Hoş geldinizz
Bölümler geliştikçe yazmam zorlaşıyor, bu yüzden her gün bölüm atamasan da iki günde bir bölüm atıyorum en kötü ihtimalle. Beklediğiniz, okuduğun için çok teşekkür ederim.
İyi ki varsınız.
Umarım bölümü beğenirsiniz.
************
“Abla o ilaç günde bir kere içiliyordu, sen iki kez içmişsin. Ben şimdi sana veremem aynısını.”
“Ama kızım bu benim tansiyon ilacım. Ben yapamam ki bu olmadan.”
Kasadan sesler yükselince elimdeki bezi bırakarak kasaya geçtim.
“Reyhan abla bir sorun mu var?”
“İlacımı vermiyorlar kızım.”
Ne olduğunu anlamak için Reyhan ablaya döndüğümde, “Zamanından önce bitirmiş ilacı. Veremem yenisini,”, deyince kasanın önündeki bastonuna yaslanmış sürekli başındaki eşarbını düzelten teyzeye döndüm.
“Siz isterseniz bir karşıdaki sağlık ocağına gidin. Doktorunuz ne yapılacağını bilir. Ayrıca fazla içtiğiniz için de bir kontrole gitseniz iyi olur bence.”
“Eh! Peki madem. Ben bir gideyim.”
Teyze kapıya doğru ilerlerken kasanın arkasından çıkarak ona kapıyı açtım.
“Sağ ol kuzum benim!” diyerek eczaneden çıkınca yumuşayan kalbimle gülümsedim.
Soğuk havayı hissettiğim an burnum akınca başımı yukarı kaldırıp cebimden çıkardığım peçeteyle burnumu sildim.
“Sıla,” diyerek bana seslenen babama bakmak için kasanın arkasındaki depoya çevirdim başımı, “Gel yemek ye, ilaç vereyim sana. Gelen kişileri daha beter hasta edeceksin, gelmeyecekler bir daha.”
Gülerek elimdeki peçeteyi kapının yanındaki çöpe atıp temizlik bezimi ve kovamı alarak depoya girdim. Ellerimi deponun içindeki lavaboda yıkadıktan sonra babamın yanındaki sandalyeye oturduğum. O an belimin ağrısını hissetmeye başlayınca kaşlarımı çatarak kollarımı ve sırtımı esnettim.
“Yoruldu bizim prenses hanım.”
Ufak bir tebessümle önümdeki yemeğin kapağını açtım.
Saat öğlen biri geçmişti. Stajyer Reyhan ablayla beraber bugün tüm rafları boşaltıp, temizleyip, tekrar doldurmuştuk. O, diğer çalışanlarla beraber bir saat önce yemek molasına çıksa da babamla biz mola vermeden çalışmaya devam etmiştik. Sonunda oturabildiğim için inanılmaz mutluydum çünkü akan burnumla ve hasta vücudumla tüm gün ayakta kalmak artık çok zor bir hale gelmişti.
Önümdeki bezelye yemeğine ve pilava daldığımda babam elini alnıma dayadı. Ağzımdakini çiğnerken ona bakmaya başladım.
“Sıla yanıyorsun sen. Yemeğini ye, seni eve bırakayım ben.”
Babam erken pes ettiği için havalara zıplamak istesem de gülerek başımı salladım sadece.
“Gül sen, gül. Kaç yaşına gelmiş hala tavşan gibi bakıyor yemek yerken.”
Babam ve Reyhan abla gülemeye başlayınca utanarak başımı önde eğdim.
“Nerem tavşan ya benim?”
Hızla yemeğimi yiyip Reyhan ablayla vedalaştıktan sonra kapının önünde babamı beklemeye başladım. Elli kez her yeri kontrol edip herkesi tembihledikten sonra arabanın kilidini açınca arabaya bindik.
“Evde grip ilacı da var ağrı kesici de. Eve gidince duş alıp dinlen. Bir şeyin kalmaz.”
“Tamam,” dedim camdan dışarı bakarak.
Birkaç dakika konuşmasak da eve yaklaşınca babam cebinden çıkardığı telefonumu bana uzattı.
“Al telefonunu bakalım ama düzgünce kullan. Yedi, yirmi dört video izleme mesela. Arada yardım istemek için de kullan.”
Gerilsem de belli etmemeye çalıştım.
“Mesajı aldım baba. Sen merak etme.”
Binanın önüne geldiğimizde, “Görüşürüz,” diyerek arabadan inecekken babam kolumu tutarak beni durdurdu.
Bana değil camdan dışarıya bakarak konuşmaya başladı.
“O sırık oğlana da söyle çok yaklaşmasın sana ulu orta. Vallahi görürsem tepelerim onu.”
Çok gülmek istesem de karşımdaki babam olduğu için kendimi tutarak arabadan indim.
Telefonumun şarjı bittiği için onu direkt montumun cebine atıp bahçeden içeri girdim. Babam hala gitmemiş beni bekliyordu. Arda önce Baran’a sonra Pınar’a şimdi de babama travma sebebi olmuştu.
“Pislik herif! Umarım okuldan atılmışsındır.”
Apartmanın kapısını açıp babama el salladıktan sonra içeri girip kapıyı kapattım. Hemen telefonumu şarja takıp Efe’den haberler almam lazımdı.
Pınar ve Baran’ın okula gidemeyecek kadar yorgun olduklarından emindenim ama Haluk Hoca mutlaka okulla gitmiştir.
Kendi katıma geldiğimde bakışlarım birden Efe’nin katına çıkan merdivenlere takıldı. “Acaba evde mi?”
Sessiz olmaya özen göstererek Efe’lerin kapısının önüne kadar geldim. Kulağımı kapıya yaslayıp bir şeyler duymayı umsam da evden çıt çıkmıyordu.
Tam Efe’lerin katından inecekken Efe’lerin kapısı aniden açıldı ve kendimi Efe’nin kolları arasında, onun evinde buldum. Daha doğrusu sargıdaki kolu ve diğer kolu arasındaydım.
“Efe ne yapılıyorsun ya? Aklım çıktı!”
Kahkaha atarak bana sarılmaya devam etti.
“Ha! Yani sana sarıldığım için kızgın değilsin?”
Bir an düştüğüm tuzağı anlayarak onu itmeye çalıştım.
“Bıraksana sen beni ya! Düne kadar sevgilin vardı zaten senin. Sana güven olmaz.”
“Bırakmam ki,” dedi beni daha çok kendine çekerek.
Gülerek bir sağa bir sola sallanıyorduk ikimiz de. Ona sarılmasam da kımıldamayı bırakıp başımı kaldırdım gülüşünü görmek için. Onu izlediğimi fark edince o da yüzüme bakmaya başladı, yüzümü göğsüne gömerek bakışlarımı ondan kaçırdım.
“Ya… Demek o kadar kolay değilmiş insanın sevdiğinin gözlerine bakması, değil mi Sıla Hanım?”
Gülmeden edemedim bu söylediğine.
“Kolay değilmiş. Kusura bakmayın Efe Bey.”
“Efe Bey sana kurban olsun,” diyerek yanağımı öpünce onu iterek geri çekildim.
“Efe hastayım ben. Öpme beni.”
Hemen ciddileşerek, “Neyin var?” deyince sargıdaki kolluğuna dokunarak, “Benimki bir grip, geçer gider de sen nasılsın asıl? Yüzün, kolun falan… Bayağı kötü olmuşsun sen,” dedim.
“Benim artık kötü olma ihtimalim yok Sıla,” dedi arkasındaki duvara yaslanarak.
Başımı istemsizce yana yatırıp gülümsedim. Benim sırık oğlanım gitmiş bambaşka bir Efe gelmişti karşıma.
“Sen o gün balkonda kiminle konuşmuştun, bana gelirsin falan diye peki?”
“Sıla sen bunu duyup konuştuğum kişiyi benim sevgilim mi sandın?”
Efe kahkahalara boğulurken sinirle kapıyı açtım. Tam dışarı çıkacakken tek koluyla beni yakalayıp kendine çekti. Sırtım göğsüne yaslanınca nefesimin kesildiğini hissettim bir anlığına.
Kolunu belime sarıp çenesini omzuma yasladı. Konuşurken boynuma çarpan nefesi kalbimin kırk kat hızlı atmasına sebep olmuştu.
“O benim sınıf arkadaşım Cenker, Sıla. Birbirimiz utandırmak istediğimizde böyle konuşuruz hep. İstersen seni yarın tanıştırayım.”
Efe’nin kolunu itip kendimi apartmanın içine attım. Kokusu ve sarılışı ne kadar bende büyüleyici hisler uyandırsa da kendimi kontrol etmem gerekiyordu.
Daha sevgili olmadan freni patlak kamyon gibi yokuş aşağı yuvarlanmış, birbirimizi fazlasıyla incitmiştik. Şimdi her şeyin sakin sakin, huzurla olmasını istiyordum.
Heyecandan aklımın uçtuğu anlar yerine tüm hücrelerimde heyecanı hissettiğim, anın tadını çıkardığım ve her saniyesini aklıma kazıdığım huzurlu dakikalar geçirmek istiyordum Efe’yle.
“Hayır, tanışmak istemiyorum,” dedim merdivenlerin ortasında kurup, “Şu an tanışmamıza gerek yok bence. Sevgili değiliz, bir şey değiliz.”
“Nasıl ya,” diyerek hemen kaşlarını çattı.
Kapı eşiğine gelip elini beline yerleştirirken,“Nasıl sevgili değiliz? Sen bana seni seviyorum dedin, ben sana. Sevgiliyiz işte.”
Onun bu şaşkın tavrı o kadar hoşuma gitmişti ki onunla biraz daha uğraşmak istedim.
“Hayır değiliz. Sen hemen atladın. Bir sarılmalar bir öpmeler falan, ne oluyoruz yani?”
“Sıla şaka yapıyorsun değil mi?”
Sesi şaşkınlıktan endişeye dönünce gülmeden edemedim.
“Hayır Efe. Çıkma teklifi istiyorum.”
“Çıkma teklifi mi istiyorsun?”, kahkaha atarak lafına devam etti. “Çocuk muyuz biz?”
Hiç gülmeden yüzüne bakmayı sürdürünce ciddi olduğumu anlayıp gülmeyi bıraktı.
“Sen istersen çıkma teklifi et, istemezsen etme. Senin bileceğin iş. Ben, sen çıkma teklifi etmediğin sürece seninle sevgili olmayacağım, bunu da bil. O zamana kadar sarılmak, öpmek falan bir daha olmazsa sevinirim. İyi akşamlar komşu.”
Onunla uğraşıp biraz kızdırmak istesem de çıkma teklifi olayına verdiği cevapla benim sinirimi bozmuştu.
“Sıla?” dedi ben yukarı çıkarken.
“Efendim,” dedim arkama bakmadan. Ne kadar sesimden bozulduğumu anlasa da yüzümü görmesini istemedim.
“O çıkma teklifinden evet almak için paraşütle bile atlarım bunu biliyorsun değil mi?”
Anında dudaklarım kıvrılırken arkamı döndüm, “Bilmem ben orasını. Göreceğiz bakalım.”
“Görelim bakalım komşu.”
Gülerek merdivenlerden indim.
“Telefonumu aldım. Yazarım sana.”
“Tamam komşu kızı. Hadi Allah’a emanet.”
Kahkaha atarak eve girdim. Kaç gündür stresle kendimi attığım eve nihayet bugün sakince, huzurla giriyordum.
Montumu portmantoya astıktan sonra ısıtıcıya su doldurup çalıştırdım. Huzurla, acele etmeden sıcak bir kahve içip internette biraz zaman öldürmek istiyordum.
Su kaynarken odamdan şarj aletimi alıp mutfağa dönüm. Telefonumu şarja taktıktan sonra mutfak gözüme dağınık gelince bulaşıkları bulaşık makinesine dizdim. Daha birçok şey yapacak enerjim olsa da burnum akmaya başlayınca kahvemi hazırlayıp mutfak masasına oturdum.
Telefonumun açılması için tuşuna bastığımda öksürmeye başlayınca kahvemden birkaç yudum attım.
“Bir öksürüğüm eksikti çünkü,” diye söylerken açılan telefonum deli gibi titreyince şaşkınlıkla telefonuma baktım.
Pınar, Baran ve Efe onlarca kez bana mesaj atıp aramışlardı. Hemen Efe’nin numarasına tıklayıp onu adıyla kaydettim.
Efe’nin telefon numarası bendeydi. Şaka gibi geliyordu her şey.
Mesajlara girdiğimde Efe’yi grubumuza aldıklarını görünce şaşkınlıkla grup mesajlarını açtım.
“Bari grubun adını değiştirseydiniz be! Neyse bakalım arkamdan neler konuştunuz?”
*********
Bir sonraki bölümü 4 temmuzda atmayı planlıyorum.
Bilginize.
Öptüm.
Bölümü beğenmeyi unutmayınn
Yorumlarda görüşürüz













