İçeriğe geç

SINNER | TAEKOOK

Bölüm 7 · 10 dk okuma

SINNER | TAEKOOK

Bölüm 7

6 | Yumuşak Dudaklar

"Ben seni yemeden, yemeğini ye artık!" dedi ve hızla geri çekildi. Bedenimdeki baskısı geri çekilince boşluğa düşmüş gibi bedenim sarsıldı. Hızla masanın kenarından tutunarak soluklandım. Bana dokunuşları beni deli gibi heyecanladırıyordu Tanrı aşkına...

Ensemdeki sıcaklığı yerini havaya bırakmış olmasına rağmen hâlâ dudakları oradaymış gibi hissediyordum.

Şakaklarımdan soğuk terler sızarken, kulaklarımda çınlayan sert adım seslerini işittim. Sonra karşıma geçti ve sandalyesini çekerek yavaşça otururken ceketinin yakalarını düzeltti.

"Otur Jeon, tepsiyi kucağına alabilirsin!" Başımı sallayarak titreyen ellerimi ondan gizlemeye çalışsam da tepsiyi alırken bunu ne yazık ki fark etti.

Beni dikkatle izlerken, bedenimi sarmalayan yoğun gerginlikle, dün oturduğum deri sandalyeye oturdum. Buz gibi soğuk olan deri koltuğun yüzü popomu vakumladı hızla. Bu soğuk etki içimi ürpertirken, tepsiyi yavaşça elbisemin üstüne, kucağıma koydum.

Elbisenin yarım yamalak örttüğü çıplak bacaklarıma temas eden tepsi de en az deri koltuk kadar soğuktu ve bu yüzden bir kez daha içim titredi. Ah!

----

Gergin ve sessiz geçen dakikaların ardından yemeğimi bitirdim. Başımı bir kez bile tepsiden kaldırıp ona bakmaya cesaret edememiştim. Ancak onun bakışları bir saniye bile üzerimden çekilmemiş, delici bakışlarıyla beni ezip geçmek istercesine, ben yemeğimi yerken o da gözleriyle beni yiyip bitirmişti.

Tanrı aşkına işten gelmiş olmasına rağmen, benim yemek yememi izlemişti... Gitsene yatıp dinlenesin ne diye beni izlersin ki?! Off!

Yemeğimi bitirdiğim anda çekingen bir tavırla, yavaşça ayağa kalktım.

"Gidebilir miyim?" diye mırıldandım, bastırmaya çalıştığım gerginliğim eşliğinde.

Göz ucuyla ona baktığımda, parmaklarının arasında çevirdiği kalemi hızla masaya vurdu ve başını yana eğerek kaşlarını çattı. Gözleri gözlerimi esir almıştı.

"Elbette hayır!" Kalemi neredeyse masaya fırlatırcasına bıraktığında, yerimden sıçradım. Tepsiyi neredeyse düşürecektim! Tanrı aşkına! Gecenin bu vaktinde neden bağırıyordu?! Bari geceleri sesini biraz alçaltsa!

"T-tepsiyi kal-kaldıracak-"

"Masaya bırak!" diye gürleyerek lafımı ağzıma itinayla tıkıştırdığında, dilimi ısırarak, sadece hava yutmakla yetinerek tepsiyi yavaşça istediği gibi masaya bıraktım.

"Şimdi cezana karar verelim!" dedi ve ellerini birbirine sürterek oturduğu sandalyesinden kalktığında başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüş etkisiyle sarsıldım. Ne?

Bana zaten bir ceza vermemiş miydi?! Tanrı aşkına o gelene kadar beni odaya kilitlemiş ve telefonuma el koymuştu! Hatta hâlâ telefonum onun korumasındaydı! O gelene kadar da beni aç ve susuz bırakmıştı. Daha ne cezası verecekti ki?! Tanrım!

Attığı temkinli adımları onu yeniden yanıma ulaştırdığında masaya yasladım kalçalarımı. Bastırmaya çalıştığım gerginliğim gökyüzüne tırmanmıştı saniyeler içerisinde.

Alt dudağını ısırarak baştan aşağıya gözleriyle bedenimi süzdü.

"Seninle ne yapsak acaba?!" Bakışları gözlerime yükseldiği ilk anda, atik bir hamleyle belimden yakalayıp beni kendine çekerek göğüslerimizi orta yolda çarpıştırdığında, nefesim gırtlağıma takılıkaldı. Oh bu çok ani olmuştu.

"İlk gününün hatrına sana cezanı seçme hakkı tanıyacağım. İlk ve son kez!" diye tısladı sıktığı dişleri arasından yüzüme sıcak nefeslerini salarak. Yeterince yakınımda değilmiş gibi daha da yaklaştığında kalbim delicesine hızlandı. Kanım fokur fokur kaynamaya başladı.

Burnunun ucu benim burnuma değdi. Bu dokunuşla göz bebeklerim kaydı. Gözlerimi güç bela açık tutmayı başardım. Dudaklarından sıyrılan sıcak nefesleri, dudaklarıma çarpıp geçti. Kalbim bu yakınlaşmanın etkisiyle neredeyse ağzımda atmaya başladı. Çok yakınımdaydı ve bu... Ah ben daha önceden hiç biriyle bu kadar yakınlaşmamıştım. Kasıklarım alev almaya başlıyordu.

Belimdeki ellerinden biriyle ince bileğimi yakaladı. Sonra asla beklemediğim bir şeyi yaptı.

Atik bir hamleyle avcumu pantolonunu zorlayan aletine bastırdı. Ağzım şokla açılırken avcum altında hissettiğim baskısıyla genzimden boğuk bir inilti yükseldi. Bacaklarımın arası yangın yerine dönüşürken boğuluyormuş gibi soluk soluğa kaldım. Zevk içinde titredim. Kumaş engellerine rağmen onun sıcak ve sert baskısını iliklerime dek hissettim. Oh Tanrım... Bu çok yoğundu, çok... Güzeldi...

"Güzel, okşa beni biraz bakalım! O arada ben de cezana karar vereyim!" dedi ve belimi daha sıkı kavradı. Gırtlağımdan garip bir ses yükseldiğinde dudaklarının kenarı aheste bir şekilde kıvrıldı. Kibirli bir gülüş dudaklarını sarmaladı. Beni tahrik ettiğinin farkındaydı ve bu hoşuna gitmiş görünüyordu.

Elimin üstüne dayalı terli avcunun baskısı yardımıyla parmaklarımı hareket ettirmem konusunda bana yardım ettiğinde kalbim tekledi. Tanrım! Kaya gibi sertti...

"Okşa beni Jeon!" Elim onun ufak yardımları sayesinde aletinin üstünde kımıldanırken bunun yeterli gelmediği düşüncesiyle yineledi sözlerini. Onun gür sesiyle aldığım nefeste gırtlağımda takılıkaldı.Parmaklarım alev almış gibi hissederken elimin altında kalan baskısını sıkmak istedim, ama bunu gerçekleştirmeye cesaret edemedim. Üstelik bu ahlaksız düşünceyle zihnim dolduğu için delicesine utandım. Kulaklarım ve tenim kuvvetle muhtemel kıpkırmızı kesildi.

Elimi hafifçe sağa sola doğru çevirerek baskısını okşadığımda uyarıldığımı hissettim. Avcumun altındaki sert baskısı kumaş engellerine rağmen elimin ayasına yapışacak şekilde seğiriyordu ve bunu hissettikçe hayalarım delicesine titreşti. Bu his tüm tenimi baştan ayağı karıncalandırdı. Siktir!

"Şu güzel kalçalarına 20 şaplak atmamı mı istersin, yoksa bana ağız işi vermek mi?! Cezanı seç Jeon!"

Kirpiklerimi titreştirerek gözlerimi kırpıştırdım. Sözlerini hazmetmekte güçlük yaşıyordum. Tanrım!

Aval aval ona bakarken dudaklarını bir kez daha konuşmak adına araladı.

"Cezanı seç hadi!"

Köşeye sıkışmıştım, bana her halükarda ceza verecekti.

İşe yaramayacağını bilsem bile, çaresizce lafa atıldım. "Bir daha kaçmaya kalkışmayacağım. Tüm gün odadaydım, telefonum da korumanızda. Hem de beni aç ve susuz bıraktı-"

"Kes sesini! Zaten bir daha kaçmaya kalkışırsan, sözleşmeyi çiğnediğin için senden sağlam bir meblağ ödeme alırım söke söke!" dedi ve duraksadı. Ona dokunmamla koyulaşan gözlerini yine öfke lavları sarmalamıştı.

"Ayrıca mahkemelerde süründürürüm seni, sözleşmeye kendi rızanla imza atan sensin en nihayetinde!"

Param yoktu! Tanrı aşkına bir dünya ödemem gereken bana ait olmayan borcum varken, bir de bu... Tanrım hayır! Paranın gözü kör olsun!

"Param yok." diye mırıldandığımda dudakları keyifle kıvrıldı. "O zaman buradan çıkışta yok Jeon Jungkook. Ben seni kapının önüne koymak istersem, ancak o zaman ve ne yalan söyleyeyim bunu pek düşündüğüm söylenemez."

Bacakları arasında sabit durmaya devam eden elimi itekleyerek kendinden uzaklaştırdığında sertçe yutkundum. Ellerim orada durmaya alışmış gibi, baskısından ayrılınca bozguna uğramış gibi hissettim.

"Her neyse. Cezana gelelim. Birinde sadece beni ağzına alacaksın, diğerinde biraz canın yanabilir. Karar ver!"

Ah hadi ama... Onu ağzıma almayacaktım elbette. Canım yanacak olsa, hatta belki de popomun üstüne oturamayacak olsam bile, ikinci seçeneği seçmem doğru olanıydı. Hayatımda ilk defa başka bir erkeğin penisine dokunmuştum az önce ve bu hissin, vücudumu kaplayan o hazzın etkisini bile üzerimden atabilmiş sayılmazdım. Bacaklarımın arası cayır cayır yanıyordu hâlen daha.

"Beni ağzına mı alıyorsun?!" dedi neredeyse ağzı sulanmış bir açlıkla. Bakışlarından yayılan tehlike dalgaları çok yoğundu, ama bir o kadar da beni yiyecek gibi istekli bakıyordu.

"Hayır, diğeri." diye utanmış ve kızaran yanaklarım eşliğinde mırıldandığımda, çenesi kasılsa da histerik bir şekilde kıkırdadı. "Pekala, ikinci seçeneği seçiyorsun demek!" diyerek başını salladı ve dudaklarını büzerek ıslık çaldı.

Ardından ellerini birbirine çarptı.

"Gel bakalım Jeon Jungkook!" dedi ve yanımdan rüzgar gibi geçip giderken, ceketini kollarından sıyırarak siyah gömleğiyle kaldı. Siyah ceketini tekli koltuğa fırlatıp çiftli deri koltuklardan birine kuruldu.

Hâlâ dikildiğim yerden kıpırdamadığımı görünce koltuğa elinin ayasıyla vurduğunda, gözlerimi az önce dokunduğum bacaklarının arasından güç bela ayırıp sertçe yutkunup başımı önüme eğdim ve yavaşça ona doğru ilerledim.

Ceketini bıraktığı koltuğun önünde duraksadığımda burnundan sert bir soluk çekti içine.

Kısa sürenin ardından başını çevirip delici bakışlarını yeniden üzerime dikti. Tam o sırada önüne varıp duraksadığım anda, bileğimden tutarak beni tek bir hamleyle ani şekilde üstüne çektiğinde nefesim kesildi. Kalp atışlarım hiddetlendi.

Yüzüstü, kasıklarım onun bacaklarının arasına değecek şekilde beni koltuğa sabitledi. Aletlerimizin temasıyla genzimden derin bir inilti daha yükseldi. Onun sertliğini bu şekilde yakından hissetmek beynimi uçurmuştu. Vücudumda ciddi anlamda bir yangın başlangıcı vardı... Az önce dokunduğum sertliğine bir kez daha temas etmek beni deli gibi etkilemişti. Damarlarımın kulaklarımda atan sesini duyabiliyor, kan akışımın hızlandığını hissedebiliyordum. Heyecan dört bir yandan sarmalamıştı benliğimi ve gerginliğimin üzerine çöreklenmek üzereydi.

Tenim büsbütün karıncalanırken, soluk soluğa kaldığımı fark ettim.

Elbisemin eteklerini yukarıya doğru çekiştirerek boxerımın lastiğinde parmaklarını dolandırdığında midem kaskatı kesildi.Oh Tanrım... Dokunuşları beni eritiyordu... Kanım fokur fokur kaynıyordu.

"Kıpırdarsan, sayıyı çoğaltırım. Sabit dur ve uslu ol!" diye bağırarak beni uyardı. Ben zaten kıpırdayamayacak hale gelmiştim kucağında, ilk defa yaşadığım bu temaslar karşısında eriyip bitiyordum ve içimdeki baskılamaya çalıştığım ses çok daha fazlasını istiyordu.

Onu ağzıma alsam nasıl hissettirir diye bile düşündüm o kısacık sürede. Ama şu an için bunu yapmaya cesaretim olmadığı gerçeğiyle yüzleştim. Üstelik bir karar vermiştim ve bunun için artık çok geçti. Bana dokunmak için değil, kalçama vurmak için almıştı beni kucağına.

Çok geçmeden sağ kalçama bir şaplak indiğinde gözlerim yuvalarından fırlayacak şekilde irileşirken, ağzımı kocaman açarak inledim. Bedenim, vurmasının etkisiyle kucağında kıvrıldı. Ayak parmaklarım büküldü. Omuzlarım sarsıldı.Oh siktir, eli ağırdı.

Bir kez daha aynı noktaya indirdi elinin ayasını. Avcu, tenime çarparken tok bir ses kulaklarımda çınladı. İç çamaşırımın üstünden vurduğu halde elinin sıcak baskısını iliklerime kadar hissettim.

Parmaklarının uçlarıyla vurduğu noktayı, iç çamaşırımın üstünden okşadığında inlememek için dişlerimi sıktım.Oh siktir...

Parmaklarının tenimle olan teması koptu. Sonra bir kez daha büyük avcu kalçama çarptı. Bir kez daha, ve bir kez daha.

Damarlarımda cirit atan kanı, yangın sarmalamıştı sanki. Yanıyordum. Özellikle vurduğu kısım, kalçam cayır cayır kavruluyordu. Sağ kalçamdan, sağ ayak tabanıma kadar kaslarım delicesine kasılmış ve tenim karıncalanmıştı.

Ama cezamın şaplak olduğunu seçtiğim için pişman değildim.

Tam o sırada derin sesi kulaklarımda uğuldadı.

"Cezan bitti! Odana geçebilirsin Jeon!" diyerek elbisemin eteğini aşağıya indirdiğinde güçlükle kucağından kalkmak için hamle yapmaya kalkıştım. Ancak bacağımı kıpırdatmamla birlikte kalçama dalga halinde yayılan sancı nefesimi kesti. O kalçama şaplak atarken kendimi fazlasıyla sıkmış olmalıydım. Ve bunu da ancak harekete geçince fark edebilmiştim.

Belimden tutarak beni ayağa kaldırmak konusunda yardımcı olduğunda dudaklarımı kemirdim.

Ellerini vücudumdan çektiği anda bacaklarım bedenimi taşımakta güçlük çektiği için öne doğru yalpaladım. Ah siktir.

Hızla ayağa fırlayıp beni karnımdan yakaladığı gibi yere kapaklanmama engel oldu.

"Sadece ağız işi yapsaydın şu anda bu durumda olmayacaktın, çok yazık!" diyerek dudaklarını kulağımın arkasına bastırdı. Öpücüğünün etkisiyle kolları arasında elektrik akımına kapılmışım gibi titredim. Dudaklarının soğuk dokunuşu nabzımın normale dönmesine en büyük engeldi. Oh Tanrım, dudakları kadife gibi yumuşacıktı.

Beni hiç beklemediğim bir şekilde kucağına aldığında gözlerim şaşkınlıkla irileşti. "B-Bay Kim."

"Şşhh! Odana yürüyebilecek durumda değilsin!"

"Ke-kendim gidebilirdim." dedim titrek bir sesle.

Ancak o beni kaile almadı bile. Hızlı ve temkinli adımları eşliğinde odanın içerisinde ilerlemeye başladı.

Kapıyı açmak konusunda güçlük yaşamadı. Beni kollarında hafif bir eşyaymışım gibi kolayca taşıyarak araladığı çift kanatlı kapıdan geçirip koridora yöneldi.

"Sadece beni ağzına almak bu kadar mı zordu? Çirkin miyim ben?" Merdiven sahanlığında duraksadı ve gözleri gözlerimi esir aldı. "Söylesene, çirkin miyim diye sordum sana?!" Gecenin bu vaktinde deliler gibi bağırıyordu. Tanrım!

Değildi. O çirkin değildi. Ona çirkin demek, hakaret sayılabilirdi. Dış görünüşü gerçekten kusursuzdu ama ben daha öncesinde hiç kimseye ağız işi vermemiştim. Bu yüzden de bunu kabul edememiştim. Kalçalarımdaki zonklamayı göze almıştım bunun yerine. Ve bu tepkisine bakılacak olursa, ona ağız işi vermemi istemiş, bunu beklemişti.

"Jeon!" Kolları arasında titreyerek gözlerimi kırpıştırdım, benden bir cevap bekliyordu. Düşüncelerimin derinliğinden sıyrılarak ona odaklanmaya çalıştım. Omuzlarım çökmüş, mümkünmüş gibi kolları arasındaki bedenim küçüldükçe küçülüyordu. Bitkin hissediyordum.

"D-değilsiniz." diye mırıldandım güçlükle, dilim ağzıma takılmıştı. Dudaklarının iki yanı beğeniyle yukarıya kıvrıldı, bakışları gözlerimden saparak dudaklarıma kaydı. Ağzıma sızan metal tat midemi bulandırsa da dudaklarımı kemiriyordum.

"Oh dudağın kanıyor!" diye hırladı. O anda dudaklarımı ısırmaya son verip sertçe yutkundum. Ardından hiç beklemediğim bir şeyi yaptı. Eğilerek alt dudağımı dudakları arasına çekerek emdi. Gözlerim şokla irileşti.

Sıcak dudaklarının yumuşak baskısı, dudaklarımın üstünde hafifçe kımıldadı. O an üzerime bir kibrit çakıp atmışlar gibi hissettim. O yumuşak dokunuşta kayboldum. Kadife gibi yumuşak dudakları beni kendine hapsetti.

Sakin bir şekilde geri çekildiğinde bakışları ikimizin arasına giren kollarıma kaydı. Bu saniyelik sürdü, çünkü zifiri karanlığa bürünen irisleri, yeniden gözlerime tırmandı.

Dilini dudakları üstünde gezdirerek, "Artık kanamıyor." dedi, sesi kısık ve boğuk çıkmıştı.

Çarpık bir gülüş dudaklarına asılırken, adımlamaya kaldığı yerden devam etti. "Koridorun sonundaki oda senindi, değil mi?" diye sordu kulağıma doğru mırıldanarak. Çok şükür bağırıp kulağımın pasını silmemişti.

Çalışanların katındaydı ve biraz da olsun saygılı davranıp sessizleşmesi beni şaşırttı. Ayrıca odamı biliyor olması da beni şaşırttı. Kâhya Min Yoongi ya da korumalarından öğrenmiş olsa gerekti. Ah!

Başımı usulca onu onaylarcasına salladım, ancak onun benim onayıma ihtiyacı yokmuş gibi soluğu çoktan odamın kapısı önünde almıştı bile.

Beklemeden aralık bıraktığım kapıyı tekme atarak açtı. Çok sert olmayacak şekilde vursa bile kapı duvara çarpmaktan kurtulamadı. Yaptığı gürültüyü umursamadan odanın içine daldı ve bedenimi sarsmamaya özen gösterecek bir yavaşlıkta beni yatağa bıraktı.

Sırtüstü bırakıldığım yatağın soğuk yüzü kalçalarımla buluştuğu anda yüzümü buruşturdum.

"İyi geceler Jeon!" dedi ve kapıyı kapatıp gitti.

Bölüm sonu :)

Umarım sevmişsinizdir bölümü. Bol bol oy ve yorum isterim.

Gelecek bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. Sizi seviyorum

-Şevval

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

8. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

9 yorum