttuğu dolma kalem, parmaklarının arasında gıcırdadı. Sandalyesinde geriye yaslandı, koyu gözlerini Bora’ya dikti. Bakışlarındaki o "mülkiyetçi" ve tehlikeli Karahan damarı anında kabarmıştı. ‘Senin o neşeli tavırlarını severim Bora,’ diye düşündü Gökhan içinden, ‘ama benim olanın etrafında dolaşırsan o gülüşünü yüzünden kazımasını da bilirim.’
"Bora," dedi Gökhan, sesi cehennemin dibinden geliyormuş gibi boğuktu. "Aklını ve parmaklarını sadece o klavyede kullan. Yoksa seni Londra’ya tek parça göndermem."
Bora ellerini havaya kaldırdı, sırıtarak geri adım attı. "Sakin ol dostum. Sadece bir teklifti."
Lara, Gökhan’ın bu açık ve kontrolsüz kıskançlığı karşısında dudaklarının kenarındaki tebessüme engel olamadı. Masanın altından elini uzatıp Gökhan’ın kucağında sıkılı duran sert yumruğunu buldu. Narin parmaklarını adamın parmaklarının arasına geçirdi. Gökhan dokunuşu hissettiği an gözlerini Lara’ya çevirdi. Yumruğu gevşedi, kızın elini sımsıkı kavradı.
Bu sırada odanın diğer ucunda Ezgi, Defne’nin önüne bükülmüş mimari çizimleri yaydı. "Eee, peki bizim sert korumamız Karan Bey bu planın neresinde?" diye sordu Ezgi, imalı bir gülüşle.
Defne hafifçe kızardı ama dik duruşundan ödün vermedi. "Karan saha güvenliğinden sorumlu."
"Saha güvenliği mi?" dedi Defne, gözlerini Karan’a dikerek. "Adam yürüyen bir duvar Ezgi. Komut vermekten başka dil bilmiyor."
Karan’ın iç sesi o an adeta gururuyla savaşıyordu: ‘Senin o keskin dilin, dik başlılığın beni bitiriyor kadın. Keşke sana sadece bir görev gibi bakabilseydim... Ama o dondurucu geceden beri ceketimden yayılan kokunu zihnimden silemiyorum.’ Karan, masaya yaklaşarak Defne’nin hemen arkasında durdu. Eğilip haritada bir noktayı işaret ederken, gövdesi neredeyse Defne’ye temas ediyordu. Karan’dan yayılan o sert odunsu koku Defne’nin başını döndürdü.
"Ve ben," dedi Karan, sesi Defne’nin kulağının hemen dibinde çınlayarak. "Defne Hanım’ın attığı her adımı, kurallara uyup uymadığını yakın takibe almakla görevliyim. Özellikle de üşüdüğünde ceketimi alacak kadar kural tanımadığında."
Defne gözlerini devirdi ama yanaklarındaki kızıllığı gizleyemedi. "Kas yığını..." diye mırıldandı.
Ezgi tabletini masaya vurdu. "Sadede gelelim. Ekrem Karahan ve Soyderler bu gece tarihi bir yalıda gizli bir bağış gecesi düzenliyor. Sosyetenin tüm kirli parası o gece orada aklanacak. Ve en önemlisi... Annenin transfer belgeleri üst kattaki kasada."
Saatler sonra, malikanenin giyinme odasında kızlar devasa aynanın karşısındaydı.
Ezgi, derin sırt dekolteli, zümrüt yeşili saten elbisesinin fermuarını çekerken Defne’ye döndü. "Karan’ın sana bakışlarını gördüm Defne. Adam seni gözleriyle korumuyor, adeta sahipleniyor."
"Saçmalama Ezgi," dedi Defne, şarap kırmızısı kadife elbisesinin yırtmacını düzeltirken. "O sadece işini yapıyor. Sert, duygusuz bir adam."
"Duygosuz mu?" dedi Lara aynadan onlara bakarak. "Fırtınalı gecede ceketini sana giydirirken hiç de duygusuz görünmüyordu Defne."
Üç kadın hafif bir kahkaha atarken, Lara aynadaki yansımasına baktı. Üzerinde bedenini bir kuğu gibi saran, sırt dekolteli, siyah ipekten tasarlanmış son derece zarif bir elbise vardı. Siyah Kuğu tamamen geri dönmüştü.
Gökhan kapı eşiğinde belirdi. Üzerindeki kusursuz siyah smokin ile bir karanlık prens gibi duruyordu. İçeri girip diğerlerinin çıkmasını bekledi. Kapı kapandığında yavaşça Lara’nın arkasına geçti. Aynadaki yansımada gözleri buluştu.
Gökhan’ın iç sesi o an haykırıyordu: ‘Bu kadın benim kıyametim. Onu korumak için gerekirse kendi babamı, tüm dünyayı yakarım. Bu güzellik bir lütuf değil, beni dizlerimin üzerine çöktüren tatlı bir zehir.’
Elindeki pırlanta gerdanlığı Lara’nın boynuna takarken, dudakları kızın açıkta kalan omzuna hafifçe temas etti. Lara’nın nefesi kesildi.
"Çok güzelsin Kuğu," dedi Gökhan, sesi pürüzsüz bir fısıltı gibiydi. "Ve bu gece benim yanımdasın."
"Her zaman," dedi Lara, dönüp adamın gözlerinin içine bakarak.
Tarihi yalı, Boğaz’ın soğuk sularının kenarında devasa bir ışık süzmesi gibi parıldıyordu. Flaşlar patlıyor, sosyetenin en karanlık isimleri kırmızı halıdan geçiyordu. Salona adım attıkları an, ortamın ağır kokusu ve fısıltılar ekibin üzerini bir sis gibi kapladı.
Büyük kristal avizelerin altında kadehlerini tokuşturan kalabalığın kuytu bir köşesinde Selin ve Rüzgar yan yana duruyordu. Selin, üzerindeki iddialı kırmızı elbisesi ve gözlerindeki nefretle doğrudan kapıdan giren Lara ve Gökhan çiftine kilitlenmişti.
"Şunların haline bak," dedi Selin, kadehinden bir yudum alıp dudaklarını bükerken. "Lara yine her zamanki gibi kendini bu cemiyetin kraliçesi sanıyor. Gökhan gibi bir adamın yanında ne işi var sanki? Oyun oynuyorlar Rüzgar, görmüyor musun? Gökhan asla öyle bir kadına bağlanmaz."
Rüzgar ise gözlerini Lara’nın o kusursuz siyah ipek elbisesinden ve boynundaki pırlantalardan ayıramıyordu. İçindeki kıskançlık ve öfke bir lav gibi birikiyordu. ‘O yer senin yanında değil benim yanımdı Lara,’ diye düşündü hırsla. ‘Karahan’ın gölgesine sığınarak beni silebileceğini mi sandın?’
Rüzgar alaycı bir tebessümle Selin’e döndü. "Kendi kendini kandırma Selin. Gökhan’ın Lara’ya nasıl baktığını görmüyor musun? Adam adeta etrafındaki herkesi yok sayıyor. Ama o bakışlar çok yakında pişmanlığa dönüşecek. Bu gece o masalları başlarına yıkılacak."
"Göreceğiz," dedi Selin, gözlerinde beliren tehlikeli bir ışıltıyla. "Gökhan’ın o soğuk zırhının altında ne olduğunu çok iyi biliyorum. Lara sadece geçici bir heves."
Selin elindeki kırmızı şarap kadehini hafifçe sallayarak kalabalığın arasına karıştı. Gökhan’ın, Lara’dan birkaç adım uzaklaşıp babasının iş ortaklarıyla kısa bir konuşma yaptığı o anı bekliyordu. Fırsatı yakaladığı an, bilerek ve adeta bir kaza süsü vererek Gökhan’a çarptı.
Elindeki kırmızı şarap, Gökhan’ın kusursuz beyaz gömleğine ve smokinine döküldü.
"Ayy! Çok özür dilerim Gökhan!" dedi Selin, sahte bir telaşla ellerini adamın göğsüne koyarak. "Terk fark etmedim, tamamen benim sakarlığım... Gel üst kata çıkalım, leke tutmadan temizleyelim. Orada daha sakin bir yer var."
Selin, parmaklarını Gökhan’ın göğsünde gezdirip onu kuytu bir köşeye, merdivenlere doğru çekmeye çalışırken Gökhan’ın bakışları buza kesti. Gökhan, kadının elini göğsünden söküp atmak üzereyken, salonun ortasından süzülen topuklu ayakkabı sesleri duyuldu.
Lara, adeta bir kraliçe edasıyla adımlayarak yanlarına geldi. Hiç istifini bozmadan, gözlerinde öldürücü bir özgüven ve sahiplenişle doğrudan Selin’in karşısında durdu.
"Sakin ol Selin," dedi Lara, sesi salondaki müzikten bile daha net ve keskindi. Elini uzatıp Gökhan’ın göğsüne dökülen şarap lekesine hafifçe dokundu, ardından bakışlarını Selin’e dikti. "Kocamın neyi nerede temizleyeceğine veya nereye gideceğine sadece ben karar veririm. Hem... Birkaç damla kırmızı şarap Karahan asaletini bozmaz, ama senin bu ucuz hamlelerin üzerindeki o pahalı elbiseyi bile kurtarmaya yetmiyor."
Lara, Gökhan’ın koluna girdi, başını hafifçe adamın omzuna yaklaştırarak Selin’e öldürücü son darbeyi vurdu: "Şimdi izninle, kocamla ilgilenmem gerekiyor. Sana da iyi geceler."
Gökhan’ın dudaklarının kenarında kıvrılan o gururlu, aşık tebessüm Selin’i adeta yerin dibine soktu. Gökhan, Lara’nın belini sımsıkı kavrayarak, "Emriniz olur Kuğu’m," diye fısıldadı kulağına. Selin ve arkada dişlerini sıkan Rüzgar, ikilinin bir bütün gibi üst kata doğru süzülüşünü çaresizlikle izledi.
Operasyon tıkır tıkır işlemeye başladı. Bora, salondaki güvenlik kameralarını ve kör noktaları hackleyerek Karan’a sinyal gönderdi. Ezgi, cemiyet haberlerini bahane ederek Ekrem Karahan’ın ve Lara’nın babasının dikkatini ana salonda tuttu. Karan ve Defne ise alt katın emniyetini sağladı.
Gökhan ve Lara, kalabalığın arasından sıyrılarak üst kattaki VIP çalışma odasına sızdılar.
Gökhan, cebinden çıkardığı özel cihazı kasanın dijital paneline bağladı. Saniyeler içinde kilit bip sesiyle açıldı. İçerideki kırmızı dosyayı —Lara’nın annesinin transfer belgelerini— çıkardı ve Lara’ya uzattı.
"Aldık," dedi Lara, gözleri dolarak. "Gerçekten aldık."
Tam o sırada arkalarındaki ahşap kapı büyük bir gürültüyle savruldu.
"Sana o dosyaya dokunmamanı söylemiştim oğlum!"
Ekrem Karahan’ın en sadık, tetikçi koruması elinde susturuculu silahla kapıda duruyordu. Silahın namlusu doğrudan Lara’nın göğsüne doğrulmuştu.
"Lara Soyder fazla ileri gitti," dedi adam soğukkanlılıkla. "Ailesinin kaderini paylaşacak."
Adam parmağını tetiğe bastığı an, zaman ağırlaştı.
Gökhan tek bir salise bile tereddüt etmedi. Zihnindeki o tek düşünce son kez çınladı: ‘Onun yerine ben sakatlanayım, onun yerine ben öleyim ama ona bir fırtına bile değmesin!’ İçindeki o koruma güdüsü, hayatta kalma güdüsünü tamamen yok etti. Lara’nın çığlığı odayı doldurmadan önce Gökhan kendini kızın önüne attı.
TAK!
Boğuk bir silah sesi odada yankılandı.
Gökhan’ın gövdesi sarsıldı. Kurşun, Gökhan’ın sol omzunun hemen altına, kalbinin birkaç parmak ötesine saplanmıştı. Sıcak kan, beyaz gömleğini saniyeler içinde koyu bir kırmızıya boyadı.
"GÖKHAN!"
Lara’nın içinden kopan o çığlık, tüm yalıyı inletecek kadar şiddetliydi.
Gökhan son bir hırsla, yaralı olmasına rağmen ileri atıldı ve adamın silah tutan elini kavrayıp duvara çarptı. Silah yere düşerken, Karan kapıda belirdi ve tetikçiyi tek hamlede etkisiz hale getirip yere serdi.
Gökhan’ın dizlerinin bağı çözüldü. Kanlar içinde yere doğru kayarken Lara onu kucağına aldı. İkisi de ahşap zemine çöktü. Lara’nın siyah ipek elbisesi, adamın al kanıyla ıslanıyordu. Lara’nın elleri titriyor, tırnaklarını Gökhan’ın gömleğine geçiriyordu. O kibirli, o gururlu Siyah Kuğu zırhı bin parçaya bölünmüştü.
"Hayır, hayır, hayır! Aç gözlerini!" Lara ağlıyordu. Gözyaşları Gökhan’ın solgun yanaklarına damlıyordu. "Gökhan bana bak! Bırakamazsın beni!"
Gökhan güçlükle nefes alıyordu. Dudaklarının kenarından ince bir kan süzüldü. Eli büyük bir çabayla yukarı kalktı, Lara’nın ağlamaktan ıslanmış yanağına dokundu.
"Sana... söz verdim Kuğu..." dedi Gökhan, sesi tükenmek üzere olan bir mum gibi kısıktı. "Seni... o karanlığa vermeyeceğim."
"Seni seviyorum!" diye haykırdı Lara, gururunu, korkularını, geçmişini tamamen çöpe atarak. Yüzünü adamın kanlı göğsüne bastırdı. "Duyuyor musun beni? Seni seviyorum Gökhan! Dayan, ne olur dayan!"
Gökhan’ın parmakları kızın yanağından yavaşça kaydı. Göz kapakları ağırlaştı ve koyu gözleri derin bir karanlığa gömüldü.
Lara’nın kucağındaki adam hareketsizdi. Ve dışarıda çalan ambulans sirenleri, Siyah Kuğu’nun hayatındaki en büyük yangının başladığını ilan ediyordu.