İçeriğe geç

Sır Sepeti

Bölüm 43 · 3 dk okuma

Sır Sepeti

Bölüm 43

~|~

Helin’le yaptığımız konuşmadan sonra onları daha dikkatle izlemeye başladım. Neden bilmiyorum ama insanları izlemeyi ve analiz etmeyi severim. Belki bugünkü @sırsepeti kimliğimin temeli de bu kişiliğimdir. Kim bilir.

Anıl Sarp gibi değildi. Sarp... üzerime titrerdi. Benimle sessiz de kalsak saatlerce oturabilirdi. Bir bakışımdan, dalıp gitmemden hüznümü sezerdi. O benim ruhumu sevmişti. Ama Anıl farklıydı.

Helin’le birazcık sessiz kalsalar sıkıldığını belli ederdi: koltuğunda kıpırdanarak, sağa sola bakarak, telefonu kurcalayarak. Sonra Helin’i üzdüğünü fark eder ve türlü haylazlıklarla kızın gönlünü alırdı. Helin’inse hemen yüzü ışıldardı. Ruh hali Anıl’ın tavırlarına göre değişiklik gösterirdi. Ben ne desem fayda etmemişti. Onun merkezinde daima sevgilisi olacaktı.

Bir gün bu konuyu Anıl’a açtım. Dayanamamıştım çünkü. Bir kızın, herhangi bir erkek karşısında silik bir hal alması beni oldukça rahatsız etmişti. İlişkiler besleyici olmalıydı değil mi? Onlarınki birbirini tüketen cinstendi.

Denize gitmiştik. Üzerimde siyah bikinimle şezlonglardan birine yayılmıştım. Hasır şemsiyeden sızan çizgili güneş tenimi zebra desenine boğmuştu. Bacaklarım yakıcı sıcaklığa doğrudan maruz kalıyordu ama bu sıcacık his hoşuma gidiyordu. Serin bir limonata söylemiştim. Bizimkiler yeni tanıştıkları başka bir genç grupla denizin sığ kesiminde voleybol oynuyordu. Umut voleybolda iyiydi, ilk kez özgüveni yerinde görünüyordu. Hatta bir kızla gülüşerek birbirlerine laf bile atmışlardı.

Sarp da çok eğleniyordu. Omuz kısımları şimdiden kızarmaya başlamıştı. Ona gülümserken Anıl denizden çıkıp yanıma gelmişti. Kumlara sular damlatarak diğer şezlongun uç kısmına oturmuş ve eliyle saçını dağıtmıştı. “Çok sıcak.” demişti. “Sen neden gelmiyorsun?”

Elimdeki kitabı kucağıma bırakıp Anıl’a dönmüştüm. “Çok sıcak olduğu için.” Kaşlarım havadaydı. “Peki sen neden Helin’i yalnız bırakıyorsun?”

Helin, Anıl kıyıya döndüğünde oyunu bırakmış ve kenardan arkadaşlarını izlemeye başlamıştı. Arada gözü Anıl’a kayıyordu ve bunu yakalayan Anıl derin bir iç çekmişti. “Bazen bu gerekiyor, yalnızlığı öğrenmesi şart. Ben onun bebek bakıcısı değilim Beril, erkek arkadaşıyım ama o, bana muhtaçmış gibi davranıyor ve bu beni deli ediyor.”

“Çünkü seni çok seviyor.”

“Bu sevgi değil, takıntı.” Anıl bıkkın bir tavırla başını iki yana sallamıştı. Sonra tıpkı benim gibi şezlonga uzandı. “Sen mesela... Sarp’a karşı hiç de Helin gibi davranmıyorsun. Onu sevmemiş mi oluyorsun yani?”

“Hayır tabii ki de.” Anıl’a doğru kızgınlıkla dönüyorum. “Sarp’ı çok seviyorum.”

“Demiştim.” Anıl bilmiş bir şekilde gülüyor. “Sevgi Helin’inki gibi bir şey değil ve bunu ona nasıl anlatabilirim hiç bilmiyorum.”

**

“Anlatmana gerek yok.” Ayağımı kızgın kumlara sokuyorum. Bir böcek parmaklarımın arasından çıkarak uzaklaşıyor. Kuru yosunlar her yerde. Son yılların en sıcak yazını yaşıyoruz o dönem.

“Anlayamadım?” Anıl bana tuhaf bir şekilde bakıyor, yine kendimi incelenen bir canlı türü gibi hissediyorum.

İçim ürperiyor ve bakışlarımı kaçırıyorum. Tam o sırada limonatam geliyor, hevesle bardağa uzanıyorum. Pipetten uzun bir yudum çekiyorum ve dudak büküyorum. “O şu an senin bir kolun gibi değil mi? Sen onu yönlendiriyorsun, senin hareketlerine göre acı çekiyor ya da rahatlıyor yani fark etmeden seninle bir bütün olmuş. O zaman iş sana düşüyor. Bu sefer onu taktiksel bir şekilde yönlendirip ilişkinizi doğru bir zemine oturtacaksın ya da...” diyorum duraksayarak. “Bir süre ondan ayrı kalıp Helin’in birey olduğunu hatırlamasını sağlayacaksın.”

“Ne o...” diyerek yarım ağız gülüyor Anıl. Bir yandan da dudağını dişliyor. “Beni bekar biri haline mi getirmeye çalışıyorsun?” Bakışları çok keskin, fazla keskin.

Kalbim tekliyor. Arkama yaslanarak “Ne münasebet.” diyorum. “Hem senin medeni durumun beni hiç ilgilendirmez.” Huzursuz hissediyorum kendimi. Kanımda dolaşan duygulara anlam veremiyorum ve bu duruma sinir oluyorum. Sarp uzakta, keyfi hala yerinde. Ona odaklanıyorum.

“Şaka yaptım Beril.” Anıl en sempatik gülüşünü takınıyor. Gözleri şimdi gerçekten de samimi.

Rahatlıyorum. “Bu konularda şaka yapma lütfen.” diyorum.

“Hay hay.” diyor bir limonata da o söyleyerek. “Birazcık ilişkinize imrenmiş olabilirim.” diye itiraf ediyor. Mahcup görünüyor.

Gözlerini yumduğu anda onu izlemeye başlıyorum. Ciddi anlamda yakışıklı biri. Hani bazı erkekler vardır ve 'yok abi bu dönüp bana bakmaz.' dersiniz ya, hah işte Anıl da onlardan biri. Helin onu kıskanmakta haklı. Bir an Anıl’ı o kadar uzun süre izliyorum ki kendime gelmem zaman alıyor. Uyuşmuş bir halde tekrar tekrar Sarp’a odaklanıyorum. Sonra gözüm Helin’e kayıyor. Bakışları bize kilitlenmiş vaziyette. Kızgın değil, öfkeli değil. Gözlerinden sadece hüzün akıyor.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.