İçeriğe geç

Sırlar Oteli | Tamamlandı

Bölüm 3 · 11 dk okuma

Sırlar Oteli | Tamamlandı

Bölüm 3

Bölüm 3

BÖLÜM 3

◇

Kalacakları odaları kiralayan gençler, odalarda nasıl kalacaklarına karar vermek için birbirlerine baktıklarında Aslı ve Sevilay herkesten önce davranarak, “Biz beraber kalacağız!” söyleyerek anahtarlardan birini onlar tepki veremeden önce aldılar. Geriye kalan anahtarları da seri bir şekilde Sadrettin ve Akın, Hakan ve Kaan, Canan ve Melisa, Ömer ve Selin olacak şekilde aldılar. Geriye kalan tek kişilik odada bu yüzden Ömür'e kaldı. Çocuklar odaları bu şekilde ayarladıklarında Ömür korkuyla,

"Ben neden tek kalıyorum, burası korkunç tek kalmak istemiyorum! Ömer, tek kalsın ya da ne bilim sizlerden birisi!" kızları gösterdi. Bunun üzerine hepsi birden ona döndü. Aralarında tek korkak davrananın o olmasından ötürü çoğu onun bu davranışına sinir oldu. Ama bunu aralarında en çok dilime yansıtan kişi, yani Aslı kendini durdurmayıp sinirle,

"Buraya sizin yüzünüzden düştük yani mızmızlanmayı kes! Ayrıca aramızda bir tek korkak olan sensin, azıcık cesur olsana!" Ömür sinirle ona baktı. Yumruğunu sıkarak o da sinirine engel olmadan,

"Öyle mi? Bu ıssız yerde aranızda bir tek, ben tek başıma, yalnız olarak kalıyorum, aptal!" sözlerine aynı kelimeleri kullanarak vurgu yaptı. Ve bunu yaparken de bağırmaktan çekinmedi. Gençler bu sözler yüzünden ona cevap veremediler. Ne diyebilirlerdi ki? Sözlerinden yine haklıydı ama ona sesli bir şekilde kimse hak vermeyecekti. Neden versinler ki? Bunu yaparlarsa kendi odalarını ona vermek zorunda kalırlardı ve tek kalan da kendileri olurdu.

Onlara ne kadar kızsa da Ömür de buna katlanmak zorunda olduğunun farkındaydı. Ama yine de bir kez de olsa şansını denemek istemişti. Sonuçta kim ıssız bir yerde tek başına kalmak isterdi ki?

Daha fazla hissettiği siniri mecburi bir şekilde baskılayarak, "İyi o zaman bana kırk iki numaralı odayı verin! Yoksa bile isteyin, en azından uğurlu sayımın olduğu bir odada olsa tek başıma kalmak korkutmaz ve isteğinizi kabul etmiş olurum." tepkisi üzerine grup başta şaşırdılar. Ama yine de diğerleri de buna sevinerek ona istediği odayı yani kırk iki numaralı odayı verdiler. Odalarda nasıl kalacaklarına kesin bir şekilde karar verdikten sonra arabadan alabildikleri eşyaları, yaraları hepsini daha iyi durumda olanlar taşıdı.

◇

Aslı ve Sevilay odaya girdiklerinde odayı öylesine izlediler. Küçük bir odaydı ama içindeki renkler odayı ferahlatıyordu. Odada iki tane biraz mesafeyle konulmuş yan yana yataklar, yatakların karşısında kısa dolap ve dolabın üstünde siyah renkte bir televizyon vardı. Kızar kendilerine eşlik eden Demir'e dönüp, "Burada banyo var mı bari?" sorduğunda Demir onlara gülerek kafasını salladı.

"E... e... ev... evet... va... var." bir daha güldü. Bunun üzerine iki kızda ona aptala bakar gibi bakmaya başladı. Demir ise gülmeye devam ederek onlara bakmayı sürdürdü. Bu sırada da arkadan Canan sinirle araya girdi. Yaralılardı ve daha fazla ayakta kalmak istemiyorlardı.

"Tamam artık, odanızı ve banyonuzu öğrendiğinize göre!" hepsi birden ona döndü. O ise aynı sinirine hakim olmadan devam etti. "Oyalanma ve bizim de odalarımızı göster. Sabaha kadar bekleyecek değiliz!" diğerleri de Canan'ı onaylayarak kendi odalarına gitmek istediklerini küçük bir mırıltıyla belirttiler. Yorgun gençler sadece dinlenmek ve biraz da uyumak istiyorlardı. Bunun üzerine Demir hepsine tek tek odalarını ve banyoları gösterdi. En son sıra Ömür'ün odasına geldiğinde, Sadrettin odasına girmeden önce yavaşça onların yanına geldi. Odanın önüne geldiklerinde Demir’e karşı tek sempatik davranan olarak, onun gülmesine karşın Ömür de ona gülerek elindeki anahtarı aldı. Odaya girdiği sırada konuşmak isteyen Demir bir şey yapamadan Sadrettin de ona eşlik ederek içeriye girdi.

"Buraya kadar gelmene gerek yoktu aslında." güldüğünde Sadrettin de ona aynı şekilde güldü. Ardından da kapıda kaşları çatık bir şekilde duran Demir’e baktı. Onun ifadesini görünce Ömür'e daha da yakın durdu. Sanki sahiplenircesine! Ömür bu kadar yakın olmasından rahatsız olduğunu hissetmeye başladı. Ve bunu istemsiz bir şekilde bir anlık yüzüne yansıttı. Sonuçta kim yabancı bir erkeğin kendisine kolayca dokunmasına izin verirdi ki?

"Yanında olmam gerektiğini hissettim." mırıldanarak Demir'e bakmaya devam etti. Bakışı ondan uzak durmasını söyler gibi ve sanki bu genç kızın ona ait olduğunu göstermeye çalışıyor gibiydi. Derin nefes alarak, "Odayı gösterdiğine göre gidebilirsin" onu açıkça uyardığında, Demir sessizce ona baktı. Sadrettin ise gülerek elini Ömür'ün sağ omzuna koydu. Açıkça sahiplendiğini ve ondan uzak durması gerektiğini bir kez daha fiziksel olarak da gösteriyordu.

"Sorun yok, belki bir şey demek istemişti." Demir aynı çatık kaşla bu seferde Ömür’e baktı. Surat ifadesi bir şey söylemek ya da yapmak ister gibiydi ama onu engelleyen bir şeyler vardı. Daha sonra da onlara bakmayı bırakıp yavaşça arkasını döndü. Sadrettin, Demir'in gidişini izleyerek Ömür'ün siyah saçını kulağının arkasına aldı. Bu sınırı zorlamak değil miydi? Ömür onun elini iterek, rahatsız olduğunu gösterdiğinde, genç adam sakince yumruğuna öksürüp,

"Ona dikkat et. Ne olduğu belli değil, bir şey olursa ya da seni rahatsız falan ederse bize haber ver.” tereddütle onu izledi. “Neyse eğer başka bir şey olursa ya da korkarsan odamı biliyorsun, gelmekten çekinme." geri çekildi. Ömür şaşkınca onun yakın temas davranmasına ve konuşmasına baktı. Onu itmesine rağmen nasıl hâlâ bu kadar cüretkar olabiliyordu kısaca? Daha sonra ise Ömür kendini toparlayıp onu kafasıyla kırmamak adına, mecburi bir şekilde onayladı. Zaten korkuyordu ve yabancı bir adamın ona karşı bu teması, onun daha da ürkmesine sebep olmuştu.

Bu sırada koridorun sonunda onlara bakmakta olan Demir den habersiz bir şekilde kısa bir şekilde konuşmalarını tamamlayıp, birbirlerinden ayrıldılar. Demir ise kısık gözlerle Sadrettin'in girdiği odaya kadar gözlerini ondan ayırmadı.

◇

Hava tamamen karardığında gençler yavaştan acıkmaya başladıklarını hissettiler. Bunu nasıl halledeceklerini oda arkadaşlarıyla konuştukları sırada odalarının kapısı teker teker çalındı ve yemeğe otel sahibi olan iri adamın tarafından davet edildiler. Otel sahibinin onları davet etmesi üzerine gençler bulundukları aynı koridorda bir araya geldiler. Hepsi bir araya geldiğinde, hep olduğu gibi sevgililer birlikte ilerlemeye başladı ve yine Ömür geride tek başına ilerlemek zorunda kaldı. Oysaki aralarında en çöp korkan kişi de oydu. Koridorda toplu olarak ilerledikleri sırada Melisa bir şey ararcasına elini boynuna koyup, "Sanırım bir şey unuttum." hareket etmeyi bırakıp etrafına bakındı. Endişesi fazlasıyla artmıştı. Olması gereken bir şeyi kaybetmişti. Sevgilisine dönerek, "Ben odaya geri dönüyorum, siz gidin." Kaan kafasını iki yana sallayarak kolunu tuttu. Korkmuyordu ama sevgilisini yalnız göndermek de doğru olmayacaktı.

"Yalnız dönme, ben de seninle gelirim." Melisa hızlıca kafasını iki yana sallayarak onu açıkça reddetti. Unuttuğu şeyi kimsenin görmesini istemiyormuşçasına elini kıyafetinin yakasına koyup yukarıya çekti. Bu hareketi isteyerek değil, refleksle yapmıştı. Zaten geçmiş hatalarını ona hatırlatan bir şeyi sevgilisine nasıl gösterebilirdi ki? Onun görürse, sakin kişiliği yok olup tamamen kendisiyle kavga edeceğini biliyordu. Ama buna rağmen, kaybettiği şey onun için değerliydi. Eski canavar kimliğine bürünmesini engelleyen, korkutucu geçmişinin iziydi.

"Sorun değil. Gidip geleceğim." dedi. Kaan bir kez daha onu yalnız göndermek istemedi. Bunu ifadesine ve diline açıkça yansıtıyordu da ama Melisa hemen gidip geri geleceğini bastırarak söyleyince onu mecburen kabul etmek zorunda kaldı. Sonuçta her zaman baskın taraf hep Melisa’ydı ve bu hiçbir zaman değişmeyecekti. Tabi kaybettiği şeyi öğrenirse, bu iki taraf içinde rollerinin değişmesine sebep olurdu.

Melisa odasına geri dönerken diğerleri ise beraber yemek salonuna ilerlediler. Ömür ise ayrılan Melisa’nın arkasından sessizce kısa bir bakış attı. Onun yalnız gitmesi, içinde büyük bir korkunun filizlenmesine sebep oluyordu ama yine de grubun onu korkak olarak görmesi sinirini bozduğu için susarak önüne döner.

Demir'in kendilerine tarif ettiği odaya girdiklerinde Ömür endişeyle etrafına bakınır. Şimdiye kadar kendini baskılasa da artık Melisa’nın yalnız gitmesi yüzünden oluşan endişesini bastırmaz hale geldiğini hissetmeye başlar. Yumruğunu sıkarak, yine kendini geride tutmak istediğinde, arkadaşın tek başına, ne olduğu belirsiz bu yerde kaldığını düşünmek bunu açıkça dile getirmesine sebep olur. "Kaan, benim içim hiç rahat değil, Melisa'yı yalnız göndermemeliydik." dediğinde hepsi Ömür'e döndü. Ömür yine aynı, korkak olduğunu düşündükleri bakışlara maruz kalmaya başlamıştı. Aralarında onu bir tek destekleyen Hakan bile arkadaşının korkakça davranmasına dayanamayarak,

"Ömür, o yetişkin bir kız, kendini koruyabilir. Hem zaten bizde buradayız. Bir sorun olursa koşarak buraya gelir. Ayrıca çok fazla korkak gibi davranıyorsun!" Hakan yavaşça sevgilisinin yanındaki sandalyeye oturdu. Bu sözler tamamıyla yanlıştı. Eğer başı derde girerse, nasıl kaçıp da buraya gelebilirdi ki? Gelemezdi ama ölmesine ya da yara almasına sebebiyet verebilirdi. Ömür de bu yüzden kafasını iki yana sallayarak gergin bir şekilde Kaan'ın kolunu tuttu.

"Korkak değilim ben!” arkadaşının kolunu istemsiz bir şekilde sıktı. Daha sonra da fazla baskı yapmadan tutmaya devam ederek ona döndü. “Kaan biz gidip bir baksak mı? Onun yalnız olması hiç doğru değil!" Kaan tereddütle ona baktı. Kaan, Melisa’yla beraberliği olduğu andan itibaren hiç onun sözünden çıkmadı ve şimdide çıkmak istemiyordu. Ama sevgilisinin de yalnız olmasını da istemiyordu. Kaan'ın tereddüdünü fark eden Ömür iç çekerek, "Tamam ben... ben tek başıma giderim!" Kaan hem mutlu hem de gergin bir şekilde,

"Ömür bakarsın dimi? Ben gidersem bana çok pis kızar! Daha sonra barışması cidden çok gürültülü oluyor biliyorsun." Ömür hafifçe bu sözler üzerine gülümsedi. Ellerini onun üzerinden çekerek yavaşça onu onayladı. Diğerleri ise kendi sevgililerinden ötürü onunla beraber gitmeyi teklif bile etmediler.

Bilmedikleri bir yerde, ne olduğu ve ne olacağı belli olmayan bir yerde sevgililerinden ayrılmak istemediler sadece. Ömür mecburi olarak tek başına Melisa'nın odasına gitmek için yemek odasından ayrıldı. Çocuklarda, otel sahibi olan iri adamın diğer taraftaki kapıdan içeriye girişine bakarlar. Mutfaktan çıkan adam hepsine samimiyetsiz ve biraz da ürkütücü bir şekilde gülerek getirdiği yemekleri soğuk kanlılıkla dağıtır.

“Ölümden önceki son yemek, her zaman en güzelidir, bilir misiniz?”

◇

Melisa odasına girdiğinde bir süre etrafına baktı. Aradığı şeyi bulduğunda, hızlıca tüm eşyalarını olduğu çantayı alıp yere dizlerinin üzerine çökerek, içine baktı. Çantanın içini ne kadar ararsa arasın boynunda olması gereken kolyeyi bir türlü bulamaz. Bu yüzden de diğer eşyalarında arasına bakarak kolyeyi aramaya devam eder. Ama oda tamamen darmadağın bir hale geldiğinde bile aradığı kolyeyi bir türlü bulamaz.

Etrafın fena halde dağılmasına rağmen kolyeyi bulamayan Melisa sinirle, "Nereye düşürdüm ki? Buraya geldiğimizde yanımdaydı!" kendi kendine konuşmayan başladı. Ama etrafa da bakınmayı bırakmayıp odadan, koridora doğru çıktı. Yerleri kontrol ederek, başı eğik bir şekilde, bir süre ilerlerken birinin ayaklarını gördüğünde duraksayarak bir süre sabit duran ayaklara baktı. Ardından da kafasını kaldırarak karşısında kendisine gülen kişinin tanıdık gözlerini gördü. Gülen kişinin yüzünde hafif ama kendini belli eden bir yanık izi vardı.

"Bunu mu arıyorsun?" sesini duyunca Melisa, onun gözlerine bakmayı bırakıp, şaşkınca o kişinin elinde tuttuğu 'D' harfinin kazılı olduğu gümüş kolyeye baktı. Karşısında duran hafif yanık yüzlü kişi, elindeki kolyeyi sakince sallayarak, "Bu kolyenin sana ait olmamasına rağmen saklamaya devam etmen, ne aptalca bir hareket ama!" karşısında ona şaşkın gözlerle bakmaya devam eden Melisa'nın üzerine doğru birkaç adım attı. Onun korkusu tavan yapmıştı. O nasıl karşısında, hele de böyle gülerek dururdu ki?

"Sen... sen ne..." diyeceği sırada onun konuşmasına izin vermeyerek o kişi yüksek sesle kahkaha attı. Bu kahkaha Melisa’nın ürkmesine sebep olmuştu. Yavaşça Melisa'nın sol yanından arkasına doğru yürüdü. Aynı zamanda gülmesini bastırmadan yüksek sesle onun duyacağı şekilde gülmeye devam etti. Onun korktuğunu gördükçe kahkahasına engel olamıyordu. Karşısındaki avının korkusundan zevk alıyordu ve bunu açıkça gösteriyordu.

"Bu kolyeyi atmak yerine yaptıklarını sana hatırlatması için mi sakladın?" sordu. Dalga geçtiği çok belliydi. Melisa çoktan arkasına geçen kişiye bakmak için dönmek istedi. O kişi ise ona izin vermeyip elini onun sol omzuna sert bir şekilde koydu. "Sen salak mısın ya?" dalga geçen kişiye doğru bir kez daha dönmek istedi. Ama o izin vermeyip omzunu serçe sıktı.

"Den..." diyemeden o kişi, Melisa'nın diz kapağının arkasına sert bir tekme atarak, onu yere düşmesini sağladı. Bunu yaptığında Melisa tekme den ötürü yere, iki dizinin üzerine kolayca düştü. Melisa yere diz çöktüğünde o kişi, bu seferde duygusuz bir şekilde güldü. Ardından da kolyeyi onun boynuna geçirerek sert bir şekilde kendine doğru çekti.

"Canın çok yanarsa söyle, tamam mı? Ben den çekinme!" kolyeyi kendine doğru olabildiğince sert çekmeye devam etti. Melisa nefes almak için o kişinin koluna vurmak istese de boynundaki nefessizlik ve acı bunu yapmasını zorlaştırdı. Ve sadece zinciri kopmak üzere olan kolyeyi tutup, kendinden uzaklaştırmaya çalıştı. Korkuyordu! Ve sevgilisinin şu an yanında olmasını diledi ama o da biliyordu. Gelmeyecekti! Vaktinde gelmeyecekti, çünkü ona gelmemesini kendisi söylemişti. Arkasında kendisini nefessiz bırakan bu katil tarafından öldürülecekti. Yaptığı şeylerin karmasıyla!

Kolye en sonunda boynunda koptuğunda Melisa derin nefesler alarak öne, iki elinin üzerine düşerek derin nefesler aldı. Hemen sonra da dizlerinin üzerinde ondan uzaklaşmaya çalıştı. Ne kadar denerse denesin geri çekilemeden, o kişi onun kızıl saçından tutarak tekrardan kendine doğru çekti.

Bunu yaptığında cebindeki ince ama keskin olan bıçağı hızlıca çıkartarak kızın sıcak ve canlı olduğunu gösteren hızlı nabza sahip boynuna koydu. “Yaptıklarının bedeli, insanlar için her zaman ağır olmuştur.” diyerek boynunu tek seferde kesti. Boğazı kesilen Melisa kanları engellemek için refleksle iki elini de boynuna koyarak yere düştü. O kişi ise onun boğazından çıkan hırıltılı sesleri, sessizce ve zevkle dinledi. Yüzündeki gülümsemesini yok etmeden. Boynundan akan kanı kendince durdurmaya çalışan kıza derin bir özlemle, "Bir daha görüşmemek üzere, sonsuz bir elveda!" gözlerini kapattı. Duyduğu sesten, büyük bir haz duyarak! İçindeki canavarın çıktığını ve onun varlığıyla kendini daha da güçlü hissederek gözlerini açtı.

“Bana gösterdiğiniz gerçek için son bir teşekkür.” yerde kan kaybından ölmek üzere olan Melisa'ya samimi bir şekilde son bir kez daha gülümseyerek elindeki kanla kaplı bıçağı cebine geri koydu. Aynı şekilde kolyeyi de cebine geri koyduktan sonra diğer eliyle de cebindeki küçük kağıdı çıkardı. Üzerindeki yazıyı sessizce okudu. Ardından da yere diz çöküp yavaşça azalan hırıltıyı dinledi. Ta ki ses kesilene kadar! Onun ölüm sessizliğiyle Melisa'nın elini tutarak açtı. Soğumaya başlayan elin içine katilin elini den kaynaklı kan olmaya başlamış kağıt parçasını koyup, daha sonra da o eli yumruk yaptı. Hemen sonra da geri çekilerek onun acınası halini son bir kez daha bakıp arkasını döndü.

“Sırlar açığa çıkıyor. Ve kimse bunu durduramayacak!”

◇

Çocuklar yemek bitmesine rağmen kızların geri dönmemesini tuhaf bularak onları aramak için yemek odasından ayrıldılar. Odadan ayrıldıklarında Kaan, Melisa'nın kaldığı odaya diğerlerinin aksine daha hızlı bir şekilde yürüdü. Odaya girdiğinde Melisa'yı ve Ömür'ü bulmayı umarak etrafına bakındı ama odada kimseyi bulamadı. Tam aksine tamamen dağıtılmış bir odayla karşılaşır. Arkasından gelen diğerlerine dönerek, "Oda darmadağın ama burada değiller." Korkusunu açıkça gösterdi. Ömür haklıydı, onu yalnız bırakmamalıydı ama yaptı. Yaptı ve sevgilisi ortalıkta yoktu. Hatta Ömür de onunla beraber kayıptı! Kafasını iki yana sallayınca Hakan konuşmak için yavaşça öne çıktı. Ama o tek bir kelime bile edemeden Ömür'ün çığlıkları tüm koridorda duyulur. Onun acı dolu çığlıkları!

“Ölüm artık senin çığlıklarına hapsoldu ve onu kurtarmalarını bekliyor!”

Bölüm sonu

1 yorum