İçeriğe geç

SINNER | TAEKOOK

Bölüm 6 · 14 dk okuma

SINNER | TAEKOOK

Bölüm 6

5 | Yemeğini Ye

"Kâhya Min Yoongi, ben gelene kadar kesinlikle odasından çıkmayacak. Yemek ve su verilmeyecek!"

"Hayır!" diye bağırdım. Aracının tavanını tutarak boynunu kütletti. Burnundan sert bir nefes alıp çakmak gibi parlayan gözlerini kıstı. "Eve gelince görüşeceğiz, seninle!"

Gözyaşlarım yanaklarımdan sızmaya başlarken bana nefret dolu bakışlarla bakan erkeğe çevirdim başımı. Kendi rızamla imzaladığım sözleşmenin ardından, bu şekilde hamlede bulunmam onun canını epeyce sıkmış gibi görünüyordu. 'Ben seni uyardım' der gibi bakıyordu bana.

Bakışlarımızın buluşmasının ardından bana arkasını döndü ve hâlâ açık duran aracının kapısından içeriye sızıp arabasına bindi.

Verandadan ilerleyip kapıdan içeriye zorla beni soktuklarında az önce havalı bir şekilde çıktığım eve sürüklenerek geri döndürülüyor olduğum gerçeği yüzüme tokat misali çarpıldı. O bana, özellikle maddelere bakmamı belirtmişti. Aptallık bendeydi. Hiç bir zorlama altında olmadan, kendi hür irademle imzalamıştım o sözleşmeyi.

Topuklarımı zemine sabitleyip delicesine diretsem de hiç bir işe yaramadığını fark edince vazgeçtim. İki izbandut gibi olan korumalar merdivenlerden beni havaya kaldırarak indirmişti.

"Koridorun sonundaki oda." Kâhya Min Yoongi, arkamızdan benim bavulumla birlikte geliyorken onları koridorun sonuna doğru yönlendirdi.

Kapıyı açıp beni bir paçavra parçası gibi odanın içine fırlattıklarında acıyla inleyerek yüzüstü yere kapaklandım. Düşmemin etkisiyle çenemi yere çarpmıştım. Lanet olsun!

Sızım sızım sızlayan çeneme rağmen başımı hafifçe kaldırıp Kâhya Min Yoongi'ye baktım acı dolu gözlerle.

Kâhya Min Yoongi ısrarla gözlerime bakmaktan kaçınarak bavulumu içeriye bıraktı ve korumalarla birlikte çıktı.

Kapıya uzanıp yetişemeden kapı sertçe suratıma çarptı ve kilit sesi kulaklarımda çınladı.

"Lütfen! Çıkarın beni!"

Yumruk haline getirdiğim ellerimle kapıya delicesine vurdum. "Kâhya Min Yoongi!"

Uzaklaşan adım sesleri, saniyeler içerisinde tamamen kesildi. Lanet olsun! Gitmişlerdi... Beni bu odaya kilitleyip gitmişlerdi!

Sırtımı kapıya yaslayıp bacaklarımı karnıma doğru çektim. Ellerimle yüzümü kapayarak hıçkırdım. Adam beni düpedüz uyarmıştı ve ben müthiş bir cüretkârlıkla bakma tenezzülünde bile bulunmadan imzalamıştım sözleşmeyi. Kahretsin!

Beladan kurtulmak isterken daha büyük bir belaya bulaşmıştım. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktan farksızdı bu...

****

Kaç saat boyunca orada ağladım bilmiyorum ama hava çoktan kararmış ve zeminde oturmaktan belim tutulmuştu. Kendi aptallığıma ağlamıştım daha ziyade aslında.

İnleyerek yavaşça zeminden kalkmak için hamle yaptım. Uyuşan dizlerim bedenimi taşımak konusunda güçlük yaşıyordu. Saatler önce yere paçavra gibi savrulmamın etkisiyle zemine düşen çantama çarptı ayaklarım. Sadece daha bir kaç saat önce buradan çıkıp giderken onu omzuma taktığım anı anımsayınca ciğerlerimi patlatmak istercesine iç geçirdim.

Çantamı ayağımla köşeye doğru itekleyip savruk adımlarım eşliğinde yatağa varmayı başardım.

Guruldayan karnımın üstüne yatıp yüzümü yastığa gömdüm. Çarşaflar mis gibi kokuyordu.

O kadar susamıştım ki, dilim damağıma yapışmış ve genzim bir çöl misali kurumuştu. Yutkunmak bile canımı yakacak hale gelmişti artık. Boğazım deli gibi ağrıyordu.

Bir yanım gelmesini istiyordu, çünkü o gelmeden buradan çıkamayacağım bir gerçekti.

*

Bir ıslık sesi duydum çok geçmeden. Sessizliği bıçak gibi böldü. Başımı kaldırıp karanlık odanın içerisinde, kapıya doğru çevirdim gözlerimi hızla.

Islık seslerine adım sesleri eklendi sonra. Geliyordu. Zemini delen o adım sesleri kulağımda çınladı.

Nabzım saniyeler içerisinde delicesine hızlanırken gergince soluklandım kesik kesik.

Gittikçe yaklaşan adım sesleri bir anda duraksadı. Hemen ardından kapıya yerleşen anahtarın sesi kulaklarımda uğuldadı.

Hızla dirseklerimden yardım alarak sırtüstü döndüm. Kilit çevrildi ve kapı hızla aralandı. Ben yatakta oturur pozisyona geçtiğim saniyede lamba yandı. Karanlığa alışan gözlerim yoğun ışığın baskısıyla sızım sızım sızladı. Hava çoktan kararmıştı ancak ben ışığı bile yakmadan odada oturuyordum saatlerdir... Bu yüzden ışık gözlerime acı bir şekilde hücum etmişti.

Elimi gözlerimin önüne siper edip kirpiklerimi kırpıştırarak gözlerime saldıran ışığın yoğunluğuna alışmasını sağlamaya çalıştım.

Bulanık gören gözlerim kapıdan içeriye giren kişiye kaydı sonra. Kâhya Min Yoongi'yi gördüm. Gelen o değildi. Ancak arkasında izbandut gibi dikilen iki korumayı görünce gerginliğim yine zirveye tırmandı saniyeler içerisinde.

"Siz kapıda bekleyin, geleceğiz hemen." dedi Kâhya Min Yoongi ve onlar içeriye girmeden hemen önce kapıyı suratlarına kapattı. Bana döndüğünde titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım. Gözlerim ve kirpik diplerim sızlıyordu.

"Jungkook, Bay Kim geldi ve seni çalışma odasına çağırıyor." dedi ve hızlıca odanın içinde adımlayarak baş ucuma geldi.

Uzanarak ince bileğimi tuttuğunda, beni çekmek yerine baş parmağıyla morarmaya başlayan bileğimi okşadı. Korumaların sert tutuşlarından kaynaklı hassas derim incinmişti.

"Jungkook, karşı koymak için artık çok geç. O sözleşmeyi imzaladığın an bir nebze her şeyi kabullenmiş oldun. Onunla dikleşmen hiç bir işe yaramayacak, şu bileklerinin haline bir bak... Çok daha kötüsü yaşanmadan lütfen benimle gel." dedi ve duraksadı.

"Bak farkındayım paraya ihtiyacın var, ama onunla dikleşirsen sözleşmeyi fesh etmek yerine mahkemeye taşır ve seni süründürür. Aklına gelemeyecek kadar zengin, Korenin en saygın ve zenginlerinden birisi Bay Kim ve ne yazık ki paranın açamadığı kapı yok, bunu sen de iyi bilirsin."

Başımı usulca olumlu anlamda salladım gözlerimden sızmaya başlayan yaşların etkisiyle yüzünü bulanık gördüğüm erkeğe bakarak.

İç geçirdi. "Normalde onun gözdesi Jimin. Yani onunla birlikte oluyor. Senin isteğin dışında seninle yatacak biri değil, inan bana kötü biri değil aslında. Onu tanıdığında beni daha iyi anlayacaksın." dedi bileğimi bırakıp geri çekilerek. Tam o sırada öne doğru atılıp omuzlarına uzandım. Onu yatağa çekerek yanıma oturmasını sağladım. "Bana yardım edemezsin değil mi..."

Sert bir soluk çekti içine, göğsü şişti böylece. Gözlerini kaçırdı gözlerimden, başını düşürdü önüne. Saçları alnına döküldü usulca.

"Yapamam Jeon. Yıllardır burada çalışıyorum ve Bay Kim beni hyungu olarak görür. O lanet sözleşmeyi imzaladığın an, ne yazık ki her şey sona erdi. Keşke neyi imzaladığına bir göz atsaydın, üstelik Bay Kim maddelere bakman adına seni uyarmış olduğu halde bakmamışsın." dedi ve duraksadı.

"Bu evden o istemediği müddetçe gidemezsin, üstelik şimdi dikleştin ve sözleşmeyi bile isteye imzalayan sen olmana rağmen bunu yoksayıp ona karşı geldin. Böyle yapmaman konusunda seni uyarmıştım..."

Gözyaşlarım şiddetlenirken, ellerimi onun omuzlarından çekerek yüzüme kapattım. "Lanet olsun aptal kafam."

"Karşı çıkma, bedenini hemen istemeyecektir, korkma. Asla karşı taraf istemeden birliktelik yaşayacak biri değil o. Bunun için bana güvenebilir, içini ferah tutabilirsin. Ama seninle yakınlaşmak isterse de onu durdurma. Çünkü en nefret ettiği şey ona karşı gelinmesi. Bunu yaparsan, onunla dikleşirsen inan ki onu yıllardır tanıyor olmama rağmen neler yapacağını ben bile tartamam." dedi ve saçlarımı karıştırarak sıvazladı.

"Hadi şimdi sil gözyaşlarını ve gidelim. Çalışma odasında senin için yemek hazırladım. Onun yanında yemeni istedi." Dudağımı ısırarak parmaklarımın uçlarıyla gözyaşlarımı silip buğulu bakışlarımı üzerine diktim. Kaşlarım çatılmıştı. "Onun yanında mı yiyeceğim?" Burnumu çektiğimde başını usulca beni onaylarcasına salladı.

"Bu da bir ilk. Hiç bir çalışanın yanında yemek yemesine izin vermez. Bugün senin işe başlaman ile birlikte gerçek anlamda ilkleri yaşıyorum diyebilirim. Her neyse, hadi gidelim artık, bekletilmekten hoşlanmıyor biliyorsun."

Ofladım.

"Sakın yeniden gitmek istediğine dair bir şeyler söyleme. Çünkü karşılık vermen onu daha da öfkelendirecek, bunu unutma." Kuruyan dudaklarımı dilim yardımıyla ıslatıp başımı belli belirsiz salladım.

Yataktan yavaşça kalkmasına rağmen altımdaki yatak hafifçe sallandı. Arkasını dönüp kapıya doğru ilerlemeye başladı. Sonra kapı kulpunu aralamadan önce duraksayıp omzu üstünden ufak bir açıyla bana baktı. "Hadi Jungkook."

"T-tamam." diye mırıldandım ve öksürerek boğazımı temizledim. Ardından kolumun tersiyle yanaklarımda kurumaya başlayan gözyaşlarımı sildim. Ellerimden destek alarak kendimi yataktan kaldırdığımda ayak tabanlarım soğuk parkenin zeminiyle buluşunca içim titredi.

"Kıyafetlerini giymelisin." dedi ona doğru bir adım attığım anda. Saatler öncesinde çıldırmış bir şekilde zemine fırlattığım hizmetçi elbisemi kaşlarıyla işaret etti. Dudaklarımı şişirdim.

"Bu şekilde karşısına çıkmandan hoşlanmayacaktır. Sadece uyumak için odamıza çekildiğimiz zaman kıyafetlerimizi çıkarmamıza izin veriyor." dediğinde, "Bu da maddelerden biriydi, kesin." diye homurdandım.

Başını beni onaylarcasına salladı yavaşça. "Korumalara gerek olmadığını söyleyip gönderiyorum. Bana zorluk çıkartmazsın diye umut ediyorum, hmm?"

"Seninle geleceğim, sıkıntı yok, onları gönderebilirsin. Kollarım hâlâ acıyor lanet heriflerin yüzünden." diye şikayetçi bir tavırla çıkıştığımda hafifçe gülümsedi. "Anlaştık. Kapının önündeyim, lütfen gecikme Jungkook." dedi ve bir karşılık vermemi beklemeden odadan çıkıp kapıyı çekerek kapattı.

Eğilerek zemine fırlattığım eşyalarımı alırken, kapının arkasından, Kâhya Min Yoongi'nin tok sesini işittim. "Bay Kim'in odasına benimle birlikte gelecek, sizler işinizin başına dönebilirsiniz."

Kâhya Min Yoongi gerçekten iyi biriydi. Ona kızmaya hakkım yoktu, çünkü o da bir çalışandı ve işini yapmaya çalışıyordu. Üstelik burada kızılacak ve hatalı görünebilecek biri varsa o da bendim. Bok vardı da adamı dinlememiş, maddeleri okumadan imzalamıştım. Bu yüzden istikrarla son sayfalara göz atmamı istemişti.

1 aylık deneme sürecim bittiğinde beni işten kovmasını sağlamak zorundaydım. Ama bunu nasıl sağlayacaktım? Ona karşı çıkmamdan hoşlanmadığı belliydi. Bunun için Kâhya Min Yoongi ile konuşup yardım almalıydım. Bir umut bana fikir verebilir, belki yardım edebilirdi.

Hızlıca kıyafetlerimi giymiştim. Tam odadan çıkacağım sırada etejerin üstündeki hizmetçi kıyafetimin parçası olan saç bandı gözüme çarptı. En son bunu merdivenlerden inerken fırlatmıştım. Ama sanırım bunu Jimin, ya da Kâhya Min Yoongi ben evden kaçmaya çalışma işlemimi gerçekleştirirken geri getirmiş olmalıydı.

Dudaklarımı büzerek onu da dağılan saçlarıma geçirdim. Gardrobun aynasının önüne yürüdüm. Aynadaki yansımamı gördüğüm anda ağzım bir karış aralandı. Yüzüm kıpkırmızı kesilmiş, ağlamaktan göz kapaklarım şişmişti. Hiç iç açıcı gözüktüğüm söylenemezdi. Karşısına böyle çıkmak istemiyordum, ama nihayetinde beni çağıran kendisiydi ve bu evin efendisi oydu.

Ve buradaki herkes -ben de dahil olmak üzere- onun ağzından çıkacak sözlere bakıyorduk, bakmak zorundaydık. Çünkü patron oydu. Onun sözlerini dinleyip, isteklerini yerine getirmekten başka şansım yoktu. Zarar görmeye hiç hevesli değildim.

Hızlıca banyoya girip elimi yüzümü yıkayıp kuruladım. Burnum öylesine tıkalıydı ki nefes almakta zorlanıyordum.

Kâhya Min Yoongi'nin kapıda beni bekliyor olduğu gerçeğini anımsayarak hızla banyodan çıktım. Sonra da kapıyı açıp odamdan çıktığımda, duvara yaslanmış, ellerini göğsünde çarprazlamış bir şekilde beni bekleyen Kâhya Min Yoongi ile karşılaştım.

Hemen kalçasının duvarla olan temasını kesip ayağını öne doğru atarak yanımdan geçti. Tek kelime etmeden peşinden onu takip ettim.

Merdivenleri tırmanırken, ayaklarım gerçek anlamda titremeye başladı. Dizlerim bedenimi taşımakta güçlük çekiyordu.

Gerçekten de çok bitkindim. Kendime kızgınlığımdan o kadar çok ağlamıştım ki, gözyaşlarımla birlikte vücudumda barınan tüm güçte beraberinde akıp gitmiş gibi hissediyordum.

Bileklerim hâlâ daha sızlıyordu. Bembeyaz olan ince bileklerim, şimdi o koruma bozuntuları yüzünden morarmaya başlayan parmak izleriyle dolmuştu. Onlara da kızmaya hakkım yoktu aslında. Görevlerini yapmaya çalışıyorlardı. Bay Kim'in emrine amade olmak zorundalardı. Burada tek sözü geçen oydu ve buna ben de uyum sağlamak ve alışmak zorundaydım. Deneme sürecim bitene kadar...

Ben düşüncelerimin yoğunluğunda boğulurken Kâhya Min Yoongi duraksadığında bunu farkederek ona çarpmadan ben de adımlarımı durdurdum. Uzun ve ihtişamlı koridoru da gerimizde bırakmış, Kim'in çalışma odasının kapısının önüne varmıştık bile. Ah hangi ara... Mideme yoğun bir sancı girerken gergince yutkundum. Kasılmıştım.

"Sakinliğini korumak zorundasın, sana söylediği anda yemeğini güzelce ye." dedi ve sırtımı sıvazlayıp kapıyı çaldı.

İçeriden 'gir' komutu geldiğinde nabzım delicesine hızlandı. Bacaklarım titriyordu. "S-sende gelsen olmaz mı?" diye fısıldadım .

"Maalesef." dedi kısık bir sesle ve uzanıp kapıyı açtıktan sonra bana içeri girmem için başıyla işaret verip geri çekildi.

Dudaklarımı kemirerek başımı önüme eğdim ve titreyen parmaklarımı önümde birleştirip içeriye adımladım.

Odanın içine adım attığım anda Kâhya Min Yoongi kapıyı çekerek kapatınca tüylerim diken diken oldu.

Daha fazla ilerlemeden duraksadım ve başımı kaldırmadan göz ucuyla odanın içine baktığımda, sırtı dönük bir şekilde pencereden dışarıya bakıyor olduğunu gördüm. Olduğum yere mühürlenip kalmıştım yine.

Çalışma masasının üstündeki tepsi dikkatimi çekti. Tepsinin içinde yiyecek bir şeyler ve koca bir bardak su vardı. Sanırım bunlar Kâhya Min Yoongi'nin benim için hazırladığı akşam yemeğiydi. Yemek bir yana, o suyu içmek için her şeyi yapabilirdim. O kadar susamıştım ki... Dilim damağıma yapışmıştı.

Bay Kim, ani bir hamleyle arkasını döndüğünde, telaşla bakışlarımı ayaklarıma sabitledim. Çoraplarımın biri dizimden aşağıya kaymıştı. Hızlıca düzelttim ve ellerimi yeniden önümde bağladım.

"Yaklaş."

Yanağımın içini kemirerek onun emrini yerine getirmek amacıyla, bacaklarıma hükmedip odanın merkezine doğru adımladım yavaşça.

Üzerime dikilen delici bakışlarını iliklerime kadar hissederken, ona doğru yaklaşmak çok daha zordu. Ama her şeye rağmen başardım.

Çalışma masasının önüne kadar ilerledim ve duraksadım.

Bana bir komut vermek yerine masanın etrafından hızla dolanarak yanıma geldi.

Kolu önüme doğru uzandı. Uzun parmaklarıyla saç bandımı düzelttiğinde göz bebeklerim titreşti, soluklarım hızlandı. Sadece tek bir adım ötemde duruyordu. Vücudundan yayılan sıcaklığı hissederken, kasıklarım kasıldı.

Bana sanki haddinden fazla yakın değilmiş gibi daha da yaklaştı ve göğüslerimizi ufak bir çarpışmayla birleştirirken, bedenimi kendiyle masa arasında sıkıştırdığında onun sert baskısını hissedince beynimden vurulmuşa döndüm. Ensemden soğuk terler akarken, kulaklarım yanmaya başladı. Oh Tanrım... Bacaklarımın arasında depremler oluyordu sanki...

"B-Bay Kim." diye mırıldandım iniltiyle karışık çıkan bir sesle. Onun sert baskısını hissetmek hayalarımı titreştirmişti.

Parmaklarının ucuyla yanağıma dokunduğunda göz bebeklerim dokunuşuyla kaydı. "Bana karşı çıkan ilk ve tek kişisin." diye tısladı sıktığı dişleri arasından, tenime sıcak nefeslerini salarak. Bugün evi terk etmeye kalkışmamdan bahsediyordu.

Kalçasını iterek bana kendini bastırdığında genzimden tahrik olduğumu bildiren boğuk bir inilti fırladı. Oh siktir...

Burnundan sert bir soluk çekip ellerini belime yerleştirdi ve elbisemin kuşağıyla oynadı. Böylece ceketine değen ellerim ikimizin vücudu arasında kalıp ezilirken çok geçmeden kollarım hızla kayarak iki yanıma düştü.

"Sözleşmede yazan maddeleri çiğneyerek benim iznim olmadan evden kaçmaya kalkıştın!" Bir anda sesi yine yükselerek kulaklarımı çınlattığında, kolları arasında kalan bedenim delicesine titredi.

"Be-ben çoğu maddeyi okuyamadım, gördünüz." Kâhya Min Yoongi söylemişti, ama yine de haberim yokmuş gibi davranmam en iyi seçenekti diye düşünmüştüm işte.

"Evet seni özellikle son sayfalardaki maddelere bakman adına uyardım, ama sen bakmak yerine imzalamayı seçtin!" Haklıydı... Doğru söze ne denirdi ki, çok haklıydı.

Sessizliğimi korurken, gözlerimi yuvalarında çevirerek onun gözlerinden kaçırdım. "Gözlerime bak!" Çenemden yakalayarak ona bakmamı sağladığında seslice yutkunurken gözlerim doğrudan çakmak gibi parlayan gözlerine tırmandı.

"Ben istemezsem, bu evin dışına çıkmayı bırak, bahçesine dahi adımını atamazsın, duyuyor musun beni?!"

Hâlâ çenemi sıkıca tutan parmaklarının baskısı oradan ayrılmasa bile, başımı usulca olumlu anlamda salladım.

"Bana karşı çıkmayacaksın Jeon. O sözleşmeyi imzaladığın anda, sana istediğim her şeyi yapma ve yaptırma iznini bana vermiş oldun, maddeleri istikrarla okumamayı tercih etmen senin hatandı, üstelik ben seni bakman adına uyardım." Baş parmağıyla çenemi okşadığında titrek bir nefes saldım havaya.

"Madde 97: İşe alınan personel ev sahibinin isteği doğrultusunda her türlü yakınlaşmaya izin vermek zorundadır!" diye bağırdı.

"Madde 101: Ev sahibine karşı gelen personeller her türlü cezaya tâbi tutulacaktır!"

"Ve madde 105; bu da son madde: Ev alışverişi her hafta Cumartesi günleri belirlenen listeye uyum içerisinde alınır. Onun haricinde personel haftada sadece tek bir seçtiği gün, yalnızca 2 saat dışarıya çıkma hakkına sahiptir!"

"Haftalık iznin dışında." diye ekledi sonra.

Hepsini ezbere mi biliyordu? Tanrı aşkına bu adam gerçekten normal değildi! Tüm bu maddeleri oluşturduğu yetmiyormuş gibi bir de ezberlemişti! Tanrım!

105 madde vardı ve ben sadece 6'sını okumuştum. Şimdiyse bana 3 maddeyi daha söylemişti. Jimin'in ve Kâhya Min Yoongi'nin bahsettiği bir kaç maddeyi de biliyordum. Son maddeyi Kâhya Min Yoongi, ben evden delirip çıkmadan önce bana söylemişti. Kim bilir daha bilmediğim ne maddeler vardı.

Çenemi iterek bıraktığında, ani baskısının etkisiyle başım geriye doğru kaydı. Çakmak gibi parlayan gözleri, gözlerimi yakıp kül etmek istercesine keskin bakıyordu. Göz bebekleri irileşmiş, yüz hatları gerilmişti. Öfke püskürüyordu.

"Bu eve adım attığın an benim kontrolüm altına girdin Jeon Jungkook!"

Sessizliğimi koruyup ona karşılık vermediğimi görünce dudakları beğeniyle büküldü. Sanırım öğlen sergilediğim tavrın devamı gerçekleşmediği için keyfi yerine gelmişti. Şu anda karşısında süt dökmüş kediden farksızdım. Öğlen korkusuz ve fütursuzca caka satarken, şimdi o sergilediğim tavırdan eser yoktu.

"Şimdi..." dedi ve duraksayıp hafifçe geri çekildi. Belimdeki teması oradan kopunca boşluğa düşmüş gibi hissettim. Elinin sıcaklığının yerini hava sarmalamıştı.

İçimi kemiren gerginlikten ötürü soğuk terler döken bedenimi hızla çevirerek ona arkamı dönmemi sağladı. Bu atik hamlesi nefesimi kesti. Kollarımdaki baskısı da yok olunca sertçe yutkundum. Geri çekilmişti. Masanın üstündeki tepsiye kaydı gözlerim hemen.

"Suyunu içip yemeğini yiyebilirsin!" Hızla bardağı kapıp kafaya diktim. Sanki bunu demesini beklemiş gibi tek bir saniye bile beklememiştim. Soluksuz , kana kana içtiğim suyun saniyeler içerisinde dibini gördüğüm anda boş bardağı tepsiye geri bırakıp dudaklarımı yaladım. Ah, susuzluktan midem sırtıma yapışmıştı resmen. İçim suyun verdiği ferahlıkla dolarken derin bir nefes daha çektim içime. Oh şükürler olsun.

Tam arkama bakıp nerede olduğunu kontrol edeceğim sırada, benden önce davranıp ani bir hamleyle ellerini karnıma doladığında bacaklarımın arasına balta saplanmış gibi sarsıldım. Ağzım şokla aralanırken bedenim kilitlendi. Nefesim tekledi. Kalbim göğüs kafesimi yarıp geçecekmiş gibi hızlı çarpmaya başladı.

"Yemeğini ye!" Yanağı yanağıma sürtündüğünde kokusu beynimi döndürdü. Tanrım, eşsiz bir kokusu vardı, çok güzel kokuyordu. Başını çevirip burnunu yanağıma sürterek dudaklarını kulağımın arkasına bastırdığında, yumuşak dudaklarının nemli dokunuşu tüm bedenimi karıncalandırdı. Oh Tanrım! Kulağımın arkasını öpmüştü...

Beni kendi bedenine yaslayarak tutuşunu mümkünmüş gibi sıkılaştırdığında kaskatı kesildim. Resmen, sırtımı göğsüne yapıştırmış, alt bedenlerimizi birbirine yaslamıştı. Kumaş engellerine rağmen onun sert baskısını bir kez daha hissettiğimde, dizlerim lastikten yapılmaymış gibi titredi, ayakuçlarına yığılacak gibi sarsıldım. Oh Tanrım, teni tenimi mıknatıs gibi çekiyordu...

Tıpkı benim onun için düşüncelerimi okumuş gibi aynı sözleri söyledi.

"Çok güzel kokuyorsun Jeon!" dedi burnunu ensemdeki saçlarıma sürterek, derin bir soluk çekti içine, kokumu derinlemesine içine soluyarak. Dudakları hala tenimde dolanıyordu ve ben ölecekmişim gibi hissediyordum. Bana yabancı gelen bu dokunuşlara rağmen daha fazlasını isterken buldum kendimi, kolları arasında ürkek bir kuş gibi sarsılırken.

"Ben seni yemeden, yemeğini ye artık!"

Bölüm sonu :)

Bölüm sınırı: +45 oy +1000 yorum :)Xx

Umarım bölümü sevmişsinizdir. Bu bölümde bir kaç daha maddeye değindim. Elbette tüm maddeleri zihnimde derlemedim. En merak edilenlere Taehyung değindi. Önceki bölümde Min Yoongi'de değinmişti biliyorsunuz.

Bol bol oy ve yorum isterim. Bölüm 3000 kelimelik, gittikçe uzuyor bölümler onu farkettim sjsjsj SLAVERY kadar uzun değil, o yüzden kusura bakmayın çok fazla ficim var ve sürekli bölüm güncellemeye çalışıyorum. Hak verirsiniz ki onca fici bir arada götürmek çok zor :)

Gelecek bölümde tez zamanda görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın.

Seviyorum sizi, öptümmm byeee Xx

-Şevval

Bölüm sonu

9 yorum