Saat 21.32'ydi.
Mia, en sevdiği ve tek arkadaşı olan Clara ile telefonda konuşuyordu. Bir süre sonra acıktığını fark eden Mia, gülümseyerek Clara'ya:
“Tatlım, ben seni sonra ararım. Biraz acıktım da.”
dedi ve konuşmayı bitirdi.
Telefonunu masanın üzerine bırakan Mia, mutfağa doğru yürümeye başladı. Tam mutfağa girip buzdolabının kapağını açmıştı ki birden...
“Paaat!”
diye bir ses duyuldu.
Mia olduğu yerde donup kaldı.
Kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Derin derin nefes alarak evin diğer odalarını kontrol etmeye başladı. Attığı her adımda korkusu biraz daha artıyordu.
Sonunda oturma odasına girdi.
Gördüğü manzara karşısında gözleri büyüdü.
Cam kırılmıştı.
Mia, sanki dili tutulmuşçasına kekeleyerek:
“Bu... bu... bunu ki... kim yaptı?”
dedi.
Korkuyla pencereye doğru yavaşça yaklaştı ve dışarı baktı. Fakat kimseyi göremiyordu.
Ellerinin titrediğini fark eden Mia, hemen telefonunu eline aldı ve polisi aradı.
“Lütfen yardım edin! Birisi camı kırdı, çok korkuyorum!”
Telefonun diğer ucundaki polis, Mia'yı sakinleştirmeye çalışarak kalın bir ses tonuyla:
“Sakin olun efendim. Hemen bir ekip yönlendiriyorum. Siz sakın evinizden çıkmayın ve bizi bekleyin.”
dedi.
Ardından telefon kapandı.
Mia, elindeki telefona birkaç saniye boyunca boş boş baktı.
Korkudan tırnaklarını kemirmeye başladı.
Ama aklında tek bir soru vardı:
Camı kim kırmıştı?