İçeriğe geç

Siyah Balkon

Bölüm 6 · 10 dk okuma

Siyah Balkon

Bölüm 6

5. BÖLÜM

"Bazı kadınların yüzü, ağır bir hikayenin yaşandığı sokaklar gibidir. Kalbiyle bakmayı bilen herkes, o sokakların her bir tarafına sinmiş keskin kokulu hüzünleri fark eder!"

1 Hafta Sonra...

"Hayal! Hayal bir dursana."

Bir hafta geçmiş ve Hayal'i bir hafta boyunca hiç görmemiştim. Resmen ben ondan özür dilemeye çalıştıkça o, köşe bucak kaçıyordu benden. Şimdiyse öğleden sonraki boş dersimi değerlendirip bir saat önceden otobüs durağında beklemeye koyulmuştum Hayal'i ve başarmıştım da. Hayal'i yakalamış olmama rağmen şimdi de beni görmezden geliyordu.

"Hayal?!" dedim tekrardan dikkatini üstüme çekmeye çalışarak. Hayal daha fazla dayanamayarak sinirle baktı bana.

"Ne!?" diye soludu en kaba şekilde.

Gülümseyerek, "Görüşmeyeli nasıl gidiyor?" dediğimde çatık kaşlarıyla, "Sanane desem, ergen diye dalga geçmeye bahanen olacak, değil mi? Yine de... Sanane!?" dedi.

Ben yine istemsizce gülmeye başlayınca Hayal yan tarafa geçip beni tekrar görmezden gelmeye başladı.

Tekrar dikkati üzerime çekmeye çabaladığımda derin bir iç çekip, "Ne istiyorsun Devrim?" dedi yorgun bir sesle.

"Sadece konuşmak." dedim ellerimi teslim olan bir suçlu misali havaya kaldırarak. Hayal gözlerini kısıp, "Seninle konuşmak istediğimi sanmıyorum." dediğinde , "Sadece birazcık." dedim en ikna edici ses tonumla. "Ne kaybedersin... Lütfen!?"

"Pes etmeyeceksin, değil mi?"

Omuzlarımı yukarı aşağı oynatarak gülümsediğimde göz devirmekle yetindi.

Derin bir nefes aldım. Tüm ciddiyet ve samimiyetimle, "Senin anlatacağın bir şey olmayabilir. Ama benim anlatacak çok şeyim var. Dinlenmem gerek. Birinin beni dinlemesi ve şu yorgun duygular sonrasında durup dinlenmem..."

"Söyle ne söyleyeceksen yoksa eve gidiyorum ben." dediğinde Hayal, konuşmak için doğruldum. Birkaç saniyelik sessizliğin ardından kafamı kaldırıp gözlerine bakarak, "Sanırım söze özür dileyerek başlamalıyım." dedim.

"İnan bana niyetim seni ağlatmak ya da kırmak falan değildi. Sadece sinir etmek istemiştim seni. Çünkü beni gerçekten çok sinirlendirmiştin. Benim sinirlenme stilim de bu işte; karşımdakini sinir etmek."

Şaşkınca gözlerini kocaman açarak, "Ben mi," dedi bir eliyle de kendini göstererek. "Ben ne yaptım sana! Asıl beni sürekli sinir eden sensin! Bana sürekli saçma sapan şeyler deyip gevşek gevşek gülüyorsun."

Dediği şeye karşılık kendimi tutamayıp tekrar gülünce, "Bak işte." deyip göz devirerek geriye yaslandı.

Bir süre sessiz kaldım. Sonra, "Benim olayım biraz karışık aslında." dedim derin bir nefes alıp yüzümdeki o her zamanki hafif gülümsemeyi eksik etmeyerek. Ve devam ettim.

"Hayatımı kısaca özetlemek gerekse; alelacele çizilmiş ama vakit yetmediği için ayrıntıları doldurulamamış bir resim gibi derdim. Bunu da bir yerde gördüm, güzel söz ama, değil mi?"

Ortamdaki tüm ciddiyeti bozup güldüğümde derin bir nefes verip kafasını iki yana sallamakla yetindi. Sonra tekrar ciddileşip devam ettim.

"Dur, nerede kalmıştık? Hah! 'Alel acele çizilmiş ama vakit yetmediği için ayrıntıları doldurulamamış bir resim.' Tam olarak bu! Ben de kendi detaylarımı kendim doldurmaya karar verdim. Yarım yamalak bir resmi şahesere dönüştüreyim dedim. Sonuçta kimse yarım bir hikâyeyi okumak istemez veya yarım yamalak bir resme göz bile gezdirmez... Öyle değil mi? Bunu öğretmediler mi hep bize?!

Özgür olup istediklerimi yapmadan önce babamın soyadından vazgeçtim. Annemin soyadını taşıyorum. Babamla bir derdim olduğundan değil, hâlâ bazı akşamlar yemek yeriz birlikte ama onun soyadını lekelemek istemediğimdendi sanırım. Ah, tamamen dürüst olacaktım, değil mi?! Tamam. Asıl nedeni annemden bana armağan, daha doğrusu annemden bir parçam olsun istedim. Yoksa... Yok olup gidecekti annem! Hatıralarımda yok zaten, bir fotoğrafı, bir eşyası da yok. Bu soy isim olayı yaşatıyor sanki onu içimde. Bir de babamın havalı bir soyadı var. Zenginmişiz gibi... Yani biraz zenginiz tabii de konu bu değiş.

Böyle bir soyadına ait olmamak daha özgür gelmişti bana. Bilmiyorum. Annemin soy ismi o kadar da havalı değil. Normal. Öyle işte. Bu arada kirletmek derken, kötü işlere bulaşan bir 'bad boy' falan değilim. Biliyorsun zaten beni. Sokakları severim, bazen belaya bulaşırım ama büyük şeyler olmaz. Belki iki koşuşturmaca... O kadar."

"Neden kirletmek kelimesini kullanıyorsun o zaman?" dedi Hayal durgun bir sesle. "Neden, suç işlemiyorsan bir şeyleri kirletmiş olasın?"

"Kendimi temiz hissetmiyorum çünkü." dedim gülümseyerek. "İçimde, sebebini bilmediğim bir günah taşıyorum sanki. Neyse!" diyerek asıl konuya tekrar döndüm.

"Zaten yine öyle bir beladan kaçarken senin balkonuna çıkıp seninle tanıştım ya. Aslında senin hikâyeni çözememiştim başta. Ama ilk gördüğümden beri yüzünden o 'hiç gülmem' ifadesi silinmedi. Seni azıcık gülümsetmek istedim ama gram gülümsemedin tabii ki! Sana sinirlendim dedim ya! Ona geliyorum şimdi."

Pür dikkat bana odaklanmışken ben de gözlerimi kilitledim gözlerine.

"Ben kendimi bildim bileli hiç ağlamadım. Üzüldüğümde gülümser, ağlamak istediğimde kahkaha atarak gözyaşlarımı saklarım."

"Sen küçükken de anormalmişsin!" dedi.

"Evet, sanırım öyle. Hep anormalmişim... Babam klasik bir Türk babası işte. Sevse de belli etmez. Neyse... Sıra annemde sanırım. Biliyor musun Hayal; ben annemin kokusunu hiç bilmiyorum. Hatırlamıyorum yani. Yanlış anlama, annem ölmedi. Belki de hâlâ yaşıyordur, bilemiyorum. Ama bizim yanımızdayken en azından ona yaklaşmama hiç izin vermemişti. Belki de hiç kucağına almamıştır bile beni."

Yutkunup devam ettim.

"Ona sarıldığımda beni ittirir ve gitmemi söylerdi. Psikolojik sorunları vardı belki, bilmiyorum. Öğrenemedim hiç. Ağlama sesi duymaya asla dayanamazdı. Annemin hastalığı için yardıma gelen bir yardımcımız vardı, hiç unutmam. Babam acımış herhâlde bana, kadının çocuğu da varmış, benden dört veya beş yaş büyük. 'O da gelsin.' demiş, 'Oynar Devrim'le. Arkadaş olur ona...' Benim ilk arkadaşım oydu. Ben beş yaşındayken ilk arkadaşım oldu. Sürekli çikolata ve şeker getirirdi bana. Durumumuz iyiydi, çikolatayı hep yerdim ben ama onun getirdikleri farklı olurdu sanki. Böyle sanki onları yediğimde daha hızlı büyüyüp onunla aynı boya falan gelecektim. O yüzden çikolata haklarımı saklar, sadece onun getirdiklerini yerdim. Daha da mutlu ederdi bu beni ... Birlikte hep bahçede oynardık. Bir defadan bir şey olmaz deyip odama çıkartmak istemiştim onu. O bana hep çikolata veriyordu ya, ben de onunla oyuncaklarımı paylaşacaktım işte ... Tam annemin odasının önünden geçerken düştü. Kafasını vurdu galiba. Öyle bir ağladı ki, resmen benim canım yandı. Annesi koşarak geldi ve direkt ağzını kapattı. Korkuyla bakıyordu gözleri ama oğluna değil, annemin kapısına. 'Lütfen sus.' deyip duruyordu. O sırada annem çıktı odadan. Ben... Ben... Köşeden izliyordum onları. Annem odasından çıkıp ağlayan arkadaşımın yanına gitti. Annesi daha da sıkı sarıldı oğluna. Annem hiçbir şey demeden ona öylece baktı bir süre. Ama... Ama o kadar korkunçtu ki. Delirmiş gibi... Sonra birden deli gibi çığlık atmaya başladı. Zangır zangır titredim o köşede. Durduk yere kahkaha atıp bağırarak cırladı. Sonra da ağlayan arkadaşımı taklit edercesine bağırarak ağlamaya , saçlarını... Saçlarını yolmaya çalıştı. Annesi hemen arkadaşımı alıp koşarak uzaklaştı oradan. Ama ben saatlerce o köşede gram kımıldamadan annemin çıldırışını izledim. Babam gelinceye kadar. O gelince ilk beni aldı, odama götürdü. Ben ilk defa o zaman korktum annemden. İliklerime kadar hem de. Eve bir daha yardımcı almadık, annemin yanında kalan bir abla dışında. O da hemşireydi galiba. Arkadaşım ve annesi bir daha gelmedi. Annem zaten beni hiç sevmedi..."

Durup derin bir nefes verdim ve hafifçe gülümsedim.

"Bir gün annemi uzaktan da olsa görmek için odasına gittiğim sırada onu bulamadım. Babam işteydi, annemse yoktu. Hemşire ablaya sordum; 'Yok, gitti.' dedi. Sonra babam geldi, hemşire abla da gitti. Aldı babam karşısına beni; 'Bundan sonra yalnızız, ikimiz kaldık.' dedi. Anlamadım o an. Ertesi gün buz gibi havada merdivenlere oturup annemi bekledim. Çocuksun işte. Masallarla büyüyorsun bir kere. Her hastalık bir gün iyileşir, iyi çocuk olursan her giden geri gelir, hatta Şirinler'i bile görebilirsin sanıyorsun."

Hafif sesli bir şekilde gülüp devam ettim.

"Orada beklerken neredeyse zatürre olacaktım. Annemin gerçekten bir daha dönmeyeceğini anladığım günü hatırlıyorum... Kimse yoktu evde. Ben de evin ortasına geçip deli gibi kahkaha atmıştım. Hayatımdaki en büyük kahkahaydı hem de. Annem sevmezdi çünkü ağlamayı! Bu olaydan bir süre sonra ise tedavi görmem için babam beni bir yurda yatırdı. Annemin olayından etkilendiğimi düşünerek beni kendinden de ayırıp on yaşıma kadar tedavi göreceğim bir yere gönderdi. Hep yalnızdım ve yalnız kaldım. Zamanla iyi oldum ama. Üzgün olduğum için gülmeye değil, güldüğüm için mutlu olmaya başladım ve hâlâ öyle yaşıyorum."

Hafifçe gülüp Hayal'e baktım.

"Anlayacağın Hayal; görüp görebileceğin en iyi oyuncuyum ben. Ağlayamadığım için güldüm hayatım boyunca. Herkes de çok mutluyum sandı. Bak mesela! Sen...

Senin acını asla küçümseyip sorgulamıyorum. Herkes acısını farklı derecede yaşar. Herkesin dayanma gücü başkadır. Yani düşünsene, bunca acıya rağmen pul bibere alerjim var benim ... Ama... Sana kızdım Hayal. Hem de çok! Sürekli mutsuz, sürekli karamsarsın. Sürekli dolu gözlerin. Hâlbuki hayatta sevilecek, gülümsenecek o denli şey var ki... Bunları göremiyor olmana kızdım ... Evet, ne yaşadığını hiçbir zaman anlayamam ama ailenin kıymetini iyi bilirim ben. Kahkaha atmanı beklemiyorum ama hayata tutunmak için çok nedenin var Hayal. Bunları göremiyor olmana kızdım. Ama söz veriyorum bundan sonra seni asla yargılamayacağım. Seni üzmeyeceğim."

"Sorun değil," dediğinde yüzüme bakmıyordu. Ama ses tonu ağlamaklıydı.

"Ama Devrim!"

Kafasını kaldırdığında dolan gözlerinden bir yaş aktı. Hızla sildi ve yine durgunlaştırdı yüzünü. Yine... Saklamaya çalıştı kendini.

"Bana bunları neden anlatıyorsun? Bana ne bunlardan?"

Ne dediğini bir süre sorguladım kafamda. 'Bana ne.' diyecek kadar kalpsiz olamazdın Hayal, değil mi?

Sonra gülerek, "Ne demek neden?" dedim. "Seninle duygularımı paylaşmak istiyorum işte. Beni gör istiyorum. Sadece... Sandığın gibi sadece gülen, hayatı umursamayan biri olmadığımı göstermek istiyorum sana. Benim de bulutlarım çok dertli diyorum. Ben de senin gibiyim işte. İkimiz de yaralıyız."

"Ne yapalım yani?" dedi en soğuk sesiyle. "Sarılıp ağlayalım mı hâlimize? Üzülelim, acıyalım mı kendimize? Ya da birbirimize?"

"Hayal!" dedim derin bir nefes alıp. "Ne ben, ne de sen! Acınacak hâlde değiliz. Ben bunları bana acı diye anlatmadım. Bunları anlatmaya ihtiyacım vardı sadece. İçimde, kimsenin bilmediği bir sırrı saklamaktan boğulacaktım. Sen gibi! Sen ki, hâlâ saklamakta ısrar ediyorsun kendini. Bu sır bir gün çok ağır gelecek sana. Bunu sen de biliyorsun. Kaldıramayacaksın bir gün. Ha! O gün düşersen yine ben yanında olacak ve tutup kaldıracağım seni. Ama... Ne düş, ne de canın yansın istiyorum. Anla beni işte Hayal. Seni nedenini bilmeden çok benimsedim ve seviyorum. Ve yaralanma istiyorum. Sevilmek iyileştirmez mi insanı söylesene? Seversem seni bir dost olarak, iyileşiriz belki."

"Düşünme beni Devrim!" dedi. "Sevme beni! Sen... Anlamıyor, dinlemiyorsun beni. Ben ne sevmek istiyorum ne de sevilmek! Ne konuşmak istiyorum ne de dinlemek. Ne seni görmek istiyorum ne de konuşmak!"

"Neden doldu gözlerin öyleyse?" dedim sessizce. "Neden dinledin beni sonuna kadar? İstesen kalkar giderdin? Neden Hayal?! Neden?! Ben söyleyeyim. Saklanıyorsun sen. O kadar!! Sevmek, sevilmek, konuşmak, gülmek belki de ağlamak... İstiyorsun. Ama korkuyorsun."

"Korkuyorum belki. Belki de umurumda değil. Sen neden takıyorsun bunu?"

"Çünkü seni kaybetmeye niyetim yok. Bu zamana kadar ben de korktum deli gibi. Dost edinmekten, birini sevmekten, derdimi anlatmaktan... Bu yüzden yapayalnız büyüdüm. Yeri geldi, dost edindim ve çok büyük acılar yaşadım. Kaç defa intiharı düşündüm biliyor musun? Asla tahmin edemezsin! Ben... Ölebilirdim Hayal. Ama kendi kurallarımı, yasaklarımı yıkmaya çalışıyorum. Arkadaş edindim mesela. Şimdi de kalbini bir kafese sıkıştırmış, üstüne bin kilit vurup binini de ayrı denizlere atmış bir kızı seviyorum. Yaşamaya çalışıyorum. Sense... Gözümün önünde... Günden güne yok oluyorsun Hayal! Buna dayanamıyorum."

"Ben..." deyip sustu Hayal. Gözlerini kapatıp tekrar açtı. "Ben kendimden ümidi çoktan kestim Devrim. Kendisinden vazgeçen birine yardım edemezsin!"

"Ama gözlerin 'yardım et' diye haykırıyor Hayal!"

"İsterse çığlık atsın! Hiçbir şey yapamazsın!"

"Belki de yanılıyorsundur." diyerek hızla uzanıp ellerini tuttum. "İzin ver Hayal. Deneyeyim! Beni sevme! Olur. Arkadaşın olarak, izin ver sana yardım edeyim."

"Devrim..."

"Hayal, ne olur!" dedim en içten sesimle. "Kaybedecek hiçbir şeyimiz yok. Lütfen yanında olmama izin ver. Ayrıca... Yanımda olmana ihtiyacım var."

Hayal hiçbir şey söylemedi ama ellerini de geri çekmedi. Bense bunu evet kabul edip, "Teşekkürler." diye fısıldadım gülümseyerek.

*

Yalan söylüyordum. Biri beni sevsin, görsün diye can atıyordum. Ama sana... Sana yalan söyledim Devrim.

Haklısın.

Kaldıramadım bu yükü.

Ama atlıyoruz bir detayı.

Belki de ölüme o kadar hazırlamıştım ki kendimi, artık geri dönmek gelmiyordu içimden. Evet, mutlu olacak bin türlü şey varken hep en kötü tarafı gördüm. Evet! Gülerken gözümden bir yaş düşerse, ikinci yaşı dertlerime akıtmaya başladım. Evet! Hiçbir zaman ölüme koşmak yerine mutlu olmak için çabalamadım. Evet! Çok yoruldum ve dinlenmek yerine inadına daha da koşarak kestim kendi nefesimi, 'çok yoruldum' deyip daha kolay pes edebilmek için.

Düşünüyorum da, evet! Yaşamak için değil, ölmek için savaştım. Mutluluğa değil, belirsiz, sonsuz bir karanlığa sürdüm kendimi.

Anlayacağın...

Yaşamanın anlamını bulamadığından kaybolan biriyim sadece! Ya da ararken kaybolan ... Ruhumu hissedemiyorum! Çoktan yok oldum ve bunu artık ispatlamaya çalışıyorum. Yanlış anlama. Size değil! Aklıma!....

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.