İçeriğe geç

SİYAH KUĞU

Bölüm 12 · 4 dk okuma

SİYAH KUĞU

Bölüm 12

Fırtınadaki Liman

Elektriklerin kesilmesiyle salonda yükselen panik dalgası, ortamı bir anda kaosun kucağına itmişti. Flaşların yerini zifiri karanlık alırken Gökhan’ın güçlü kolu anında Lara’nın beline dolandı. Onu kendi gövdesine siper edecek şekilde geriye çekti.

"Kıpırdama," diye gürledi Gökhan karanlığa doğru.

Lara ise avucunun içindeki telefonun ekranına saplanıp kalmıştı. ‘Karahanların işlediği büyük cinayet...’ Cümlesi zihninde yankılandıkça göğsüne bir taş oturuyordu. Gökhan’ın belindeki elini sertçe itti. "Bırak beni!"

"Lara, saçmalama! Salon karanlık, dışarıda ne olduğu belli değil!"

"Bırak diyorum sana!" Lara’nın sesi karanlıkta titriyordu ama geri adım atmadı. Topuklularının üzerinde hızla gerileyerek acil çıkış kapısına doğru koştu. Gökhan bir an bile tereddüt etmeden peşinden fırladı.

Otel çıkışında yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Lara valelerin getirdiği araca ulaşamadan, Karan siren gibi çalan koruma araçlarıyla kapıya yanaştı. Gökhan, ıslanmaktan sırılsıklam olmuş Lara’yı tek bir hamlede tutup Karan’ın sürdüğü siyah SUV’un arka koltuğuna adeta fırlattı, kendisi de yanına bindi.

"Nereye gidiyoruz patron?" dedi Karan, dikiz aynasından arkadakilere bakarak.

"Şehir dışındaki dağ evine," dedi Gökhan, sesi bir fırtına kadar tehlikeliydi. Ardından Lara’ya döndü. "Ve sen o telefona ne geldiğini bana açıklayacaksın."

Lara yanıt vermedi. Yüzünü soğuk cama yaslayıp çenesini sıktı. O sırada telefonu çaldı. Ekranında en yakın arkadaşı, dobra ve dik kafalı iç mimar Defne’nin adı parlıyordu. Lara titreyen eliyle açtı.

"Lara! Haberlerde gördüm, lansmanda elektrikler kesilmiş! Neredesin sen, iyi misin?" Defne’nin sesi endişeyle doluydu.

"İyiyim Defne... Sadece şehirden uzaklaşıyoruz," dedi Lara kısık sesle.

"Yalnız değilsin değil mi? Geliyorum yanına, konumu at."

Dağ evine varıldıktan bir saat sonra, yağmurun uğultusuna kapının çalınması karıştı. Defne, deri ceketi ve ıslanmış saçlarıyla içeri daldı. Lara’yı görür görmez sarıldı. Ancak salondaki o ağır, kasvetli havayı ve devasa şöminenin önünde dikilen Gökhan ile kapıda nöbet tutan Karan’ı görünce duraksadı.

"Burada neler oluyor?" dedi Defne, gözlerini Karan’a dikerek. "Siz ikiniz kızın etrafını gardiyan gibi sarmışsınız."

Karan, yüzündeki o asker disiplininden ödün vermeden Defne’ye doğru bir adım attı. "Güvenlik gerekçesiyle dışarıda kalmanız uygun değil, hanımefendi. İsterseniz verandada bekleyin ya da içeri geçin."

"Bana emir verme, kas yığını," dedi Defne kaşlarını çatarak. Ama dışarıdaki rüzgar öyle sert esti ki, verandaya kapılan buz gibi hava Defne’nin hafif kumaşlı bluzunu delip geçti. Kız elinde olmadan ürpererek kollarını kavuşturdu.

Karan, kızın bu halini görünce tek bir kelime bile etmedi. Üzerindeki ağır, siyah takım elbise ceketini ağır hareketlerle çıkardı. Defne daha ne olduğunu anlamadan, Karan geniş ve hâlâ vücut ısısını taşıyan ceketini kızın omuzlarına bıraktı.

Defne şaşkınlıkla gözlerini açtı. "Nalaka... Ben üşümüyorum."

"Üşüyorsunuz," dedi Karan, sesi dümdüz ama bakışları garip bir şekilde yumuşaktı. Ceketin yakalarını Defne’nin boynuna doğru hafifçe düzeltti. "Ve ben kadınların yanımda titremesine izin vermem. Şimdi içeri geçin."

Defne, adamın omzuna dokunan iri eline ve ceketten yayılan o sert odunsu kokuya bakakaldı. İlk kez laf yetiştirecek bir şey bulamamıştı.

Saat gecenin üçünü geçiyordu. Defne ve Karan alt kattaki konuk odalarında dinlenmeye çekilmişti.

Gökhan, salonun ortasındaki dev şömineye birkaç odun daha attıktan sonra mutfağa geçti. Lara’nın bütün gece tek bir kelime etmediğini, yüzünün kireç gibi olduğunu biliyordu. Ona içinin ısınması için tarçınlı ve ballı sıcak bir bitki çayı hazırladı. Fincanı alıp salona döndüğünde adımları aniden yavaşladı.

Lara, şöminenin karşısındaki geniş, taba rengi deri koltukta kıvrılmıştı. Siyah ipek elbisesinin içinde o kadar küçük ve savunmasız görünüyordu ki... Gözleri kapalıydı, uzun kirpikleri yanaklarına gölge düşürüyordu. Çoktan uykunun derinliklerine teslim olmuştu.

Gökhan fincanı masaya sessizce bıraktı. Koltuğun kenarındaki yumuşak polar battaniyeyi alıp yavaşça Lara’nın üzerine örttü. Tam geri çekileceği sırada, uykunun arasında huzursuzca kıpırdayan Lara, bir kabusun etkisindeymiş gibi elini uzattı.

Lara’nın narin parmakları, Gökhan’ın gömleğinin kolunu sımsıkı kavradı.

"Gitme..." diye fısıldadı uykulu sesiyle. Rüyasında bile kaybetmekten korktuğu o sığınağa tutunuyordu. Lara, kontrolsüz bir refleksle Gökhan’ı kolundan tutup kendine doğru çekti.

Gökhan dengesini kaybetmemek için tek elini koltuğun arkalığına dayadı. Yüzü, Lara’nın yüzüne santimler kadar yakındı. Lara başını Gökhan’ın koluna doğru gömdü, adamın sıcaklığını hisseden bedeni anında gevşedi.

Gökhan’ın kalbi göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Gümbürtüsü o kadar şiddetliydi ki, sessiz salonda echo yapmasından korktu. Nefesini dengelemekte, ciğerlerine hava çekmekte zorlandı. Kızın fısıltı gibi çıkan nefesi kendi dudaklarına çarpıyordu.

Gökhan milim bile kıpırdamadı. Nefesini tutarak, boşta kalan eliyle Lara’nın açıkta kalan omzunu battaniyeyle sakince örttü. Ardından koltuğun yanındaki halının üzerine, Lara’nın tam hizasına diz çöktü.

Kolunu kızın tutuşundan kurtarmadı. Lara uyurken, Gökhan saatlerce onu seyretti. Saçlarının arasına düşen şömine ışığını, yüzündeki o masum çizgileri... Dışarıda karı andıran fırtına uğuldarken, Gökhan Karahan hayatında ilk kez bir insanın varlığıyla tam anlamıyla ısındığını hissetti.

"Seni o karanlığa vermeyeceğim Kuğu," diye fısıldadı gecenin sessizliğine. "Kendim yansam bile."

Bölüm sonu

1 yorum