İçeriğe geç

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 44 · 6 dk okuma

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 44

Bölüm Kırk Bir

HOŞ GELDİNİZZZZ

Öncelikle geçmiş olsun mesajlarınız için çok teşekkür ederim. Bazılarınızın bildiği gibi hastalandım birkaç gün önce, benden sonra da annem ve babam hastalandı. Onlarla ilgilendim, evle uğraştım derken ancak yazmaya fırsat bulabildim. Son hız bölüm yazıp stok bölüm yapmam gerekiyor çünkü yüksek ihtimalle pazartesi günü işe başlayacak ve ekime kadar işe gideceğim.

Burayı ihmal etmemeye çalışacağım. Özellikle bu kitap bitene kadar buraya yapışık yaşayacağım. 31 temmuzda yaz aşkı yarışması bitecek ama bizim kitabımız bitmeyecek gibi. Ben buraya sürekli özel bölümler atmayı düşünüyorum. Bizim çocuklar daha küçük önlerinde uzun yıllar var ve ben bunları yazmak için hep burada olacağım.

Çok uzatmadan bölüme geçiyorum.

Kefili okumalarrr…

**********

“Aferin bak öyle oğlum, boynun da kırılsın.”

Arabadan tamamen inip binaya döndüm.

“Baba, dur bir şimdi. Kırık değil kolum da ayrıca. İncinmiş sadece.”

Maalesef kolumu incittiğim için iki hafta boyunca kolluk ve sargıyla gezecektim.

Sıla’nın babasıyla gitmesinin üzerinden üç saat geçmişti. Ona defalarca mesaj atmıştım ama hiçbirine cevap vermemişti. En sonunda babasının telefonunu aldığını düşünerek yazmayı bıraktım.

Babasının ona çok kızmamasını umsam da Ahmet abinin o sinirle Sıla’yı bir güzel haşladığından emindim.

Tam olarak ne odluğunu bilmesek de Ahmet abinin bizim fotoğrafımızı gördüğünden emindik.

Sıla’ya dokunmamıştım bile ama fotoğrafta fazla yakın olduğumuz için herkes daha fazlasını yaptığımızı düşünmüştü. Onlara “Arkadaşlar biz kavga etmeden duramıyoruz, sizce öyle bir şey olmuş olabilir mi?” demek isterdim ama bunu söylemem gerek kişi sınıf arkadaşlarımız değil Sıla’nın babası olunca kelimeler bir şey ifade etmiyordu.

Apartmana girdiğimizde babam da ben de konuşmadık. İkimiz de Sıla’ların evinden bir şeyler duymanın peşindeydik. Evlerinin olduğu kata gelince yavaşlayarak merdivenleri çıkmaya devam ettik. Babam önde olduğu için beni göremezdi. Gizlice kulağımı duvara yaklaştırdım. Ben içeriyi dinlerken babam da durup aynı şeyi yapınca gülmeden edemedim.

“Baba ayıp değil mi milletin evini dinlemek?”

Kulağını duvardan çekip sinirle arkasını döndü. Fısıldayarak “Senin yüzünden oldu ne olduysa. Ben toparlamaya çalışıyorum şu an. Çabuk çık yukarı,” diyerek montumdan tutup beni üst kata doğru çekiştirdi.

“Baba kolum sarılı, düşeceğim şimdi yüz üstü.”

“Üstüne düşeceğin yüzün var yani hala?”

Tipik baba şakaları. Yüzümü buruşturarak babamın kapıyı açmasını bekledim.

Çantamı koridora fırlatıp elindeki lahmacunları mutfak masasına bıraktı.

“Üstünü değiştir. Elini, yüzünü yıka. Yemeğini ye, sonra da ilacını iç.”

“Tamam,” diyerek ayağımı çantamın koluna geçirip odama doğru sürüklemeye başladım. Sonra gelişine bir yere fırlatıp odamın kapısını kilitledim.

Masama tutunarak kulağımı yere dayadım. Sıla’nın odası benim odamın tam altındaydı. Bir ses duymayı beklesem de hiçbir şey duyamamıştım yine.

“Eve gelmediler mi acaba?” diye düşünerek telefonuma baktım.

Son görülmesi hala aynı saatteydi.

“Demek ki görmedi mesajlarımı hala. Kafayı yiyeceğim, ne yapıyor bu kız?”

Üzerimi değiştirip sargıda olmayan elimi yıkadıktan sonra babamla yemek yiyip ilaçlarımı içtim. Koltuğa uyanıp dakika başı telefonuma bakarken ilaçların etkisinden uyuyakaldım.

“Efe! Annecim kalk hadi buradan. Bir bakayım sana.”

“Sıla!”

Uyku sersemliğiyle doğrulurken bileğime yüklenince acıyla iç çektim.

“Çocuğa bak! Sıla Sıla diye öteki tarafa gidecek. La havle!”

“Oğlum baban o okulda değil mi senin zaten? Kavga etmeye ne gerek vardı, konuşsaydın ya babanla.”

Telefonumu alarak ekrana baktım. Saat akşam altıyı geçmişti ama Sıla’dan hala mesaj yoktu.

“Bir şey duydunuz mu aşağıdan?”

Babam bana sinirle bakarken annem yanağımı okşayarak yanıma oturdu.

“Ahmet Bey, Sıla’yı odasına kilitlemiş ders çalışsın diye. Telefonunu da almış. Melih gelip ablası için kavga etti biraz önce ama galiba durum hala aynı.”

“O saatten beri mi?”

Üzüntüden içimin acıdığını hissettim bir an. Nefesim kesilir gibi olunca başımın ağrısı kırk kart atmıştı birden.

Dirseğimi dizime yaslayıp alnımı elime dayadım. Annemlerin yüzümü görmesini istemiyordum.

“Hepsi benim yüzümden oldu. Bir şey de yapamıyorum?”

“Sen ne yaptın ki oğlum? Kendine yüklenme böyle.”

“Ben yapıştım kıza anne,” dedim anneme dönerek. Kendime öyle kızgındım ki sesim ister istemez yükselmişti. Ne kadar annemle konuşurken yükselse de sadece kendime öfkeliydim.

“O, Ahmet abinin gördüğü fotoğraf var ya, orda bile ben sıkıştırdım kızı kendi salaklığımdan.”

“Efe, bak bana oğlum. Ben gittim, konuştum annesiyle her şeyi. Sıla’nın bir suçu olmadığını anlattım ona. Birazdan döner o da okuldan. Toparlar ortalığı. Olan oldu artık. Geçmişe üzülme şimdi. Geleceği düzeltmeye çalışıyoruz.”

“Sen yine de geçişe biraz üzül bence. Hiç utanmadan adamın kızını kapı arasında sıkıştırmak ne? Televizyon dizisinde miyiz biz? Tabii adam patlar böyle.”

“Haluk sussan mı biraz?”

Annemle babam kendi aralarında tartışırken Sıla’nın çiçeğine takıldı gözüm. Balkonda rüzgardan sallanıyordu. Sonra birden gözüme balkondaki sepet ilişince heyecanla ayağa kalkıp sepeti aldım.

“Oğlum ne oldu birden? Sepete ne yapacaksın?”

“Bir şey yok!” diyerek sepeti aldığım gibi odama koştum.

Yatağıma oturup sepetin düğümlenen iplerini çözmeye başladım. Tek elimin sargıda olması pek yardımcı olmasa da birkaç dakika içinde Sıla’nın camına inecek kadar ipi açmıştım.

Masamın başına geçip bir kalem ve kağıt aldım. Kağıda, “Naber?”, yazıp kalemle beraber sepete attım. Dikkat çekmemek için odamın ışığını kapatıp cama doğru ilerledim

“Ne olur cevap versin,” diyerek camı açıp sepeti Sıla’nın canıma kadar indirdim. Yavaşça sepeti sallayarak Sıla’nın camına çarpmasını sağladım.

Birkaç saniye içinde camın açıldığını duyunca eğilerek aşağı doğru baktım. O an Sıla’yla göz göze gelince tüm ağrılarım vücudumdan uçup gitti.

Sepetin içine bakan Sıla, kağıdı ve kalemi görünce gülümseyerek bana “Biraz bekle,” diye fısıldayıp içeri girdi.

Ben merakla onu beklerken birkaç dakika içine sepetin sallandığını hissedince tekrar camdan aşağı baktım. Sıla, kağıdı ve kalemi sepetin içine bırakmıştı. Heyecanla sepeti yukarı çekip kağıdı aldım. Sıla bu kısa sürede bile upuzun yazmıştı kağıda.

“Ben iyiyim. Beni merak etme. Arda, babama panonun resmini yollamış. O da haklı olarak delirdi biraz. Sadece ‘Bana neden söylemedin, neden yardım istemedin?’ diye çok kızdı. Zamanla geçer öfkesi. Sen nasılsın asıl? Hala canın yanıyor mu? Bileğine ne olmuş?”

“Ben iyiyim. Bileğimin de iyi, pek bir şeyi yok. Doktor incinmişsin dedi :) İyi olmana çok sevindim. Aklım hep sendeydi.”

Yazmaya devam etsem mi etmesem mi diye kendi kendimi yesem de merakıma yenik düşerek yazmaya devam ettim.

“Sıla senin hoşlandığın kişi kim?”

Heyecanla acele edip sepeti tekrar camdan sarkıttım. Bu sefer bir yere çarpmış olacak ki “TAK!” diye bir ses geldi. Camdan dışarı bakarken Sıla’nın şaşkınlıkla kafasını tuttuğunu görünce utanarak “Özür dilerim,” diye fısıldadım.

“Kıza, kimden hoşlanıyorsun, dedikten sonra da kafasını kırmazsın be Efe! Ne mal herifsin!”

Ben sinirle söylenirken sepet hareket etmeye başlayınca aşağı bakarak, bu sefer dikkatli bir şekilde, sepeti yukarı çektim.

Önce sandalyeme oturup gözlerimi yumdum. Göreceğim isme hiç hazır değildim.

“Umarım tanımadığım birdir. Umarım onun da ağzını, burnunu kırmak zorunda kalmam,” diyerek kağıdın bir ucunu açmıştım ki, “Sensin,”, yazdığını görünce kahkaha atarak ayağa sıçradım. Sesim dışarı çok çıkmasın diye kendimi tutmaya çalışsam da kalbim yerinden çıkacak gibi atarken yerimde durmam pek mümkün olmamıştı.

“Sensin. Seni ilk gördüğümden beri sendin zaten. Sevgilin ol…”

Cümlesini yarıda kesip başka bir cümleye başlamıştı.

“Annem geldi. Artık yazamam. İyice dinlen!”

Kağıdı kalbime bastırarak kendimi sırt üstü yatağa attım. Tavana bakarken kahkahalarımı tutamıyordum.

“Sıla beni seviyor. Artık o benimdir.”

Dediğim şeye kendim bile inanamıyordum. Kağıtta yazan her şeyi tekrar okuyarak yanlış anlamadığımdan emin olunca kağıdı öpüp sevinçle yatağımda kımıldandım. Ta ki bileğimin üstüne ağırlığımı verip canımı yakana kadar.

*******

Efem de Efem ya.

İlk defa yazdığım bir karaktere aşık dolum. Durumum çok ciddi skdfjesjfojeofı

Umarım bölümü beğenmişsinizdir.

Hepinizi öptümmm.

Bölüm sonu

60 yorum