Ertesi gün yağmur çiseliyordu. Pansiyonun küçük mutfağında Ayşe Hanım çay koyarken, Elif bir yandan pencereden denizi izliyordu. Ufuk yine sisin ardında kaybolmuştu.— Bu sis… burada hep böyle mi? diye sordu Elif.Ayşe Hanım hafifçe gülümsedi ama gözleri başka bir şey anlatıyordu.— Kış aylarında hiç kalkmaz. Alışırsın.O an Elif, pencereden fener yolunda yürüyen bir siluet gördü. Uzun pardösü giymiş, başı hafif öne eğikti. Deniz’di.Birden yerinde duramadı. Şemsiyesini kaptı, yağmurun altına çıktı. Ayağını taşlı yola attığında, toprağın ve yosunun karışık kokusu onu sarhoş eder gibi oldu.Fenerin kapısına vardığında, Deniz içerideydi. Kapı aralıktı, içeriden eski kitap sayfalarının kokusu geliyordu.— Merhaba, dedi Elif, biraz çekinerek. Dün sizi gördüm… selam vermek istedim.Deniz başını kaldırdı, gözleri ona birkaç saniye takılı kaldı.— Burada fazla durmamalısınız, dedi kısık bir sesle.— Neden? diye sordu Elif, merakı korkusundan ağır basarak.Deniz pencereye bakıp kısa bir sessizlikten sonra ekledi:— Denizin sesi bazen sadece dalga sesi değildir.Elif’in içini hem bir ürperti hem de açıklayamadığı bir çekim sardı.— Siz burada yaşıyorsunuz, değil mi?— Evet. Ve bazı şeylerin uzak kalındığında daha güvenli olduğunu bilerek yaşıyorum.Elif onun sert sözlerinin ardında, kırılmış ve yalnız bir ruhun izlerini görebiliyordu. Kapıdan çıkmadan önce son kez ona baktı.— O zaman… ben yine de buraya gelirim.Deniz hiçbir şey söylemedi. Ama dudaklarının kenarında, sanki saklamaya çalıştığı bir gülümseme kıpırdadı.Elif o an, bu adamın hikâyesini öğrenmeden kasabadan gitmeyeceğini biliyordu.
Bölüm 2
İlk sözler
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.