Mia, kapının önünde birkaç saniye daha hareketsiz kaldı.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Az önce duyduğu ses... Gerçek miydi?
Yoksa yine zihninin ona oynadığı bir oyun muydu?
Başını iki yana salladı ve derin bir nefes aldı.
“Saçmalama Mia... Sadece bir rüyaydı.”
Kendi kendine söylediği bu sözlere inanmak istiyordu.
Yavaşça yatak odasına doğru ilerledi. Fakat tam odasına girecekken arkasından çok hafif bir ses duydu.
Tık...
Mia olduğu yerde durdu.
Nefesini tuttu.
Arkasını dönmedi.
Birkaç saniye bekledi.
Sonra yeniden...
Tık... tık...
Bu kez ses daha belirgindi.
Mia yavaşça arkasını döndü.
Kapının hemen yanında duran pencereye baktı.
Perde hafifçe hareket ediyordu.
“Rüzgâr...” diye fısıldadı.
Ama pencere kapalıydı.
Mia'nın yüzündeki ifade değişti.
Yavaş adımlarla pencereye yaklaştı. Elini perdeye uzattı ve bir anda açtı.
Dışarıda hiçbir şey yoktu.
Sadece karanlık...
Sokağın lambası uzaktan titrek bir ışık yayıyor, evlerin arasında uzun gölgeler oluşturuyordu.
Mia rahatlamış bir şekilde nefes verdi.
Tam perdeyi kapatacağı sırada gözleri yerdeki bir şeye takıldı.
Kaşlarını çattı.
Yerde siyah bir şey duruyordu.
Mia pencerenin camına biraz daha yaklaştı.
Gördüğü şey karşısında yüzü bembeyaz oldu.
Bu...
Bir anahtardı.
Mia birkaç saniye boyunca kıpırdayamadı.
Gözlerini ovuşturdu.
Tekrar baktı.
Anahtar hâlâ oradaydı.
Aynı rüyasında gördüğü gibi...
Siyah.
Eski.
Ve üzerinde yıllardır kullanılmış gibi duran çizikler vardı.
Mia'nın elleri titremeye başladı.
“Hayır...” diye fısıldadı.
Bir adım geri çekildi.
“Bu mümkün değil.”
Rüyasında anahtarı almaya çalışmıştı.
Şimdi ise aynı anahtar evinin önünde duruyordu.
Mia ne yapacağını bilemeden kapıya doğru baktı.
Az önce polis memuru oradaydı.
Belki anahtarı o bırakmıştı.
Belki de...
Mia'nın aklına gelen düşünceyle nefesi kesildi.
Ya polis memuru anahtarı görmüşse?
Ya her şeyi biliyorsa?
Bir anda kapının önünden ayak sesleri geldi.
Mia donup kaldı.
Yavaş...
Ağır...
Ayak sesleri uzaklaşıyordu.
Mia pencereye koştu.
Sokağa baktı.
Polis memuru hâlâ oradaydı.
Sırtı Mia'ya dönüktü.
Bir süre sonra adam durdu.
Başını yavaşça kaldırdı.
Ve sanki Mia'nın kendisini izlediğini biliyormuş gibi doğrudan onun penceresine baktı.
Mia hemen perdeyi kapattı.
Kalbi yeniden hızlanmıştı.
Karanlık odanın içinde sırtını duvara yasladı.
“Beni görüyor...”
Tam o sırada telefonunun ekranı yandı.
Mia irkildi.
Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.
Telefon birkaç saniye boyunca çaldı.
Mia açmaya cesaret edemedi.
Sonra telefon sustu.
Ardından ekrana bir mesaj düştü.
Mia titreyen elleriyle telefonu aldı.
Mesajda yalnızca tek bir cümle yazıyordu:
“Anahtarı sakın alma.”
Mia'nın gözleri büyüdü.
Çünkü mesajın altında gönderenin numarası yoktu.
Sadece...
“Mia”
yazıyordu.