Bölüm 5
◇
Yerde kafasından tek bir kurşunla vurulmuş olan Aslı'ya korkuyla baktılar. Alnındaki delikten yavaşça kan sızarken gençler şokla onu izledi. Biri daha öldü. Bu sefer hepsinin gözleri önünde ölmüştü!
Gençler kendilerine geldiklerinde korkuyla yere eğildiler. Bu sırada bekleme salonunda yüksek bir ses daha duyuldu. Ama bu seferki ses, kapı kapanma sesiydi ve beraberinde ona eşlik eden kilitleme sesi duyuldu. Hakan ve diğerleri sesin geldiği yere bakışlarını çevirseler de o sesin hangi kapıdan geldiğini anlamadılar. Korkuyorlardı bir kişi daha ölmüştü. Bu demek oluyordu ki hepsi sırayla ölecekti ama neden öldürülüyorlardı? Ve onları öldürme amacı neydi?
“Bir bilinmezlik, sadece ölümü geride tutar. Tabi şanslıysan!”
◇
Aslı'nın da vurulması üzerine grup korkuyla yerde, vurulabilecekleri görüş açılarından uzak durmaya çalıştılar. Eğer ortaya çıkarlarsa bu onlarında ölümü olabilirdi. Ve kimse burada ölmek istemiyordu.
Sevilay ölü arkadaşına ağlayarak bakarken, şoktan çıkan Akın sinirle Ömür'e döndü. "Sen! Bunların hepsi senin yüzünden oluyor, öyle değil mi?" bağırdı. Onun yüzünden? Bunu ona düşündüren neydi? İlk ölen kişinin yanında olması mı? Yoksa susmasını söylemesine rağmen konuşmayı tercih eden arkadaşı yüzünden mi? Yeterince şüphe verici ama onları en başında geri dönmeye ikan eden bu kıza söylenen sözler ne kadar doğru olabilirdi ki?
Bu saçma sözlere dayanamayan Hakan sinirle, "Saçmalama, bunun onunla ne ilgisi var? Ona susmasını söyleyen zaten oydu ve senin arkadaşın onu dinleyip aptal gibi atılmasaydı, belki de o da yaşayacaktı!" bu sözler üzerine Akın ona saldırmak istedi. Ama Ömer hızlıca araya girerek ona engel oldu.
"Bir durun, kavga etmenin sırası mı!" bağırdı. Onun bağırmasıyla hepsi kısa sürede sustu. Kesin bir sessizlik olduğunda, "Tamam kavganız bittiyse, o zaman hadi gidelim. Başka birimizin de ölmesini istemiyorsanız gidelim. Burada kalmak yeterince tehlikeli!" sözleriyle zihinlerindeki saçmalıklar da sustu. Birbirlerine bir süre bakarak sinirlerinin geçmesini beklediler. Daha sonra da hepsi gitmek için yavaşça yerden kalktı.
Grup, Ömür'ün yaslandığı yerden hareket etmediğini fark ettiklerinde korkuyla onu izlediler. Canan korkuyla tekrar yere diz çöküp, onun nabzını kontrol etti. Kalbinin düzenli atma sesini duyunca onun bayıldığını anlamaları daha kolay oldu. Basılmıştı, neden? Çünkü iki ölümü de gören oydu ve iki kişinin kanı da şu an onun üzerindeydi. Yüzündeki kırmızı kan onun en büyük korkusunu ortaya çıkarmıştı. İşte bu yüzden, hedef alınmasına rağmen savunmasızca bayılan oydu.
Bunun üzerine Hakan onu kucağına alıp rastgele odalardan birine ilerlemek için, merdivenlere doğru ilerlediler. Şimdi kaçmaları gerekiyordu. Açık hedef olmazlardı. Bir kişiyi daha kaybedemezlerdi. Bu yüzden de arkalarına bakmadan, o arkadaşlarını da geride bıraktılar.
◇
Grup ayrıldığında Demir sakince bulunduğu temizlik odasından çıktı. Onların merdivende kayboluşuyla yerde yatan kadına doğru sakin adımlarla ilerledi. Onun alnındaki kanla yavaşça oluşturduğu, kan birikintisini izledi. Yavaşça yere diz çöküp ölü bedeni kucağına aldı. Ardından da yavaş adımlarla yürümeye başladı.
“Bazen konuşmaman gereken anada konuşan oluyorsun. Sırf sabırsız olduğun için!”
◇
Hakan, Ömür'ü yatağa yatırırken çocuklar da yavaşça içeriye doluştular. Sevilay korkuyla, “Biraz önce Aslı öldü ve bizde öleceğiz!” korkusunu açıkça dile getirdi. Ve bu sözler grubun korkusunu daha da artırmıştı. Onlarda durumun farkındaydı ama sözel olarak, sesli bir şekilde dile gelmesi onları daha da korkutuyordu. Bu yüzden de Selin dayanamayarak,
“Saçmalamayı kes!” sözleri duymasıyla bağırdı. Bu bağırmayla herkes Selin’e döndü. O da çok korkuyordu ve ölecekleri ile ilgili sözler duydukça titremesi artıyordu. Gözlerini kapatarak kendine hakim olmaya çalıştı. Aksi takdirde o da Ömür gibi bayılabilirdi.
“Saçmalamayayım mı? Girişte bizi bekleyen silahlı birisi var ve burada tıkılıp kaldık!” bağırdı. Selin bu sözlerle, korkuyla sevgilisine sarıldı. Akın da sevgilisini yatıştırmak için onu kendine çekip, sakin olması gerektiğine dair bazı sözler fısıldadı. Genç kız en sonunda sakinleştiğinde odada bulunan ikinci yatağa da onu oturmasını sağladı. Ama ne kadar ölecekleri ile ilgili bu cümlelere son verseler de buradan herkesin sağ çıkamayacağını biliyorlardı. Kapı kilitliydi ve içeride bir katil hepsini sırayla avlıyordu. Kendi elleriyle bu kafese düşmüşlerdi. Ama bu kafesten nasıl çıkacaklarını bilmiyorlardı ve kendilerini esir alan ölümü düşünüyorlardı.
Girdikleri odada konuşulanlar yüzünden gergin bir ortam vardı ve herkes bir köşeye çekilmişti. Canan ise baygın Ömür’ün yanına oturarak devamlı olarak onun kalbinin atıp atmadığını kontrol ediyordu. Bir arkadaşını daha kaybetmek istemiyordu ve onun düzenli atan kalp atışları, onu rahatlatıyordu.
Grup bir süre kendi aralarında buradan nasıl çıkacaklarını düşündüler ve tartıştılar. Ama yapabilecekleri tek şeyin pencereler olduğuna kanaat getirebildiler. Sonuçta bu otelde onların bildiği başka çıkış olmadığına emirlerdi. Emin olmasalar bile buradan hemen çıkmak istiyorlardı.
Hakan ve Ömer pencereleri açmak istediklerinde onlarında kilitli olduğunu ve bunun bir işe yaramadığını çünkü buna hazırlıklı olarak, pencereler dayanıklı bir şekilde kapatıldığını fark ettiler. Ömer iç çekerek, "Sanırım diğerleri de tıpkı bunlar gibi kırılmaz!" dediğinde Ömür yavaş yavaş kendine gelmeye başladı. Onları izlediğinde camı açmaya çalıştıklarını anlayınca arkasını dönerek yastığa sarıldı. Sanki sarıldığı yastık onu koruyacakmış gibi ama korumayacağını titreyen bedeni bile ona gösteriyordu. Canan onunla ilgilenirken Kaan sinirle konuşmaya başladı.
"O kekeme p*ç bizden ne istiyor!" sinirle bağırdı. Ama kimse bir şey söylemedi. Ne diyebilirlerdi ki? Onlarda nedenini bilmiyorlardı ve bu insanların ellerine kendi ayaklarıyla düşmüşlerdi. Ölecekleri, nedenini bilmeden. Ya da ölmeden önce onlara nedenini söyleyeceklerdi. Kimse bundan emin değil. Sadece hayatta kalmak istediklerinden eminler ama o yabancı insanların çoktan avı olmuşlardı.
Kaan buna dayanamayarak eline geçen ilk şeyle yani ahşap tabureyi cama attı. Bu şekilde camı kırmak istedi. Ama cama attığı tabure sadece elinde kırıldı. Kaan elinde parçalanan tabureden dolayı sinirinin ve çaresizliğinin artığını hissetti. Ömür bu sahneyi gördüğünde irkilerek kucağındaki yastığa daha sıkı sarıldı. Hemen sonra da aklına gelenlerden dolayı, diğerlerinden korktuğu için Canan'ın kolunu çekerek kulağına doğru kısık sesle fısıldadı.
"Be... benim kaldığım odanın camı açılıyordu. Tabi, eğer orayı da kapatmadılarsa." Canan bu sözleri duyduğunda şaşkınca uğraş içindeki arkadaşını izledi. Ardından da ona büyük bir heyecanla, gülerek döndü. Daha sonra da tekrar arkadaşlarına dönüp, cama devamlı bir şeyler atan Kaan'ı heyecanlı sözleriyle durdurdu.
"Kaan bekle! Ömür'ün odasının camı... oranın camı açılıyormuş." dediği anda hepsi önce Canan’a daha sonra da Ömür'e döndüler. Genç kız korkuyla Canan'a daha da sarıldı. Başta herkesin Ömür'e olan bakışları pek de inanıyormuş gibi görünmeyince, Ömür daha da korkarak Canan'ın arkasına saklandı. Canan ise bu yaptıklarına sinir olduğu için dişlerini sıkarak bir süre durdu. Ardından da "Kesin şunu! Sanki hepsini Ömür öldürdü." kimse bir şey söylemedi. Yine de Ömür korkuyla Canan'ın arkasında saklanmaya devam etti. Arkadaşlarının ona attığı bakışlar korkunçtu.
Kaan derin nefes alarak, “İyi tamam, gidip kontrol edelim. Ama hepimiz birlikte, tek gitmek iyi olmaz.” dediğinde grup onu onayladı. Ama Ömür kafasını iki yana sallayarak reddetti. Yürüyecek hali bile yoktu ve onlarla gitmek korkusunu daha da artmasına sebep oluyordu.
"Canan ben gitmek istemiyorum, burası daha güvenli. Ya o adam bizi orada da bekliyorlarsa!" bu seferde yastığı kucaklamaya başladı. Bu sözler üzerine Selin de kafasını iki yana sallayarak mırıldandı.
"Ben de korkuyorum. Ben de burada kalmak istiyorum. O odada ne olacağı belli değil!" bu seferde herkes Selin'e döndü. Kimse ne diyeceğini bilemeyen bir şekilde birbirlerine doğru bakmaya devam etti. En sonunda Selin derin nefes aldı. Ömür'e kısa bir bakış atıp, "Sorun değil siz gidin. Eğer bir çıkış varsa geri döner ve bize de söylersiniz. Biz ikimiz burada kalırız yani kendimizi koruyabiliriz. Olmadı kapının arkasına bir şeyler falan koyarız." dediğinde Ömer açıkça reddetmek istedi. Ama Sadrettin sessizliğini bozarak onu onayladı.
"Bu iyi. Sizinle gidersek yavaşlarız zaten." hareket etmekten bile korkan Ömür'e baktı. Stratejik düşünmek zorundaydılar. Derin nefes alarak, "Biz gideriz ve odaya bakarız. Eğer bir çıkış varsa önce birimiz önden gider ve orası da güvenliyse dönüp siz ikinizi alırız." Ömer dudağını ısırarak tekrar reddetmek istedi. Sadrettin ona izin vermeyerek, "Cam açılmazsa desteğe ihtiyacımız olacak. Bu yüzden o ikisi kalırken hepimizin gitmesi daha iyi olur. Ömer sende endişelenme! Kapıyı kilitlerlerse bir şey olmaz." güven verici bir tonla söyledi. Ömer en sonunda onu mecburen onayladı. En azından sevgilisi burada güvende olacaktı.
Bunun üzerine Akın sakin bir şekilde kapıyı kontrol ederek kimsenin olmadığından emin oldu. Ardından da yavaşça dışarıya çıktı ve diğerleri de hemen ardından çıktı. Diğer odaya doğru ilerlediklerin de Selin korkuyla odada devamlı olarak bir ileri bir geri yürümeye başladı. Bunu yaptığı kısa bir süreden sonra kapının açılma sesi duyuldu.
Başta açılan kapı, ona kapıyı kilitlemediğini fark etmesine sağladı. Bunun için kendine kızsa da yine de onların döndüğünü düşünerek heyecanla kapıya baktı. Bu kadar erken döndüklerine göre istedikleri gibi pencere açık olmalıydı ya da kapı kilitli olduğu için erken döndüler. Nedenin bir önemi yoktu. Selin için tek önemli olan onların dönmüş olmasıydı. Ama bu heyecanı bir anda yerini korkuya bıraktı. İçeriye girenin grup değildi, onlar yerine Demir girmişti. Onun olduğunu görünce korkuyla geri çekilmek için arkasını döndü. Buradan kaçmalıydılar. O adamın kendilerini öldürmelerine izin vermezlerdi. Ya da kız başına hiçbir şey yapmazdı.
◇
Gençler odaya girdiklerinde sonuna kadar açık duran camı gördüler. Ömür'ün dediği gibi cam sonuna kadar açık bir şekilde duruyordu. Bu da onların kurtuluşu demek okuyordu. Avcılar bir hata yaptılar ve onlara kaçacak alan bıraktılar. Ya da tuzağın ta kendisini!
Akın gülerek cama koştu. Sakince cam kenarlarına tutunarak aşağıya bakıp yüksekliği ölçmeye çalıştı. "Buranın yüksekliği iyi, kızlar buradan atlayabilir!" kendince değerlendirdi. Bunun üzerine diğerleri de gülerek cam kenarına yaklaşmışlardı. Ama başka bir adım atamadan, başta cızıltılı olan ama daha sonra düzelen yüksek anons sesi duyuldu. Bu sefer biraz daha kalın bir erkek sesiydi. Bu otel sahibinin sesiydi.
"Kaçmak, sizce de bu kadar kolay olmadı mı? Hele de siz yalancıların bulduğu bir çıkış!"
Dediğinde kimse ne yapacağını ve ne söyleyeceğini bilemedi. İşte bu sözler gençleri tedirgin etmişti. Haklıydı, bu kadar kolay olması çok saçmaydı. O zaman ne olacaktı. Yine birilerini kafalarından mi varacaklardı. Ya da...
Bu sırada cam kenarlarına tutunan Akın tuhaf bir şekilde başta inlemeye daha sonra da acı içinde bağırarak kasılmaya başladı. O böyle olunca Sevilay korkuyla acı çeken sevgilisine doğru ilerlemek istedi. Ama Sadrettin onu belinden tutarak kendine çekti. "Bekle, ona dokunma!" onu sıkıca tuttu. Sevilay ise korkuyla acı çeken sevgilisine bakarak çığlık attı. Arkadaşlarından sonra sevgilisi de olmazdı! Onu da kaybedemezdi!
Sevgilisini kurtarmak istese de Sadrettin onu daha sıkı tutmaya devam ederek, "Seni aptal elektrik tutan birine çıplak elle tutunamazsın!" dediği anda Akın kendini bırakmış vaziyette pencereden aşağıya doğru sert bir şekilde düştü. Bunu gören gençlerin hepsi birde çığlık atarak geri adım attılar.
Sevilay ise sevgilisine bakmak için hızlıca o tarafa ilerledi. Sadrettin onu bir kez daha sıkıca tutarak pencereye baktı. Pencerenin pervazlarına takılı olan çıplak elektrik kablolarının olduğunu gördü. Oraya kim dokunursa dokunsun elektrik akımın dan ölecekti. Sadrettin onu tutmayı bıraktığında, Sevilay yere diz çökerek ağlamaya başladığında kimse ona engel olmadı. Bir süre bu şekilde durduklarında sadece sessizlik içinde kaldılar. Ne yapabilirlerdi ki? Pencereye yaklaşmak ölümle eşdeğerdi. Bu yüzden yapabildikleri tek şey sessiz kalmak oldu. En sonunda Sevilay'ı teselli etmek için Canan yere eğildiğinde ayrıldıkları odadan çığlıklar duymaları bir oldu. Hepsi korkuyla kapıya baktılar.
Bu kızların çığlıklarıydı. Ve şimdi ne yapacaklardı.