Karahan Holding’in yönetim katındaki havada artık tek bir adamın emri esmiyordu. Lara, Gökhan’ın odasının tam karşısındaki cam bölmeli odaya yerleştiğinde, şirketteki tüm dengeler sarsılmıştı. Masanın üzerinde annesine ait dosyanın kopya evrakları, yanında ise Karahan Grubu’nun gizli finansal raporları duruyordu. Gökhan, aralıklı duran stor perdelerin arasından Lara’nın odaklanmış yüzünü, kalem tutan narin parmaklarını süzmekten kendini alamıyordu. O artık sadece korunması gereken bir kadın değil, yanındaki en tehlikeli ve en müttefik güçtü.
"Annenin tutulduğu güvenli evin koordinatları Rüzgar’ın sağ kolu olan Vedat’ın elinde," dedi Karan, masadaki haritayı işaret ederek. "Vedat bu gece 'Kör Nokta' adlı yeraltı kulübünün VIP salonunda olacak. Oraya girmek neredeyse imkansız."
Gökhan gözlerini Lara’dan ayırmadan mırıldandı. "Bizim için imkansız diye bir şey yok."
Lara kapıyı itip içeri girdi. Üzerindeki siyah, derin sırt dekolteli ve yırtmaçlı elbise, adeta tehlikenin resmi gibiydi. "O salona giriyoruz," dedi net bir sesle. "Ve o koordinatları ben alıyorum."
Gökhan ayağa kalktı. Lara’nın yanına kadar yürüyüp elbisenin cüretkar detaylarında gözlerini gezdirdi. Bakışlarındaki o koruyucu karanlık alevlenmişti. "O kulüpteki adamların sana nasıl bakacağını biliyorsun, değil mi Kuğu?"
"Bırak baksınlar Karahan," dedi Lara çenesini dikleştirerek. "Sonuçta sadece bakmakla kalacaklar. İpler hâlâ bizde."
Kulübün bass sesleriyle sarsılan loş koridorları, alkol ve pahalı tütün kokuyordu. VIP bölümüne geçtiklerinde Gökhan, Lara’nın belini öyle bir kavramıştı ki, sanki dokunduğu yere kendi imzasını atıyordu. Vedat’ın masasına yaklaştıklarında plan kusursuz işledi. Lara, zekice kurgulanmış bir dikkat dağıtma hamlesiyle Vedat’ın masadaki şifreli flash belleğini çantasına atmayı başardı. Ancak mekanın korumaları durumu fark ettiğinde, Gökhan tek bir hamlemizle Lara’yı arkasına alıp kulübün arka çıkışındaki dar kuytuya çekti.
Karanlık koridorda, bas bariton seslerin gürültüsü arkalarında kalırken Gökhan, Lara’yı duvrak arasına sıkıştırdı. İkisinin de nefesi düzensizdi. Gökhan’ın iri gövdesi Lara’yı dış dünyadan tamamen izole etmişti.
"Tehlikeli oyunlar oynuyorsun," diye fısıldadı Gökhan, yüzünü Lara’nın boynuna eğerek.
"Ama oyunu kazandım," dedi Lara, elindeki belleği göstererek.
Araca sığındıklarında gece daha yeni başlıyordu. Karan’ın bilgisayara bağladığı belleğin içinden tek bir ses kaydı çıktı. Lara titreyen parmaklarıyla 'Oynat' tuşuna bastı. Cihazdan yükselen cızırtılı ses önce annesine aitti:
"Lara... Bebeğim, eğer bu kaydı dinliyorsan hayattayım. Ama seni korumak için gitmek zorundaydım. Baban... Baban beni Karahanlara bir borç karşılığı sattı. Gökhan’ın babası ve senin baban aynı günahın ortakları..."
Kayıt bittiğinde arabanın içine ölümcül bir sessizlik çöktü. Lara’nın dünyası bir kez daha başına yıkılmıştı. Annesi gitmemişti, satılmıştı. Ve öz babası bu iğrenç tezgahın tam ortasındaydı.
"Lara..." dedi Gökhan, sesinde ilk kez panik kırıntılarıyla.
Lara hiçbir şey söylemedi. Tepkisizce başını cama çevirdi. Malikaneye döndüklerinde doğrudan salondaki bar tezgahına yürüdü. Gökhan’ın engel olmasına izin vermeden, sek viski şişesini kavradı. Bardak bile kullanmadan, boğazını yakan o sert sıvıyı ardı ardına yudumladı.
"Yeter Lara, yapma," dedi Gökhan, elindeki şişeyi çekip alarak.
"Ver onu bana!" diye bağırdı Lara. Gözleri dumanlı, yanakları al al olmuştu. Alkollün etkisi zihnindeki zırhları birer birer yıkıyordu. "Benim bütün hayatım bir yalanmış Gökhan! Babam... Benim öz babam beni ve annemi ateşe atmış!"
Lara sendeleyerek bir adım attı. Bacakları onu daha fazla taşıyamadı. Tam yere kapaklanacakken Gökhan ileri atılıp onu kucağına aldı. Lara’nın başı Gökhan’ın geniş göğsüne düştü. Bilinci yarı açık, tamamen sarhoş ve kendinde olmayan bir haldeydi.
Gökhan onu koltuğa yatırmak istedi ama Lara, ellerini Gökhan’ın boynuna dolayarak onu bırakmadı. Gökhan, genç kadının üzerinde, koltuğun kenarına tutunarak asılı kaldı. Yüzleri arasındaki mesafe milimlerle ölçülüyordu.
"Gitme..." diye fısıldadı Lara, dudakları alkol kokuyordu. Bakışları tamamen kaymıştı, gözleri yarı kapalıydı. "Herkes gitti... Sen de gitme."
"Buradayım Kuğu," dedi Gökhan, sesi pürüzsüz ve bir o kadar da yakıcıydı. "Hiçbir yere gitmiyorum."
Lara, sarhoşluğun ve içindeki o devasa yıkımın verdiği sığınma ihtiyacıyla ne yaptığını bilmeden ansızın doğruldu. İnce parmaklarıyla Gökhan’ın ensesini kavradı ve dudaklarını adamın dudaklarına bastırdı.
Bu, planlanmamış, kontrolsüz ve tamamen çaresiz bir öpücüktü. Alkollün sıcaklığı, tutkunun ateşiyle birleşti. Gökhan’ın vücudu bir anlığına kaskatı kesildi; şaşkınlık damarlarında patladı. Ama Lara’nın dudaklarının yumuşaklığı ve çaresiz dokunuşu karşısında mantığı tamamen devre dışı kaldı. Gökhan gözlerini kapatıp Lara’nın belini sıkıca kavradı, öpücüğe aynı tutkuyla karşılık verdi.
Birkaç saniyelik o yakıcı temasın ardından Lara’nın elleri Gökhan’ın omuzlarından yavaşça kaydı. Başını Gökhan’ın göğsüne düşürdü. Zihni karanlığa teslim olurken, sarhoşluğun etkisiyle Gökhan’ın kollarında tamamen sızıp kaldı.
Gökhan, kucağında mışıl mışıl uyuyan, göğsünde nefes alan kadına baktı. Kendi dudaklarında hâlâ onun tadı vardı. Kalbi göğüs kafesini delercesine atarken, başını Lara’nın saçlarına gömdü. Oyun bitmiş, geriye sadece birbirine kelepçelenmiş iki ruh kalmıştı.