Uykumu bölen Simay'ın beni aramasıydı. Simay'a geziye katılmak istemediğimi söylediğimde kendisi zaten öğretmenler karnım ağrıdığı için eve gittiğimi söylemiş. İşte hayırlı kanka diye buna deniliyor. Simay ile telefonu kapattıktan sonra duşa girmiştim. Yemek yerken Netflix'den yeni bir diziye başlamaya karar verdim. Dizinin ikinci bölümünün sonunda Simay tekrar aradı.
"Bahar falcıya mı gitsek?" Diye sordu, istemsizce göz devirdim. Simay'a kalsa yediğimiz hamburgerin bile falına baktıracak. Tam hayır diyecekken gözüm cama kaydı. Hava çok güzeldi ve benim dışarı çıkmam gerektiğini düşündüm. "Olur, nerde buluşuruz?" Diye sordum. Yatağımdan kalkıp dolabıma yönelirken telefondan bir cırlama sesi geldi. "Harika! İki dakikaya sizin evdeyim!" Dedikten sonra hemen telefonu yüzüme kapattı.
Klişe kombinim olan bol paça pantolon, sadece göğüs kapatacak siyah crop ve üstüne oduncu gömleği. Tamamen hazır olduktan sonra saçımı topladım. Simay iki dakika demişti ama bu iki dakika on dakikaya geçiyordu. Evden çıkıp Simay dışarıda beklemeye karar verdim. Neyse ki çok geçmeden Simay gördüm. Beni görünce hevesle yanıma gelip "Hadii!" Diye söyledi.
Simay ile beraber meşhur falcıya doğru yürümeye başladık. "Beklerken dinleme cihazı falan vardır bir şeyler söylemeyelim." Dedim, Simay bana göz ucu ile bakıp "Benim bulduğum mekanda nasıl bekleyeceğiz acaba?" Diye sordu, doğru ya Simay sürekli en lüks yerleri bulur. Bu nedenle beklemek gibi bir şansımız da yok.
Simay'ın bahsettiği falcıya gelince etrafı inceledim. İçeri girmeden önce içimden 'Allah'ım sen benim günahlarım Simay'a yaz.' demeyi de ihmal etmedim tabii ki. İçeriye girdiğimizde birer kadın yanımıza geldi. "Hoş geldiniz." Dedi, Simay "Hoş bulduk." Deyince benim bir daha hoş bulduk dememize gerek kalmadığını düşünerek sessiz kaldım. "İsterseniz zaman içeri girebilirsiniz." Dedi kadın, Simay teşekkür edip girmek istediğini söyleyince kadın bize yolu gösterdi.
Kapıdan içeriye girdiğimizde odanın tamamen simsiyah olduğunu gördüm. Köşede bir tane büyük bir kazan vardı. Ne yani bizim kaynatıp içecek? Şirkette olan yönetici masallarından burada da vardı. Ne kadar resmi bir yer (!) Simay ile beraber karşılıklı olan tekli koltuklara oturduk. Yaşlı bir kadın vardı, gülümseyip bize baktı. "Hoş geldiniz." Dedi, bu sefer Simay cevap vermesin diye hızlı bir şekilde "Hoş bulduk." Dedim.
"Simay sen zorla mı getirdin bu kızı?" Diye sordu, Simay kafasını olumsuz anlamda sallayıp "Hayır." Diye cevap verdi. "Önce senden başlayalım." Dedi yaşlı kadın Simay'ı ima ederek. Galiba Simay önceden de buraya gelmişti ki ismini biliyor. "Elini uzat bakalım." Dedi yaşlı kadın. Simay elini masaya koyunca yaşlı kadın bir elini Simay'ın elinin üstüne koydu. Diğer elini ise 'Sihirli küre' denilen o küreye koydu.
"Sen niye bu kadar pişmansın?" Diye sordu yaşlı kadın, Simay gülümseyip "Ne pişmanlığı?" Diye sordu. Yaşlı kadın gözlerini kapatıp "Çok üzüleceksin." Dedi, Simay bana bakınca gülmemi tuttum. "Büyük bir kavga olacak." Dedi yaşlı kadın. Ardından gözlerini açıp "Üzülmemeye çalış." Diye söyledi. Elini küresinde gezdirirken "Bela var. Belaya bulaşma." Dedi.
Yaşlı kadın iki elinde çekip Simay'a baktı. "İki soru hakkın var." Dedi ve iki elini de küreye koydu. "Ne gibi bir bela var?" Diye sordu Simay, yaşlı kadın derin bir nefes alıp verdikten sonra "Sevgilin, o tamamen bela." Dedi, Simay alt dudağını yalayıp "Peki, neye üzüleceğim?" Diye sordu. Yaşlı kadın bir kaç saniye cevap vermeden durdu. Ardından gözlerin açıp ellerini küreden çekti. "Bir şeye değil, üst üste gelecek her şey."
Yaşlı kadın cümlesini bitirdikten sonra bana baktı. "İstersen seninle devam edelim Bahar." Dedi, ismimi bilmesi beni biraz ürkütmedi değil. Elimi o demeden masaya koydum. Simay'a yaptıklarının aynısını yaptı. Yani bir elini elimin üstüne koydu, diğer elini iste küresine koydu.
"Kalbini herkese açma." Diye söyledi, kime açtım ki ben kalbimi? "Seni çok kıskanıyor." Dedi ardından elimin üstündeki elini hızla çekip göğüsün oraya götürdü. Nefes nefese kalır bir halde "Çok kötü şeyler olacak, hayatının dönüm noktası." Diye söyledi. Cümlesi bittikten sonra derin bir nefes alıp verdi. "Çok acı çekeceksin." Dedi. Yaşlı kadın beni baştan aşağı sözlükten sonra iki elini küresine koydu. "İki adet soru sorabilirsin." Dedi.
Demin o kadar fazla şey söyledi ki hangisi hakkında soru soracağım diye şaşırdım. "Kim kıskanıyor?" Dedim, yaşlı kadın gözlerini kapatıp "Nerdeyse her gün gördüğün bir kız." Diye cevap verdi. İkinci olarak ne soracaktım ki? "Dönüm noktası dediğiniz şey, tam olarak nedir?" Dedim. Yaşlı kadın tekrardan derin bir nefes alıp verdi. "Hayatın tamamen değişecek, çevrendeki insanların sana acımasına izin verme." Dedi.
Yaşlı kadın gözlerini açınca ikimize teşekkür ettik. O kadar olumlu şeyler söyledi ki içim nasıl rahatladı anlatamam. İkimiz de ayağa kalkınca çıkmak için kapıya yöneldik fakat "Bahar." Diye seslendi yaşlı kadın. Arkamı dönüp ona baktım. "Efendim?" Diye sordum.
"Üzülme, dönüm noktana daha çok var."
Yaşlı kadın dediği şeyden sonra odadan çıktım. En başta yanımıza gelen kadın tekrardan yanımıza geldi. Ona paraları ödedikten sonra oradan çıktık. Dönüm noktası diye neden bahsediyordu ki? "Simay önceden de geldin mi buraya?" Diye sordum. Simay kafasını olumsuz anlamda salladı. "Hayır." Diye cevap verdi. Arkamı dönüp demin çıktığımız yere baktım. Gereğinden fazlasıyla ürpertici bir yerdi.
Falcıdan sonra Simay ile bir cafede oturup, bişeyler içmiştik ve sohbet etmiştik. Bu sırada aramızdaki buzlar erimişti. Oğuz'un doğum gününe konuyu getirmiştim ama Simay sessiz kalmıştı. Olumsuz bişey söylememesi de bişeydi.
Cafeden sonra beraber bizim eve geçmiştik ve Simay bizde kalacaktı. Onunla vakit geçirmek ruh halime iyi gelmişti. Barlas'ı ve kalbimi sapladığı hançerleri unutmuştum. Bir nebze olsun rahatlamıştım. Taa ki Simay instagramdan Ege'nin attığı storyi görene kadar. Ege 1 saat 29 dakika önce barda kendini çekip story atmış ve konum paylaşmıştı. Simay, ard arda Ege'yi aramıştı ama telefonu kapalıydı.
Simay normalde çok kıskanç biri değildi ama konu Ege olunca yanından geçen kızı kıskanıyordu. En sonunda Simay dayanamamış olacak ki kalkıp hazırlanmaya başladı bara gitmek için. Tuhaf olan beni de peşinden sürüklemesiydi.
38 dakika önce 'Asla gelmem.' Demiştim kesin bir dille. Şuan ise taksiyle gece kulübüne gidiyorduk. Kollarımı göğsümde bağlayıp, arkama yaslandım. "Ya somurtma artık Bahar. Ne güzel eğleniriz." Diye şakıdı sevimli olduğunu düşündüğü ifadesiyle. İsteksizce başımı salladım. "Hı hı." Diye mırıldandım.
Simay, siyah mini dar bir elbise giymiş, saçlarını düzleştirip salmıştı. Ben ise beyaz ince askılı, mini dar kesim elbisemi giymiştim ve göğüs dekoltem vardı. Saçlarımı su dalgası yapmıştı Simay. Taksi durunca beraber indik. Kapıdaki koruma biz geçerken dikkatle süzdü ama kimlik falan istemedi. Buna sevinmiştim çünkü yaşımız tutmuyordu henüz.
Mekana girince bizi önce yüksek desibelde müzik sesi karşıladı. Çok yoğun alkol ve ter kokuyordu. Simay etrafa bakıp Ege'yi ararken, gözlerim kalabalığın arasından bir çift gözle kesişti. Kalabalıktan uzak bir masada oturuyordu Barlas, yanında Ege vardı. Simay'a yaklaştım. Sesten beni duyabilmesi için bağırarak konuştum. "Sağ taraftalar. Sen git ben içecek alacağım." Simay Ege'ye bakıp bana döndü. "Tamam çabuk gel ama. Bak hem Barlas'da burada." Dedi imayla. Bişey söylemeden yanından ayrıldım.
Bar kısmına geçip, yüksek bar taburelerinden birine oturdum. Barmene, "Alkolsüz mevye kokteyli istiyorum." Dedim. Barmen elindeki havluyla seri hareketlerle bardakları kuruluyordu. Havluyu omzuna asıp, kokteylimi hazırlamaya başladı.
Barmen kokteylimi önüme koyup, tekrar işine döndü. Alkolsüz kokteylimden büyük bir yudum aldım. Alkol kullanmazdım fazla çünkü bana yaramıyordu. Bakışlarımı etrafta gezdirirdim. Üzerimde hissettim bakışla yerimde rahatsızca kıpırdandım.
Genç bir adam bana bakıyordu. Yanında bir kız vardı, eğilip adamın kulağına bişey söyledi. Adam kızı nazikçe reddetti. Konuştuklarını duymuyordum ama beden dillerinden ne olduğu anlaşılıyordu. Adam tekrar bana döndü ve elindeki yarısı içilmiş viski dolu bardağı kaldırıp 'şerefe' dedi. Yani sanırım öyle dedi, dudaklarını okumuştum. Bakışlarımı kaçırdım ve meyve suyu tadındaki kokteylimi yudumladım. Umarım yanıma gelmek gibi bir cahillik etmezdi adam. Elimdeki bardağı kafasına geçirirdim.
Omuzuma değen elle kaşlarımı çatıldı. Başımı geriye çevirip elin sahibine baktım. Barlas görmeyi beklediğim son insan bile değildi ama şuan karşımda durmuş gülümseyerek bana bakıyordu. Neden gülüyordu ki?
Ayağa kalkıp, karşında durdum. "Neden gülüyorsun?" Diye sordum bağırarak, müzik sesinden beni duyması için. "Çok güzelsin." Dedi gülmeye devam ederek. Bu kez bir elini yanağıma yerleştirip, baş parmağı ile hafifçe okşamaya başladı. Şaşkınlıkla yüzüne baktım. Kaşlarım daha derin çatıldı.
"Sen dengesiz misin?" Diye sordum ciddiyetle. Dengesiz olduğuna emin olabilirdim şu saniye. Sabah bana onca sözü söyleyen kendi değildi sanki, gelmiş 'güzelsin' diyordu. Asıl aptal kendisiydi. Soru sorarken cevap beklemiyordum ama cevap verdi. Verdiği cevap beni daha fazla şaşırttı.
"Senin suçun. Konu sen gelince bitiyorum ben, kalmıyor denge falan." Dedi çocuk gibi bir sitemle. Şuan fazlasıyla sexy ve tatlı görünüyordu. Aynı anda nasıl sexy ve tatlı olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Acaba ona sorsam, bunun sırrını verir miydi? Sanmıyorum. Bence o da kendisinin ne kadar yakışıklı olduğundan bi' haberdi.
Konuşma sırası bana geçmişti sanırım. Sustum. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Dengemi bozuyordu, dengesiz herif. Ben sessizliğimi korurken, hiç beklemediğim bişey oldu. Beni aniden öptü. Anın getirdiği şaşkınlık ve heyecanla kalp atışlarım hızlandı. Tabiri caizse ayaklarım yerden kesilmişti ve her an yere düşebilirdim.
Havada asılı kalan ellerimi, düşmemek için Barlas'ın omuzlarına yerleştirdim. Barlas gözlerini kapatmıştı. Öpüşü çok yavaş ve nazikti. Beynim işlevini yitirmişti. An itibariyle tüm yönetim kalbimdeydi. Gözlerimi yumdum ve öpüşüne istekle karşılık verdim. Yarın bize ne getirir? Aramızdakı ilişki ne halde olurdu? Bilmiyorum ama şu an biz buradaydık ve gerçektik. Bu an'ın içine hapsolmak istedim ve kendimi anın büyüsüne bıraktım.
Burnuma dolan alkol kokusuyla kendimi hızla geri çektim. İkimizinde göğsü hızla inip kalkıyor ve yakın olduğumuz için birbirine çarpıyordu. "Sarhoş olmadığını söyle bana." Dedim sitemle. Barlas gözlerime çok nadide bir eseri seyrediyor gibi bakıyordu. "Sarhoş değilim." Dedi ama kelimeler ağzından yuvarlanıp çıkıyordu. Zorlanıyordu konuşurken ve ben aptal gibi buna şuan dikkat etmiştim.
Sarhoştu. Sarhoştu ve beni öpmüştü. "Gerizekalı." Diye inledim. "Napacağım ben seninle ya?" Diye mırıldandım kendi kendime. Hala çok yakındık ve beni duyuyordu ama sarhoş olduğu için umursamadım.
"Sadece sev." Alt dudağımı dişledim. Bu kadar sevimli olmasa nolurdu sanki? O böyle konuşunca sinirlenemiyordum. Kendime itiraf etmekten sürekli kaçtığım o gerçek yine kendini hissettirdi. Ben aşık olmuştum. Ne zaman? Nerede? Niye o? Bilmiyordum ama olmuştu olan. Ben aşık olmuştum. Ben Barlas'a aşıktım.
Ege ve Simay yanımıza gelince Barlas'dan uzaklaştım. "İyi ki geldiniz. Geziyede gelmedi sabah sonra aradım mekandayım dedi. Geldim morali bozuk içiyor, sonrada sarhoş oldu. Tutturdu Bahar'a gideceğim ben diye. Zor durdurdum. Normalde çok zor sarhoş olur, şaşırdım bende." Ege sanırım sohbet etme derdindeydi benimle ama ben sabah ki kavgamızı unutmamıştım. Onunla konuşmak istemiyordum.
Simay, Ege'in omuzuna başını yaslamıştı. Ege kolunu Simay'ın omuzuna koymuştu. "Yaa ya iyi ki geldik." Deyip, imayla önce Ege'ye sonra Simay'ın omuzundaki eline baktım. Ege anlamış olacak ki rahatsızca kıpırdandı yerinde. Barlas transta gibi hala bana bakıyordu. Hoşuma gitmişti kabul. Yinede kendimi kaptırmak istemiyordum çünkü Barlas cidden dengesiz herifin tekiydi.
"Kime bakıyorsun lan sen?!" Barlas'ın gür sesi yüksek müzikte bile duyuldu. Kime dediğini anlamak için baktığı yöne baktım. Yirmilerinde genç bir adamdı. Hayır, buraya ilk geldiğimde bana bakan adamdı bu. Anlaşılan yine bana bakıyordu ve Barlas farketmişti. Barlas adamın üstüne yürüyünce durdurmak için peşinden koştum bende. Adam tekrar bana baktı, gözleri göğüs dekoltemde gereğinden fazla oyalandı ve Barlas'a döndü. "Güzele bakmak sevaptır. Bu gece seninle anlaşılan. Yarın gece bana versene." Adam sarhoştu. Sesinden ve hareketlerinden belli oluyordu. Barlas'da sarhoştu ama şuan sinirliyken gayet dinç görünüyordu.
Ben daha ne olduğunu kavrayamadan Barlas adama kafa attı. Adam zaten ayakta zor duruyordu ve Barlas vurunca yere düştü. Simay çığlık atıp, Ege'ye, "Bişey yapsana." Demişti ama Ege oralı olmadı gülerek Barlas'ın adamı yerde yumruklamasını izliyordu. "Haketti." Dedi adam için. Bencede haketmişti ama adam zaten sarhoştu ve Barlas çok fazla vurmuştu adama. Bu kadarı yeterliydi.
Barlas'ın yanına eğilip kolunu tuttum. Yumruk yaptığı eli havada asılı kaldı ve bakışlarını bana çevirdi. "Yeter. Adam hastanelik olacak, bırak gitsin." Diye bağırdım. Müzik zaten çoktan kesilmişti ve herkes etrafımıza toplanmış bizi izliyordu. Buranın güvenliği ne işe yarıyordu acaba? Barlas öfkesini atamamış olacak ki yumruk yaptığı elini yere sertçe geçirdi.
Sonunda korumalar gelebilmişti. Barlas ayağa kalktı. Adama baktım. Ağzı ve burnu kan içindeydi ama ciddi bişeyi yoktu. Barlas'ı durdurmasam hastanelik olacaktı adam. Resmen benim için adam dövmüştü. İçinde bulunduğum kaos ortamına rağmen gülümsedim. Korumalardan biri öne çıkıp, Barlas'ın önünde durdu. Barlas hala sinirle yerdeki adama bakıyordu. Sanırım mekandan atılacaktık!
"Abi napalım bunu?" Diye sordu koruma Barlas'a, yerdeki adama itafen. Hah? Tam şu saniye bizi mekandan atmaları gerekmiyor muydu? Hem abi mi demişti o adam? Yoksa bu mekan patron dedikleri adamın mıydı? Büyük ihtimalle öyleydi.
"Atın dışarıya Kazım. Almayın bir daha da mekana." Dedi korumaya Barlas. Adının Kazım olduğunu öğrendiğim koruma, yanındaki adamlara bir işaret verdi. Korumalar yerde yatan adamı alıp mekandan çıktılar. "Bir istediğin var mı abi?" Diye sordu Kazım. Ege yanımıza gelip, Kazımın omuzuna iki kere vurdu dostça. "Sen git koçum. Patrona bahsetme bu olaydan." Dedi Ege. Kazım başını salladı ve yanımızdan ayrıldı.
Barlas elimi tutup yürümeye başladı. Elimi tuttuğu için bende peşinden yürüyordum. Omuzumun üzerinden arkama bir bakış attım. Ege ve Simay'da peşimizden geliyordu. Ege'nin söylendiğini duyar gibi oldum ama ne dediğini sesten anlamadım. Mekandan çıktık.
Barlas'ın arabasının önüne geldik. Ege ve Simay da yanımıza gelmişti. "Neden bu kadar açık giyiyorsun sen? Hayır kapalı giysende güzel oluyorsun. Niye güzelsin ki sen?" Barlas homurdanınca şaşkınca ona baktım. Güzel mi buluyordu yani beni? Yaa demek güzel buluyorsun beni Barlas Ataman. "Allah vergisi canım." Dedi Simay alayla. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Ben bu sarhoş Barlas'ı çok sevmiştim.
Ege derin bir nefes verdi. "Bugünlük bu kadar kaos yeter. Hadi kızlar sizi evinize bırakayım. Barlas'ı da bana götüreceğim. Babası görmesin bu halde olay çıkartır." Ege çok mantıklı konuşmuştu. Bencede bugün kaos yeterdi. Ben Barlas sarhoşken daha fazla vakit geçirmek istiyordum. Çok sevimliydi.
Ege, Barlas'ı toplamak için içmemişti hiç. O yüzden onun arabasına bindik. Simay öne, ben ve Barlas arka koltuğa binmiştik. Barlas başımı omuzuma yasladı ve yol boyunca omuzumda uyudu. Başta uyumamış derin nefesler alarak kokumu içine çekmişti, sonra nefes sesleri düzene girmiş ve uyuduğuna emin olmuştum.
Ege, arabayı bizim evin önünde durdurdu. Arabadan inmeden önce Barlas'ın başını koltuğa yasladım ve dudağının kenarına küçük bir buse kondurdum. İçimden gelmişti. Ege bana dikiz aynasından imayla bakınca, ona dil çıkarttım. Simay ile arabadan indik. Biz eve girince arabanın sesinden gittiklerini anlamıştım.
Herkes uyuduğu için sessizce benim odama çıktık Simay ile. Bugün çok güzeldi. Düzeltiyorum. Bu sabah berhat ve bu gece çok güzeldi. Tuhaf olan günümü berbat eden ve güzel kılan aynı kişiydi. Aynı adam. Aşık olduğum adam. Simay ile üzerimizi değiştirip, bu gece hakkında hiç konuşmadan uyuduk. İçimden bir ses yarın bu sabahtan daha berbat olacak diyordu. Düşünmemeye çalıştım ve kendimi uykuya teslim ettim.