ertesi gün
Sabah apar topar kalkıp dün hazırladığım çantamı alarak aşağıya fırladım. Arabamı çalıştırıp askeriyeye sürdüm.
Askeriyeye geldiğimde saat 06:47 idi. Timde ki herkes hazır halde gelmiş giriş de bekliyordu. Beni görünce hemen esas duruşa geçip selam verdiler.
-rahat asker, ben üniformamı giymeye gidiyorum siz de araçlara binmeye başlayın yavaştan araçlar açık anahtarlar içinde.
-tamamdır komutanim!
Odama yönelip direkt üniformamı giymeye başladım. Giyinip aşağıya uçtum. Bu sırada saat çoktan 7 olmuştu.
Aşağıya indiğimde babamın yavaş yavaş arabalara doğru yürüdüğünü gördüm. Jet hızında yanından fırlayarak timin en başına geçtim.
Soluk soluğa kalmıştım ama şu anki durum cezadan bin kat iyiydi. Yanımıza gülerek gelen albaya baktım. Direkt bana bakıyordu daha fazla bakamayıp önüme döndüm. Albay söze girdi
-evet hazırsanız gidelim yavaştan, yolda size bilgi vereceğim.
Herkes arabalara doluştuğunda bir arabanın şöför koltuğuna babam diğerine de ben oturmuştum. Ben şöför koltuğuna oturduğumda arkadan Baran hemen başladı konuşmasına
-nere gidiyok komutanim? Niye siz sürüyonuz komutanim? Başka arabayla gitsek olmaz mıydı komutanim?
-BARAN! Senin canın dönüşte ceza çekti anlaşılan. Dönelim bi bakıcam senin icabına bekle sen
-estağfurullah komutanim ne hacet ben bişey demedim varsayın siz🙂
Kıkırdayıp önümüzden giden babamın arabasını takip etmeye başladım.
Daha 10 dakika kadar yok gitmiştik o sırada hemen babam aradı, bekletmeden açtım
-Buyrun albayım? Bi sorun mu var?
-hayır yüzbaşım, gideceğimiz yerle ilgili vs bilgi vermek için aradım. Arabaya bağla telefonu herkes duysun.
-emredersiniz komutanim, bağlıyorum hemen.
Yanımda oturan Baran'a telefonu uzatıp
-arabaya bağlar mısın Baran?
Diye sordum, cevabı gecikmedi.
-tabi komutanim hemen
Arabaya bağladığımız telefonu albaya söyleyip konuşmaya başlamasını bekledik. Fazla uzatmadan söze başladı.
-evet aslanlarım gideceğimiz yer çok uzak değil, özellikle Baran çok sevineceksin gideceğimiz yere.
-nereye gidiyoruz ki komutanim?
-Mardin'e gidiyoruz Baran, memleketine
-NE! DE HELE KURAN KOMUTANİM!
-Sakin Baran sakin
-çok pardon yüzbaşım, aniden şey yaptım.
Tebessüm ile dönüt verip albaya dikkat kesildim
-Mardin'de çok yakın bir arkadaşımın oğlu evleniyor. Belki biliyorsundur Baran Erce Aşireti olarak geçiyo isimleri.
-A evet komutanim tanımayan yoktur Mardin de onları, çok iyi insanlar
-evet çok iyi insanlar, En büyük oğlu evleniyormuş yarın çok ısrar etti gel gel diye ben de kıramadım. Siz de hem gezin hem kafanız dağılsın hem de orada beni pek sevmezler dağ taraflarında yaptıklarımdan geldiğimi duyarlarsa beni indirmek için ellerinden geleni yaparlar. Onun için, anlaşıldı mı asker!
-anlaşıldı komutanim!
-bugün direkt onların evine gideceğiz, 1 saat falan durduktan sonra mardini gezmeye başlayacağız. Yanımda büyük ihtimalle Bilal Ağa da olur, siz de üniformanızı çıkartmadan biraz bizim yanımızda, biraz da önümüzden ilerleyerek gezeceksiniz, bu anlaşıldı mı asker!?
-anlaşıldı komutanim!
Yaklaşık bir saat sonra mardin tabelasını gördük. Yarım saat kadar sonra ise babam arabayı güvenli bulduğu bir yere koydu ve indi. Arkasından biz de aynı şeyi yaptık ve neden durduğumuzu sordum.
Erce Aşiretinin konağına yürüyerek gitmeyi daha uygun bulduğunu biraz ayaklarımızın açılması gerektiğini söyledi.
Ortaya Albayı alarak en önde ben, albayın ön çaprazlarında Serdar ve Galip, tam yanında İlyas ve Altay, arka çaprazlarında Emre ve Baran, en arkasında ise Ahmet olacak şekilde dizildik. Benim yürümeye başlamam ile herkes yürüyordu.
Üstümüzde askeri üniformamız olduğu ve Mardin sıcağını da göz önüne aldığımızda terden ölmek üzere idik.
Yol tarifini babam yürümeye başlamadan önce anlattığı için sanki hep geldiğim bir yermiş gibi yürüyordum.
Bir mahalle vardı önümüzde bunu da geçtikten sonra Erce Aşiretinin konağına ulaşacaktık.
Mahallenin en başından sokağa baktım. Mahalle aynı eskiden olduğu gibi şen şakraktı.
Kapı önlerinde el işi yapan teyzeler, arkadaş amcalar,top oynayan çocuklar, bebek giydirme oynayan kızlar, arkadaşları ile birlikte oturan gençler ve daha nicesi. Sokağın başındayken derin bir nefes aldım, yürümeye devam ettim.
Adımımı atar atmaz timimin de senkronize adımlarını atması uyumlu bir ses çıkarıyordu.
Uyumlu ve sert adımalarımıza karşılık dönen bakışlar en başta beni gördüğü için şaşırmıştı.
Mardin halkının çeşitli töreleri sonucu kadınlar büyük çoğunlukla evde ev hanımıydı. Okuyan kadınlar ise genelde doktor-avukat vs olduğu için beni gördüklerine şaşırmaları oldukça normal bir şeydi.
En nihayetinde sokağı garip bakışlarla atlattığımızda tekrar derin bir nefes aldık.
Erce Aşiretinin konağına geldiğimizde albayın tam önünden yan tarafa doğru kaydım.
Kapının önünde bulunan 2 korumadan birisi babamı hemen tanıyıp
-hemen haber veriyorum Fatih Bey
Dedi. Bu durum bizi şaşkına uğratsada ciddi yüz ifademizden ödün vermedik. İçeriye giren koruma aynı hızla tekrar çıktığında diğeriyle birlikte kapıyı açtılar.
Rütbeye göre sırayla içeriye girmek yerine en önde albay ortada tim ve en arkada ben olacak şekilde sıralandık.
En arkadan içeriye girdiğimde kapı aynı hızla geri kapatılmıştı. Kapıya bakmaktan vazgeçip önüme döndüğümde bu kadar büyük bir alanı ve bu kadar insanı bir arada beklemiyordum. Ben şaşkın şaşkın bakarken tim de aynı şekildeydi.
Bizi kendimize babamın hafif uyarı amaçlı olan öksürüğü getirdi.
Tüm insanların en başında oturan adam yüzünde büyük bir gülümseme eşliğinde yanımıza adımladı. Babamla el sıkışıp tek tek time baktı ve bizimle de el sıkıştı, sıra bana geldiğinde en başından dikkat etmediği bariz belli olan bir şekilde baktı ve sinir olduğum o sözleri söyledi
-oyuncu musun hanım kızım sen, yanlışlıkla aldılar herhal seni içeri. Bi yemeğimizi yer öyle gidersin evine konuğumuz ol şimdik.
Babamın ne kadar sinir olduğumu anladığını biliyordum hatta tim bile ne kadar sinir olduğumu anlamıştı. Hemen devreye girdi babam
-Hahahah hala espri yapmayı seviyosun bakıyorum da Bilal Ağa
Bilal Ağa dumura uğramış gibi baktığında daha fazla dayanamadan
-Yüzbaşı Asena Işınay Ateşal, memnun oldum efendim
Diyip adamın arka tarafında duran elinden birisini tutup sıktım. Bıraktığımda işaret parmağını kaldırıp
-sen Fatih'in kızı mısın?
-evet efendim onun kızıyım
-sen askersen bir de ha?
-evet askerim. Bi sorun mu var?
Cümlem sorudan daha çok 'yiyosa sorun olsun bak gör napıyorum' ifadesi barındırıyordu.
Daha fazla ayakta kalmayıp kalabalığa doğru ilerledik.
Tek tek yaşlıların elini öpüp bize ayrılan yere bu sefer rütbe sırasına göre oturarak etrafa bakmaya başladık.
Teyzelerin arkamdan türlü konuşmalarını duyuyordum. Tabi normaldi şaşırmaları bir şey demiyorum o yüzden.
Biraz oturulup sohbet edildikten sonra Bilal Ağanın karısı olduğunu öğrendiğim kadın yanıma gelip
-hadi gel hanım kızım içeriye geçelim biz hanımlar olarak
Dedi. Babama baktığımda başk ile onay verdiğinde ayağa kalktım. Benim kalktığımı gören tim aynı hızla ayağa kalktı,
-oturun siz, ben içeriye geçiyorum az sonra gelirim yanınıza
Dedim ve kadını takip ettim.
Az sonra soru yağmuruna tutulacağımı bilemeden...
