İçeriğe geç

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Sırık Oğlan ve Saf Kız

Bölüm 4

Bölüm Üç

Her gün bir bölüm yayınlayacağım bu kitaba.

Diğer kitabıma haftada bir bölüm yüklüyorum.

Yazmayı düşündüğüm daha birçok kitabım da var ayrıca.

Yeni kitaplardan ve yeni bölümlerden haberdar olmak için beni takip etmeyi unutmayın.

**************

Mesajı gönderdikten sonra yatağıma yatarak gururla sırıttım.

Zaten görmeyeceğim için içimden geleni yazmak harika hissettirmişti.

“Abla!” diye bağırdı Melih koridorun ortasından.

Birkaç saniye sonra da odamın kapısını sonuna kadar açıp yüzüme bakmadan konuşmaya başladı.

Elindeki telefondan gözünü bir saniye ayırsa zaten mağara adamı gibi cahil kalacaktı.

“Soğuk kahve içsek nasıl olur ya? Buz gibi böyle. Şıngır şıngır buz sesi çıksın. Kavanozla içelim lıkır lıkır. Nasıl olur?”

Yutkundum. Canımı çektirmişti pislik. Bir şeyi nasıl yaptıracağını iyi biliyordu zaten.

Boğa burcu olarak yemek benim kırmızı çizgimdir.

Aklıma gelen düşünceyle sinsice sırıttım.

“Sen de bize brownie yapacaksın ama. O zaman olur.”

Telefonunu cebine atarak bana döndü.

“Ama bakkala sen gidersin. Evde malzeme yok çünkü.”

“Taş, kağıt, makas?” dedim elimi yumruk yapıp diğer elimin üstüne koyarken.

Bu bizim kavga etmeden karar verme şeklimizdi.

“Taş,” dedi gerginlikten ve heyecandan gülerek.

“Kağıt,” dedim aynı şekilde.

“Makas!”

“Aaaa!”

“Kazandım! Anne ablam markete gidiyor bir şey istiyor musun? Ha ha ha!”

Başımı ellerimin arasına alıp yere oturdum.

“Allah kahretmesin be!”

“Sıla, kızım sana bi liste vereceğim. Gitmişken onları da al.”

“Anne, ben nasıl taşıyacağım hepsini?”

Ellerini beline yerleştirdi hemen. Birazdan kendini acındıracak ezberden söylediği cümlelerle baskı yapacaktı bana.

“Kırk beş yaşında kadınım ben Sıla. Zaten evin tüm işi bende. Sen getireceksin, ben pişireceğim. Onu da mı ben yapayım kızım?”

“Tamam anne mesaj at bana istediklerini, alırım.”

Gözlerimi devirerek odama girdim. Saat akşam altıydı. Şubatta olduğumuz için de haliyle hava karanlıktı.

“Yani pijamayla gitsem bir şey olmaz bence.”

Üstüme siyah şişme montumu alıp ayna karşısına geçtim.

“Daha ne olsun yani. Biri görse de çok bir şey olmaz. Hava da karanlık zaten. Markete giderken de giyinemem. Zaten tüm gün formanın içindeyim.”

Annemin cüzdanını ve telefonumu cebime atıp kapının önünde botlarımı giymeye başladım.

Tam o sırada annem elinde kocaman iki siyah poşet çöp ile gelince sinirle söylendim.

“Ya her işi tek sefere sığdırma anne bir kere de ya! Sinir oluyorum sen böyle yapınca. Melih götürsün yemekten sonra işte.”

“Giderken at işte Sıla. Yemin ederim senin çenene yetişilmiyor. Zaten yolunun üstü. Hadi git dikkatli dikkatli.”

Annem yüzüme kapıyı kapatınca iyice sinirlendim. Botumun açık kalan fermuarını çekmek için ayağımı üst merdivene atıp pijamamı botuma soktum.

“Ulan anne! Alacağın olsun senin de. Her işi yüklemesen sırtıma olmaz. Ulan Melih! Sen de dur! Paketiyle yedireceğim her şeyi sana.”

Ben sinirden söylenirken olduğum merdivenden birkaç merdiven üstte bir çift bot belirdi.

“Müsadenle, geçebilir miyim?”

Başımı kaldırdım gelenim kim olduğuna bakmak için.

Biraz daha kaldırdım ve biraz daha….

Sonunda tanımadığım uzun çocukla göz göze gelince, “Bismillah,” dedim içimden. “Bu Enes kim?”

********

Umarım burayı okuyanlar bu sesi biliyordur.

Bölüm sonu

60 yorum