İçeriğe geç

Sırlar Oteli | Tamamlandı

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Sırlar Oteli | Tamamlandı

Bölüm 2

Bölüm 2

BÖLÜM 2

◇

İki arabada girdikleri yolda hızlarını artırmaya devam ettiler. Ama bununla beraber benzinleri de gitgide azalmaya başladığından da iki sürücü bihaberlerdi. Bu durumun farkında olmadan yarışa ve kazanmaya odaklandıklarından, iki araba sürücüsü de hızlarını kesmek yerine daha çok hızlanmaya odaklandı. Bu sırada Ömür duyduğu sesle etrafına kısa bir bakış atıp, "Kaan bu seste ne?" belirtince Kaan başta ne olduğunu anlamadan ona kısa bir bakış attı. O da yoldan kısa süreliğine odağını önce Ömür’e sonra da da yakıt göstergesine verdi.

Benzinlerinin az olduğunu fark ettiğinde küfür etmekten kendini alamadı. Benzinleri nasıl azalmıştı? Bunu bilmiyordu ama durması gerektiğinin farkındaydı. Diğer araba sürücüsü de bunu fark ettiğinde aynı şeyi düşündü. Durması gerektiğini! Onlar buna odaklandığı sırada, yolda yere saçılmış olan küçük sivri raptiyeler, iki arabanın da tekerleklerine de kolayca saplandı. İlerledikleri hızda tekerleklerinin patlamasıyla iki araba da kontrollerini kolayca kaybetti.

Bir araba oluşan engelden dolayı kolaylıkla devrilerek ters takla attığında, diğer araba ormana girerek rastgele büyük bir ağaca çarpar. İki arabada kullanılmaz halle gelirken içindeki gençler de büyük bir şok ve sarsıntı yaşarlar. Arabalar kaza yaptığında, içindeki gençler sarsıntı ve çarpmadan ötürü hızlı bir şekilde arabanın dışına çıkarak kendilerini soğuk toprağa ya da beton zemine attılar. Kazanın etkisinden ötürü korkuyla kenara çekilen gençler arasında sadece tek bir kişi ters dönmüş arabada kaldı ve kimse bunun farkında bile değil!

“Artık ölüm bir nefes uzaklıkta!”

◇

Kafasına aldığı darbe yüzünden bilincini kısa süre için kaybetmiş olan Ömür kendine geldiğinde korkuyla etrafına bakındı. Korkusu onu kolayca ele geçirirken panikle etrafındaki şeylere rastgele ama olabildiğince sert bir şekilde vurmaya başladı. "Ara... arabada... arabada kaldım! Ya... ya... yardım edin!" gücü yettiği kadar yüksek bir sesle bağırdı. Turuncu arabanın çevresinden gelen yanma ve deponun sızıntısından dolayı damlayan az miktarda da olsa benzinden dolayı Ömür daha da korkmaya başladı. Ve paniği gereğinden fazla artmaya başladı.

Arabadan yeni çıkmayı başaran çocuklar duydukları ses üzerine ters dönmüş arabaya doğru baktılar. Yaralanan gençler korkuyla arabaya baktıklarında, aralarından sadece Sadrettin yavaşça ayağa kalktı. Aralarında en iyi durumda olanlar arasında bir tek o hareketlendiği için Ömür'e yardım edemeyeceklerini ve sadece onun yardım edebileceğini düşündüler. Ya da korkuları yüzünden kendilerini kandırdılar.

Sadrettin yavaşça arabaya yaklaşarak durumu anlamaya çalıştı. Kapıların devrilme sırasında ezilmesinden dolayı Sadrettin başta ne yapacağını bilemedi. Ama acele etmezse büyük bir sorunla karşılaşacağını biliyordu. Bu yüzden de ters dönmüş arabanın kapısını bütün kuvvetini kullanarak açmaya çalıştı. Başlangıçta yaptığı bir işe yaramadı. Ama içeriden duyduğu acı dolu yardım çığlıkları ve kendisinde de oluşan baskıdan dolayı elleri terlese bile kapıya daha da yüklendi. Kendi ağırlığını vererek, bir şekilde sıkışmış kapıyı açmayı başardı. Kapının açılmasıyla Sadrettin büyük bir mutlulukla açık kapıya baktı. Ama hemen kendini toparlayıp yere diz çöktü, Ömür'ü tutarak önce kemerini çıkardı ardından da kafasının yere değmesine izin vermeyerek onu sakince ve dikkatle arabadan çıkardı.

Arabadan zor da olsa çıkan Ömür korkuyla kendisine bakan gözlere baktı. Daha sonra da kendisine yardım eden Sadrettin’e kısa bir bakış attı ve hemen sonra da boynuna sıkıca sarıldı. Ona sarılarak, "Teşekkür ederim! Teşekkür ederim!" korkuyla derin nefesler alarak, bunlar arasında devamlı olarak da teşekkür edip durdu. Onun bu şekilde sarıldığını gören Aslı, ağır basan kıskançlığından dolayı sevgilisinin kolunu tutarak onu Ömür den uzaklaştırdı. Ömür buna şaşırsa da ağrıları yüzünden ve biraz önceki yaşadığı ölüm korkusundan dolayı bunu çok kafasına takmadı. Ama Aslı onun aksine, sinirini diline de yansıtarak,

"Uzak dur ondan!" Sadrettin ise gereksiz tepki veren sevgilisine iç çekerek baktı. Ama o konuşamadan, "Zaten sizin yüzünüzden bu haldeyiz!" sevgilisinin sözleriyle hepsi şaşkınca onlara doğru baktı. Aslı ise sevgilisine sıkıca sarılarak, söylediğinin arkasında durduğunu sinirli ve ciddi yüzüyle onlara açıkça gösterdi. Ömer de bu sözlerden dolayı sinir ve yaşadığı ölüm şokundan dolayı bağırmaya başladı.

"Saçmalamayı kes!" bağırdı. Onun yüksek sesiyle hepsi birden bu seferde ona doğru döndü. O ise hissettiği öfke patlamasına engel olmadan, "Bu kimsenin suçu değil, arabanız kaza yaptı ve bizim de arabamız kaza..." diyeceği sırada aklına gelenlerden dolayı sustu. Onun susmasına herkes anlam veremeyerek baktı. Onun tuhaf sessizliğinden dolayı Akın konuşmak istediğinde, Ömer kimsenin konuşmasına izin vermeyip yarım bıraktığı cümlesine farklı bir şekilde devam etti. "Yolda çiviler ya da ona benzer şeyler vardı." bu sözler üzerine gençler şaşkınca ona baktı. Bu bakışlar şaşkınlık içerse de kimse Ömer'e inanmadı. Ya da kimse inanmak istemedi! Bunun yerine tekrar tartışmaya başladılar.

Aslı kendi arabalarının kaza yapmasına sanki onlar sebep olmuş gibi bağırırken, Canan da onun saçmalamayı kesmesini isteyerek kendi sesini olabildiğince yükseltti. Kavga ve gürültü artmaya başladığında Ömür başının ağrısından dolayı seslere dayanamayarak elini başına koydu. Ardından da daha fazla dayanamayıp kendisi de bağırdı.

"Kavga etmeyi kesin!" ona bakan gözlere sinirle baktı. Yerden bir ağacın tırtıklı gövdesi sayesiyle ayağa kalktı. "Şu an kavga etmek yerine... ımm... ya... yardım ara... aramalıyız! Yoksa burada ya sizin çenenizden ya da vahşi hayvanlar yüzünden öleceğiz." ağrıyan başını, gözlerini kapatarak tuttu. Onun yorgun haline bakan Akın, sözlerini mantıklı bularak kavgalarının mantıksızlığıyla,

"O haklı, kavga etmek yerine yardım çağırmalıyız ama telefonların çoğu çoktan kullanılmaz hale gelmiştir. Ayrıca çalışıyor olsa bile sinyal yok yani benim telefonda hiç sinyal yoktur. Sizde de olacağını sanmıyorum. Hem..." diyeceği sırada onu tamamlayan kişi yorgun duran ama korkusunu açıkça belli eden Canan oldu.

"Hepimiz yaralıyız, istasyon ise... çok uzakta." hepsi konuşmayı bıraktı. Bu sözlerle herkes birbirine bakıp durdu. Ne yapmalıydılar? Bunu yüksek sesle Sadrettin dile getirdi.

“O zaman ne yapmalıyız?” sorusuyla herkes Sadrettin’e döndü. Ona bakan gözleri umursamadan kafasını kaldırarak gökyüzüne baktı. Daha aydınlık gibi duran havanın yakında kararacağını biliyordu. Onun bakışıyla diğerleri de gökyüzüne doğru baktı. İşte şimdi onları gerçek bir panik sarmıştı. Eğer akşam olursa soğuk olacağını biliyorlardı. Ve etrafı göremezlerken akşam soğuğunda kendilerini de rahatça savunamazlardı. En sonunda oluşan bu derin sessizliği Selin’in aklına gelen fikri, neşeyle söylemesi sayesinde bölündü.

"Yardım alabiliriz!" hepsi konuşmayı bırakarak ona döndü. O ise neşesine engel olmadan gülümsemeye devam etti.

"Nasıl?" soran sevgilisine gülerek ağaçtan destek alarak ayakta duran Ömür'ü, gülen bir yüzle gösterdi. Hedefin kendisi olmasından dolayı, Ömür şaşkınca el sahibine baktı.

"Tabi ki de, Ömür sayesinde!" hepsi birden ona anlam veremeyerek baktı. Ömür bile neden kendisinin gösterildiğini anlamayarak onu izledi. Neden bu kadar kişi arasında kendisi gösterilmişti ki? Anlamıyordu. Neden kendisi? Ama anlamamasından çok kendisine bakan rahatsız edici bakışlardan dolayı yutkundu. Ardından da merakına ve herkesin kendisine izlemesinden dolayı sormaktan kendini alamadı.

"Ben mi? Selin, ben ne alaka?" sorduğunda Selin gülmeye devam etti.

"Hatırlarsan eğer bir sorun olursa diye çevredeki otellerin yerini ezberlediğini söylemiştin! Yani hâlâ hatırlıyorsan bu bizim kurtuluşumuz demek değil mi!” dediği anda herkes heyecanla, aynı anda Ömür'e döndü. Ömür ise hızlıca kafasını iki yana sallayarak onu açıkça reddettiğini gösterdi. Dile getirmek istediğinde ise,

"Olmaz, bu..." diyeceği sırada Aslı onun sözünü kesti.

"Ne demek olmaz, eğer bir otel varsa yardım arayabiliriz!" bağırdı. Ama Ömür kafasını tekrardan iki yana sallayarak destek aldığı ağaçtan zorda olsa ayrıldı.

"Saçmalık buradaki otellerin çoğu tekin değil! Yani, bu ne olacağı da belli değil, demek oluyor! Kısaca oraya gitmek saçmalık olur! Ölüm aramaktan ya da bela aramaktan farkız!" dediğinde hepsi sustu. Sözleri her zamanki gibi mantıklıydı! Hakan sakince öne çıkarak onun koluna girdi. Ömür sözlerinde belki haklıydı ama ormanın ortasında durmakta aynı yola çıkmıyor muydu? Soğuk, ıssız ve tehlikeli! Ayrıca yaralı da değiller miydi? Ona destek olarak,

"Haklısın ama şu an burada kalmak bizi daha kötü yapar.” sorun olmadığını belirtircesine gülümsedi. “Ne yardım çağırabiliriz ne uzak olan istasyona gidebiliriz ne de burada olacak olan hayvan saldırılarına karşı kendimizi koruyabilirsiniz. Yani Ömür, lütfen. Bir doktor adayı olarak bizi en iyi sen anlayabilirsin! Yani bu yaralarla uzun süre de dayanamayız!" belirtti. Ömür ise dudağını ısırarak ne diyeceğini bilemeden öylece kala kaldı. Dediği gibi araba kazasında aldıkları sarsıntı ya da küçük görünümlü önemli yaraları olabilirdi. Ama oraya gidip bir sapıkla da karşılaşabilirlerdi! Arkadaşlarının umutla bakan gözlerine kısa bir bakış attıktan sonra tedirgin bir şekilde gözlerini kaçırdı. Yardım etmek isteyen ama tereddütlü halinden dolayı,

"Hadi ama Ömür!" destekleyici bir şekilde konuştu. Ömür ise iç çekerek Melisa'ya baktı. Arkadaşı kafasını bir aşağıya bir yukarıya, yavaş bir şekilde sallayarak sorun olmadığını hareketleriyle de gösterdi. "Sorun değil. Bak kalabalığız, bir sorun olmayacak! Sayıca üstün olacağımıza eminim!" destekleyici bir şekilde sözlerini de dile getirdi. Melisa'ya bakmayı bırakıp diğerlerinin gözlerine tek tek baktı. Onların bakışını görünce kafasını eğerek derin bir nefes aldı. Haklıydı, gidecekleri büyük bir otel olmayacaktı ve personelleri bile en fazla beş olacaktı. Bu da sayıca üstün olacaklarını ve her türlü kendilerini koruyacaklarını gösteriyordu. Yine de bu konuda tereddütteydi ama onları kabul etmek zorunda olduğunu da biliyordu.

"Peki." isteksiz bir şekilde mırıldandı. Ardından da kafasını kaldırıp kendisine bakan gözlere öylece baktı. Onların rahatsız edici bakışlarını umursamadan arkasını döndü. Etrafına kısa bir bakış atıp, "Sanırım buradan biraz ileride, ormanda bir tane otel ya da ona benzer bir yer olması lazım." sözleriyle diğerleri önce birbirine baktı. Daha sonra da hızlıca onu onaylayarak yolu göstermesini istediler. O da mecburi bir şekilde, onları ağız ucuyla kabul etti.

Ömür isteksiz bir şekilde de olsa gerekli eşyaları toplayan yaralı arkadaşlarına, arada da ormandaki ilerlemeleri gereken ağaçlık yola baktı. Tereddüt esiyordu. Gidecekleri yol belki de ölümleri olacaktı. Ama arkadaşları bu konu da ısrarcı ve o tek başına onlara karşı çıkamaz. Belki de Ömür, onca okuduğu korku kitapları yüzünden bu korkuyu yaşıyordu. O da bilmiyordu korkma nedenini ama gitmek istemediğini çok iyi biliyordu.

Tüm eşyalar toplandıktan sonra ormana giren gençler yavaş bir şekilde Ömür'ün gösterdiği yapraklar ve dağılan toprak yüzünden, belli olmayan patika yolda tek sıra ya da iki sıra halinde ilerlemeye başladı. Yaralarından dolayı yavaş olsalar da ellerinden geldiği kadar, hava kararmadan önce hızlı bir şekilde otele doğru yürüdüler. Kendilerini neyle beklediğini bile bilmedikleri otele doğru yürüdüler.

◇

Gençler alacakaranlıkta vardıkları büyük iki katlı tuhaf yapıya sahip mekana baktılar. İki katlı koyu yeşil renkte boyayla boyanmış ve gördükleri kadarıyla yirmiye yakın penceresi vardı. Pencere pervazları beyaz renkte olsa da kırmızı renkte kendini belli eden, sıçramış boya izleri, beyazdan çok kırmızıymış havası veriyordu. Gençler bu otele ürkerek baksalar da hepsi sırayla dizilerek karşıların da duran ve tek umutları olan otele bakmaktan kendilerini alamadılar.

Tabelada yazan 'SIRLAR OTELİ' yazısını okuduklarında, Selin gülerek sevgilisine baktı. Bu durum ne kadar korkutucu olsa da, bu genç kız kötü düşünmek yerine her şeyi eğlenceye vurmayı tercih ediyordu. Bunu da yüzüne vurmaktan çekinmiyordu. Hepsi birden kahverengi ahşap tabelaya bulaşmış koyu kırmızı lekelere bakmayı bırakıp otele doğru yürüdüler. Önden ilerleyen Selin mırıldanarak, "Adı bile tuhaf, acaba neden böyle demişler?" Ömer'e baktı. Sevgilisi ise elini sol omzuna koyarak güldü.

"Yardım çağırdığımız müddetçe bu kimin umurunda." sevgilisiyle beraber, otelin kendisine aykırı olan filim cama sahip kapıdan içeriye girdi. Diğerleri de onları takip ederek içeriye girerken, Ömür duraksayarak boyalı tabelaya bakmaya devam etti. Sessizce tabelayı izlediğinde Hakan da onun solgun halini izledi. Tabelaya izlemeye devam ederken istemsiz birkaç sözcük mırıldandı.

"Sırlarla dolu ama bir o kadar da boş olması ne yazık..." mırıldanırken Hakan arkasını dönerek içeriye girenlere baktı. Daha sonra da Ömür'e dönüp onun solgun haline baktı. Dışarısı hava kararmaya başladığı için soğuyordu ve genç adam Ömür’ün hareketsizliğine dayanamayarak,

"Bu kadar tereddüt etme, hadi içeriye girelim!" Ömür dalgın halinden kendine gelerek, kendisine bakan göze doğru yorgun bir şekilde baktı. Daha sonra da kafasını yavaşça sallayarak onu onayladı. Ona doğru yürüdüğünde Hakan, "Merak etme biz yanındayız. Kimseye bir şey olmayacak!" teminat verdi. Ömür ise sessizce kafasını sallayarak Hakan'la beraber, diğerlerinin girdiği cam kapılı girişten içeriye geçtiler. Çocuklar içeriye geçtiklerinde son derce sessiz ve normal bir havası olan bir yerle karşılaştılar. Dışının aksine! Dışı sanki kimsenin içeriye girmesini istermişçesine özenle korku evi gibi hazırlanmıştı. Ama içi sakindi ve insanı daha çok kendine çekiyordu.

Dışı koyu yeşil renkte iken otelin içi geniş ve beyazlar ve onunla uyumlu altın rengindeydi. Dışının aksine ferahlatıcı bir havası vardı. Sevgililer birbirlerine sarılarak beyaz ve sarı renkle karışık bir hava oluşturan uzun mermer resepsiyonunun karşına geçtiler. Orada sessizce oturan kendi yaşlarından birkaç yaş büyük olan siyah saçlı çocuğa baktılar. Oturmasına rağmen bacakları onun uzun olduğunu açıkça gösteriyordu. Ve vücudu geniş kıyafetleriyle küçük gibi dursa da onun yapılı bir vücuda sahip olduğumuz da az çok belli ediyordu. Genç adam koyu kahverengi gözlerini onlara dikerek güldü.

"Ho... ho... hoş...hoş ge... geldiniz!" gülen çocuğa bir süre öylece baktılar. Ardından da gençlerde kendi aralarında gülmeye başladılar.

"Ay bu kekeme." Sevilay'ın sözlerine önce Aslı gülerek karşılık verdi. Diğer gençlerde bu söylenene kendi aralarında sessizce dalga geçerek güldüler. Kendisine gülünen genç çocuk kafasını eğdiğin de Ömür sinirle araya girdi.

"Onunla dalga geçmeyi kesin!" dediği anda hepsi ona döndü. Onun sinirine anlam vermeyerek, onu şaşkınca izlediler. O ise dişlerini sıkarak, "Sadece yardım çağıralım ve gidelim artık, daha fazla burada durmak istemiyorum!" bunun üzerine hepsi sessiz kaldı. Aynı zamanda içlerinden Ömür’e hak vermekten de kendilerini alamadılar. Yaralılardı ve kimsenin bilmediği bu tuhaf yapı dışında kendilerine yardım edebilecek başka bir yer yoktu. Varsa bile gençler oraya kadar yürüyebileceklerinden emin bile değillerdi. Zaten havada kararmamış mıydı? Uzun bir sessizlikten sonra, aralarından Sadrettin sakince çocuğa dönerek,

"Arkadaşlarımın biraz önceki kaba davranışları için, ben onlar adına sizden özür dilerim." öne çıktı. Onun yüzüne dikkatle bakarak, "Biz kaza yaptık ve yardım çağırmalıyız, eğer sorun olmazsa telefonunuzu kullanmak istiyoruz." çocuk başta sessizce onu izledi. Daha sonra da yüzünde nedensiz tuhaf bir gülümsemeyle grubun tamamını izledi. Bu gülümseme gençleri korkutmuştu. Tuhaf genç konuşamadan araya başka bir kalın ve ciddi erkek sesi girdi.

"Demir sen içeriye geç!” tüm dikkatleri üzerine aldı. “Siz saygısız gençler defolun, telefonu kullanamazsınız!" hepsi karşılarında duran orta yaşlardaki iri adama şaşkınca baktılar. Adamın ani çıkışı onları şaşırmıştı ama buraya kadar gelmişken geri adım atma niyetinde de değillerdi. Bu yüzden de Sadrettin biraz önceki olaydan ötürü adamdan özür dilemek istedi ama adam ona izin vermeyerek elini kaldırdı. Hepsine kısa bir bakış atıp, "Bak çocuk." elindeki telefonu onlara gösterdi. Ardından da tezgahtan aldığı kırmızı telefonun da hattının olmadığını göstererek, "Bugün bir sorun çıktı ve hatlarda sorun var, anladınız mı? Şimdi oda almayacaksanız, daha fazla bizi oylamadan gidin!" elindeki telefonu aldığı yere koydu. Gözlerini kapatarak arkasını dönmüştü ki çocuklar adamı hızlı bir şekilde durdurdu.

"Bekle! Bekle, oda alacağız." dediğinde adam hepsine tek tek baktı. Tek kaşını kaldırdığında Sadrettin sakince iki kişilik beş oda ve bir tane de tek kişilik oda olacak şekilde oda kiralayacaklarını söyledi. Bunu üzerine adam onlara dönerek bir süre gözleriyle sessizce yaralı duran grubu izledi. Daha sonra da kafasını sallayarak onları onayladı ama yüzünde onlardan hoşlanmadığını gösteren bir ifade vardı. Ve bu ifade hiçte masum değildi! Ve en çokta bunu hissettiğini belli eden Ömür’dü.

“Ölüme, saniyeler ya da sözler var.”

Bölüm sonu

2 yorum