Aşk o kadar basit miydi? Aşk o kadar kolay mıydı? İnsan, aşık olduğunda mutlu olur muydu? Aşık olmak için gözler birbirlerine mi bakmalıydı? Yoksa düşunmekte seni aşık eder miydi?
Aşk neydi? İki insanın birbirini sevmesi mi? Yoksa iki insanın görüştükçe birbirinden nefret etmesi miydi?
Aşık olduğunu anlaman için kalbinin hızlanması mı gerek? İnsan aşık olmak ister mi? Yada insan istemeden mi aşık olur? İnsan aşık olmak için ne yapardı? Yada olmamak için ne yapardı insan?
Aşk, bu kadar zor olamazdı. İnsan neden aşık olduğu kişiyi unutmak için altı ay çabalardı? Aşk bu kadar zor muydu? Kırıldığında kalbini aşk mı onarırdı?
Aşk sadece iki kişiden mi ibaretti? Eğer aşk duyguları onarıyorsa, aşk duygusunu kim onaracaktı? Aşk duygusunu onarmak kolay mıydı?
Aşk ortadan kalktıktan sonra, iki insan birbirimden nefret mi ederdi? Yoksa hayatlarına devam mı ederdi?
Peki aşk ne miydi? Aşk; Kendinden nefret etmeni, kendinden tiksinmeni sağlayan o duygu. Aşk o kadar acımasızdı ki her saniyende sana acı çektirir. Kendini çirkin hissetmeni sağlar. Kendini kıyaslarsın. Kusursuzlıklarına değil kusurlarına bakarsın aşk duygusu yüzünden.
Aşk sadece acı çekmek miydi? Evet, aşk sadece acı çekmekti. Her gün onunla bakıştığın, her gün onun için ağladığın zamanlar acı çekmekti.
Belki, hiç aşık olmamış, sevmemiş birisinin bunları söylemesi garip gelebilir. Ama insan aşık olmazdı acı çekerdi. Bunu kanıtlayamazdım ama anlatabilirdim.
Evet, sevip, sevgisinin karşılığını alan var ama onlar sadece acılarını saklayan, kusurlarını saklayan iki insandı. Onlar acılarını, kusurlarını örttükçe daha da acı çeker.
İşte ondan aşk, acı çekmekti.
Ondan insan aşık olmak istemezdi. Çünkü aşık olup acı çekmekten korkuyordu.
Adımlarım hızlanırken şiddetli ağlayışım yağmura karışıyordu. Çıplak ayaklarıma batan taşlar canımı yakıyordu.
Hızımı daha da arttırırken arkadan gelen sesleri umursamadım. Düşmekten dizimde oluşan yaralar canımı yakmaya başlamıştı.
Hayır, canim yanamazdı benim. Ben ağlayamazdım. Bana öyle öğretmişlerdi. Çünkü ben kalpsizdim. İnsan bile değildim.
Tekrar taşa takılıp düştüğümde dizimde ki yaralar daha da ağrıdı. Acıyla birlikte dişlerimi sıktım. Tekrardan ayağa kalkacaktım ki; omuzlarımın üstüne örtülen ve omuzlarımı saran ceketle durdum.
İbrahim sakince beni kucağıma alırken ağlamam daha da şiddetlendi.
"Bırak beni!" dedim bağırarak ama İbrahim sakincene yürümeyi tercih etti. "Bırak sana beni!" o'na tekmelerimi savururken daha sıkı sardı beni.
"Seni bırakayım da kaç," dedi İbrahim sakinliğini kuruyarak. Hayır, o şuan sakin değildi. Biliyordum onu azcık tanıyorsam. "Kızım seni zor yakaladım asla bırakmam." ona tekmelerimo savurmaya devam ederken, tekmelerimin işe yaramadığını anlayarak durdum. Havanın soğukluğuyla üzerime örttüğü cekete daha da sarıldım.
Gecenin sessizliğinde sadece hıçkırıklarım kalmıştı. Derin bir nefes alıp sesli bir şekilde geri verdim.
İbrahim'in bacağına sertçe vurduğum durdu ve kollarını üzerimden çekti. Sertçe onun vicudunu iterek geriye düşüp inlemesine sebep oldum.
Geri geri ona bakarak gittim. "Bırak dedim sana beni!" dedim ona sinirle. İbrahim bana baktı yine sakince. Geri geri giderken sertçe kalçamın üstüne düştüm.
İbrahim hiç düşünmeden ayağa kalkıp yanıma ulaştı. Ona attığım tekmenin hâlâ canını yaktığını biliyordum.
İbrahim bana doğru yaklaşırken geri geri gitmeye başlayınca durdu. Benimle aynı boya gelmek içim eyildi ve tutup kalkmam için elini uzattı.
Ellerimi daha da yere bastırdım. Çıplak ayaklarım taşlara basmaktan yanıyordu. Yağmurun şiddeti azalmıştı ve toprak kukusu buram buram geliyordu.
"Git, yalnız bırak beni!" dedim sesimi yükselterek. İbrahim kafasını iki yana salladı ve ellerime baktı. Bakışlarım ellerime gittiğinde ellerimin hep yara olduğunu fark ettim. Tekrardan İbrahim'e döndüm.
"Arden, kendine zarar veriyorsun, sakinleş." dedi İbrahim. Tekrar geri geri gittim. "Arden, eğer benimle gelmezsem zoru kullanacağım." dedi.
Hızlıcana ayağa kalkarak oradan uzaklaştığımda İbrahim de ayağa kalkarak peşimden geldi. İbrahim'in omuzlarımın üstüne koyduğu ceket yere düştüğünde durdum. Geri dönerek ceketi aldığım da tekrardan hızlıcana koşmaya başladım. Boynum da hissettiğim acıyla yere düştüm. İbrahim yanıma gelerek omuzlarımı sardı.
"Üzgünüm zoru kullandığım için, Arden." dedi İbrahim. Beni tekrardan kucağına alırken gözlerim kapanmaya başlamıştı. Bana her ne yaptıysa kendimi güçsüz hissetmeme sebep olmuştu.
Az önce düştüğü için aldığım ceketi elimden alarak üzerime örttü. Ardından beni daha sıkı sardı ısınmamı sağlamak için.
Gözlerimin kapanmaması için çabaladığım da başarısız oldum. Gözlerim kapandığında tek hissetiğim İbrahim'in alnımı öpmesiydi.
⭐⭐⭐
Gözlerimi açtığım da doğruldum. Yattığım yere baktığım da odamdaydım. Yorganı üzerimden attığım da bacağımda ve ellerimde sargılar vardı. Şaşkınlıkla ayağa kalktım.
Ayaklarım yere temas ettiğinde acıyla inledim. Canımın yanmasına rağmen acıyla kapıya yürüdüm. Kapıyı açtığım da İbrahim tam karşımdaydı.
Ona ne oldu bana anlamında bakarken o benim acıyla buruşmuş yüzümü inceliyordu. İbrahim bir eliyle belimi kavrayarak beni tekrardan yatağa doğru yürüttü.
Acıyla inlediğimde beni yatağa oturttu. Ve o da yanıma oturdu. Pencereye baktığımda hava aydınlanmıştı bile. Tekrardan İbrahim'e baktım.
"Dün ne oldu?" dediğimde o benim sargılı olan yerlerime bakıyordu. O bakışlarını bana çevirdi. "Canın acıyor mu?" sesi zor çıkmıştı.
"Dün ne oldu?" dedim sert sesimle. O da aymı şekilde bana, "Canın acıyor mu?" dedi sert sesiyle.
Sesli bir şekilde nefesimi verdim. "Canım acımıyor, İbrahim." dediğimde ben bile kendime inanmamıştım. Çünkü yere bile basamayacak kadar kötü bir hâldeydim. Bana inanmadığını biliyordum ama oda benim sorumu cevapladı.
"Dün yine panik atak geçirdin." dedi zorla. Sanki biri boğazını sıkıyormuş gibiydi. "Bende sen sakinleşmiyince bende sakimleşmen için iğne yaptım. O kadar." dedi. Hayır bu kadar değildi, anlamıştım.
"Daha ayrıntılı anlatır mısın?"
"Arden, anlattım." dedi. Anlatmak istemiyordu çünkü anlatamayacağını biliyordu.
"Dün nasıl bir panik atak geçirdiğimi bilmek istiyorum!" dedim.
"Arden." dedi sert sesiyle. "Bunu anlatamayacağımı biliyorsun. Ve sen beni zorluyorsun, Arden." diye devam etti kısık sesle.
"Ama bende dün ne olduğunu bilmek istyo-" İbrahim sözümü kesti hızla. "Sen dinlen, Arden." dedi tekrardan sertleşen sesiyle.
Odadan sert bir şekilde çıktığında oflayarak geriye yaslandım ve ayaklarımı yatağa uzattım.
Canım yenıyordu İbrahim'i böyle görmekten. Öfkeliydi. Öfkesi bana değildi. Birşey vardı. Ama bana anlatmıyordu. Sorduğumda ise geçiştiriyordu ya da beni azarlıyordu. Buna alışmıştım. Beni azarladığında ona bişey demiyordum.
İbrahim benden birşey saklıyordu ama bana anlatmak yerine beni azarlıyordu. Çünkü birşeyden korkuyordu.
İbrahim elindeki tepsiyle içeri girdi. Elindeki tepsiyi kucağıma koyduğunda ofladım. "Ben aç değilim," İbrahim bana baktı ve yatağın küşesinw oturdu.
"Ye," dedi sadece. "Aç değilim," diye itiraz ettim ama o yine, "ye." dedi.
"İstemiyorum," dedim omuzlarımı silkerek. İbrahim önümdeki tepsinin içinde olan çorba kasesini aldı ve kaşığı çorbağa batırarak çıkarttı. Kaşığı çorbadan çıkartarak ağzıma yaklaştırdı.
"İstemiyorum," derken ağzıma kaşığı sıkıştırmış içmemi sağlamıştı. Kendimi İbrahim'in yanında küçük çocuk gibi hissediyordum. O bana abi gibi davranıyordu. Sanki ben onun küçük, şımarık kardeşiydim.
"Yiyeceksin," dedi. Sinir oluyordum bazen. Onu şuan burada boğmak istiyordum. Tekrardan kaşığı çorbaya batırıpnağzima yaklaştırdiğında ağzımı sıkı bir şekilde kapattım.
"Arden," dedi uzatarak. "İç hadi."
Başımı iki yana salladım çünkü birşey demek için ağzımı açtığımda ağzıma bi şeyler yediriyordu.
Güldü. Aklına kesin benim hakımda birşey geldi ve ona güldü. "Uçak geliyo mu diyeyim, amına koyayım!" dedi.
"He amına koyayım," dedim bende. "Yemek istemiyoru-" diyeceğim sırada yine ağzıma kaşığı koydu.
Tekrar kaşığı ağzımdan çıkarıp çorbaya batırdığında homurdandım. Kaşığı ağzıma yaklaştırdığında ağzımı açtım. "Uçak geliyor, Arden Evans," dedi gülerek. Kaşığı ağzımdan uzaklaştırırken, "Uçak gidiyor, Ardem Evans," dedi. Bu sefer gülmedi. Anırdı amına koyayım.
"İçmiyorum ya," dedim. Kucağdaki tepsiyi yatağın kenarına bıraktım ve ayağa kalktım. İbrahim kaşlarını çattı ve elindeki kaseyi tepsinin üstüne geri koydu.
"Sıçmaya amına koyayım." dedim.
"Sıç amına koy-" durdu. "Bu küfrü hep sen ağzıma alıştırdın amına koyayım." dedi ve tepsiyi alıp homurdaarak odadan çıktı.
"Ne güzel işte, amına koyayım." dedim. Ses gelmeyince kahkaha attım ve odamdaki tuvalete yürüdüm.
Aynanın önünde ki lens kutusuna bakarkem bakışlarım dondu.
Lensin olduğu kutuya yürürken titrek bir nefes verdim. Lens kutusunu açıp içinden kahverengi olan lensi çıkarıp sağ gözüme hiç zorlanmadan taktım. Aynadan kendi yamsımama baktım.
Ağlamak istedim. Ağlayamadım. Ağlamak güçsüzlüktü. Ve ben güçsüz değildim. Kahverengi gözüm gözeldi, peki mavi?
Ellerimi yıkamak için musluğu açıp ellerimi musluğa yaklaştırdım. O sıra da gözüme çarpan tek şey; bileklerimde olan kesiklerdi.
Yutkundum. Musluğu kapatarak hızla odadan çıkıp aşağıya indim. Sırtı dönük olan İbrahim'e baktım. Varlığımı fark edince yutkundu. Ne olduğunu anladı. O konuşmadan ben konuştum.
"Ben ne yaptım kendime, İbrahim?" Bileklerimi öne uzattım. "Ben dün bileklerime ne yaptım?" dedim yutkunarak.
İbrahim yavaş bir şekilde bana döndü. "Arden..." dedi sesi zor çıkmıştı. Başımı iki yana salladım sinirle. "Halime bak sana İbrahim! Bileklerime bak sana! Dün kendime ne yaptım ben, anlatmak zorundasın." dedim. "Her ne kadar anlatamasan da!"
"Tamam, anlatacağım. Önce ne olur sakin ol," dedi kısık çıkan sesiyle. Hemen karşısına oturdum. "Anlat," dedim sert ve kararlı çıkan sesimle.
Dün kendime ne yaptımı bilmek istiyordum. Korkuyordum, neden bileklerimi kestiğimi bilmekten. Nedem canıma kıydığımı bilmekten korkuyordum. Ama kemdime yaptıklarımı bilmek istiyordum.
İbrahim sağ gözümde ki lense baktı. Durdu. Dolan gözlerini benden gizlemek için başını önüne eğdi. Derin bir nefes aldı. "Arden," dedi. "Dün gece yorgundun, üzgündün. Sorduğumda da uykum var diye yukarı çıktın. Belki de dakikalar belkide saatler sonra odandan boğuk sesler gelmeye başladığın da odana çıktım. Ama yatağın da değildin. Yerdeydin. Elinde nereden bulduğunu anlamadığım bir cam parçası vardı. Duvara çükmüştüm. Bir şeyler mırıldanıyordun." durdu. Tuttuğu nefesini bıraktı sesli bir şekilde.
"Sana yaklaştım ama sen cam parçasını bileğine yaklaştırdığın da durdum. Durduğum da sende cam parçasını bileğinden uzaklaştırdın. Ama yins kestin. Arden, sen gözlerimin içine bakarak bileklerini kestin..." yutkund, gözündem bir damla yaş düştü. "Her neyse, boş ver,"
Gözümden bir damla yaş döştüğünde ayağa kalkarak İbrahim'e sarıldım. Sarılmama karşılık verirken gözyaşlarım omzunu ıslatıyordu. "Özür dilerim," diye mırıldamdım. "Özür dilerim, İbrahim, bileğimi kestiğim için, özür dilerim."
"Sorun değil, zaten kendinde bile değildin," diye karşılık verdiğinde gözyaşlarım yanağımdan daha fazla süzülmeye başladı.
"Gözlerinin önünde bileklerimi kestiğim için üzgünüm." saçlarımın arasına öpücük bıraktı. Kafamı avuçlarının içine aldığın da yanaklarımda ki yaşları sildi. Gülümsedim. O da gülumsedi bu halimize rağmen.
"Ağlama," dedi. Kaşlarımı çattım. "Asıl sen ağlama!" dedim sinirle. Tekrardan bana sarıldığında başımı göğsüne yasladım.
İbrahim'in kollarında ciddem abi şefkati vardı. Ve benim hiç göremediğim abi şefkatini İbrahim'in kollarında buluyordum.
"Yeter amına koyayım," dedi İbrahim. "Çok ağladın." sinirle ona baktım ve ondan uzaklaştım. "Sen saha çok ağladın amına koyayım." dedim.
"Yeter amına koyayım, amına koyayım deme!" dedi söylenerek. "Tam bu küfrü unuttum diyorum, ağzıma alıştırıyorsun amına koyayım. Sen nereden öğrendin bu küfrü amına koyayım?" diye devam etti ama bu sefer sinirile söylenmişti. Güldüğümde kaşlarını çattı. "Ne gülüyorsun be!"
"Neyse amına koyayım," dedim kelimelerin üstüne vurgu yaparak. "Ben sargılarımı açıp geleyim." diye devam ettim. Odama çıkmak için İbrahim'e bakarak, "Amına koyayım, İbrahim." dedim. Sonra hızlı adımlarla yukarı odama çıktım. İbrahim ise arkamdan sinirle mırıldanıyordu.
Odamda ki giyinme odasına yöneldim. Giyinme odasında ki tekli koltuğa oturarsk İbrahim'in sardığı sargı bezlerini yavaşça açmaya başladım. Kollarım da, bacaklarım da, ayaklarımda gereğinden fazla sargı bezleri vardı. Ellerimde de birden fazla yara bandı vardı. Ayaktayken ayaklarımın altındaki yaralar canımı yakıyordu her ne kadar İbrahim'e belli etmesemde.
Umarım anlamamıştır.
Sargıların hepsini açtığımda hemen üzerinde kurumuş yaralar ve bir çok düşme izi vardı. Ellerimde ki yara bantlarını kaldırmamıştım. Kaldırmayı da düşünmüyordum. Ayaklarım altında yaralar ve taş izleri vardı. Yaralara bakınca yutkundum. Sesli bir şekilde nefesimi verdim.
Giyinme odasında ki büyük ve şeffaf olan dolaba yöneldim. Üstüme ve altima raha olacak şekilde bol -siyah renk- giyindim. Ardından makyaj masama giderken elime soyah renk kar maskesini aldım.
Makyaj masa geçtiğimde sağ gözümdeki lemsi çıkartım geri kutusuna koydum. Yüzüme hafif belli olmayacak şekilde makyaj yapıp, makyajı yüzüme sabitledim. Şeffaf camları olan gözlüğü taktım ve elimdeki kar maskesiyle aşağıya indim.
Salona indiğimde İbrahim salonda değildi. Daha hazırlanmamış olmalıydı. Salonda ki tekli koltuğa oturarak bu gün İbrahim ile işleyeceğimiz cinayetin dosyasına göz gezdirmeye başladım.
Öldüreceğimiz kişi Görkan Karadağ'dı. Eminim çok kolay bir cinayet olacaktı. Görkan yaklaşık kırk beş yaş il na yakındı. Karısı vardı. Çocukları vardı ama hiç biri karısından değildi. Hepsi tecavüzde olmuştu. Pislik bir herifi. Küçük çocuğu tecavüz ederek çocuğa çocuk doğurtmuştu. Tek kadınlara değil erkek çocuklara da yapıyordu pislik herif.
İbrahim aşağıya indiğinde bana baktı. "Lan!" dedi. "Niye gözlüklerimi çalıyorsun!" Aynı gözlükleri takmıştık. Kıvırcık saçlarıyla ve koyu renk teniyle yakışıklıydı. Gözlüğü takınca daha da yakışıklı oluyordu. Onun da elinde siyah kar maskesi vardı. Elinde ki kar maskesini benim odamdan almış olmalıydı. "Amına koyayım sen niye benim odamdan maskemi çaldın?" dedim onunla aynı ses tonu ile.
"Doğru," dedi gözlerini devirerek. Yanıma gelip elimde ki dosyayı aldı. "Eğer canın yanarsa, bu planı iptal ederim, Arden." dedi az öncekinden farklı ciddi ses tonu ile. Dosyayı bana vermeden hemen oturduğum tekli koltuğun karşısında ki tekli koltuğa oturdu.
O dosyayı incelerken konuştum. "Hedefimiz Görkan Karadağ." dedim sert bir sesle. Adını söylerken sesim tiksintiyle çıkmıştı. "Unutma İbrahim, o adam bizi Bora Evans'a götürecek." Bora Evans. Yutkundum. Abim. Onu hulmak için herşeyi yapmıştım. Belki o varlığımıda bilmiyordu ama olsun. Ölmeden önce yapacağım tek şey; Abime sarılmak olacaktı.
İbrahim bana bakarak yutkundu. Ardından yine bakışlarını dosyaya çevirdi. "Biz arka kapıdam gireceğiz." dediğimde bana baktı.
"Arka kapıda beşten fazla koruma var, pek şanslı olmayız, Arden." dediğinde güldüm. "Merak etme, ben Arden Evans onu da hallettim." dedim. "Arka kapıdan girdikten sonra tek çalışanların kullandığı bir merdiven var. Orası tüm her yere gidiyor bizde o şekilde en üste çıkacağız. Fakat sorun Görkan Karadağ çok iyi korunuyor. Bu yüzden yirmiden fazla koruma var. İşte burada işimiz zorlaşacak. Silahlara susturucu takmayı unutma, İbrahim." diye devam ettim. Derin bir nefes aldım.
İbrahim dosyanın sayfalarını daha da dikkatli incelemeye başladı. "Aynı şekilde Görkan'nın odasında da gereğinden fazla koruma var. Eh bende böyle pis işlere bulaşsam bende ölmemek için bu kadar korumaya ihtiyaç duyardım." Nefesimi sesli bir şekilde verdim. "Ve ayrıca bu gün karısı Selin ile birlikte olacak."
Başıyla beni onyaladı. "Zaten sonrası kolay," Dedi İbrahim. Onu başımla onayladım. Bakışlarını bana çevirdi. "Lens takmayacak mısın?" diye sordu.
"Ah, evet. Artık insan öldür7rken böyleyim, yeni fantezim. Beğenmedin mi?" dedim cilveli şekilde. Cevap vermek yerine gülümsedi. Yine bakışlarını dosyaya çevirdiğinde kaşlarını çattı ve tekrar bana baktı.
"Bu adamin tek karısı var değil mi?" sorduğu sorula güldüm. "Bir tane var İbrahim, üç tane olacak hâli yok ya." diye cevap verdim sorduğu soruya. Başını iki yana salladı. "Hayır," dedi İbrahim. Kaşlarımü çatarak ona döndüm. "Hayır, Arden. 2 tane var. Kuma getirmiş olmalı. Hazal. İkinci eşinin adı, Hazal. Bu gün Hazal ile birlikte otelde olacaklar, Arden."
"Nasıl?" dedim korkuyla. "Hassiktir, İbrahim. Ben bunu nasıl atlarım?" başını iki yana salladı. "Hazal'dan bir de bir çocuğu var. Kızı var." dediği şeyle kaşlarım daha da derine çatıldı.
İbrahim, elindeki dosyayı tutacağım şekilde bana attı. Hava da tuttuğum dosyayı daha dikkatli inceledim. Sayfaları tekrar tekrar incelerken İbrahim'in bakışları üzerimde geziniyordu. İbrahim'e baktım ve yine dosyaya bakıp yutkundum.
"Ben... Nasıl atlarım?" diye mırıldandım. "Bir şey olmaz, Arden. Farkettik şimdi."
"Eğer sen bunu fark etmeseydin..." yutkundum. Belki adama kızının varlığını söyleyip konuştura bilirdik. Ama İbrahim bunu söylemeseydi abimi hiç bir zaman bulamazdık. Düşünmesi bile korkunç.
Aklımda ki düşünceleri sildim. "O zaman bu akşam hazır ol, İbrahim." dedim. "Seni almaya gelirim." diye devam edip İbrahim'e mavi gözümü kırptım cilveli bir şekilde.
"Sen gelip beni alma diye evden kaçacağım, amına koyayım." dedi. O sırada kendi ettiği küfür ile yüzünü buruşturdu.
⭐⭐⭐
İbrahim'in evinin önündeydim. Bir kaç kez kornaya basmama ragmen yarım saatte anca aşağıya inmişti. Kesin giriş dansını düşünüyordu. Kapıdan giriş yaptığında dans ediyordu. Maskesini takmıştı. Şuan keşfetimi salmayan maskeli adama benziyordu.
Arabaya dans ederek girdiğinde şarkı söylemeye devam ediyordu. Ona boş boş bakarken tatlı olduğunu düşündüğü gülümsemesini yaptı. "Niye bu kadar geç kaldın!" dedim öfkeyle. Elini karnına koyup iki kere vurdu.
"Bu karın çok acıktı, bende dayanamadım bu karnı doyurdum." dedi. Şuan onu öldüresim vardı. "Ulan keşke kaçsaydın, amına koyayım. Şerefsiz yarım saattir seni bekliyorum!" dedim yine öfkeyle.
"Bağırma be! Dedi öfkeyle o da. Bir an o kemerini takmadan arabayı çalıştırıp gaza bastığım da İbrahim edepsiz bir küfür ederek kemerini taktı. "B8r gün senin yüzünden bu arabada gebericeğiz!" dedi bağırarak.
Şarkı listdmden şarkı açtım.
Dolu Kadehi Ters Tut-Islansın.
Şarkıyı dinlerken gülümsedim. Açtığım pencereden gelen rüzgâr saçlarımı arkaya savuruyordu.
"Aradığım anda ulaşamazsam,
Yanımda ulamazsan,
Kimleyim emin olamazsın.
Bunu da soramazsın.
Bu gece yalnız olmamam gerek,
Beni biliyorsun anlamam.
Azalıyor bi' de bak zaman, giderek.
Et acele daha da geç olmadan."
Şarkıyı mırıldanmaya başlamıştım bile. İbrahim ise şarkıyı zaten söylüyordu. "Boş ver inadı, bırak oluruna. Gelde yatağım ıslansın. Sabaha kadar alev alsın yansın!" İbrahimle aynı anda bağırarak şarkıyi söylüyorduk. Birazdan çatışmaya gireceğimizi kim nereden bilebilirdiki?
"Durmam, duramam imkansız,
Bu gece imkansız.
Gelde yatağım ıslansın,
Sabaha kadar alev alsın, yansın.
Durmam, duramam imkansız,
Bu gece imkansız,
Bu gece imkansız..."
Şarkıyı tekrar söylemeye başladık İbrahim'le. "Bu gece imkansız. Bir sürü seçenek olsadaa, yok sen gibisi inan bana! Sana kapım açık her zaman. Olurum seninle tastaman! Bu gece yalnız olmamak gerek. Beni biliyorsun, anlamam!" yorulduğumuz da dorduk.
Şarkı bittiğinde başka şarkıya geçti. Bir kaç dakika sonra gelmiştik. Müziği kapatarak aşağıya indik.
Arka kapadıki korumalara göz kırptığım kapıyı açtılar. Kapıyı açan kişi konuştu. "Arden Hanım, Görkan Karadağ en üst katta ki, koridorun sonunda ki oda da." dedi. Başımı salladığımda adam geri çekilerek geçmemizi sağladı. Kar maskesini kafama geçirdiğimde camdaki yansımamdan gözlerim olduğundan fazla parlıyordu.
Elimle duvarı işaret ettiğimde İbrahim duvara giderek ellerini duvara yapıştırmışçasına itti. Karşımıza çıkan merdivenlerden hızlıca üst kata çıktık. İbrahim bana baktı. Belinden çikarttığı silahı bana fırlattı. Fırlattığı silahı havada yakaladım ve hızlıca belimdeki kemere taktım. "Susturucu taktım," dedi. Başımla yine onayladım.
İbrahim hemen en üst kata çıkan Kapıyı açtığın da İbrahim hemen kapının sağ ve sol tarafına ateş etti. O ilerlerken etrafa bakıyordu bense onun arkasını kulluyordum.
Yüksek bir silah sesi patladığın da İbrahim'i hemen duvarın arkasına ittim. Ve bende hemen onun karşısındaki duvara geçtim.
Silah sesleri çoğalırken daha fazla koruma gelmeye başlamıştı. Kafamı çıkarıp üç el ateş ettim. İbrahim'e baktığım da bana bakıp göz kırptı. Ardından o da kafasını čıkarıp alt8 el ateş etti. Altı kez. Tekrar bana bakıp gülümsediğinde vurduğu kişelere baktı. Altı kişiyi tam alnından vurmuş. İbrahim'e bakıp ona aferin lan piç bakışı attığım da yüzünü buruşturdu.
Belki dakikalar, belki de saatler boyunca o silah seslerine maruz kalmıştık. Kulaklarım acıyla çınlarken önümüzde ki odaya hızlıca girdik
Önümde ki görüntüye bakarkem sırıttım. Görkan Karadağ, tan karşımdaydı. Düşündüğüm gibi tüm korumalarını dışarı bizi ödürmsi için göndermişti. Ah, yazık, şuan tekti ve onu kuruyacak kimse yoktu.
Belimde ki silahi çıkarıp adama doğrultuğum da güldü. Kadınım diye beni ciddiye almıyordu ama gerçekleri duyduklarında ölmemek için ağlıyorlardı.
"Bu ne?" dedi küçümseyerek. "Gözlerin lens mi? Güzel stilmiş" hâlâ dalga geçerken belimde ki silahı gösterdiğim de durdu. "Cidden," dedi, "Basit bir kadından mı korkacağım?" dedi Görkan.
"Basit bir kadın dediğin örgüt kurucusu ve lideri!" dedi İbrahim öfkeyle. Kendini tutamadığı belliydi. Görkan durdu bir an. Gözlerini korkuyla açtı.
Silahın sıcak olan namlusunu Görkan'ın alnına bastırdığımda korkuyla yutkundu. "Tamam..." dedi. "Tamam ne istiyorsunuz?" diye devam etyi korkuyla. Görkan'a bakıp sırıttım.
Ağzımı araladığımda hızlıca kapı açıldı ve içeri Hazal girdi. Korkuyla kapıya bakarak geri kapıyı kapattı ve derin bir nefes aldı. Bakışları bize döndüğünde geri adım atarak sırtı korkuyla kapıya yapıştı. Tekrar bakışlarımı Görkan'a çevirdim. İbrahim, Hazal'ın yanına gidip, kulaklarını kapattı.
"Bora Evans'ın yerinı söyle." dedim sakin bir sesle. Görkan o ismi duyduğunda gözleri irice açıldı. Sustu, konuşmadı. Silahın namlusunu daha da bastırdığım da yutkundu. "Söyle dedim,"
"Bora Evans'ın yerini öğrenemezsiniz," dedi korku içinde Hazal'a bakarak. "Çok iyi saklıyorlar." kaşlarımı çattım. Görkan bakışlarını ayırarak bana baktı tekrar büyük korkuyla. "Kim saklıyor!" dedim sertçe.
"Bilmiyorum. Yemin ederim ki bilmiyorum. O çok güçlü. Sizide bitirir..." dediğinde ağlamaya başladı. İbrahim'e tekrardan baktığımda Hazal'ın gözlerini kapatmıştı. Görkan'a sertçe dönüp, silahı ağzının içine soktum. Ateş ettiğimde Görkan yere yığıldı. Ağzından kan gelirken ayağa kalkıp İbrahim'in yanına yürüdüm. Ellerini Hazal'in gözünden çekti.
Hazal'ın gözündeki korkuyu okuya biliyordum. Ona yaklaştığımda o geri geri gitti. Elimi güven verircesine omzuna koydum. Hazal korku ile yutkundu. "Kimsiniz,ne istiyorsunuz?" dedi. Başımi iki yana salladım.
"Hiç birşey istemiyorum." dedim. Hazal'ın derin korku dolu nefes alışlarının sesi bütün odayı kaplamıştı. Bir kadın8 bu kadar korkutmak hiçbir zaman istememiştim. "Öldürmeyin beni. Nolur! Benim kızım var! O bensiz yapamaz!" dedi korkuyla tekrardan.
"Merak etme, sama zarar vermeyeceğim. Bana güvenebilirsin. Ama senden sadece tek birşey istiyorum." dedim. "Adalet için, bu dünyadaki kötüleri yok etmek için, bunlardan kimseye bahsetmesen. Olur mu?" diye devam ettiğimde Hazal rahatça nefesini verdi. Ama hâlâ korktuğu yüz ifadesinden anlaşılıyordu.
"Bahsetmem ama polisler beni rahat bırakmaz. Hergün evime gelirler. Kontrul ederler. Ben onlara yalan söyleyemem." dediğimde samimi bir şekilde gülümsedim. İbrahim Hazal'a bakarak, "ben onu hallettim, korkmana gerek yok." dedi. İbrahim Hazal'a gülümsediğinde Hazal da samimi bir şekilde karşılık verdi. Hazal tekrardan bana baktı.
"Peki ben nasıl çıkacağım?" diye sordu Hazal. "Normal bir şekilde çıkacaksın," dediğimde İbrahim'e baktım. Sırtında olan çantayı açtı ve içinden yeni kıyafet ve sarı renk peruk çıkardı. Hepsini bana verdikten sonra çantadan son olarak siyah şapka çıkartıp geri çantayı sırtına taktı.
Hazal'a ilk hırkasını giydirip önünu kapattık. Ardından bol mavi ve gri renkleri olan eşofman giydi. Kısa elbisesini eşofman çok iyi bir şekilde kapatmıştı. Kafasına saçlarını bağlamadam peruğu geçirdim. Fazla zanımız yoktu. Ardından siyah şapkayı Hazal'ın peruklu olan kafasına koydum.
"Korkmadan çık. Zaten onlar silah seslerinden dolayı birazdan gelir. Merak etme. Orada kimse yoktur." dediğimde Hazal ile birlikte dışaeı çıktık. İbrahim de arkamızdan gelirken Hazal'ı asamsöre yönlerdirdim. Asansörün kapısı açıldığında Hazal bize dönüp el salladı. Asamsöre bindiğinde asamsörün kapısı saniyeler içinde kapanırken, Hazal da gözden kaybolmuştu.
İbrahim'le geldiğimiz yönden geri giderken İbrahim'e yandan bir bakış attım. "Arka kapıdaki kurumaları öldür." dedim net sesimle. Bakışları bana döndü. "Neden? Onlar bize yardım etti." diye cevap verdi.
"Yüzümü gördüler. Yüzümü gören herkes ölmeye mahkumdur, İbrahim." diye hızla yanıt verdim. Bakışları benden uzaklaştı. O silahını çılartırken ben silahımı eşofmanımım altına taktığım kemere sıkıştırdım. Kapıya yönel diğimizde İbrahim benden önce dışarı çıktı. Dışarıdan pataklama ve acıyla inleme sesleri geldiğinde dışarı çıktım. İbrahim hepsini öldürmüştü ve silahını beline sıkıştırdı.
Arabaya yöneldiğimizde ben direksiyonun başına geçtim, İbrahim ise arka koltuğa oturdu. "İyi misin?" diye sordu. "Yaralandın mı?" diye devam ettiğinde başımı hayır anlamında salladım. Şuan tek isteğim eve gidip dinlenmekti.
Ellerim direksiyonu sıkı bir şekilde kavradı. Arabayı çalıştırdığımda İbrahim emniyet kemerini pas geçti.
Bakışlarım istemsizce bileklerime gittiğinde yutkundum. Yaraların üstü kabuklaşmış olmalıydı. Ayaklarımın altındaki yaralar canımı fazla yakıyordu. Bileklerime bakmayı kesip yola baktım.
Yorgundum. Dinlenmek istemiyordum. Ben sadece abimi bulmak istiyordum.
⭐⭐⭐
Polat'ın bana gece üç gibi gönderdiği konuma gelmiştim. Büyük bir çad8r vardı. Korumalarla çevrilmiş ve siyah arabalarla doluydu. Buraya gelirken sağ gözüme lensimi takmıştım.
Çadırın büyük perdesi vardı. Bunu muhtamelen kapı olarak koymuşlardı. Çadırın perdesine yürüdüğümde perdeleri açtılar. İçeriye girerken etrafı inceldim. Her ne kadar çadırın dışı kötü dursada içsrisi ışıl ışıldı.
Polat'ın olduğu yere doğru hızlı bir şekilde yürüdüm. Karşısında dorduğum da kendimi rahat bir şekilde koltuğa fırlattım. "Neydi bu gecenin köründe konuşmak istediğin önenli mesele?" diye sordum.
Polat kırk yaşlarında falandı. Sirius'u yaparken bana bir çok katkıda bulunmuştu. Ama tabii ki de benden karşılığını almıştı. Kırk yaşlarında olmasına rağmen oldukça iri ve kaslıydı. Ayrı dağınık koyu saçları ve açık teniyle genç duruyordu. Onu incelemeyi bıraktım.
"Sen farkında değilmisin kimi öldirdüğünün!" dedi öfkeyle. "Bu kadarı fazla, Arden. Benden yardım istedin sana en güvendiğim korumalarımı gönderdim! Sen ne yaptın!" kaşlarını çattı. "Onları öldürdün. Hayır, tamam. Bunu anladım diyelimde Arden, sen farkında mısın? Gürkan Karadağ'ı öldürdün!"
"Senin korumalarına gelecek olursak, onlar benim yüzümü gördüler. Gürkan'a gelecek olursak, kendisi bir pisliğin tekiydi. Ayrıca Bora Evans'ı tanıyordu." dedim. "Zaten hiçbir bok söylemedi." diye devam ettim sinirle.
"Peşine birileri düşmüş, Arden. Araştırılıyorsun." dedi öncekinden farklı ses tonuyla. "Kim araştırıyor?"
"Hani şu katil var ya," dedi. "İşte o, Arden. Dikkatli ol."
Güldüm. "Emin ol beni ararken ölür." dedim. "Hayır, Arden. Onu senin şuan bulup öldürmen lazım."
"Sebep?"
"Senk bulabilir," dedi sadece.
"Umrumda değil. Ne hali varsa görsün. Zaten yakında ölür." dedim.
"Hayır, Arden. Sen öldürmelisin." dedi. "Öldürmem için bir sebep yok." diye yanıtladım onu.
"Abin onun yanında." dedi tek nefeste.
"Sen hiçbir zaman abine kavuşamayacaksın," dedi ses kulaklarımda çınlayarak. "Çünkü sen onu bulana kadar ya o ölmüş olur ya da senk unutmuş olur."
Abimi istiyordum. Ona sarılmak, onu koklamak, onunla zaman geçirmek. Ama az kalmıştı. Adımın Nedra olduğu kadar emindim...
🐆🐆🐆
Merabalar. Normalde haftada bir bölüm gelecekti ama sınavlar yüzünden iki haftada bir atmak zorundayım😥😥
Sınavlar bitince sizlere daha iyi ve haftalık bölüm atmaya çalışacağım. Sizlere daha uzun bölümler yazmak için herşeyi yapıyorum. O dan oylarsanız ve takip ederseniz ne mutlu bana.
Yazım hataları varsa üzgünüm. (Helelelelelelele) Oylayin heee.