Hoş geldinizz…
Bugün yeni bölüm biraz geç geldi kusura bakmayın.
İlk 20 bölümü düzenledim bazı bölümleri baştan yazdım derken saat bayağı ilerlemiş.
Umarım keyifle okursunuz
Yorumlarda görüşürüzzz
********
Ertesi sabah geç yatmama ve tüm gece ağlamama rağmen erkenden çıkmıştım yataktan.
Aslında çok uykum vardı ve kendimi hasta gibi hissediyordum ama aklıma dün Efe’yle olan tartışmamız gelince kalbim o anki kadar hızlı atmaya başlamıştı. Tekrar aynı heyecanı yaşayınca da geri uyuyamamıştım.
Ayrıca bugün hastalıktan ölsek de okula gitmek zorundaydık çünkü Arda’nın tam olarak ne yapacağından emin değildik. Ters bir durum olursa o an olaylara müdahale etmemiz daha mantıklı olacaktı.
Bir diğer taraftan Pınar ve Baran’ı, Arda delisiyle yalnız bırakamazdım. Benim yüzümden onlara bir şey olmasına dayanamazdım.
Tüm bu düşünceler eşliğinde saçımı toplayıp formamı giydim. Gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı, yüzüm yaklaşan hastalığın belirtisi olarak bembeyazdı.
“Bugün cuma Sıla, dayan kızım! Bir gün dayan, yarın hastalığa teslim oluruz.”
Annem,“Ne mırıldanıyorsun kendi kendine,” deyince yerimden sıçradım korkuyla. Olan uykum da böylece yok olmuştu.
“Hiç,” dedim onu geçiştirmek için. Şemsiyemi alıp kapıya doğru ilerlerken durdurdu beni.
“Seni okula ben bırakayım bugün. Hava çok kötü.”
“Gerek yok,” dedim endişelenerek. Arda okulun orda ters bir şey yapabilirdi, bunu annem görebilirdi. Her şey olabilirdi.
“Pınar’la Baran var daha. Onlarla gideceğim ben,” dedim annemin peşimi bırakması için ama hiçbir faydası olmadı.
“Ara, onları da alalım Sıla. İlk defa mı sizi bırakıyorum sanki.”
Annem sinirlenince daha fazla bir şey diyemeden grubumuza girip bir grup araması başlattım.
“Kanka ne oldu!” diye açtı Baran direkt telefonu. Çocuğun travması olmuştu bu son yaşananlar.
“Bir şey olmadı sakin. Annem bizi okula bırakacakmış. Buraya doğru gelmeyin diyecektim. Sizi de yoldan alırız.”
“Sıla! Kanka dur! Kanka geliyorum, geberteceğim o Arda’yı!”
Pınar, Baran’dan da fazla etkilenmiş olsa gerek telefonu bu şekilde açmıştı.
“Dur, annem bizi bırakacak okula. Binanın önünden alırız sizi.”
“He,” dedi sakinleşerek, “Ben kendimi sokağa atmıştım. Baran’a doğru yürüyorum o zaman. İkimizi alırsınız ordan.”
“Tamam,” diyerek telefonumu kapatıp cebime attım.
“Hadi, çıkalım hazırsan,” diyen annem kapıyı açtığı an merdivenleri inen Efe’yle karşılaştık.
“Günaydın Efe,” dedi annem hemen sıcak kanlı bir şekilde.
Ah anam! Hiçbir şeyden de haberi yok. Sen bunun ne yaptığını bir bilsen tüm sokakta kovalar döversin bunu.
“Günaydın,” dedi Efe’de. Sesinden, gözlerimden uyku akıyordu resmen.
“Nereye gidiyorsun seni de bırakalım.”
Botlarımı giyerken dua etmeye başladım.
“Kabul etme! Etme! Etme!”
“Teşekkür ederim ama biraz işim var benim.”
Ondan kurtulmanın rahatlığıyla derin bir nefes aldım.
“Tamam canım. Şemsiyen var mı? Dışarısı fena.”
Elindeki şemsiyeyi göstererek, “İyi günler”, deyip merdivenlerden inmeye başladı.
Efe’nin binadan çıkmasını beklerken botlarla bilerek oyalandım.
“Hadi Sıla, Acele et. Ben iniyorum aşağı arabayı çıkarmaya. Hemen gel sen de.”
“Tamam,” diyip botlarımı giyerek annemin peşinden koşmaya başladım.
Arabaya binip okula doğru yürürken ara sokakların birinde Efe’yi görünce şaşkınlıkla kaşlarımı çattım.
Sahi bu çocuk hangi okula gidiyordu?
Ya da daha önemlisi bu çocuk kaçıncı sınıftı?
Benden küçük değildi bundan emindik de Efe üniversiteli falan olabilir miydi?
Annem, Baran’ların apartmanının önünde durunca odağımı onlara verdim. Arda’yı görmeden kendimizi okula atmamız lazımdı.
“Günaydın Selma abla,” diyerek büyük bir neşeyle arabaya bindi Baran, “Vallahi hızır gibi yetiştin yine.”
“Günaydın çocuklar. Dersim denk gelirse ben hep bırakırım sizi zaten. Ha! Bir de arkadaşınızın izin vermesi gerekiyor.”
Baran ve Pınar şaşkınca bana bakımca “Arda” diye ağzını oynattım. İkisi de hemen durumu çözüp konuyu değiştirdi.
“Melih ne yapıyor Selma abla? Ders çalışıyor mu?”
Öyle böyle derken yolları büyük bir dikkatle inceleyerek okula kadar geldik. Araba durur durmaz arabadan inip kapıları kapattık.
Annem anlamasın diye koşmasak da hızlı hızlı yürüyüp okul bahçesine girdik. Annemin bizi görmeyeceğinden emin olduğumuz an koşarak okula girdik.
“Şükür görmedik onu ya!”
“İnşallah bir daha hiç görmeyiz!”
Dersin başlamasına az bir süre kaldığı için sınıflarımıza dağıldık. O gün Arda okula gelmemiş olacak ki onu görmeden rahat bir şekilde günü bitirdik.
******
Okul önceki günlerim aksine biraz sakin geçince yemek yer yemek kocaman bir kupa kahve alıp ders çalışmak için masama oturdum.
Son günlerde derslere odaklanamadığım için çalışırken zorlansam da yaklaşık dört saat kesintisiz ders çalışmıştım.
Artık yorulduğumu hissedince boş bardakları toplayıp odamdan çıkıp mutfağa girdim. Melih mutfak masasına oturmuş ders çalışıyordu. Annem de masada kitap okuyor, bir yandan da Melih’in başında bekliyordu.
“Pazar günü üsttekiler gelecek yemeğe. Haberin olsun,” dedi annem kitabını kapatırken, “Enginar yaparız, börek yaparız. Sarma mı sarsak?”
Elimdeki bardakları tezgaha bırakırken gözlerimi yumdum.
“Bir bu eksikti çünkü.”
“Efendim?”
“Sen daha iyi bilirsin anne. Hadi ben uyuyorum. İyi geceler size,” diyerek mutfaktan çıktım.
Dört saat ders çalışmama rağmen Efe’nin adını duymak o dört saatten daha çok yormuştu beni.
“İyi geceler.”
“Anne ben bir tuvalete gidiyorum,” diyerek mutfaktan çıktı Melih.
“Abla!”
Fısıldayarak yanıma geldi.
“Abla, siz Efe’yle hayırdır,” dedi gülerek. Normalde biri ile adım yan yana geçse köpüren kardeşim sırf Efe’yi sevdi diye full destek yanımdaydı.
“Hiçbir şey olmadı,” dedim dürüstçe. Melih ne kadar bir erkek de olsa onunla kardeşliğimiz kız kardeşler kadar iyiydi. Ona karşı her konuda şeffaf olmuştum. Efe konusunda da her şeye hakimdi zaten.
“Sevgilisi varmış. Artık ona o gözle bakmıyorum. Yani bakmamaya çalışıyorum. Ayıp yani sevgilisi olan birine yürümek. Zaten sürekli birbirimize giriyoruz her karşılaştığımızda. Sevgilisi olmasaydı da bizden bir şey olmazdı.”
“Abla sen yan yana mı gördün bunları?” dedi kaşlarını çatarak.
“Hayır, geçen telefonla konuşurken duydum.”
“Nasıl ya?” dedi hayal kırıklığıyla, “Böyle olmaması lazım. Bir yerde bir yanlışlık olmalı. Bir yanlış anlaşılma, bir şey!”
“Hiçbir şey olduğu yok,” dedim ona mutfağa doğru iterken, “Git aşk acını mutfakta ders çalışırken çek kardeşim. Hadi geçmiş olsun!”
“Nasıl ya?” diye fısıldadı yine. Çocuk hayatının şokunu yaşamıştı gece gece. İnan ben de onu böyle bilmek istemezdim Melihçiğim.
*****
Diğer bölüme geçebilirsinizzz
Bu bölümü beğenmeyi unutmayınn










