İçeriğe geç

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 42 · 9 dk okuma

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 42

Bölüm Kırk

Hoş geldinizzz

Bölüm çok geç geldiği için bayağı uzun yazdım. Umarım beğenirsiniz

Keyifli okumalarrr

**********

(Efe’nin anlatımıyla)

“Hocam Allah, kitap çarpsın biz bilmiyorduk durumun böyle olduğunu. Çocuk birden dalınca arkadaşımıza biz de araya girmeye çalıştık. Ayıramadık ikisini bir türlü. Mecburen birkaç tane vurmak zorunda kaldık. Bugüne kadarki ilk kavgamız zaten. Sen de kusura bakma abi. Vallahi böyle olduğunu bilsek sadece ayırırdık.”

“Olan oldu artık. Hak eden cezasını bulunca bunlar hiç sorun olmayacak.”

Arda gözlerini bana dikmişken başımı iyice dikleştirip müdüre döndüm. Artık kaçacak bir yeri yoktu. Gücünün yettiğine sallayamıyor, müdürün önünde korkuyla bekliyordu. Babasını okula getirtip ipini çekmeme çok az kalmıştı.

“Diğerlerini de bir dinleyelim. Cezanız sonra belirlenecek.”

Başımı camdan dışarı çıkarıp sinirle gözlerimi yumdum.

Ne ceza almak ne de yediğim dayak umurumdaydı. Aklım olayın başından beri sadece Sıla’daydı.

Dersimiz bitince hocamız bizi öğle arasına çıkmamız için tüm okuldan önce bırakmıştı. Koridora çıkıp panoları görünce kan beynime sıçradı birden. Arda’yı parkta Baran’la kavga ederken bulduğum gün emindim zaten onu bir gün döveceğimden ama bu kadar ileri gideceği ve bu yüzden dayağımı yiyeceğini asla tahmin edemezdim.

Sıla’nın birinden hoşlandığını biliyordum zaten. Onu ilk kez binada görünce kalbim sanki ilk defa atmış gibi çırpınmaya başlamış, onu her gördüğümde de aklımın başımdan gitmesine sebep olmuştu.

Üst katına taşındığımızı fark edince sevinçten havalara uçmuştum. Sabah uyandığımda ona bu kadar yakın olduğumu bildiğim ve bir şansım olduğunu düşündüğüm için içim hep kıpır kıpırdı. Her gün onunla karşılaşmak için farklı farklı yollar denemiştim.

Markette tüm markaları reklam şarkısına kadar ezbere bilmeme rağmen sırf bir kez konuşalım da kim olduğumu bilsin diye ona soru sormuş, yağmur umurumda olmamasına rağmen ona yardım etmek için onunla beklemiş, annem onları hemen çağırsın diye saatlerce annemle evi temizlemiş, bilinmeyen numara olduğumu anlamasın diye aynı okula gittiğimizi bile saklamıştım.

Beni Efe olarak tanıyınca bir an benden hoşlandığını bile düşünmüştüm. Kardeşi beni sevmiş, ailemiz yakınlaşmıştı.

Okulun ilk günü çarpıştığım için içeceği başından aşağı dökülen heyecanlı dokuzuncu sınıf kızıydı Sıla benim için. O gün yanımda arkadaşlarım varken bana kızacağını, hatta kavga edeceğimizi düşünsem de “Ne olacak canım, kurur gider şimdi. İyi dersler size,” deyip gülümseyerek gitmişti yanımızdan.

Ne kadar aylarca onu izlesem de bir ilişki istemeyeceğini düşünmüştüm Daha doğrusu benimle sevgili olmayacağından emindim.

Arkadaşlarım Sıla’ya açılmam için defalarca bana dil döküp beni motive etmişti. Her seferinde kurduğum hayallere kapılıp yazmak istesem de hiçbir zaman yeterince cesur olamadım. Arkadaşlarıma yanlış anladıklarını, Sıla’yı arkadaş olarak gördüğümü söyleyip onuncu sınıfta konuyu böylece kapatmıştım.

Sonra Sıla onuncu sınıfa geçti, ben on bir.

Yine okulun ilk gününde gözlerim Sıla’yı aramış okuldan gidip onu göremeyince daha öne onunla konuşmadığım için pişmanlıktan delirmiştim. Ben ilk hafta istemeye istemeye okula giderken tatilden dönen Sıla ikinci hafta okula gelmeye başlayınca koşa koşa okula gitmiştim.

Her zaman cıvıl cıvıl bir kızdı. Çevresinde olmasam da onu görmek bile beni mutlu etmeye yetiyordu.

Ben onunla konuşmaya korkarken hayat bizi aynı binaya düşürünce onunla aramızda bir şeyler olacağından emin olmuştum. Yaz dizilerinde yaşanan bir şeyin içine düşmüştük. Birbirimize aşık olacağız diye düşünüp onun beni sevmesini beklerken Arda girdi hayatımıza ve ben Sıla’nın birine aşık olduğunu Arda’ya haykırmasıyla öğrenmiş oldum.

O günden sonra hayatım bitmiş gibi hissettim. Sabah kalkınca baktığım kişi benim saf kızım değildi artık. Kalbinde, aklında başkası olmasının dışında Sıla’nın hisleri yavaş yavaş onun neşesini de enerjisini de alıp götürmüştü. Aklı havada eğlencesine bakan, tüm okulu inletecek kadar gür kahkahalar atan kız, sessiz ve olgun birine düşünmüştü.

Ben onun için üzülürken onun başkası yüzünden gözümün önünde üzülüyor olması canımı daha da yakıyordu.

Tüm bu olanların siniriyle Arda’nın üzerine atlamış bütün sinirimi ondan çıkarmıştım.

Babam beni yakamdan tutup müdürün odasına fırlatınca ancak kendime gelmiştim. İlk başta olayı dümdüz bir kavga zannetse de yaşananları öğrendiği an bana kızmayı bırakıp Arda’nın üzerine yürümüşlerdi. Sonra babam Sıla’ları almak için onların sınıfına gitmişti.

Ne kadar Sıla hoşlandığım kişi Arda değil dese de bunun olma ihtimali aklımın bir köşesinde beynimi kemiriyordu. Ona direkt yazıp cevabını alsam da birazdan gelip söyleyeceği şeylerle ya Arda kurtaracak ya da babasını okula çağırıp onu bitirecekti.

Ben camdan dışarıya bakarken odanın kapısına birinin vurduğunu duyunca hemen başımı yere eğdim. Dakikalardır Sıla’nın gelişine kendimi hazırlarken yüzüne bakabilecek kadar güçlü hissetmiyordum kendimi.

Başımı kaldırdığım an babamdan azar yiyeceğimden de emindim.

Kapı açılınca başımı oynatmadan kapıya doğru bakmaya çalıştım. Önce babamın ayakkabılarını gördüm. İçeri doğru birkaç adım atıp müdürün yanına, masanın arkasına, dönmesiyle Sıla’nın botlarını göründüm. Birkaç adım atıp olduğu yerde durunca başımı oynatarak yüzüne baktım.

Ağlamaktan şişen gözlerini gördüğüm an içimden bir şey koptu.

“Efe!”

“Efe! Abi iyi misin?”

Baran ve Pınar yanıma gelip yüzüme bakmaya başlayınca “İyiyim,” diyerek geçiştirdim onları.

Gözlerim hala Sıla’dayken onun da benden gözlerini ayırmadığını fark ettim. Gözyaşları durunca elleriyle yanağını silip odanın kapısını kapatarak müdürün karşısına geçti.

Benim tanıdığım Sıla olsa direkt Arda’nın üzerine atlar tüm odayı birbirine katardı ama o öyle yapmadı.

Pınar, Sıla’nın yanına gitse de Baran benim yanımda durmuş müdürü dinlemeye başlamıştık.

“Şimdi Efe bize olayları anlattı ama bunları bir de senin ağzından durmak istedik. Panolardaki resimler, yazılar son derece uygunsuz şeyler hakkında. Seni çok iyi tanırım annenden dolayı. Senin bir yanlışın olacağını da düşünmüyorum. Bana olanları düzgünce anlat ki ben de suçlulara cezasını düzgünce verebileyim.”

Gerginlikten kusacak gibi hissettim bir an ama Sıla bana bakıp konuşmaya başlayınca gerginliğim yerini heyecana bıraktı.

“Efe ne dediyse doğru demiştir. Arda’nın sevgilisinden ayrılıp bana takması, ben onunla konuşmak istemeyince önce Baran’la sonra Efe’yle kavga etmesinden başka bir şey olmadı aramızda. Ha! Tabii Arda’nın benim evimi bulmasını, evime girmeye çalışmasını, her fırsatta olay çıkarmasını zaten size Efe anlatmıştır. Panodaki olaylar da onun bizden intikam alma yöntemi. Şimdi siz mi onun ailesini çağırıp onu disipline yolluyorsunuz yoksa ben mi polisi arayayım?”

“Polis mi?” diye bir uğultu yükseldi odadan. Başta Arda olmak üzere müdür bile gerilmişti ama benim içim kıpır kıpır oluştu. Arda’yı bitirme planımı Sıla’nın devam ettirmesi beni öyle mutlu etmişti ki az kalsın gülmeye başlayacaktım.

Ben bu kızı sevmekten vazgeçemezdim.

“Kızım ne polisi? Zaten siz reşit değilsiniz. Olan biten okul kurallarına göre çözülecek.”

“Yani disipline gidip okuldan atılacak.”

Müdür, Sıla’nın laflarına yetişemeyince ayağa kalktı.

“Şimdi şöyle yapıyoruz gençler. Basket takımındakiler ve Efe’ye kavga ettikleri için ayrı bir ceza verilecek ama Arda yarın velisiyle beraber disiplin kurulunun önünde olacak. Onun cezasını kurul belirleyecek. Sıla ve arkadaşları da ceza almayacak. Şimdi Arda hariç herkes revire gidip pansuman yaptırıyor. İsteyene izin kağıdı yazacağım. Haberiniz olsun. Şimdi herkes dışarı.”

Kapıya doğru yürürken Sıla bana doğru gelince sakin kalmak için bakışlarımı ondan kaçırdım. O ne kadar bu huyumu sevmese de gözlerine bakınca çocuk gibi heyecanlanıyor, gülmek istiyordum. Şu an onun benden hoşlanmadığını bildiğim için hislerimi ondan saklamak zorundaydım.

Sıla’yla yan yana odadan çıkınca benimle revire doğru yürüdüğünü fark ettim. Ne kadar buna sevinsem de sırf vicdan azabı çektiği için bana yakın olduğunu bilmek canımı sıkıyordu. Beni sevdiği için yanımda olmayacaksa hiç olmamasını tercih ederdim.

“Senin gelmene gerek yok,” dedim merdivenleri inmeye başladığımızda.

Hiçbir şey söylemeden revire kadar yürüdü. Revire gelince beni sedyeye oturtup eline masanın üzerinden eldiven geçirdi.

Baran, “Biz çantaları alalım zil çalmadan,” deyince Pınar da onunla yanımızdan gitmişti.

Sıla’yla yalnız kalınca aklıma o gün bana söylediği şeyler geldi. Kendimi tutamayarak konuşmaya başladım.

“Hani benden nefret ediyordun? Neden bana yardım ediyorsun şimdi?”

Cevap vermeden eline bir parça pamuk ve adını bilmediğim bir şeyle yüzüme doğru eğilince başımı çevirerek ondan uzaklaştım.

“Bana yardım etmeni istemiyorum. Yine olsa yine döverdim ben onu. Kendi isteğimle yedim bu dayağı da. Şimdi vicdan azabı çekmene gerek yok yani.”

Ben öfkeyle konuşunca gözleri dolmaya başladı ama ağlamadı.

“İzin ver,” dedi titremeye başlayan sesiyle, “İzin ver, senin için en azından bunu yapayım. Yoksa gerçekten vicdan azabından öleceğim.”

Onun titreyen sesini duyup da onun istediğini yapmamam mümkün değildi.

Daha fazla ısrar etmeden yüzümü yüzüne doğru çevirdim. O kaşımdaki yarayı pamukla temizlerken canım acısa da belli etmemeye çalıştım.

“Acıyor mu?” diye sordu hemen.

“Hayır,” dedim sadece. Ona karşı mesafeli kalmaya çalışıyordum hala.

Önce kaşıma pansuman yapıp bant yapıştırdı. O sırada basket takımındakiler elinde bir poşet buzla içeri girdiler.

“Abi bunu kantinden ayarladık. Sana da getirelim dedik. Kusura bakma tekrar.”

Sıla sinirle ellerindeki buzu çekip alınca, “Önemli değil. Bilmiyormuşsunuz zaten,” diyerek ortamı yumuşatmaya çalıştım.

Arda’ya ne kadar kızsam da takımdaki kimsenin suçu yoktu. Biri arkadaşıma saldırsa aynı tepkiyi ben de verirdim.

Onlar çıkınca Sıla elindeki torbayı gözüme doğru getirdi. Gözümden çok bileğim ağrıdığı için poşeti ondan alıp bileğime bastırdım.

“Bileğini mi incittin?”

“Sorun yok.”

Ben ona soğuk yağınca Sıla bozulsa da bir şey söylemeden dudağımdaki yarayı temizlemeye başladı. Eli dudağıma değdiği an heyecana kapılıp yutkundum. Sıla bunu fark edince utanarak gözlerimi ondan kaçırdım. Sevgilim olduğunu düşündüğü için olsa gerek hızlıca dudağıma bant yapıştırıp birkaç adım gerileyince bileğinden tutarak onu durdurdum.

Sözde ondan uzak kalacaktım, sözde ondan hislerimi saklayacaktım.

Kendimi bile inandırmıştım yalanıma. Ben ondan uzak kalamazdım ki. En büyük korkum onu başkasıyla görmekken aklına gireceksem girmek, onu kazanmak için her şeyi yapmak istiyordum.

Elimdeki buz torbasını sedyeye bırakarak Sıla’nın ellerini kavradım. Gözlerim gözlerine kenetlenmişken onu hafifçe kendime çekip bana yaklaşmasını sağladım.

“Sevgilim yok benim,” dedim heyecandan titreyen sesimle, “Sen nerden duydun bilmiyorum ama yok öyle bir şey. Sana bilinmeyen numaradan yazdığım zaman alt katımda olduğunu da bilmiyordum. Zaten hemen konuyu kapatmaya çalıştım. Sen de biliyorsun. Beni tanıyınca... Seninle karşılaştığımız zaman... Yani...”

Laflar boğazımda dizilmeye başlayınca gözlerimi ondan kaçırdım. Kalp atışlarımdan ve heyecandan nefes nefese kalmıştım. Kafamda kelimeleri toparlayamadım ve birden, aylardır öğrenir diye korktuğum şey ağzımdan fırladı.

“Seni seviyorum Sıla.”

Şaşkınlıkla gözleri aralandı. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekken odaya Pınar girdi.

“Ay! Bastım sizi ama Haluk Hoca geliyor.”

Sıla şaşkınlıkla bana bakarak elindeki eldivenleri çıkarmaya başlayınca ben de sedyenin üzerindeki buzu alarak kapının önünde onu beklemeye başladım.

Belki sadece on saniye geçmişti babam gelene kadar ama Sıla bana cevap vermediği için ölüp ölüp dirildim o on saniyede.

Herkes montunu ve çantasını giyerken babam izin kağıtlarını dağıttı.

“Bugün yaşananları herkes ailesine anlatsın. Çok yanlış bir şey büyütüldüğü için aileniz sizden duymazsa duydukları zaman çok sert tepkiler verebilirler.”

Pınar ve Baran, “Tamam hocam,” dese de Sıla hiçbir şey söylememişti.

Onlar önde, babam ve ben arkada yürürken babam sessizce bana doğru eğildi.

“Biz eve taşındıktan önce mi oldu bu sonra mı?”

“Eve taşındıktan sonra sardı Arda, Sıla’ya. Yoksa ben nereden bi-“

“Sen ne zaman sevdin bu kızı?” diyerek lafını kesince gözlerimi ondan kaçırarak cevap verdim.

“Bir yıldan fazla oldu.”

“Aferin oğlum sana! Ben de gittim üst katını buldum, çok güzel oldu. Sevgili misiniz şimdi?”

Babam sinirlenince sesi biraz yükselmişti. Bahçeye çıkmasak Sıla kesin duyardı.

“Baba hiçbir şey yok aramızda. Benim bu okulda olduğumu bile bilmiyordu. Ben sakladım. Ona da söylemedim hiçbir şey, beni sevmeyecek diye. Az önce söyledim, o cevap vermeden sen geldin. Şimdi konuşmayalım, duymasın bir şey. Eve giderken konuşuruz.”

“Eve gitmiyoruz, hastaneye gidiyoruz,” dedi bileğimi işaret ederek.

Parmaklarımın şiştiğini fark edince bıkkınlıkla iç çektim.

“Çocuğun bileği kırık mı çatlak mı belli değil, hala ev diyor. Mecnun’a dönmüş. La havle!”

Babam sinirlenince konuşmadan onu takip ettim.

Okulun kapısından çıkınca Sıla’nın babasının bize doğru sinirle yürüdüğünü fark ettim.

“Sıla!”

Adam öyle bir bağırmıştı ki telaşla babama döndüm.

“Baba bir şey yap.”

Sıla’a babasına dönünce babası olduğu yerde durdu.

“Baba ne oldu?” diyerek babasına doğru yürümeye başladı Sıla.

“Çabuk arabaya bin Sıla. Eve gidince konuşacağız seninle.”

“Ahmet bey, eğer bir sorun varsa…” diye konuşup ortamı yumuşatmaya çalışmıştı babam ama Ahmet abinin, “Sen önce kendi oğluna hakim ol!”, demesiyle hepimiz olduğumuz yerde kaldık.

Pınar ve Baran arabaya doğru ilerlerken babam onları durdurdu.

“Bırakın, gitsinler. Şu an çok sinirli, kimseyi dinlemez.”

Sıla ve babası arabaya binerken tek yapabildiğim elimdeki buzla onların gidişini izlemek oldu.

*******

Bölümü beğendiniz miiiii???

Bölüm sonu

25 yorum