İçeriğe geç

SİYAH ATEŞ

Bölüm 28 · 36 dk okuma

SİYAH ATEŞ

Bölüm 28

GECENİN NEMİ

Selam ay ışıklarım! 🌙

Nasılsınız? Umarım kendinizi çok iyi hissediyorsunuzdur.

Yeni bir bölümle daha buluştuk ve son bir hafta içerisinde aramıza bir sürü yeni ay ışıkları katıldı. Hepinize kocaman bir hoş geldiniz demek istiyorum ve uzatmadan sizi bölümle baş başa bırakıyorum 🌙

Instagram: @ezgivani

@vanililatee

(Bölümlerle ilgili önceden haber almak isteyen herkes beni bu hesaplardan takip edebilir.)

Diğer Kitaplarım: KASIRGA, MİLİS

🎧Barış Akarsu- Islak ıslak

Rahmetli Barış Akarsu'nun anısına...

Sevgi ve rahmetle anıyoruz.

"Hanımefendi hayatında kimseyi istemiyordu diye kaç yıldır bekliyorum ben, biliyor musun?"

Biri elini göğsüme daldırdı ve hızla çarpan kalbimi avcunun içine alıp var gücüyle sıktı. Olduğum yerde sendeleyerek geriye doğru bir adım attığımda donup kalmış ifademle Ediz'e bakakalmıştım.

Dudaklarım aralandığında sessizce, "Ediz?" diye fısıldadığımı duydum ancak bildiğim, alıştığım her şey üzerime yıkıldığı için sesimi duyuramadım.

Kulaklarım uğuluyordu, kalbimin yavaşladığını ve zamanın ağır çekime geçtiğini hissediyordum. Aldığım soluklar boğazımı tırmaladığında elimi boğazıma götürdüm ve nefes almaya çalıştım. Sanki az önce bir beyzbol sopasıyla göğsüme vurdular ve bildiğim her şey şaştı. "Sen..."

Elçin şok içinde elin ağzına kapattığında, "Ediz sen... sen ne diyorsun?" dedi alçak bir sesle. "Ne diyorsun sen?!"

"Allah kahretsin!" diye bağırdı Ediz acı içinde. Parmaklarını saçlarına geçirdi ve çıldırmış gibi yüzüme baktı, mavi gözleri yaşlarla parlıyordu. "Beni görmediğin her günü Allah kahretsin!"

Sertçe yutkundum ve gözlerimi sıkıca kapattım. Hayır, bu gerçek olamazdı. Bu bir hayal olmalıydı. Yanlış duyuyor olmalıydım. Yıllarca hayatımda, burnumun dibinde duran en yakın arkadaşım bana... Aman Allah'ım, bu gerçek olamazdı.

Gözlerim hızla açıldı ve yüzüm kızardı. "Ediz, sen..." dedim kekeleyerek. "Sen neden bahsediyorsun?"

Ediz, "Neden mi bahsediyorum?" diye haykırıp histerik bir kahkaha attı. "Bir an bile düşünmedin değil mi sana kör kütük aşık olduğumu? Bir an bile bana o gözle bakmadın, değil mi?"

Aklımdan geçenleri sesli bir şekilde duymak irkilmeme sebep oldu. Gözlerim yaşlarla parlıyordu ve bariz bir hayal kırıklığıyla Ediz'e bakıyordum.

"Ediz," dedi Elçin şok içinde. "Ediz sen kendinde misin? Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Kafayı mı yedin? Siz yıllardır kardeş gib-"

Ediz hızla ona döndü. "Sikmişim lan kardeşliği! Aşığım. Aşığım, var mı?" Ellerini iki yana açtı. "Çağırın o kodamanı ona da söyleyeyim! BEN ÂLÂ'YA KÖPEK GİBİ AŞIĞIM!"

Şok ve dehşet yüzünden buz tutmuş ellerimi yüzüme kapattım. Bu yaşanıyor olamazdı. Kalbim inkârla atıyordu ve tenimin üzerinde bir buz tabakası oluşmuş gibi hissediyordum.

"Ediz!" diye bağırdı Elçin. "Bu yaptığın yanlış... Duyguların varken bunu saklayıp ona..." Devam edemedi. "Allah kahretsin ya!"

Sanki gökyüzünde bir şimşek çaktı ve beni kendime getirdi. Bir anda patlayan öfkeyle ellerimi yüzümden çektim ve gözlerimi Ediz'e çevirdim.

"Sen bunu nasıl yaparsın?" diye sorduğumda sesim titriyordu. Hırsımı alamadım ve hiddetle ona doğru ilerlemeye başladım. "SEN BANA BUNU NASIL YAPARSIN YA?" Ediz haykırışıma hiçbir tepki vermedi, olduğu yerde durarak ona doğru ilerlememi izledi. Yaşlı gözleri hâlâ öfkeyle parlıyordu. "Yıllardır... yıllardır benim dibimdesin sen! Ben senin evinde kaldım aylarca! Sen bunu nasıl yaparsın!?" Onu göğsünden sertçe ittim. "Sen arkadaşlığımıza bunu nasıl yaparsın Ediz!? Biz kardeş gibiydik seninle!" Çaresizce ağlıyor, göğsüne vuruyordum ancak Ediz yaşlı gözleriyle öylece bana bakıyordu. "Sen bunu nasıl yaparsın Ediz? Beni kandırdın! Benimle oynadın! Sen... Sen benim ailemdin!"

Tir tir titriyordum. Birlikte geçirdiğimiz her an usul usul kendini hatırlatırken hıçkıra hıçkıra ağladım. Kardeş gibi olduğumuzu düşündüğüm her anda onun niyetinin bambaşka olduğunu fark ediyor olmam ihanete uğramışım gibi hissettiriyordu.

Uyuyamadığım gecelerde salonda tek başıma otururken gelip beni göğsüne yatırarak uyutması, saçlarımı okşaması, başımı öpmesi ve abi şefkati olduğunu düşündüğüm için rahatsız olmadığım her an yaptıkları... Arkadaşlığımızın arkasına saklanıp bana dokunduğu her an!

"Sen bana bunu nasıl yaparsın?" dedim ellerimle göğsüne bir kez daha vurduğumda.

Bileklerimi sertçe tuttu ve beni durdurup yüzünü yüzüme hizaladı. "ELİMDE MİYDİ LAN?" diye bağırdı var gücüyle. "AMINA KOYDUĞUMUN KALBİNE SÖZ GEÇİRMEK ELİMDE MİYDİ?"

"Bana söyleyebilirdin!" dedim çaresizce. "Dürüst olabilirdin! Bir korkak gibi arkadaşlığımızın arkasına sakla-"

"Yapamadım!" dedi acı dolu bir öfkeyle. "Yapamadım, tamam mı? Sana aşık olduğumu göremeyecek kadar kördün! Hayatında kimseyi istemediğini söyleyip duruyordun ve ben... reddedeceğini bile bile bunu yapamadım. Hayatından çıkmayı göze alamadım!"

Gözlerimi kapatıp ağlamaya devam ettim. "Şimdi çok mu farklı oldu? Çok mu farklı oldu, Ediz!? Söyleseydin bunu aşabilirdik!"

Ediz acı dolu bir kahkaha attı. "Neyi aşıyoruz? Neyi aşıyoruz lan? Sana duyduğum aşkı mı? Bu mu söyleyeceğin tek şey? Aşabilirdik, öyle mi? Sevgimi aşılması gereken bir problem olarak mı görüyorsun sen Âlâ?!"

"SEN BENİM ARKADAŞIMSIN!" diye bağırdım öfkeyle. "KARDEŞİMDİN BENİM! SANA BAŞKA GÖZLE HİÇ BAKMADIM. BENİM GÖZÜMDE BİR ERKEK BİLE DEĞİLDİN!"

Ediz ellerimi sertçe bıraktı ve geriye doğru bir adım attı. Öfkeyle yanan gözlerini gözlerimden çekmeden, "Defol git, Âlâ," dedi bomboş bir sesle. "Aptallık bende ki bunca zaman anlamanı bekleyip sustum. Gerçek bir aptalım." Yüzüme acımasız gözlerle baktı. "Kendi annenin intihar eşiğinde olduğunu bile görmedin sen, benim sevgimi mi göreceks-"

Elimi kaldırıp yüzüne sert bir tokat attığımı tenin tene çarpma sesini, Elçin'in ismimi bağırışını, Ediz'in yüzünün sağa doğru savruluşunu ve avcumun içindeki sızıyı algıladığımda anladım.

Ediz yavaşça elini kaldırıp yanağını tuttu ardından ruhsuz bir şekilde güldü. Başını çevirip irileşmiş gözleri ve donup kalmış ifadesiyle ona bakan bana döndüğünde burnunu çekip gözlerini silişini izledim. "Eyvallah."

Ardından gözlerime son kez baktı ve arkasını dönüp arabasına doğru ilerledi ancak birinin ışık hızıyla yanımdan geçip onu yakalarından tutmasıyla korkuyla irkildim. Karan, Ediz'i sertçe arabanın kaputuna yasladı ve, "Ben duyamadım," dedi ölüm gibi bir sesle. Yüzü öfkeden kaskatı kesilmişti. "Sen Âlâ'ya köpek gibi, ne?"

"SANA HESAP VERMEYECEĞİM!" diye bağırdı Ediz. "Bırak!"

Karan onu sıkıca tuttu ve sırtını arabaya bir kez daha vurdu. "Sen, bana ait olana köpek gibi, ne? SÖYLESENE LAN? ERKEK OLSANA!"

"Karan," dedim kuru bir sesle. "Bırak gitsin. Bir daha karşıma çıkmayacak."

"Ay ben bunu Karan'a söylemekle iyi mi ettim kötü mü ettim bilemedim şimdi Toprak," dedi Eslem hemen arkamdan kaygılı bir sesle. Elti dedik bağrımıza bastık ama bildiğin peşimizden gelip laf dinlemiş, yetmediği gibi bir de Karan'a yetiştirmiş Âlâ.

"Sus, Eslem," dedi Toprak kısık bir sesle. "Yine ortalığın amına koydun, sus. Ben ne güzel tutuyordum adamı, ne diye gelip celallendiriyorsun ya?"

"Ay ne bileyim," dedi Eslem. "Sevgilisine başka biri aşk ilanı yaptı ve bunu yaparken 'Karan'ı da çağırın ona da söyleyeyim dedi'. Ay pardon Karan değil resmen kodaman dedi." Nefesini üfledi. "Bilmesi gerekiyor diye düşündüm."

"Düşünme aşkım, sen mümkünse hiçbir şey düşünme."

"KONUŞSANA LAN!" Karan hâlâ bağırıyordu ancak Ediz'den ses çıkmıyordu. Gözlerini Karan'a dikmiş, yüzünde pis bir gülümsemeyle öylece öfkesini izliyordu. "BANA DA SÖYLE. BEN DE DUYAYIM!"

"Karan," dedim bir kez daha. "Bırak."

Karan beni duymuyordu. "SÖYLE LAN!" diye kükredi Ediz'in yüzüne. "SÖYLE BAK ELİMDE KALACAKSIN!"

"Sevgilin yıllardır benim yamacımdaydı," diye tısladı Ediz pis bir gülümsemeyle. "Duydun mu? Sana ait olduğunu iddia ediyorsun ya. Yıllardır o bilmese de bana aitti. Onu herkesten uzak tuttum. Kollarımdaydı. Her daim. Kokusunu ezbere biliyorum ben onun. Her şeyini ben biliyorum, sen değil. Neden bunca sene yalnızdı, biliyor musun? Yanına tek bir erkek sinek bile yaklaştırmadım çünkü ben ona köpek gibi-"

Karan'ın, Ediz'in yüzüne kemiklerinin sesini işiteceğim şiddette, demir gibi bir yumruk geçirdiğini gördüğümde dudaklarımdan kaçan tiz bir çığlıkla birlikte onlara doğru koştum. "Karan! Yapma! Yapma ne olur!"

"SENİN ECDADINI SİKERİM!" Karan, yumruğun etkisiyle çenesi kayan Ediz'in yakalarını kavradı ve onu sertçe sarstı. "SENİN GELMİŞİNİ GEÇMİŞİNİ SİKERİM!"

"Yapma!" Kollarını tuttum ve var gücümle çekiştirdim. Canım yanıyordu. "Yapma yalvarırım!"

Toprak da yanımıza gelmiş, Ediz'i Karan'ın elinden almaya çalışıyordu. "Abi bırak çocuğu," dedi hararetle. "Delirme, bırak siktirsin gitsin."

Karan ikimizi de duymayı reddedince ellerimi yüzüne götürdüm ve sakallı yanaklarını avuçlarımın içine aldım. Başını çevirip bana bakmasını sağladığımda korku ve acıdan tir tir titriyordum. "Yapma ne olur!" dedim ağlayarak. "Gidecek zaten. Bırak gitsin. Zarar verme. Lütfen."

Karan yaşlı gözlerime baktı ve çenesini öyle bir sıktı ki tüm yüzü kaskatı oldu. Şakağında bir damar zonkluyor, boynunda beliren ağaç kökü ise tenini aşıp dışarı fırlayacakmış gibi görünüyordu. Kararmış, odağı silinmiş gözleri gözlerime bakarken, "Bu piç herif bir daha yanına yaklaşmayacak senin," dedi ölüm gibi bir hırlamayla. "Duydun mu beni? Seni aramayacak, iletişime geçmeyecek. Bir daha görüşmeyeceksin bununla."

Başımı salladım ve yüzünü bıraktım. "Söz veriyorum. Söz veriyorum görüşmeyeceğim. Bırak lütfen."

Göğsü öfkeyle inip kalkarken sakinleşmeye çalıştı, ardından Ediz'i arabanın ön kapısına doğru sertçe savurdu. "Siktir git buradan, amına koyduğumun korkağı!"

Ediz güldü. Gözleri yaşlarla parlıyordu ama ona rağmen güldü ve arabanın kapısını tuttuğunda bana baktı. "Tabii ki görüşmeyeceğiz," dedi tükürür gibi. "Hayatımda nankör ve bencil insanlara yer yok benim. Güzel yere kapak attın ama Âlâ. Bakalım sana yıllarını heba etmiş bana tercih ettiğin bu herifin, seni bir paçavra gibi kenara atması ne kadar sürecek. O gün geldiğinde kapımı çalacaksın ama ben emin ol açmayacağım."

"LAN SEN HÂLÂ KONUŞUYOR MUSUN?" Karan hızla ona doğru ilerledi ama Toprak önüne geçip ona sıkıca sarılarak engel oldu.

Ediz, Karan'a pis bir sırıtışla baktıktan sonra kapıyı sertçe açtı ve koltuğa yerleşip tekerleklerin çığlık atmasına, yoldaki tozun havaya kalkmasına sebep olacak bir hızla gitti.

"Beni bıraktı burada," dedi Elçin sessizce. Omuzlarını düşürmüş, Ediz'in arkasından bakıyordu. "Son söz budalalığı cidden acınasıydı ama insan bir bekler."

Elçin'e baktım. "Kal burada," dedim, küçük bir çocuk gibi altdudağım titriyordu. Yanımda olmasına ihtiyacım vardı ve bunu saklayamıyordum. "Pazar günü Mustafa abi seni götürür Ankara'ya."

Elçin kırgın ama yumuşak gözlerle yüzüme baktı. "Konuşmamız gerek." Ardından derin bir nefes aldı. "Daha fazla yalan ve kandırma olmadan."

Hafifçe başımı salladım ve, "Olur," dedim. Konuşmamız gerekiyordu çünkü onu gerçekten kırmıştım. Gergin bir şekilde Karan'a baktığımda göz göze geldik. "Bize biraz izin verebilir misiniz?"

Hâlâ sinirliydi, burnundan soluyordu. Gözleri yüzümü tararken hafifçe başını salladı ardından Toprak ve Eslem'e işaret verip demir kapılara doğru ilerledi.

Bizi yalnız bıraktıklarında Elçin'e döndüm ve ne söyleyeceğimi bilemeyerek, "Küstün mü bana?" diye sordum. Az önceki korkum yüzünden titremeye devam ediyordum.

Elçin kaşlarını çatarak yüzüme baktı. "Küsmedim! Geri zekâlı!" Gücenmiş bakışları kötü hissettiriyordu. "Sen niye söylemiyorsun bana ya? Sabahtan beri resmen enişteme asılıyormuşum ben! Üstelik resmen ağzımdan laf aldın Âlâ! Kendimi ne kadar kötü hissettim haberin var mı?"

Mahcubiyet duygusu tenimi sızlatıyordu. "Özür dilerim," dedim üzgün bir ifadeyle. "Söyleyemedim işte. İnanmazsınız, dalga geçersiniz, sorgularsınız diye korktum..."

"Sen gerçekten geri zekâlısın!" dedi Elçin hayretle.

Ona titreyen yavru bir köpek gibi bakmaya devam ettim. "Küsme."

Elçin bir süre daha aynı şekilde baksa da sonunda öfkesini yuttu ve olduğu yerde dikilmeyi kesip bana doğru ilerledi. "Âlâ," dedi sakince. "Sen çok güzel, çok zeki ve kesinlikle böyle kusursuz bir adam tarafından sevilmeyi hak eden bir kadınsın. Neden inanmayayım? Neden dalga geçeyim? Neden sorgulayayım?! Ay her şeyi geçtim, sen benim en yakın arkadaşımsın be! Senin için her zaman en iyisini isterim olmuyorsa da bulur getiririm. Bak, elimde olsa ve ikimizden birini seçecek olsam David Beckham'ı bile sana ayarlarım ben, deli!" Beni kendine çekip sıkıca sarıldı. "Özrünü de kabul ettim ama bir daha benden bir şey saklama. Ben sana her şeyimi anlatıyorum."

"Tamam," dedim masumca.

"Titriyorsun." Elçin bana daha sıkı sarılırken tatlı tatlı homurdandı. "Ah Âlâ ah! Bir en yakın arkadaşımın sevgilisine asılmadığım kalmıştı sayende o da oldu!"

"Ne desen haklısın," dedim iç geçirerek. Kollarımı Elçin'e doladım. "Söz veriyorum anlatacağım her şeyi, özellikle sakladığımdan değil ama işte karışık bir durumdu. Kimseye bahsedemedim bu yüzden. Yoksa biliyorsun başını şişirirdim senin ben."

"Bilmez miyim? Ben de buna şaşırdım zaten..." Benden yavaşça ayrılıp suçlu bir çocuk gibi gülümsedi. "Of! Sen şimdi o masada kesin beni öldürme planları yapmışsındır! Allahım ya! Özür dilerim, Âlâ. Bilsem asla o gözle bakmazdım. Ama şu saatten sonra dünya ahiret eniştemdir. Full destek tam destek."

"Kızmadım sana," dedim elimi omzuna koyarak. "Kötü hissettim tabii ki ama sana kızmadım. Ben bilmiyor muyum seni? Sorun yok. Benim hatamdı. Sana söylemeliydim."

Elçin'in bir A4 kağıdına kız kuralları adlı bir liste oluşturmuşluğu vardı. Asla ama asla yapmayacağını biliyordum. Çapkındı evet ama ahlaki değerleri vardı. Değil en yakın arkadaşının sevgilisi, tanıdığı herhangi bir kızın -merhaba merhaba olsalar dahi- eski sevgilisine bile o gözle bakmazdı. Bu yüzden ona hiç kızamamıştım.

"İyiyiz, değil mi?" diye sordu Elçin melül melül bakarak.

Hâlâ tir tir titriyor olsam da gülümsedim. "Beni affettiysen iyiyiz."

"Affettim!" Kıkırdayarak koluma girdi ve içeri doğru ilerlemeye başladık.

"Ne hissedeceğimi şaşırdım," dedim demir kapılardan içeri girdiğimizde. Kapıda bekleyen ve az önceki olayı tabiri caizse çekirdek çitleyerek izleyen adamlar ellerini önünde birleştirip kenarı çekilmişti. "Bunca yıl... Aklım almıyor."

Elçin iç geçirdi. "İnan bana ben de şok oldum. İnanasım gelmiyor." Bana döndü. "Bundan sonra görüşmeyecek misiniz yani?"

"Onu görmek bile istemiyorum, Elçin," dedim soğuk bir sesle. "Her şeyi geçtim annemle ilgili söylediği o söz..."

"Çok ağırdı," dedi Elçin öfkeyle. "Piç herif. İşler istediği gibi gitmedi mi hemen akrep gibi sokuyor. Nereden vuracağını çok iyi biliyor bir de. Ellerine sağlık ama. İyi yapıştırdın."

"Dağıldık," diye mırıldandım.

"Siktir et," dedi Elçin omuz silkerek. "Dağıldıysak dağıldık. Bu elbet bir gün olacaktı zaten. Boş ver şimdi sen Ediz'i. Sen Karan'a odaklan. Adam dağ gibi yanında. Seni koruyup kolluyor, sahipleniyor. Sırtın asla yere gelmez, ben söyleyeyim."

Gülümsemeye çalıştım. "Onunlayken sırtım yere gelse de olur Elçin. İnan bana umurumda değil."

Elçin güldü ve elini omzuma attı. "Bizim kız yağız, güçlü, sinirli, zengin ve aşşşırı yakışıklı bir delikanlıya vurulmuş a dostlar! Verdim gitti!"

Ona yan yan baktım ama kıkırdamama engel olamadım. "Aptalsın Elçin ya!"

"Evet," diye mırıldandı. "İçip içip Mert'i arayacak kadar aptalım."

Şimşirli yolların ortasında zınk diye durdum ve hızla ona döndüm. "Ne yaptın ne yaptın?"

Elçin suçlu bir çocuk gibi gözlerini kaçırdı. "Kaç fiske yiyeceğim?"

"Elçin," dedim sitemle. "Sana kaç kez şu çocuğu bırak dedim. Eski sevgiliden adam olmaz!"

Kederli bir iç çekti. "Ne yapayım? Bak etrafına, adam kalmamış adam! Herkesin derdi yatak! Ulan hepsiyle tanışıyoruz, görüşüyoruz ve hah diyorum buldum hayatımın aşkını bu sefer. Fakat gel gör ki seviştikten sonra doğada kendi kendine yok olan maddeler gibi buharlaşarak kayıplara karışıyorlar. HEPSİ!"

Ona bön bön baktım. "Belki de işleri ilerletmeden sevişmemelisin?"

Yüzünü buruşturdu. "Dayanamıyorum. Yükseldiğim adamla hemen işi pişirmem lazım. Neden anlamıyorsun?"

Başımı iki yana salladım ve yürümeye devam ettim. "Erkeklerden nefret ediyorum."

"Kocan hariç," dedi beni dürterek. "Kocam hariç de."

"Karan hariç," diye düzelttim. "Kocam değil."

"Kocan kocan," dedi Elçin kıkırdayarak. Homurdandım ve masaya yaklaştığımız için onu susması için cimdikledim. Neyse ki uyarıyı alıp sustu.

🔥

Masaya geri döndüğümüzde tüm bedenim artçı depremler misali titremeye devam ediyordu. Ellerim, parmaklarım, başım, dizlerim... Öyle çok titriyordum ki oturduğum yerde sallanıyormuşum gibi görünüyordum.

"Âlâ?" dedi Eslem. Yavaşça ona döndüğümde merakla yüzüme baktığını gördüm. "Kaç yıldır arkadaştınız siz bu çocukla şimdi? Hiç anlamadın mı gerçekten?"

Bak şuraya yazıyorum Âlâ. Bu kadın dedikoduyla tüm sülaleyi birbirine kattıktan sonra WhatsApp durumunda ilahi paylaşan yengelerden beter.

İç geçirdim. "Dokuz yıldır arkadaşız," dedim kuru bir sesle. "Ve hayır. Anlamadım."

Eslem duruma inanamıyormuş gibi dudaklarını büktü ve başını iki yana salladı. "Şaka gibi ya!" Elçin'e baktı. "Sen de mi hiçbir şey çakmadın? Ne bileyim, anlaşılmaz mı ya?"

Karan'ın öfkeyle soluduğunu duydum ama dönüp ona bakmadım. Dalgın gözlerim az önce Ediz'in oturduğu boş sandalyeye bakıyordu.

Elçin cıkladı. "Hiç anlamadım. Yani tamam, Ediz Âlâ'ya karşı hep biraz fazla korumacı ve yakındı. Beni de korur kollardı mesela ama Âlâ'nın yanına dediği gibi erkek sinek bile yaklaştırmazdı. Ben bunu hep arkadaşlıklarına ve benimle başa çıkamayacağını düşünüyor olmasına bağladım. Ne bileyim, Âlâ'ya sözünü geçirebiliyor ama bana geçiremez diye düşünüp üstünde durmadım." Omuz silkti. "Aklıma hiç bu ihtimal gelmedi çünkü bir de Ediz hep birileriyle takılır, ara ara ilişki yapardı."

Başımı salladım. "Evet," dedim. "Sürekli hayatında birileri olurdu onun."

Eslem kaşlarını kaldırdı. "Yazık, çaktırmamaya çalışmışsa demek?" Ona baktığımda gözlerini kıstı. "Belki de seni unutmaya çalışıyordu ya da kıskandırmaya? Ama söyleseydi ya keşke. Yıllarca beklenir mi?"

"Eslem," diye fısıldadığını duydum Toprak'ın ama Eslem ona aldırmadı.

"Âlâ hayatında kimseyi istemediğini söyleyip duruyordu bize," diye mırıldandı Elçin şarap dolu kadehi dudaklarına götürürken. "Bu yüzden korkmuştur." Düşünceli bir şekilde masaya bakıyordu. "Ay aman! Ben de kendimi uyanık bir şey sanırdım ya. Adam hepimizi ayakta uyutmuş."

"İhanete uğramış gibi hissediyorum." Başımı kaldırıp Elçin'e baktım. "Sence tepkim yanlış mıydı? Yani... yani ne bileyim... üzmek istemezdim onu ama..." Nefesimi üfledim. "Ama bir an sanki beni yıllarca istismar etmiş gibi hissettim. Biliyorsun biz çok yakındık ve..."

Karan'ın bana döndüğünü gördüm ama ona bakamadım.

Elçin kaşlarını çatarak, "Hayır, tepkin çok da yerindeydi," dedi. "Ben olsam belki de daha büyük bir tepki verirdim. Çünkü sizin arkadaşlığınız dümdüz bir arkadaşlık değildi. Dipdibeydiniz! Sen aylarca onun evinde kaldın, yeri geldi gecelikle evde dolaştın..."

"Tek kelime daha ederseniz o piçi gerçekten öldüreceğim." İkimiz de irkilerek Karan'a baktık. Sertleşen bakışları Elçin, Eslem ve benim aramda mekik dokudu. "Yemeğinizi yiyin," dedi bakışlarının aksine sakin bir sesle. "Hadi."

Elçin'le birkaç saniye bakıştık ve bu konuyu daha sonra yalnız kaldığımızda detaylı -Ediz'in gözümüzden kaçan tüm hareketlerini- konuşacağımız konusunda anlaşıp şokla doymuş karnımızı bir de yemekle doyurmaya başladık.

"Kutlama da yalan oldu," dedi Toprak hayıflanarak. "Siz bu ruh halindeyken..."

"Toprak." Karan'ın sesi sakindi ama içinde barındırdığı tehlike kırıntılarını duyuyordum. "Başlatma şimdi kutlamana."

"Çal," dedim bir anda Toprak'a dönerek. "Kutlayalım. Bu ruh halinden çıkmak istiyorum."

Toprak tereddütle Karan'a baktı. Karan derin bir nefes alıp ayağa kalktı. "Öncesinde bir konuşalım," dedi sakince. Uzanıp masanın üzerinde duran elimi tuttu. "Yaprak gibi titriyorsun hâlâ. Önce bir sakinleş sonra eğlenirsin."

Başımı kaldırıp yüzüne baktım ve bana kızıp kızmayacağını anlamaya çalıştım. Gayet nazik görünüyordu hatta bakışlarında ufacık bir şefkat gördüğüme de yemin edebilirdim.

"Konuşalım," dedim tedirgin bir şekilde ayağa kalktığımda.

Ne hissettiğimi bile bilmiyordum. Şaşırmıştım, üzülmüştüm, sinirlenmiştim, kırılmıştım, korkmuştum ve hayal kırıklığına uğramıştım. Dağılmıştım.

Eliyle belimi sıkıca sardı ve beni içeri sokmak yerine kış bahçesine yönlendirdi. Şimşirli yolların taşları ayağımdaki topukluyla yürümemi zorlaştırsa da beni tuttuğu için düşme tehlikesi yaşamadan kış bahçesine ulaşmıştık.

Kapıyı açıp içeri girdiğinde beni kendine çevirdi ve belimden tutatak bir bez bebekmişim gibi kucağına aldı. Yavaşça koltuğa oturduğunda ben de onun kucağında oturuyordum. Karan, canımızı sıkan bir konuyla ilgili konuşmamız gerektiğinde beni kucağına alıyordu. Bunu yeni keşfetmiştim. Sebebini bilmiyordum ama eğer amacı güvende olduğumu hissettirmekse işe yarıyordu.

"Özür dilerim," dedim onun konuşmasını beklemeden. Bacaklarımı iki yana açmıştım ancak eteğim her yerimi kapatıyordu. Ellerimi göğsüne koydum ve yüzüne baktım. "Böyle bir şeye şahit olduğun için çok özür dilerim."

"Sana tek bir şey soracağım," dedi sakince. "Bana karşı dürüst olacağına söz ver."

Hafifçe başımı salladım. "Sana asla yalan söylemem." En azından kendinle ilgili konularda. Minel'i unutma. Teknik olarak bu yalan değil, bildiğim bir şeyi ondan saklamak oluyordu. Adam sana aramızda gizli saklı olmasın derken tam olarak bu gibi durumlardan bahsediyordu ama sen bilirsin. Bu benimle ilgili bir durum değildi ve ben Karan'a bunu söyleyemezdim.

"Onunla artık görüşemeyeceğin için üzüldün mü?" dedi beni korkutmamaya çalışır gibi. "Kızmayacağım. Sadece bilmek istiyorum. Benden korktuğun için mi görüşmeyeceğini söyledin?"

"Karan," dedim hayretle. "Saçmalama."

"Bilmek istiyorum." Karan gözlerimin içine baktı. "Söyle."

Korkarak, "Üzüldüm," dedim ve yüzüne baktım. Az önce cayır cayır yanan öfkesinden geriye dokunanın tenini dağlayan bir köz yığını kalmıştı.

Hiçbir şey söylemedi. İfadesiz bakışları yüzüme bakmaya devam ediyordu.

"Ama senden korktuğum için değil, gerçekten görüşmek istemediğim için görüşmeyeceğim," diye devam ettim. "Üzüldüm çünkü ailemden birini kaybetmişim gibi hissediyorum."

Başını çevirip boşluğa baktığında son cümlemin hoşuna gitmediğini gördüm ve, "Bana kızma," dedim usulca.

Karan bana dönüp başını geriye yatırdı ve yüzüme uzun uzun baktı. "Ben sana kızamıyorum ki," dedi saniyeler sonra konuştuğunda. "Kızsam da bu o kadar kısa sürüyor ki kendime inanamıyorum."

Altı dudağımı ısırıp midemdeki hissiyatın huzursuzluktan heyecana geçişini adım adım takip ettim. İçim sıcacık olmuştu. "Hemen affediyorsun beni," dedim şımarık bir çocuk gibi. "Değil mi?"

Karan gözlerini kıstı. "Şımarma."

Kaşlarımı çatıp yüzüne baktım. "Şımarayım biraz. Ne olur ki şımarsam? Sana şımarayım tabii başkasına mı şımarayım? Başkasına şımarırsam hiç hoş şeyler olmaz hem. Sen sinirlenirsin, öfkelenirsin ve o başkasını dövebilirsin." Kaşlarımı kaldırdım. "Belki de öldürürsün çünkü az önce bunu yapacağını sandım. Aman neyse! Bu konuyu artık konuşmayalım. Hiç bana görmezden gelmek çözüm değil falan deme çünkü Ediz'i gerçekten görmezden gelmek istiyorum. Evet çok üzgünüm ama bana öyle şeyler söyledi ki arkasından yas tutmak kendime hakaret olur. Annem hakkında söylediği cümleyi asla ama asla unutmayacağım! Onu bende bitiren tek şey buydu. Yaptığı onca şeye rağmen hâlâ aptal gibi onu seviyordum ama bundan sonra yüzüne bakmam. Bitti. Benim hayatımda yeri yok artık. Çok ağır konuştu ve en hassas noktamdan beni öyle bir vurdu ki ben de onun yüzüne bir tane tokat patlattım. İyi yaptım ama hiç pişman değilim. Olurum sandım ama olmadım. Keşke bir tane daha patlatsaydım." Nefesim kesilerek durdum ve gerilmiş yüzü, kasılmış çenesiyle sözümü bitirememi bekleyen Karan'a baktım. "Neyse."

"Ne söyledi?" dedi sustuğumda. "Annenle ilgili. Ne söyledi?"

Elimi 'önemli değil' der gibi salladım. "Boş ver."

"Âlâ," dedi itiraz etmemi yasaklarcasına. "Söyle."

Gözlerimi kapattım ve Ediz'in o cümlesiyle beni ne kadar yaraladığını hatırladım. Canım öyle çok yanmıştı ki damarlarımda kanım değil de rüzgarla etrafa yayılan azgın alevlerin aktığını sanmıştım. "Annemin intiharın eşiğinde olduğunu bile görmediğimi, onun hislerini fark etmememin normal olduğunu söyledi."

Boğazından öfke dolu bir hırıltı yükselirken başını çevirdi, çenesini sıktı ve belimle kalçamın arasında gevşekçe duran ellerinin tenime gömüldüğünü hissettim.

Panikle başımı omzuma doğru eğdim ve yüzüne yalvarırcasına baktım. "Lütfen bunun peşine düşmeyeceğini söyle. İnan bana zaten çoktan pişman olmuştur o. Bu, bana bunu söylediği gerçeğini değiştirmiyor tabii ama zaten bir daha yüzüne bakmayacağım onun. Kendi vicdanı yakıp kavurur onu hem, ne yaşadığımı en iyi o biliyor. Sen boş ver."

Gözlerini etrafta dolaştırmaya başladığında öfkesini yatıştırmaya çalıştığını görebiliyordum. Elimi kaldırıp sakallı yanağına koydum ve, "Karan lütfen," dedim. "Bu akşam yeterince gerildik."

"Tamam," dedi isteksiz bir şekilde. "Tamam bir şey yapmayacağım ama sana yaklaşmadığı sürece."

"Yaklaşmayacak," dedim kararlı bir sesle. "Söz veriyorum."

"Kendi yararına olur," diye homurdandı.

"Kapatalım bu konuyu." Ona doğru eğildim ve başımı omzuna yaslayıp yüzümü boyun girintisine gömdüm. "Sakinleş sen de. Masaya dönüp bizi kutlayacağız."

"Bizi." Sesi düşünceli çıkmıştı. "Biz."

Boynunda gülümsedim ve kucağında kıpırdanıp ona biraz daha sokuldum. "Biz."

Kıpırdanmam Karan'ın bir anda kaskatı kesilmesine sebep oldu. Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda gözlerimi kırpıştırdım. "Ne oldu?"

Karan kaskatıydı ancak başını ufak bir hareketle iki yana salladı. "Hiç."

"Ne hiç? Kaskatı oldun?"

Nefesini üfleyip yüz ifadesini normal tutmaya çalıştı. "Masaya dönelim mi artık?"

"Neden?" dedim kaşlarımı çatarak. "Konuşuyorduk."

"Beklemesinler," dedi sıkıntıyla.

"Beklesinler." Omuz silkip bir kez daha ona sokulmak üzere kucağında öne doğru kaydım ve Karan'ın kasları taş gibi kasılırken altımda bir sertlik hissettim. Adama işkence etmeye bir son ver geri zekâlı seni!

"Ay!" dedim panikle geri çekilerek. "Ben... pardon..."

"İn istersen Âlâ," dedi çenesini sıkarak. Korkmamı istemiyor gibiydi. "Kucağımdan."

"Karan..." Şaşkınlıkla yüzüne bakakalmıştım. "Sorun değil."

Beni arzuluyor olması kötü bir şey değildi ve bunun beni korkuttuğunu düşünmesini istemiyordum. Üstelik hissettiğim sertlik bütün vücudumun alev almasına sebep olmuştu ve bu baş döndürücü his yüzünden inmek falan istemiyordum kucağından. Hayda!

"Bak," dedi yutkunarak. "Sapık değilim, tamam mı? Korkma. Seni istiyorum hem de kimseyi istemediğim kadar ama merak etme, kendime hakim olabilirim."

"Saçmalama!" dedim gözlerimi kırpıştırarak. "Korkmadım!"

"Tamam," dedi. Düzgün düşünemiyor gibi bir hali vardı. "İn şimdi."

"İnmek istemiyorum," dedim dan diye, ardından kendim de şaşkınlıkla donup kaldım.

"Peki," dedi Karan ne diyeceğini bilememiş gibi. "Sanırım bana işkence etmek için yeni bir şey keşfettin ve tadını çıkarmak istiyorsun."

İstemsizce iç çektim ve yanaklarımın ısındığını hissederek, "Sadece sana işkence etmiyorum, emin ol," diye mırıldandım.

Karan'ın gözleri gözlerimle buluştu ve gözbebeklerinin büyüdüğünü, gözlerinin arzuyla koyulaştığını gördüm. Nefesim boğazımda tıkanıp kalırken bacaklarımın arasındaki yanma hissi zonklamaya evrildi ve başım döndü. Üstelik göğüs uçlarımın tatlı bir sızıyla sertleştiğini hissediyordum. Tüm bunlar ne anlama geliyordu? Bazen yirmi üç yaşında olduğun konusunda hayrete düşüyorum.

"Âlâ," dedi sakince. "Hadi."

"Gitmek istemiyorum," dedim alçak bir sesle. Bana ne olduğunu hiç bilmiyordum ancak yavaşça ona doğru eğildim.

Karan sertçe yutkundu ve ne yaptığımı anlamaya çalışır gibi aralanan dudaklarıma baktı. "Âlâ," dedi bir kez daha ama sesi kısık bir hırıltıydı.

Dudaklarımı dudaklarına yaklaştırdım ve üst dudağını yakalayıp onu yavaşça öptüm. Karan tereddütle öpüşüme karşılık verirken yavaşça kucağında öne doğru kaydım ve göğüslerimiz birbirine yapışana kadar durmadım. Bir kez daha kasıldı ama umursamadım. Kalçalarım, taş gibi sertleşmiş canavarının üzerine yerleştiğinde çok fena ıslandığımı hissedebiliyordm. Karan'ın, göğsüme yaslı kalbinin atışı ve benim kalbimin sarsıntısı birbirine dolanmış, tüm bedenimi titretiyordu.

Dudaklarımız önce yumuşak ve sevgi dolu bir öpücükle buluşsa da yavaşça hızlandık ve saniyeler içinde sert, sabırsız bir öpücükle birbirimizi hırpalamaya başladık. "Dur," dedi beni öpmeye devam ederken. "Siktir. Âlâ. Hemen. Dur."

Onu umursamadım ve tekrardan dudaklarına yapışmadan önce iki saniyeliğine geri çekildim. "Eminim bunun başka bir yolu vardır."

Yeniden dudaklarımızı buluşturduğumda kendimi kaybetmiş haldeydim. Hiç tanımadığım bir versiyonuma dönüşmüştüm ve ne yaptığım hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Karan kolunu belime doladı ve beni tek hamlede koltuğa yatırdı. Üzerime çıkıp bileklerimi tutarak ellerimi başımın iki yanına bastırdığında, "Dur," dedi. Nefesleri düzensiz ve sıktı. "Uslu dur."

Kaşlarımı çattım. "İstiyorum."

"Hayır, istemiyorsun."

"Eminim başka bir yolu vardır," dedim masum bir şekilde. "Lütfen. Patlayacak gibi hissediyorum. Bir şey yapman lazım."

Karan kaskatı olmuş bir yüzle nefesini üfledi. "Kahretsin, Âlâ. Beni gerçekten sınıyorsun."

Ayağa kalkıp benden uzaklaştığında hayal kırıklığıyla dirseklerimden yardım alarak doğruldum ancak Karan tek bir tuşla camların hepsini yukarıdan inen bir perdeyle kapattı ve ışığı kıstı. Loş ışık altında kaldığımızda nefes nefese kalmış bir şekilde ona bakıyordum. Yavaşça yanıma geldi ve bana tepeden baktı. "Ayağa kalk."

"Hı?" dedim heyecanla.

"Ayağa. Kalk."

Yüzünde karanlık bir ifade vardı. Bir anlığına bu Karan'ı daha önce hiç görmediğimi düşünerek yüzüne bakakaldım ancak hissettiğim şey korkudan çok uzaktı. Bu ifadesi, bana beni parçalamak ister gibi bakması içimde tatlı bir kıvılcım yakmıştı. Bu duygunun adını şimdi anlamıştım. İhtiras.

Ayağa kalktım ve karşısında dikildim. Tüm hücrelerim beklentiyle yanıyordu.

🔞

Eliyle belimi kavradı ve takip edemeyeceğim bir hızla beni perdesi kapalı cama yasladı. Dudakları kulağıma yaklaşırken arkamdan kendini bana yasladı ve bir eli karnıma, diğer eli usulca eteğimin altına kaydı. Parmaklarını uyluğumda hissettiğimde başımı geriye attım ve omzuna yaslanıp gözlerimi sıkıca kapattım.

"Kendini benimle keşfediyorsun," diye fısıldadı kulağıma. "Güzel."

"Karan," dedim zorlukla. "Bir şey yap ne olur."

"Yapacağım," dedi hırıltılı bir sesle. Bu ses tonu bacaklarımın arasındaki ateşi harlarken ona biraz daha yaslandım. Karan kulak mememi dudaklarının arasına aldı ve uyluğumdaki parmaklarının yavaşça yukarı doğru çıkıp külotumun kenarını tuttuğunu hissettim.

"Karan!" diye resmen inlediğimde sabırsızlıkla elini tuttum. "Hızlı ol."

Dudakları enseme kaydı ve sıcak nefesinin yanında bir de tenimin üzerinde gülümsediğini hissettim. "Sakin ol, ay ışığım. Hizmetindeyim. Tadını çıkar."

Omurgam kaskatı kesilmişti, göğsüm şiddetle inip kalkıyordu. Birinin bize bakmak için buraya gelmemesini ummaktan başka bir çarem yoktu çünkü istesem de duramayacağım bir noktadaydım.

Karnımdaki eli tenime gömülüp beni, sertliğini daha net hissedeceğim kadar kendi bedenine bastırırken külodumu aşağı doğru biraz indirdi ve nefesim kesildi.

"Dokun," dedim çaresizce kıvranarak. "Dokun artık."

Karan kulağıma doğru sırılsıklam olmama sebep olacak şekilde inledi ve külodumu yavaşça indirmek yerine tek hamlede yırtıp bir kenara fırlattı. Nefesimin boğazımda tıkanıp kaldığını belirten bir ses çıkardım ve karnımdaki elini sıkıca tuttum.

Parmakları bacaklarımdan yukarı çıktı ve ilk etapta onun varlığıyla doldurmasını isteyip yapamadığım noktaya dokundu. "Siktir," diye fısıldadı. "Sırılsıklamsın."

"Öyleyim," dedim zorlukla konuştuğumda. "Belli olmuyor muydu?" Bu cüretkârlığım karşısında kendim bile şaşırıyordum. Bir de beni düşün!

Karan'ın boğazından bir homurtu yükseldi ve parmakları klitorisime doğru ilerledi. Çıplak omzuma art arda, tüylerimin şaha kalkmasına sebep olacak türden öpücükler bırakıyordu. "Demek beni istiyorsun, ay ışığı?"

Başparmağıyla klitorisime baskı uyguladığı anda sırtım bir yay gibi gerildi ve ona yaslanıp tam anlamıyla kilitlendim. "Evet!"

"Sana bir tek ben dokunabilirim," diye fısıldadı kulağıma tüylerimin şaha kalkmasına sebep olacak bir ihtirasla. "Anladın mı?"

"Evet."

Kilotirisime uyguladığı baskıyı artırdı ve o esnada karnımdaki elini yukarı çıkarıp sağ göğsümü avuçladı. "Duyamadım?"

"Evet!"

"Evet, ne?" O noktaya daireler çizmeye başladığında başım döndü ve dizlerimin bağı çözüldü. Karan sertleşmiş göğüs ucumu hafifçe cimdikledi ve yere yığılmak üzere olan beni ayakta tutmaya devam ederken, "Söyle," dedi otoriter bir sesle.

"Bana bir tek sen dokunabilirsin," dedim titrek nefeslerimin arasından.

"Tekrar söyle," dedi ve klitorisimi öyle sert ovdu ki neredeyse çığlık atacaktım.

"Bana bir tek sen dokunabilirsin," dedim nefes nefese.

"Güzel," diye mırıldandı ve dudakları yavaşça boynuma sürtündü. "Bana aitsin. Sadece bana."

"Evet," dedim tekrar. "Sen de bana aitsin."

Sessizce güldü ve dokunuşunu hızlandırdı. "Aferin benim güzelime."

"Sadece bana dokunabilirsin!" dedim nefes nefese. Öyle bir haldeydim ki dışarıdan kendimi izliyor olsaydım utançtan yerin dibine girerdim. "Sadece bana."

Karan hoşnut bir ses çıkardı ve omzuma derin bir öpücük daha kondurdu. "İnan bana ay ışığım, tek isteğim bu."

Parmaklarının altında oluşan kıvılcımlar usul usul önce minik bir alev parçasına ardından cayır cayır yanan bir ateşe ve en sonunda da bir alev topuna dönüştü. Bütün vücudum kaskatı kesilirken parmaklarımı büktüm ve, "Karan!" diye inledim. "Sa-sakın durma!"

Durdu ve ben acı içinde inlerken belimi kavrayıp beni kendine çevirdi. Sırtım cama yaslandığında, "Bekle," dedi soluk soluğa. "İzlemek istiyorum."

Başımı geriye yaslayıp ona hırs dolu gözlerle baktım. "Devam et. Lütfen."

"Edeceğim." Bir elini yanımdaki cama yaslarken çenemi tuttu ve kararmış gözlerini yüzüme dikti. Eli yeniden eteğimin altına kayıp bana istediğimi vermek için klitorisime giderken dikkatle beni izliyordu.

Daireler geri geldi, alev topu kaldığı yerden yanmaya devam etti. Başımı arkamdaki cama bastırıp dişlerimi sıktım ve gözlerimi kapattım. Sırtım yay gibi gerilirken önce parmaklarının altında yoğunlaşan his gerildikçe gerildi ardından kendimi kaybetmeme, ilkel bir inlemeyle Karan'ın omzuna sıkıca tutunmama sebep olacak bir hisle patladı. Ne kadar sürdü bilmiyorum ancak bu his öyle yoğun ve öyle tarif edilemez bir histi ki bunu daha önce yaşamadığım için kendime öfkelendim.

🔞

Tüm bedenim orgazmın etkisiyle seğiriyor, nefeslerim düzene girmiyordu. Gözlerimi açıp dağılmış bir halde Karan'a baktığımda arzuyla kararmış gözleriyle karşılaştım. Bir sanat eserine bakar gibi izliyordu beni. Kuruyan boğazımı ıslatmak için sertçe yutkundum ve beynimi ele geçiren ihtiras usul usul beni terk etti, yerini utanca bıraktı.

"Çok güzelsin," dedi Karan mırıltı gibi bir sesle. Bana doğru eğilip dudaklarıma kısa, yumuşak bir öpücük bıraktı. "Ve bunun farkında olmaman beni öyle çok kızdırıyor ki."

Gözlerimi kırpıştırdım ve nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım ama olmuyordu. Utançla başımı başka bir yöne çevirdiğimde, "Şey," dedim. "Teşekkür ederim. Sen de çok yakışıklısın."

Karan burnundan nefes vererek güldü ve beni kendine çekip göğsüne bastırdı. "Gel buraya ay ışığım. Benden utanmamalısın."

Ona sıkıca sarıldım. "Şey, ben... Böyle anlardan sonra genellikle ne yapılır pek bilemedim..."

Çenesini başımın üstüne yasladı, eliyle ensemdeki saçları okşadı. "Mesela utanman geçene kadar böyle durabiliriz."

Birkaç dakika sessizce kendime gelmeye, utancımdan sıyrılmaya çalıştım. Ardından başımı kaldırıp yüzüne bakmaya çabalarken, "Peki ben senin için ne yapabilirim?" diye sordum usulca.

Hafifçe gülümsedi. "Sen benim için hiçbir şey yapmak zorunda değilsin. Hadi, gidelim artık."

🌙

"Nerede kaldınız abi ya? Yarım saattir yoksunuz!"

El ele masaya geri döndüğümüzde elbisemin altında bir iç çamaşırımın olmadığını düşünmemeye çalışıyordum. Karan beni arkasına alarak masaya ulaştı ve hiçbir yerimin görünmediğinden emin olana kadar oturmamı bekledi.

Ben sandalyeme oturup bacak bacak üstüne attığımda ise Toprak'a döndü ve ona düz düz baktı. "Konuştuk."

"Onu biliyoruz," dedi Eslem. "Ne konuştunuz bu kadar?"

Sandalyesine otururken Eslem'e baktı bu sefer aynı şekilde. "Bir şeyi de bilme."

Eslem yüzünü buruşturdu. "Aman! Söylesen ölürsün zaten. Issız Adam."

Hâlâ utanç içindeydim. Az önce şahit olduğum Âlâ'ya hâlâ inanamıyordum. Esiri olduğum o duygu öyle ilkel ve yönetilemez bir duyguydu ki uyuşturucunun etkisi geçmiş de kendime gelmişim gibi hissediyordum. Derin bir nefes alıp ellerimin tersini yanaklarıma bastırdım ve yüzümün kızarmasına engel olmaya çalıştım.

Kızlar boşları toplamış, şampanyanın yanında atıştırmamız için masayı peynir tabağı ve kuruyemiş kaseleriyle donatmışlardı.

"İnsanlarla kurduğun iletişimi kendin yönet Eslem," dedi Karan ifadesiz bir sesle. "Merakın yönetmesin."

Eslem, Karan'a laf yetiştirmeye hazır vaziyette ağzını açtı ama o esnada Toprak, "Eee? Hadi! Şöyle güzel bir kutlama yapmayalım mı şimdi?" diyerek araya girdi. Ardından sırıtarak Eslem'e döndü. "Şampanyayı biz mi patlatalım yoksa çifte kumrular mı patlatsın aşkım?"

Eslem gülümsedi. "Onlar patlatsın. Çok romantik olur."

"Olmaz!" dedim hızla. Ayağa kalkmam gerekecekti ve yanlış bir hareketimde her yerim görünebilirdi. Eslem ve Toprak şaşkınlıkla bana baktıklarında durdum ve sessizce, "Ben bilmiyorum da," diye ekledim.

"Siz halledin," dedi Karan aklımdan geçenleri okumuş gibi. "Uğraştırmayın bizi."

Eslem bir kez daha yüzünü buruşturdu. "Hiç romantik değilsiniz!"

"Tamam," dedi Toprak hızla, sanki Karan'ın sinirlenmesinden korkarak sürekli böyle Eslem'in arkasını topluyordu. "Biz hallederiz."

Birkaç dakika sonra kadehimdeki köpüklü şampanyayla bakışıyordum. Hâlâ Karan'ın etkisinden çıkabilmiş değildim. Üstelik şimdi içimi çok fena bir korku salmıştı. Ya daha fazlasını istersem ve anneme verdiğim sözü tutamazsam?

Korkuyordum. Bundan gerçekten korkuyordum çünkü Karan'ın yanında durmak bile kendimi ateşin yanındaki barutmuşum gibi hissetmeme sebep oluyordu. Bana dokunuşu, gözlerindeki o baş döndürücü ifade, öpücükleri... Kendime hakim olamayabilirdim ve her şeyi mahvetmekten çok korkuyordum.

"İstek parça var mı?" diye sordu Toprak kucağındaki elektro gitarı adını bilmediğim düğmeli makineye bağlamaya çalışırken.

"Kafana göre," dedi Karan arkasına yaslanırken. "Başımızı şişireceksin her türlü belli oldu."

Toprak sırıttı. "Şişireceğiz," dedi. "Başlarını şişireceğiz."

Karan ona dik dik baktı. "Aklından bile geçirme."

Eslem panikle kaşlarını çattı. "Karan! Oyunbozanlık yapma!"

"Hayır." Karan'ın sesi netti.

Başımı çevirip ona baktım ve kaşlarım çatıldı. "Ne oluyor?"

"Aaa!" dedi Eslem şaşkınlıkla. "Âlâ bilmiyor mu?"

Karan sabırla derin bir nefes alırken Eslem'e döndüm ve, "Neyi?" diye sordum.

Gülümsedi. "Karan'ın sesi inanılmaz güzeldir. Ah Bir Ataş Ver'i öyle güzel söylüyor ki oturup ağlıyoruz her söylediğinde. Beş yılda bir gerçekleşen Karan tutulması tabii bu." Kıkırdadı. "Nazlanmasa bir de..."

Kaşlarımı kaldırarak Karan'a baktım. "Gerçekten mi?"

"Eslem," dedi Karan uyarı dolu bir sesle. "Uzatma."

"Oğlum naz yapma ya! Bir kere de yalvartmadan söyle işte! Hem bak Âlâ için. Hiç dinlememiş seni," dedi Toprak ikna edici bir sesle.

Elçin hevesle el çırptı. "Ay çok merak ettim!"

"Biraz daha ısrar edersen o gitarı kafanda kıracağım," dedi Karan, Toprak'a.

Toprak pes ederek ellerini teslim olur gibi kaldırınca Karan'a döndüm. "Karan," dedim masum masum. "Söylesene."

Karan, buyur buradan yak der gibi bana baktığında yavru köpek bakışları attım. "Hem bak çok gerildim ben... birazcık gevşemem lazım."

Bana düz düz baktı. "Az önceki konuşmamızın seni yeterince gevşetmiş olması gerekiyordu."

Gözlerim irileşirken alttan bacağına sert bir tekme attım, dudağının kenarında minik bir gülümseme belirdi. Kıpkırmızı kesildiğime yemin edebilirdim. "Biraz daha gevşeyebilirim," dedim dik dik bakarak.

Derin bir nefes aldı. "Sen bunlara ne bakıyorsun? Abartıyorlar. Toprak'ın sesi daha güzel. Ne istiyorsan iste, o söylesin sana."

Omuz silktim ve bu sefer de yavru bir kedi gibi bakmaya başladım. "Ben senin söylemeni istiyorum ama. Yüpfen."

Karan çaresizce yukarı baktı. "Yüpfen diyor bir de. Hey Allah'ım."

"N'olur," dedim bu sefer.

Gözlerini gözlerime çevirdi ve o aşık olduğum kızıl kahvelerde bir kez daha bana kıyamadığını gördüm.

Başını hayret içinde iki yana sallayıp Toprak'a döndüğünde ikna olduğu için mutlulukla sırıtıyordum. "Çal, gereksiz herif seni. Çal."

Masadaki herkes sevinçle kıkırdarken Toprak sırıttı. "Ah Bir Ataş Ver ile mi başlıyoruz?"

Karan başını iki yana salladı. "Hayır, bu sefer onu söylemeyeceğim. Ayrıca fazla heveslenme. Tek bir şarkı. O da sadece Âlâ için."

Toprak buna da şükür der gibi gülümsedi. "Hangisi?"

"Gel yanıma söyleyeyim."

"Ay sürpriz şarkı! Bayılırım!" Eslem heyecanla şampanyasına uzanırken bana baktı. "Kıyamadı sana vallahi! Biz buna içirip de kör kütük sarhoş etmeden daha bir kuple bir şey söyletemedik! Kıymetini bil!"

Gülümsedim ve yerimden fırlayıp düşünmeden Karan'ın boynuna sarıldım. Yanağına sulu bir öpücük kondurduğumda sessizce, "Yavaş," diye homurdandı. "Hoplayıp zıplama."

"Ay," diye fısıldadım hızla eteğimi tutarak. "Unuttum ben."

"Otur Âlâ," dedi ve bize doğru ilerleyen Toprak'a baktı.

Dediğini yapıp dikkatlice yerime geçtim ve Karan'ın, Toprak'ın kulağına söyleyeceği parçayı fısıldayışını, Toprak'ın yerine geçip akor ayarı yapışını sessizce izledim. Tüm bunlar olurken Elçin'le bakışıp sırıtıyorduk. Gözlerinde gurur dolu patlamalar meydana geliyordu. Bakışlarını duyabiliyordum. "Durdun durdun turnayı gözünden vurdun, yürü be kızım!" diyordu.

Nihayet toprak şarkının giriş melodisini çalmaya başladığında derin bir nefes aldım ve hangi parça olduğunu anladığım anda tüm bedenim heyecanla ürperdi. Gözlerim Karan'a çevrildiğinde zaten bana baktığı için anında göz göze geldik. Hafifçe gülümsedi ve gözlerini kapatıp sözlere girmeden evvel bakışlarıyla şarkıyı bana armağan etti.

"Gecenin nemi mi düşmüş gözlerine?

Ne olur ıslak ıslak, bakma öyle."

Şaşkınlıkla yutkundum. Tamam, bana ninni söylediğinde de bağırıp çağırdığında da sesinin gür ve güzel olduğunu düşünmüştüm fakat asla bu kadarını tahmin etmemiştim. Derin, güçlü, duygulu ve kalbime kadar inen bir sesti. Büyüleyiciydi.

"Gecenin nemi mi düşmüş gözlerine?

Ne olur ıslak ıslak, bakma öyle."

Saçını dök sineme derdini söyle.

Yeter ki ıslak ıslak, bakma öyle."

Gözlerimi ondan çekemiyordum, kimseye bakamıyordum. Sesi öyle sarsıcıydı ki donup kalmıştım. Kaşlarını hafifçe çatmış, kirpkileriyle o güzel gözlerini örtmüştü. Her bir harfi duygularla vurguluyordu. Sesi bahçede, içimize vuran bir fırtına misali yankılanıyordu. Dudaklarıdan süzülen her bir nağme yüreğime kadar iniyordu. Dirseğimi masaya yasladım ve çenemi avcumun içine aldım.

"Saçını dök sineme derdini söyle.

Yeter ki ıslak ıslak, bakma öyle."

Derin bir nefes aldı ve gözlerini açıp gözlerimin içine baktı. Öyle derin bakıyordu ki kalbim heyecanla çarpıyordu.

"Sürerim buluttan tarlaları!

Yağmurlar ekerim göğün göğsüne!

Güneşte demlerim senin çayını!

Yüreğimden süzer öyle veririm!"

Bana söylüyordu. Her bir kelimeyi bana söylüyordu.

Sesi gittikçe yükseliyor, boynundaki damarı usul usul belirginleşiyordu. Büyülenmiştim. kelimenin tam anlamıyla büyülenmiştim. Sesindeki derinlik, her harfin içindeki o duygu yükü tüm benliğimi galeyana getirdi ve gözlerim gözlerine bakarken göz pınarlarım usul usul yaşlarla doldu. Karan gözlerimin dolduğunu gördü ve şarkının sözlerine ithafen kaşlarını çattı.

"Ben feleğin şu çarkına çomak sokarım!

Ben felegin tekerine çomak sokarım!

Yeter ki ıslak ıslak, bakma öyle.

Ne olur ıslak ıslak, bakma öyle!"

Yutkundum. Elimi kaldırıp gözyaşlarımı silmeye ve gülümsemeye çalıştım ama başaramadım. Yanağıma devrilen gözyaşına engel olamadım. O esnada Karan sustu ve Toprak tabiri caizse elektro gitarı ağlatarak melodiyi çalmaya devam etti.

Burnumu çekerken Karan kaşlarını çattı ve bana doğru eğildi. "Bakma öyle ıslak ıslak," dedi fısıldayarak. Elini kaldırıp başparmağıyla gözyaşımı sildiğinde dudağım titriyordu.

"Sesin çok güzel," diye fısıldadım ben de. Hıçkıra hıçkıra ağlamak üzereydim.

"Ağlama," dedi ve masanın altından bileğimi sıkıca tuttu.

Diyaframdan bir nefes daha alınca yeniden sözlere gireceğini anladım ve hıçkırıklarımı yutup gülümsedim.

"Sürerim buluttan tarlaları!

Yağmurlar ekerim göğün göğsüne!

Güneşte demlerim senin çayını!

Yüreğimden süzer öyle veririm!"

Bileğimi tutan elini diğer elimle sıkıca tutuyor, kendimle savaşıyordum. Ona ait tüm hisler notlara dolanıp kalbime süzülüyordu sanki. Önce o annesiz erkek çocuğunun acısını hissediyordum yüreğimde sonra kimsesiz kalmış bir çocuğa kol kanat geren yalnız bir adamın çaresizliğini. Korkularını, sevgisini, kederini...

Karan'ı gerçekten gördüğümü biliyordum.

Bana anlatmadığı çok fazla şey vardı, onun hakkında bilmediğim çok fazla şey vardı ancak şimdi yüksek notalarla sarf ettiği bu sözler, bana onun duvarlarının ardına geçebileceğim bir kapı olmuştu sanki.

"Ben feleğin şu çarkına çomak sokarım!

Ben felegin tekerine çomak sokarım!

Yeter ki ıslak ıslak, bakma öyle!

Ne olur ıslak ıslak, bakma öyle!

Yeter ki ıslak ıslak, bakma öyle!

Ne olur ıslak ıslak, BAKMA ÖYLE!"

Son harfi gür bir sesle bağırarak uzattı ve Toprak son notayı çalıp şarkıyı bitirdiğinde de gözlerini kapatarak sustu.

Bahçenin sessizliğe gömüldüğü o birkaç kalp atışlık zaman diliminde gözlerimi kapatıp ciğerlerimi nefesle doldurmaya çalıştım ancak Elçin ve Eslem, "Bravo!" diye bağırarak alkışlamaya başlayınca başaramadım.

"İ-na-nıl-maz-dı!" dedi Elçin başını iki yana sallayarak. "Bir an gerçekten rahmetli Barış Akarsu'nun konserinde olduğumu sandım! Mükemmeldiniz!"

Karan nefes nefese kalmıştı. Minik, rahatsız bir gülümsemeyle bileğimi bıraktı ve kadehine uzanıp şampanyasından büyük bir yudum aldı.

"Ben demiştim!" dedi Eslem arkasına yaslanarak. "Hele Cem Karaca'nın diğer şarkılarını bir söylesin de görün. Aşırı iyi söylüyor. Gel sana bir albüm çıkaralım diyorum ama dinleyen kim?"

Karan yavaşça, "Abartma," dedi.

Ona döndüm ve büyülenmiş gibi gülümserken, "Abartmıyor," dedim. "Sesin çok güzel. Gerçekten." Gözyaşlarım gözlerimin kenarında kurumuştu.

Dudağının kenarında oluşan minik bir gülümsemeyle bana göz kırptı, sırıttım.

"Vallahi yenge, bence kıymetini bil," dedi Toprak bir sonraki şarkı için akor ayarı yaparken. "Biz bu herifi senin sayende ilk defa ayık kafayla dinledik. Ha bir de, Mira daha hiç dinlemedi bile. Sen düşün."

Gözlerimi kırpıştırarak Toprak'a baktım.

"Toprak." Karan'ın sesi uyarı doluydu.

Eslem yüzünü buruşturdu. "Ay! Anma şu çakma Harley Quinn'in adını şimdi ya!"

"Ya bilsin diye şey yaptım ben..."

Eslem ona ters ters baktı. "Sus."

Eslem, Mira'dan hoşlanmıyordu ve sebebini acayip merak etmiştim. Bunu bir ara öğrenmeyi aklımın bir köşesine not edip kadehime uzandım. Tam o anda Elçin de kadehini eline alıp, "O zaman Âlâ ve Karan'ın birlikteliğine!" diyerek havaya kaldırınca hepimiz kadehlerimizi kaldırdık ve havada tokuşturduk.

Kadehlerden çıkan tok cam seslerinin ardından Karan'a baktım ve sıcak bir gülümsemeyle elini tuttum. Şampanya dudaklarından içeri akarken bir yudum aldı ve engel olamadığı bir gülümsemeyle ağzını oynatarak, "Sonsuza dek," dedi.

Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı salladım ve kıkırdayarak, "Sonsuza dek," diye fısıldadım.

🔥

Gecenin devamında Toprak hem çalıp hem söyleyerek bizi eğlendirmeye devam etmişti. Saat gece yarısına gelirken de Toprak ve Eslem geç olduğunu söyleyerek kalkmışlardı. Onları uğurladıktan sonra ise bugün çok erken kalktığım için uyuklamaya başlamıştım ve Karan artık uyumamız gerektiğini söylemişti.

Elçin'i misafir odasına yerleştirip kendime de bir pijama takımı ve iç çamaşırı alarak şifreli kata çıktığımda inanılmaz heyecanlıydım. Bu heyecanımın sebebi, ilk defa onun odasında uyuyacak olmamdı ve Karan az önce o odanın artık ikimize ait olduğunu söylemişti. Bu eve geri döndüğümden beri Ceylin'le uyuyorduk ve ilişkimiz başladığından beri henüz birlikte uyuyamamıştık.

Üstelik ben odasını daha önce hiç görmemiştim ve merak ediyordum.

Yukarı çıktığımda ilk önce sessizce Ceylin'i kontrol ettim ve ona aldığım bebeğe sarılarak mışıl mışıl uyuduğunu görünce de derin bir nefes alıp Karan'ın odasına doğru ilerledim. Âlâ, bu gece başka bir vukuat istemiyorum. Rahat dur. Durmak zorundaydım ancak kendime artık eskisi kadar güvenemiyordum bu konuda.

Kapıyı tıklatıp yavaşça araladığımda başımı içeri uzattım ancak Karan'ı odada bulamadım. Sol taraftan su sesi geliyordu. Duşta olmalıydı.

Kapıyı arkamdan kapatıp yüksek tavanlı devasa odanın içinde minik adımlarla ilerledim ve gözlerim merakla etrafta dolaşırken dudaklarım aralandı.

Gözüme çarpan ilk şey karşımda, terasa açılan siyah camlardı. Ardından bakışlarım sol taraftaki siyah nevresimli yatağa kaydı ve kocaman, siyah başlıklı yuvarlak bir şeyle karşılaştım. Yatağın dayalı olduğu duvarın yarısı siyah tahtalarla kaplanmıştı, üst kısmı ise soğuk kahve tonlarındaydı ve siyah tahtaların üstü odaya loş ışık sağlayan led şeritlerle kaplıydı. Mobilyaların çoğu siyah, antrasit rengi ve griden oluşuyordu. Yatağın karşısında açık gri rengindeki taşlardan oluşan büyük bir şömine vardı.

Odada bir dolap yoktu ancak sol tarafımda su sesinin geldiği siyah bir kapının dışında bir kapı daha vardı. Giyinme odası olduğunu anlayabiliyordum.

Büyülenmiş bir şekilde etrafa bakarken önce su sesi kesildi birkaç saniye sonra da solumdaki kapı açıldı. Yavaşça ona döndüm ancak gördüğüm şey boynundan, beline sardığı havluya doğru su damlaları süzülen bir kas yığını olunca yutkundum.

"Beğendin mi?" diye sordu kapıyı arkasından kapattığında. Gözlerim hâlâ göğüs kaslarında, altılı karın kaslarında ve pazılarında dolaşmaya devam ediyordu. Boğazımın kuruduğunu hissederek bir kez daha yutkundum ve elimde tuttuğum pijamayı sıkıca göğsüme bastırdım. Lanet olsun ki altımda bir iç çamaşırı yoktu ve aklımdan geçen düşünceler hiç de masum değildi. Teninden aşağı kayan o su damlaları olmak istiyordum.

Gözlerimi kaçırıp panikleyerek, "Baş döndürücü," dedim ancak konunun odayla alakası yoktu.

Karan'ın ağır ağır başını salladığını gördüm göz ucuyla. Ardından bana doğru ilerlemeye başladı ve dişlerimi sıkmama sebep oldu. "Öyle mi?"

Yutkundum. Onuncu kez. "Evet evet. Hadi git giyin! Hasta olacaksın."

"Bir şey olmaz bana." Yanıma ulaşıp belime sarıldı ve beni kendisine çevirdi. Gözleri yüzümde gezinirken hafifçe kaşlarını çattı ve dudağının kenarında minik bir kıvrılma peydah oldu. ANLAMIŞTI!

"Giyin giyin," dedim zorlukla konuştuğumda. Başımı geriye yatırmış kendimi yüzüne bakmaya zorluyordum. "Lütfen."

Karan kaşlarını kaldırdı ve muzip bir şekilde güldü. "Yoksa ne olur? Elinden bir kaza mı çıkar?"

Kıpkırmızı kesildim. "Karan!" dedim sitemle. "Yapma! Hadi! Giyin!"

Dudaklarını birbirine bastırdı, yüzümü inceledi ve geri çekildi. "Duş alabilirsin," dedi arkasını dönüp giyinme odasına ilerlerken. Sesi, bu durumun onu eğlendirdiğini anlamama yetecek kadar muzipti. "Soğuk suyla al ama. Beynine kan gitsin, açılırsın."

"Karan!" dedim öfkeyle. Parmak uçlarıma kadar kızarmıştım.

Kahkaha attı ve giyinme odasına girip kapıyı arkasından kapattı. Nefesimi üfleyip banyoya doğru ilerlerken söylenmeye devam ediyordum.

Duştan çıktığımda Karan'ı yatağa uzanmış vaziyette buldum. Üzerinde hiçbir şey yoktu. Sadece bir eşofman altı giymişti. Bana işkence ediyordu! Hain!

Kuruttuğum saçlarımı üstten dağınık bir topuz yaparken ona doğru minik adımlarla ilerledim ve yavaşça dizlerimin üzerinde ilerleyerek yatağa girdim.

"Çok uykum var," dedim mızmızlanarak.

"Gel," dedi bir kolunu açarak. "Uyutayım seni."

Kıkırdadım ve zıplayarak kollarının arasına girdim. "Hayatımın en güzel anı!"

Başını eğip saçlarımı öptü. "Öyle mi?"

İç çektim. "Evet."

Bana sıkıca sarıldı ve elini enseme sarıp saç diplerimi okşadı. "Daha güzelleri de olacak."

Gülümsedim. "Eminim."

Bir süre öyle durduk ardından başımı kaldırıp yüzüne bakmaya çalıştım. "Karan?"

Güldü. "Yine tuhaf bir soru mu geliyor?"

"Hayır," diye mırıldandım. Aklımdaki düşünceler keyfimi kaçırmıştı. "Sadece şeyi soracaktım. Bir gün benden de sıkılabilir misin? Yani beni de bırakacak mısın?"

Karan duraksadı ardından, "Ne şimdi bu?" diye sordu.

Omuz silktim. "Kartal öyle söyledi ya."

"Âlâ," dedi sabırla. Bu sorumu hiç sevmemişti. "Bu akşam ne dedim ben? Sonsuza dek dedim. Sonsuza. Dek. Ne anlama geliyor bu?"

"Yani bırakmayacak mısın beni?" diye sordum çekinerek.

Sabırla iç geçirse de saçlarımı öptü. "Kendini Mira'yla bir tutmadığın zaman konuşuruz bu konuyu. Uyu şimdi. Hadi."

Düşünceler yeniden zihnime doluşmuştu ancak bu cevabı beni tatmin ettiği için ona sıkıca sarıldım ve gözlerimi kapattım. Öyle çok yorgundum ki saniyeler sonra bilincim uykuya doğru sürükleniyordu.

"Beni hiç bırakma," dedim uykulu bir sesle. "Tamam mı?"

Bilincim tamamen karanlığa hapsolmadan evvel duyduğum tek şey Karan'ın mırıltısı oldu.

"Benden asla kurtulamayacaksın, ay ışığım. Endişelenme."

OY VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.