Korku bedenimi ele geçirmiş olacak ki şuan koltuğun arkasında saklanıyordum. Shoot oynarken içki içtim diye mi kafam böyle? Hayır. Sesleri tek ben duysam neden bütün kızlar saklansın? Bi anlık gelen deli cesareti ile koltuğun arkasından çıkıp masadaki bardağa yöneldim. Bardağı kafama dikip "Ne bu ya?" Diye sinirle konuştum.
Tekrar masaya bardağı koyunca arkamdan Simay'ın "Aptal sarışınlar hep ilk ölenler oluyor." Diye attığı çığlıkla büyük ciddiyetim gitti. Kapıyı açmamla Barlas ve Ege'yi gördüm. "Sizin ne işiniz var burda?" Diye sordum, sorum 'sizin' olsa da asıl sorum Barlas'aydı. Ege konuşma zahmetinde bulunmadan içeri girerken Barlas'a baktım.
"Yerine duramıyosun." Dedi Barlas, ohoo. Ben gayet de kendimdeyim. "En azından seni öpmüyor-" derken Barlas kolumdan tutup beni bahçeye çıkardı. Ne bu kolumu tutma sevdaları? Bahçeye çıkınca kolumu çekip ona baktım. "Gözlerin çok güzel." Gülümseyip ona baktım. Barlas sırıtınca kaşlarımı çattım. "Pezevenk gülüşü atma lan." Diye uyardım onu.
"Amacın ne senin?" Kaşlarım daha çok çatıldı. Ne saçmalıyor bu? "Senin amacın ne?" Diye sordum. Soruyla soru ile karşılık vermek hoşuma gidiyor ama bana yapılınca sinir oluyorum. "Bahar uzak dur benden." Dedi bana dik bir şekilde bakarak. "Ben senden zaten uzağım ve sen beni kolumdan tutup buraya getirdin." Dedim. Barlas bir şey söyledi ama ne dediğini duyamadım çünkü kafam giderek iyi oluyordu.
"Bahar." Demesiyle kendime geldim. Ardından yine bir şey söyledi ama sesi yoktu bile. Sadece görültü vardı. "Ne konuşuyon ya sen?" Diye söyledim. Barlas kaşlarını yukarıya kaldırdı. "Sen bana umu- neyse ya."
Eve girecekken kolumu tutunca sinirle "Kolumu tutmayı kesin artık!" Diye bağırdım. Kolumu hızla çekip eve girdim. Ege ve Gaye yanımdan geçerek evden çıktılar. Eve girince Gizem'in "Rüyamda Ege ve Barlas'ı gördüm." Demesine gülümsedim. Ardından yatağa geçip yattım.
⊂(◉‿◉)つ
Sabah başımın ağrısıyla uyandım. Derin'in evinde misafir odasında yatıyordum. Üzerimde battaniye vardı. Simay ile beraber uyuduğumuzu anımsadım. Yanımda kimse yoktu şuan. Beynim patlayacaktı ağrıdan.
Yataktan kalkıp telefonumu aradım yatakta. Yastığın altındaydı. Telefonu alıp saate baktım. "Oha." Diye bir nida koptu dudaklarımdan. Saat öğlen 13:06'ydı. Odadan çıktım. Salona girince burnuma gelen kokuları takip ettim. Mutfakfan geliyordu kokular.
Mutfağa girdim. Masa baştan aşağıya donatılmıştı. Derin ve Simay masaya yiyecekleri koyuyordu. Gizem etrafta yoktu. O erken uyuduğu için uyanıp okula gitmiş olmalıydı.
Sandalyelerden birine oturdum. "Allah aşkına biri bana ağrı kesici versin." Diye inledim tatlı bir sitemle. "Oh olsun sana. İçmeseydin." Dedi çayları doldururken Simay. Derin kıyamamış olacak ki ağrı kesici ve su getirdi bana. Öpücük attım Derin'e ve ağrı kesiciyi içtim. Simay benim kupama çay yerine filtre kahve doldurdu. Ben kahveciydim.
Kahvedem bir yudum aldım. Hiç iştahım yoktu. Kızlar masaya çoktan yerleşmiş kahvaltı etmeye başlamışlardı.
Telefonumu açıp gelen bildirimlere göz attım. Annemin mesajını görünce ilk ona baktım.
Annem: Tatlım bugün akşam misafirlerimiz var. Okuldan direk eve gel.
Mesaja 'tamam kraliçem.' Yazıp gönderdim.
"Okulu astık zaten gezsek mi bugün?" Diye sordu Derin. Başımı elimle ovaladım. "Ben gelemem başım patlayacak gibi." Diye mırıldandım. "Bana uyar kafam dağılır." Simay ile Derin nefeye gidecekleri hakkında konuşurken ben dün ne olduğunu hatırlamaya çalıştım.
Dün hatırladığım tek şey Barlas ile konuştuğumdu. Eğer cidden önemli bir şey konuşmuş olsaydık şu an hatırlıyor olurdum diye düşündüm. Önümde duran krepten bir tanesini alıp kendi tabağıma koydum. İçinde çikolata sürüp krebi sardıktan sonra bir ısırık aldım.
Kahvaltı bittikten sonra hep beraber masayı toparladık. "Gizem'in sana bakışlarını fark ettin mi?" Diye sordu Simay, kaşlarım istemsizce çatılmıştı bile. "Nasıl yani?" Dedim, Simay sandalyeye oturup "Bilmiyorum ama bir tuhaf bakıyordu." Dedi, kaşlarım yukarı doğru kaldırıp ardından normal haline getirdim. "Uykusu vardı dün gece o yüzden öyle bakıyordu herkese." Dedi Derin, Derin'in dediklerimi hak verecekken telefonumun çalması ile açmadığım ağzımı kapatmak zorunda kaldım. Arayan kişi Barlas'tı. İstemsizce heyecanlanmaya başlamıştım bile. Kalbimin atış sesi duyuluyor mu?
Telefonu açıp sandalyeye oturdum. "Bahar." Diye ses geldi açmamla. Sesi çok sert çıkmıştı. Büyük ihtimalle bir şeye sinirliydi. "Efendim Barlas?" Dedim, bunu dememle Simay ve Derin'in bana baktı. "Nerdesin?" Diye sordu Barlas, Simay kaş göz işaretleri yaparken Derin gülmeye başladı. "Derin'lerdeyim." Dedim. Simay arkadan "Bahar kapat şu telefonu!" Diye seslendi. Bilerek yapıyor bunu! Tam bir vatan haini!
Gülerek mutfaktan çıktım. "İyi, bizim eve gel. Konuşmamız lazım." Dedi, bu odun kafa neden bana emir veriyor? "Çok isterdim ama işim var." Dedim alaylı bir şekilde. "İşin her neyse şuan bırak, konuşacağımız konu ciddi." Bir kere defa sesi sert çıkmıştı. Baya sinirliydi ama benle ne alakası var? "Çok istiyorsan Derin'lerin evinden gelip beni alırsın." Deyip telefonu yüzüne kapattım. Ee ne demişler? Kız evi naz evi.
Derin ve Simay'ın yanına yani mutfağa gittim. "Siz ne ayak ya?" Dedi Derin, gülümseyrek sandalyeye oturdum. "Hiç." Dedim, Simay ve Derin birbirine bakarak "Oha!" Diye bağırdılar. Ardından bana baktılar. "Ben bu yüz ifadesinden Ata ile sevgili olmadan önce görmüştüm sanki." Dedi Simay imalı bir şekilde. "Yok öyle bir şey saçmalamayın." Diyerek geçiştirdim.
İkisi de halen daha bana Barlas hakkında soru sormaya devam ederken kapının çalmasıyla sordukları soruların bitmesi bir oldu. Derin kapıya gidip kapıya baktığında bana kapıdan seslendi. "Bahar, Barlas gelmiş!" Diyerek. Demek ki konuşacağımız şey gerçekten çok önemliydi. Yani sonuç olarak çocuğa 'ayağıma gel.' dedim ve çocuk ayağıma kadar geldi. Bunu cidden beklemiyordum.
Kapının oraya gittiğimde Barlas'ı gördüm. Gerçekten gelmiş. "Bekle üstümü değişeyim." Dedim, Barlas bana karşı göz devirip kapıya yaslandı. Odaya girip çantama koydum kıyafetleri giydim. Bir şekilde hazırlanıp Barlas'ın yanına geçtim. "Ben çıktım." Diye kızlara seslenerek evden çıktım.
Barlas'ın arabasına binince Barlas arabayı çalıştırmadan önce bana baktı. Oflayıp bana yaklaştı. Emniyet kemerimi takıp tekrardan doğruldu. Arabayı sürerken yol boyu sessizlik oluştu. Ölüm sessizliği diye buna deniyor galiba..
Eve gelince neden arabada değilde evde konuşacağımızı çok merak ettim. Neyse ki bunun cevabını çok geçmeden öğrendim. Çünkü eve girip salona geçmemle koltukta oturan Ege ve Gaye'yi gördüm. Göz devirip tekli koltuğa oturdum.
Kollarımı göğsümde bağlayıp arkama yaslandım. Ben gelince Gaye ters bir bakış atıp ayağa kalkı ve salondan çıktı. Mutfak tarafına gitmişti. Ay çok meraklıyım ben sanki sana gerizekalı.
Meraklı bakışlarımı Barlas'a çevirdim. Gaye'nin kalktığı yere oturdu. "Noluyor?" Diye sordum. Gözlerini kısıp yüzümü inceledi. "Dün olanları hatırlamıyorsun..." Bana soru sormuyordu, kendi kendine durum tespiti yapıyordu. Yinede onu onaylayıp başımı 'evet' anlamında hareket ettirdim.
Aklıma gelenlerle gözlerimi kocaman açıldı. "Yoksa seni mi öptüm?" Diye cırladım. Barlas gülecek gibi oldu ama hemen toparladı kendini. Gereksiz bir ciddiyetle bakmaya devam etti. "Hayır." Dedi teke düz bir sesle. Rahatlamıştım.
"Ee ne oldu o zaman ne oldu dün?" Diye sordum umursamaz bir ifadeyle. "Sürekli bizi uyuşturucu konusunda tehdit ediyorsun son zamanlarda. Olayın ciddiyetini anla diye bazı önemsiz toplantılara seni de dahil edeceğiz. Böyle bir karar aldık oy birliği ile." Dedi Ege lafa atılarak.
Onunla konuşsam iyi olacaktı görmüşken ama toplantı detayı beni dumura uğrattı. Ne yani sırlarını koruyayım diye beni içlerine mi dahil edeceklerdi? Siktir. "Ben gereksiz buldum bu durumu ama oy birliği ile ilerliyoruz." Diye ekleme yaptı Barlas. Ah canım ya beni de düşünürmüş. Kıyamam.
"Anladım bana uyar. Ee ne napıyoruz?" Diye sordum kinayeli bir sesle.
Günün kalanında Gaye'de yanımıza gelmişti ve sözde toplantı dedikleri şey gerçekleşmişti. Tuhaf olan şu ki, konuştuklarını konular hep beni korkutmaya yönelikti. Acaba beni aptal mı sanıyorlardı? Resmen korkayım ve ağzımı sıkı tutayım diye işlerinden alakasız, bu iş yüzünden ölenleri konuşmuşlardı toplantı boyunca.
Sonunda 'çakma toplantı' bitince herkes dağıldı. Beni Barlas bırakacaktı evime. Annem bir kaç kere mesaj atıp, geç kalmamam konusunda uyarmıştı. Barlas üzerini değişmeye odasına çıkmıştı ve bende salonda onu beklerken evi inceliyordum. Cidden çok zevkli bir dekorasyonu vardı salonun.
Barlas gelince etraftaki bakışlarımı ona çevirdim. Oldukça yakışıklı ve şık görünüyordu. "Oo hayırdır sevgilinle gezmeceler mi yapcaksanız?" Diye sordum ayağa kalkmadan hemen önce kinayeyle. Barlas gözlerini devirip bana yaklaştı ve elimi tutup yürümeye başladı. Beraber evden çıktık.
Arabaya binince yol boyu sessizlik devam ederken sessizliği bozan telefonun çalmasıydı. Telefon arabaya bağlı olduğu için Barlas göz ucuyla bana baktı. "Sessiz ol." Deyip telefonu açtı. "Efendim?" Diye söyledi, ne kadar kibar!!
"Eve gelecem, toplantı yemeğine gidecez." Dedi Barlas'ın babası. Barlas oyalanmadan "Tamam." Deyip telefonu kapattı. Evin önüne gelinceye bir şey demeden arabadan indim. Eve gelince annem karşıladı beni. Üzerinde bordo bir elbise vardı. "Kim bıraktı seni?" Diye sordu annem, "Barlas" diye cevap verdikten sonra odaya geçtim.
Annem ise arkadan "Güzel şeyler giyin!" Diye bana bağırmıştı. Ne yani beni istemeye falan mı geliyorlar? Üstüme mini bir etek ve crop giydim. Saçlarımı açıp ayna karşısında saçımı taradım.
Ben saçımı tararken annem yanıma gelip "Geldiler." Diye söyledi, kim bu çok önemli misafirleri merak ediyorum. Odamdan çıkıp salona doğru indim. Salonda Barlas ve babasını görünce boş boş onlara baktım. Misafir dedikleri kişi Barlas onlar mıydı?
"Barlas, oğlum. Bahar ile siz odaya çıkın isterseniz. Sıkılmayın." Dedi annem tüm samimiyetiyle ama bilmediği çok büyük bir şey var ki o da bunları çocuklara söyleniyor. "Tabiki, yani Bahar için uygunsa." Dedi bana bakarak. Bu niye bu kadar kibarlaştı?
Bir şey demek yerine ayağa kalktım. Barlas da benim ardımdan ayağa kalktı. İkimiz beraber mükemmel odama zaman geçtik. Mia uyuduğu için onunla ilgilenmek yerine yatağa geçip oturdum. Barlas ile konuşma zahmetinde bulunmak yerine elime telefonu alıp telefonla ilgilendim. Göz ucu ile Barlas'a baktığımda dolapları karıştırıyordu.
Aslında kabul etmek gerekirse telefon tamamen bahaneydi. Barlas ne zaman kafasını bana doğru çevirse telefona bakıyordum. Yani ona baktığımı belli etmiyorum. Zeka desen o da var.
Barlas büyük bir dikkatle odamı inceliyor ve bana bakmıyordu. Sanırsın olay yeri inceleyen bir savcı beyefendi!
Bana bakmamasını fırsat bilerek, yapılı yüzünü incelemeye başladım. Bu çocuk bu kadar yakışıklı olmak zorunda mı yahu? Cidden haksızlık. Barlas rafımdan aldığı ayıcığa bakarken, "Böyle iyi mi? Yoksa diğer tarafa bakayım, öyle mi kesmek istersin?" Diye sordu imayla. Hızla bakışlarımı ekranı çoktan kapanmış telefonuma çevirdim ve ekranı tekrar açtım. Yanaklarım utançtan al al olmuştu yine kesin.
"Ne kesicem be. Egoist." Diye mırıldandım utançtan pürüzlü çıkan sesimle. Barlas'ın kahkaha sesi doldurdu odamı. Bakışlarımı ona çevirdim. Elinde hala çocukluk oyuncağım Ayıcık vardı. Ve evet ismini 'Ayıcık' koymuştum çünkü çocuktum ve Ayıcık demek hoşuma gidiyordu. Eski püsküydü ama onu atmaya kıyamamıştım ve kitap rafımda duruyordu hep.
Barlas Ayıcık'ı aldığı yere bıraktı. Ellerini ceplerine sokup çalışma masama yaslandı. Bişey söylemek için dudaklarını araladığı sırada hızla ayağa kalkıp odamdaki balkona yöneldim. Yüz ifadesinden beni utandıracak bişey söyleyeceğini anlamıştım. Balkon kapısını gelmek isterse diye açık bırakmıştım. Ondan kaçarken bile yanıma gelmesini istiyordum. Ne ironi ama!
Balkonum küçük bir teras gibiydi. Ben kendim dekore etmiştim ve çok uğramıştım tadilat bitene kadar. Tavan kısmı camdandı. Korumalık kısmıda camdı. Sanki duvar ve tavanı cam olan bir oda gibiydi. Bir köşesinde sallanan salıncağım diğer tarafta L koltuğum vardı. Bitkiler ve led ışıklarla süslememiştim. Bitkileri çok severdim. En çok da ayçiçeğini severdim. Ayçiçeği güneşe aşık bir çiçek olduğu için balkonumda ondan yoktu.
Sallanan salıncağıma oturdum. İki kişilikti ve büyüktü. Tahmin ettiğim gibi Barlas peşimden geldi. L koltuğa oturmak yerine, yanıma oturdu. Ona yer açmak için kaydım ama Barlas yapılı olduğu için çok yakın duruyorduk. Camdan tavanıma baktım. Karanlıkta bizi aydılantan tek şeyler ayın ışığı ve küçük led lambalarımdı. İkimiz başbaşaydık ve ortamda romantik bir ambiyans vardı. Yutkundum. Hava serindi ama bana sıcak basmıştı.
İkimizde onlarca şey söyleyebilirdik o an. Ama biz sustuk.
Kavga edebilirdik. Ama biz etmedik.
Kızabilirdim ona. Kızmadım.
Sadece sustuk ve sessizliğin bize yuva olmasına izin verdik.
Konuşursak bu anın bozulacağını bal de gibi biliyorduk. O yüzden sustuk belki de.
Elini omuzuma atıp, diğer eliyle başımı omuzuna yasladı. Şaşırdım.
Karşı gelebilirdim. Gelmedim.
Gidebilirdim. Gitmedim. Sil. Gidemedim.
Bir yerde okumuştum. İnsan hangi an'ı dondurmayı, o an'a hapsolmayı isterse oraya aitmiş.
Barlas duymadı beni ama ben sessizce içimden bir dua ettim.
'Rabbim zaman dursun. Bu an hiç bitmesin.'
Barlas'ın dediği kelime ile sessizlik bitmişti. "Neden?" Ne neden? Anlamsızca ona baktım. Barlas bana bakıp "Neden halen daha yanımdasın?" Diye sordu, kaşlarımı çattım. "Sen yanıma geldin." Dedim.
"Ondan bahsetmediğimi ikimiz de biliyoruz, ne olduğumu biliyorsun ama halen daha yanımdasın."
Derin bir nefes alıp verdim. Nasıl sana aşık olduğumu diyebilirim ki? Hem yerimde kim olsa o gözlerine bakınca tutuklu kalırdı. "Neden Bahar?" Demesiyele kendime geldim. Ya adım atacaksın ya da tamamen geri çekileceksin Bahar.