İçeriğe geç

Sırlar Ülkesi ; Hikayeci

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Sırlar Ülkesi ; Hikayeci

Bölüm 3

Bölüm 3 ; Öfke ve Sorunlar

İçeri girdiğim de ailesi ile karşılaşmıştım. Çok yaşlı olmalarına rağmen -büyük ihtimalle- sihir ile çok genç görünüyorlardı. İçeri girdiğimde kralın babası ve annesi beni şüphe ile süzdüler. Ben ise onlara eğilerek selam vermiştim. Ben eğilip selam verdiğimde bir an yüzleri yumuşasa da hemen geri ciddi hallerine geri döndüler. Poseidon oturup başıyla karşısında ki sandalyeyi gösterdi. Bende gidip oraya oturdum. Tam oturmuş elbisemin eteklerini düzeltirken Poseidon'un babası "Demek bizim büyüleri aşmayı başaran insan kızı bu ha , ne kadar da aciz gözüküyor ve çirkin de üstelik. Giydiği peri işçi yapımı elbise bile çirkinliğini gizlemiyor. Çok yazık." Diyip sanki ben orda yokmuşum gibi yüzünü buruşturdu. Bu davranış karşısında şoka uğramıştım. Böyle bir şey hiç beklemiyordum. Ama bu sözleri duyup da susacağımı sanıyorsa çok yanılıyordu. Daha fazla sesiz kalmayıp "Beni kötülemeye devam edecek misiniz ? Böyle yapmaya devam ettikçe sadece benim nefretimi kazanıyorsunuz. Ve benim nefretimi kazanmak sizin lehinize bir kazancı olmaz. Aksine burayı yakmam için bir sebep olur ve siz periler hakkında çok bilgiye sahibim. Mesela sizin saraylarınız hiç bir büyü tutmuyor. Yakmak o kadar kolay ki . Aa bir bakmışsınız sarayınızdan sadece küller kalmış," sonra da bir gülümsemeyle ile baktım. Bu sözler ile şoka uğrama sırası Poseidon'un babasındaydı.

O bana şok ile bakarken bende ona sinir ile bakıyordum. Poseidon konuşmasa daha böyle uzayı giecekti herhalde. Neyse ki o " Tamam yeter artık hadi yemek yiyelim," dedi de bu bakışma bitti. Önüme bakıp yemek yemeye başladım. Aslında insan dünyasının yemeklerine çok benziyordu. Bu yüzden yemek yemek benim için bir sorun olmuyordu. Zaten şu an daha önemli sorunlarım vardı. Poseidon'un babası ve annesi ne zamana kadar beni sevmeyeceklerdi ? Burayı yakmalı mıydım ? Bu olsa bile ateşi nerden bulacaktım ? Ya peri dünyasında bir insanın olduğu duyulsa n'olacaktı ? Ya

ailem ? Beni merak etmişler miydi ? Arkadaşlarım ? Yeni hazırlanan ve benim de oynayacağım tiyatro oyunu n'olacaktı ? Şimdiden herkes beni aramaya başlamış mıydı ? Ne zaman buradan kurtulacaktım ? Bu gibi bir çok sorunum vardı ve hepsi beynim de dolanıyordu.

"Rhodon ? Sen iyi misin ? Hiç iyi gözükmüyorsun. İyi değilsen saray hastanesine gidebilirsin."

Bu söz karşısında ;

"Hayır , iyiyim ben. Galiba gece iyi uyuyamadım. Ama sorun yok."

Deyip bir gülümsediğim de bile kendimi gerçekten iyi hissetmiyordum. Umarım bir yerlere bayılıp kalmazdım.

Sonunda kahvaltı sofrasından kalkmıştık. Poseidon bir yerlere zarar vermeden bahçede dolaşabileceğimi söylediğinde memnuniyetle gülümseyerek hemen dışarı koşmuştum. Bahçe çok güzeldi. Her yerde çiçekler, ağaçlar ve kuş yuvaları vardı. Kuşlar dışında böcekler ve arılarda vardı. Arılar çiçekten çiçeğe konuyor , kuşlar en güzel sesleri ile şarkı söylüyor ve böcekler ise yavaş yavaş yürüyorlar ya da yaprak yiyorlardı. Bir yerlerden de su sesi geliyordu. Bu görüntü bana anılarımı canlandırmıştı ;

Papatyalar arasında koşuyordum. Kuşlar ötüyor , rüzgar da ona eşlik ediyordu. Ailem arkamdan gülüşerek geliyorlardı. Nadir zamanlardan biriydi. Biz pek ailecek vakit geçirmezdik. Sanki bize ailecek zaman geçirmek yasaktı. O zamanlar çocuk da olsam bir şeylerin ters gittiğini anlayabiliyorum. Her gece kavga sesleri... Her gece kırılan bardakların sesi , annemin yeter artık sus diyen sesi, merhamet isteyen sesi... Şimdi ise sanki onların hiçbiri olmamış gibi güle oynaya pikniğe gidiyorduk. Bunun neresi güzeldi ? Ama ben bunları bir kenara koyup eğlenmeye karar vermiştim. Bu yüzden de papatyaların arasında koşuyor , mutluluk ile aileme bakıyordum. Sonunda bir yere oturup piknik örtüsünü serdik. Yemeğimizi yerken bile gülüyor ve şakalaşıyorduk. O günün bir kabusla biteceğini nerden bilebilirdim ?

Aklıma doluşan anılar hızla kaybolurken kendimi yerde oturmuş ağlarken buldum. Ve yanımda da papatya. Papatyayı görünce ağlamam şiddetlendi. Kendimi durduramıyordum. O gün benim kabusumdu. Ve o kabusda da papatya vardı. Papatyaya şiddetle baktım. O günü de anıyı aklımdan çıkarmak için oturduğum yerden bir anda kalktım. Ve yürümeye başladım. Mükemmel bir gün yaşamayacak mıydım? Bir kere olsun güzel bir gün yaşamak istiyordum. Bunları düşünürken önüme çıkan adama tosladım . Ben düşmemiştim ama adam düşmüştü ve haliyle elinde ne varsa düşmüştü. Hemen özür dileyip yere eğildim ve düşen sepete elmaları topladım. Adam da kalkmış sorun yok deyip bana yardım etmişti. En sonuncu elmayı da sepete koyduktan sonra yüzüme bakınca geriye doğru sendeledi ve ;

" Sen şu insan kızsın. Büyülerimizi geçmeyi başaran ins-insa-insansın. "

Deyip nefesini tutup geldiği yola doğru koşmaya başladı. Ne olduğunu anlamasam da üzülmüştüm. Keşke bana böyle davranmasaydı. Sonuçta ben bunu hak etmemiştim.

Bölüm sonu

3 yorum