Başınıza gelen kötü durumların verdiği acı hissi vardır ne olduğunu iyi bilirim. Kalbin kırılmasına neden olur. Bu acı zamanla geçer ilacı vardır. Birde çaresiz acılar vardır ki ne yaparsanız yapın asla verdiği acıyı unutamazsınız. Çok acı çekersiniz ve kalbiniz kırıkmış gibi değilde tuzla buz olmuş gibi hissedersiniz. Ben bu tuzla buzluk olma hissini daha önce yaşamışdım. Babamın ölümü kalbimi yok etmeye yetmişti. Hayatımdaki tek sığınağım ve güvenli limanımı kaybetmiştim. Babamın bende yaratdığı güven ve aramızdakı o ince yapılı ama güçlü bağ asla yeri doldurulamaz ve unutulamaz bir dayanağımken onu kaybetmiştim. Çaresi yoktu çünki bu bağlar ve babama olan sevgimi onu görünce değişen kalp ritmimi bir daha yaşayamayacağımı düşünmüştüm. Bu acının bir çaresi yoktu, tarifsizdi ama bugün bir şey daha öyrenmiştim. En büyük acıların bile çaresi varmış. Çaresi daha ağır ve daha büyük acılar yaşamaktı. Parmağın çizilse acısını hissedersin ama kolun kırılsa parmağındaki acıyı unutursun. Bu da öyle bir şey.
Bana bakıyordu ama konuşmak için değil öğlesine. O kadar soru sormak istiyordum ama sorularıma yanıt vermeyeceği belliydi. Şoföre seslendim:
_ > Pardon nereye gitdiğimizi öğrene bilirmiyim ?
şoför şaşkın bir şekilde dikiz aynasından bana bakarken cansız manken gibi oturan cani konuşmaya başladı.
_ > Sen işine bak, Ekin !
ben bıkkınlıkla göz devirip:
_ > iyi o zaman. Ekin söyleyemiyorsa sen söyle. Nereye gidiyoruz?
Yüzüme doğru hafif yaklaşarak:
_ > Seni koğuşuna götürüyorum.
_ > Koğuş ?
_ > Noldu? Pek beğenmedin sanki
_ > Bana bak. Sen resmen beni alıkoyuyorsun ve bu büyük bir suç. Bunu geçtim ben senin öldürmek için anlaşma imzaladığın insanlar içinde değilim ve beni öldürmek ya da alıkoymak gibi bir şey söz konusu bile olamaz!
dudağının kenarı kıvrılmıştı gördüm. Hemen cevap verdi:
_ > Evet, haklısın. Seninle anlaşma falan yapmadık ama bu yapmayacağımız anlamına gelmiyor.
_ > Nasıl yani ?
_ > Anlaşmayı Vural yaptı. Senin sevgilin benden borç para aldı ve 3 aya kadar ödeyeceğini aksi takdirde canını vereceğini söyledi. Bugün son gündü. Depoya geldi. Yalvarmaya başladı onu öldürmemem için. Sonra senden bahsetdi. Kendi canı yerine seni bana getirmeyi teklif etdi.
Bu adam neyden bahsediyordu????? Volkan hakkında ne biçim konuşuyordu? Benim sevgilim bana deli gibi aşıktı falam diyemem ama beni asla tehlikeye atacak biri değil. Sinirlendim ve karşımda sırıtan adam hokkalı bir tokat geçirdim. Adam bozguna uğramış bir şekilde yüzünü bana çevirdi. Dudaklarını hafif araladı ama benim konuşmamı bekliyordu.
_ > Sen ne anlatıyorsun ya ? Senin bu yalanına inanmamı beklemiyorsundur diye düşünüyorum ve benim sevgilimin adı Vural değil Volkan.
Sinirlendiğini keskin çenesinden, nefes alma şeklinden ve yarasından akan kana bulaşmış elini sıkma şeklinden anlaya biliyordum.
_ > Ve seninle neden anlaşma yapayım ki ? Benim borca ve ya başka bir şeye ihtiyacım yok ki olursa da senin gibi ciğeri 5 para etmez bir insandan istemezdim.
Daha fazla sinirlenmesini beklemiştim ama bu sefer bozguna uğrayan bendim. Yüzünde sinire dair en ufak bir mimik bile yoktu aksine onu tanımaya biri olarak hüzünlendiğini bile söyleyebilirdim. Az önce zevkten 4 köşe olmuş bir şekilde oturan adam şimdi koltuğa sinmişdi sanki. Derin bir nefes aldı.
_ > Bunu sevgilin için yapıcaksın yoksa Vural ölür!
_ > Bunu yapmayacağım çünki Volkanın böyke bir şey yaptığına inanmıyorum. İnanmadığım bir durum için seninle asla anlaşma yapmam. Anlaşmanın yapılması için Volkanın senden borç aldığını isbat et. O dosyaları inceledim. İçinde Volkana dair hiç bir şey yoktu.
_ > Tamam öyle olsun ama bana inanmadığın için kalbin çok kırılacak.
_ > Merak etme benim kalbim kırılmaz ve Volkan bana asla ihanet etmez.
Yüzünde aşağılayıcı ve hüzün dolu bir ifade vardı. 40 dakikalık yolculuğun sonunda bir malikaneye varmıştık. Ormanın içinde bu kadar ıssız bir yerde böyle bir malikane görmeyi beklemiyordum. Arabadan indiğimde karşımda 40-50 tane iri yarı 2 metre adamlar duruyordu. Benim ardımdan inen adamı görünce her kesin yüzüne bir telaş yerleşmişti.
_ > Barın bey, iyi misiniz ?
_ > Rıfat, Oylum hanımı aşağı kata mahzene götürün. Kendisi benim misafirim değil tutsağımdır. Kaçmasına da asla izin vermeyin yoksa canınızı yakarım!
Bir anda üzerime 4 kişi geldi. İkisi kollarımdan tutdu. Biri önümde diğeri de arkamızda durdu. Ben çırpınıyordum, bağırıyordum ama hiç biri insafa gelmiyor, beni bırakmıyordu. Resmen sürüklenerek malikanenin mahzenine götürülüyordum. Mahzen aşağı katda olduğu için merdivenlerde kaçmayı başara bilirdim diye düşündüm, çünki mahzenler hep alt katta olurdu ama yine bozguna uğramıştım. Merdiven değil asansör vardı. Asansörden kaçamazdım. Hemen bir bahane uydurdum.
_ > Şey sen Rıfatdı değil mi ?
adam cevap vermedi. Suratsız şey aynı cani liderleri gibi.
_ > Ben buna binemem
_ > Neden ? diye sordu arkada duran adam. Asansörden korkuyorsan korkma çünki merdivenler var ve merdivenlerden inebiliriz.
bu adam diğerlerinden farklıydı. Acayip bir şekilde hoşgörülü ve anlayışlıydı.
_ > Necmi kapa çeneni dedi sert tonla Rıfat
ismi Necmiydi. Onu aklıma iyice kazıdım çünki onun bu hoşgörüsü ve iyi niyetiyle burdan kurtula bilirdim.
Barın bey asansörle inmemizi söyledi. Bu kadının merdivenlerde kaçmaya çalışa bileceğini söyledi.
Bozguna uğramıştım Barın adlı bu adam beni nasıl bu kadar çöze bilmişti? Bir kalem saplama meselesi yüzünden bunları düşünebileceğimi anlamış olamazdı değil mi ?
_ > İyi fikirmiş Rıfat. Şeytanın aklına gelmeyen şeyler bile sizin patronunuzun aklına geliyor. Bu halimle 4- nüzü dövecek değilim ya hani ?
_ > Beni ilgilendirmez Oylum hanım. Bana verilen emri icra ediyorum.
Asansöre binmiştik. Lanet olsun. Hemen bir şeyler bulmam lazımdı. Asansörün durduğu an mahzene kapatılış demekdi. Bir anda bayılma numarası aklıma geldi. İnandırıcı olsun diye biraz şov yapmış olabilirim. Gayet iyi rol yapmış olmalıyım ki Rıfat dışında her kes panik olmuştu. Rıfatsa hiç oralı değildi.
_ > Abi ya Oylum hanıma bir şey olduysa ? Barın bey bizi yaşatmaz.
_ > Ferhat, Barın bey Oylum hanımın fazlaca zeki olduğunu söyledi. Asansöre de binmek istemediğini diretmişti zaten. Rol yapıyor. Hem asansör yüzünden bayıldıysa çıkınca düzelir merak etme dedi Rıfat
Çıldırıcaktım ne yani ben Çin malı bir televizyonmuydum aç kapa yapınca düzeliyim. İşe yaramamıştı. Rıfat her şeye engel oluyordu ama ben ona zamanı gelince yapacağımı biliyordum. Asansör durduğunda Rıfat beni kucağına aldı ve mahzene doğru gidiyorduk. Mahzene vardığımızda Ferhat kapıyı açdı. Rıfat beni yavaşca yere bıraktı. Yerde duran zincir prangayla sol ayağımı bağladı. Mazhenin kapısını kilitledikten sonra 2- si kapının önümde nöbet için durdu. Rıfat ve diğer ismini bilmediğim adam gitmişti. Kapıda Necminin nöbet tutması benim için iyiydi ama nöbet zamanı diye bir şey var mı anlamak için Necmiyle ilgili planımı erteledim. Kapatıldığım terde tepede bir kamera vardı ordan beni izliyorlardı. Ayaöımdakı zincir uzun olduğu için içeride yürüye biliyordum. Sistemi anlamıştım saniye olarak saymıştım. Adamlar 2 saat sonra yer değiştiriyordu lakin nöbete hiç tanımadığım adamlarda geliyordu. Necmiyi göreceğim an 2 saat vaktim olduğunu biliyordum ve bu beni çok rahatlatmıştı. Tahminen 5 saat geçmişdi. Bir anda mahzenin kapısı açıldı. Rıfat bana yemek ve su getirmişti. Rıfatın kolundaki saate baktım. Saat öğlen 2 olmuştu. Yemeyimi yiyip suyumu içerken kameraya bakıyordu o caninin beni izlediğini adım gibi biliyordum.
_ > Beni izlediğini biliyorum. Sana bir şey ya da boşver. Nasıl olsa kaçtığımı beni burda bulamayınca anlayacaksın. Öyle bir kaçacam ki beni değil sen o 45 adamın bile yakalayamayacak. İlk işimde alıkoyma suçundan seni mapusda çürütmek olacak. Yemeyimi yedikten sonra bir uyku bastı ve uyudum. Ne kadar uyuduğumu anlamamıştım ve zaman algımı da kaybetmiştim. Uykumu almıştım acaba gece miydi ? Yoksa sabah olmuşmuydu??? Kapının açılması ile uykudam tümden uyandım. İçeri Rıfat gelmişti. Rıfatın bu kadar görünmesi onun Liderin gözbebeği olduğunu gösteriyordu. Belki de Rıfatdan kurtulmanın tek yolu onu liderinin gözünde küçük düşürmekti. Bu konuda da düşünecektim tabi ki ama önce bu ucube niye geldi onu öğrenmem lazımdı.
_ > Hayırdır Rufo beni mi özledin?
_ > komik değil. Barın bey sizi bekliyor.
_ > Hayırdır kameradan mı görmüş ?
_ > Ne kamerası Oylum hanım ?
_ > Neyse. Ona gelmeyeceğimi söylersin o zaman.
_ > Oylum hanım zorluk çıkarmayın.
Rıfat bir anda ayağımdakı prangayı açtı. Mahzenin girişinde kimsenin olmadığını farkettim kaçmak için mükemmel bir fırsatdı. Yerde duran tabağı alıp Rıfatın kafasına geçirdim bundan sarsılmış olacak ki yere düştü ama bayılmadı hemen önünde duran silahı ele geçirdim. Rıfatın benim için bir tehlike olduğunu biliyordum bu yüzden önce sinirlerimle oynayan kameraya sonra da Rıfatın sol bacağına mermi sıktım. Yerlerde kanlar içinde yatan adamı yarılmış ayağıyla baş-başa bırakıp koşarak asansöre bindim. En üst kata bastım çünki onlar benim kaçtığımı düşünüp evden uzaklaşacaklardı. Asansördeki kameraya da bir mermi sıktım. En üst kata çatı katına gelmiştim. Burda bir sürü oda vardı ama benim dikkatimi sadece bir oda çekti. Eskimiş tozlu ve üzerinde takma kilit olan bu kapının uzun süredir açılmadığı çok belliydi. Bu kapıyı açmayı başara bilseydim diye düşünürken birden sırtımda bir el hissetdim. Korkarak silahla arkama döndüm. Karşımda duruyordu nefret sebebim. Hiç düşünmeden bi defa sıktım ama o da ne ??? Mermi bitmişdi. Bana gurur dolu bakışlarını armağan ederken.
_ > Şovun bitdiyse hadi
_ > ama sen nasıl burda olduğumu nerden anladın ?
_ > Seni senden daha iyi tanıyorum.
Bu nasıl ola bilirdi??? Beni bulmuştu. Bei nasıl bu kadar anlamıştı??? Bozguna uöramamışım gibi sordum.
_ > Beni neden çağırıyorsun?
Gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. Gözlerimi kapayıp :
_ > Hey sen ne yaptığını zannediyorsun ? Niye soyunuyorsun ?
Sorum komikmiş gibi bir kahkaha patlatdı.
_ > Merak etme senin gibi bir kaçıkla işim olmaz. Sadece beni yaraladın ve biliyorsun ki yarayı açan kapatır.
Şaşırmıştım. Yarasını sarımamı istiyordu.
_ > Hayır tabi ki. Yarayı doktor kapatır. Git kendine en güzelinden bir doktor bul.
_ > Hayır yarayı açan kapatır ve bu yarayı sen kapatacaksın.
Arkadaşlarrrrr yine ço