İçeriğe geç

SINNER | TAEKOOK

Bölüm 4 · 11 dk okuma

SINNER | TAEKOOK

Bölüm 4

3 | Jeon Jungkook Aç mısın?

"Bekle!"

Bacaklarım, zemine çivilenmiş gibi kımıldayamadım. Ne kapıyı açıp dışarıya doğru bir adım atabildim, ne ona doğru dönmek için hamle yapabildim. Öylece, bedenim buz tutmuş gibi kalakaldım.

"Gel buraya!" Yeri göğü inletecek kadar gür olan ses, yerimden sıçramamı sağladı. Siktir ya!

Bana verdiği komut üzerine dudaklarımı kemirerek çekingen bir tavırla ona doğru döndüm güç bela. Ancak başımı ayakkabılarımdan ayırabilecek cesaretim yoktu.

Son derece yavaş adımlarla ona doğru ilerledim ve çalışma masasının iki adım ötesine ulaşınca duraksadım. Başımı yerden kaldırmadan, göz ucuyla ona baktığımda hâlâ arkası dönük, pencere kenarında duruyor olduğunu gördüm.

Elleri ceplerinde, dik duruşu geniş omuzlarını sergiliyordu. Ceketi jilet gibiydi. Tek bir kırışıklık yoktu.

"Neden bu kadar geciktin?!" Bir anda sessizliği yine onun kükreyen gür sesi böldü. Yakınında olduğum için yükselen sesiyle boş bulunduğum için gayriihtiyari irkildim, omuzlarım sarsıldı. Sertçe yutkunup derin bir nefes çektim içime. Cesaret nefesiydi bu.

"Özür dilerim Bay Kim, eşyalarımı odama bıraktım ve ıhmm şey kıyafet verildi bana. Onları giydim. Sonra-"

"Kes, tamam!" dedi ve hızla bana doğru döndü. Bu ani hamlesiyle ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde bakışlarımı ayaklarıma geri düşürdüm.

"Çıkabilir miyim?" diye mırıldandım, sesim o kadar yumuşak çıkmıştı ki, gerçek anlamda sesin bana ait olup olmadığını sorgulayacak duruma geldim.

"İkinci özrün oldu bu değil mi?! Dakika bir gol bir!" Onun bu aşağılayıcı konuşma tavrı benim gerginliğimin kat sayısını tavanlara çıkartmaya yetecek kadar kuvvetliydi.

Kâhya Min Yoongi dikleşme demişti. En iyisi sessizliğimi korumaktı. Bu yüzden ona karşılık vermedim. Özür dilemekten başka ne diyebilirdim ki zaten? Burada onun sözleri geçiyordu ve ben onun garip bir karakter olduğunu bile isteye kabul etmiştim. Evet sözleşmeye bakmadan imzalamam benim hatamdı, ama bu işe ihtiyacım olduğu için buna ihtiyaç bile duymamıştım.

Delici bakışlarını üstümde hissedebiliyordum, hem de iliklerime kadar. O kadar keskindi ki, beni yok etmek ister gibi bakıyordu.

Masanın üstüne doğru uzandı ve kahve dolu bardağı kulpundan çekip masada sürükleyerek, rahatsız edecek şekilde gıcırdama sesi eşliğinde, aceleci olmayan tavırlarla, kupayı eline aldı.

Bana çık demeden çıkamazdım değil mi? Pekala, neden çık demiyordu?

Gerginliğim mümkünmüş gibi her aldığım nefeste daha da üst düzeye tırmanıyordu ve karnıma kramplar girmeye başlamıştı. Çıplak bacaklarımı birbirine bastırıp aradaki boşluğu kapattım. Hem bacaklarım, hem de ayakkabılarım birbirine değiyordu şimdi.

"Neden kıyafetinin bazı parçaları eksik?!" Ah siktir! Fark etmişti.

"Ben sizi bekletmemek için giymedim efendim, buradan çıkınca hemen giyeceğim." Kendimden hiç beklemediğim bir atılganlıkla sözü tamamlamış olmanın verdiği cesaretle başımı kaldırıp yüzüne baktım.

Elindeki bardağı çenesinin hizasına kadar getirmiş, çattığı kaşları ve çakmak gibi parlayan kısık gözleri eşliğinde bana bakıyordu. Bakışlarımız orta yolda çarpışınca nefesim tekledi. Oh gözleri... O kadar güzeldi ki...

Tek kelime etmeden kahvesinden bir yudum aldı. Bu esnada gözlerini benimkilerden bir an bile ayırmadı.

"Bu kahveyi Kâhya Min Yoongi yapmış!" diye kükrediğinde kaburgalarıma tekme yemişim gibi iki büklüm olup yüzümü buruşturma isteğimi güç bela bastırdım.

Ne diyecektim şimdi? Benim yapmamı istediğini dile getirmişti ama bugün ilk günümdü ve Kâhya Min Yoongi, onun nasıl kahve içtiğinden bilgisiz olmamdan dolayı benim yerime yapmıştı.

Masayı aşarak yanıma doğru geldiğinde çekinceyle ona dönüp bir adım geriledim.

Şimdi kalçalarım onun çalışma masasına değiyordu.

"Kahveyi senden istediğimi hatırlıyorum?!" diye yüzüme doğru bağırdığında gözlerimi yumarak başımı olumlu anlamda salladım. "Ben mutfağa gittiğimde Kâhya Min Yoongi ha-hazırlamıştı şey ben de-"

"O zaman gidip yenisini kendi ellerinle hazırla ve getir!"

Kirpiklerimi kırpıştırarak yanağımın içini kemirdim ve sessizce başımı olumlu anlamda sallamakla yetindim.

"Güzel!"

"Çıkabilir miyim?" Dilim ağzıma takılmadığı ve sesim titremediği için şükrettim.

"Çık!" diye hırladığında sertçe yutkunup yanından geçtim.

Tam adımlarımı daha da hızlandıracağım evrede, arkamda büyük bir gürültü koptu. Korkuyla topuklarımın üstünde arkamı döndüğümde, az önce bardağı tutan parmaklarının boş olduğunu gördüm.

Bakışlarım hızla zemine kaydı. Parkeye son hızla yayılan kahve lekesi ve yere düşmesinin etkisiyle kulpu kopan siyah bardak beni karşıladı. Ah onu yere atmıştı! Tanrı aşkına! Gerçekten de tam bir zengin züppesi gibi davranıyordu!

"Cezan! Temizle şimdi!" Kalçalarımın iki yanında duran ellerimi yumruk haline getirdim. Sinirden gözüm seğirdi, ancak gözlerimi kırpıştırarak derin bir nefes aldım burnumdan. İçimden sayıp sövsem de dışıma yansıttığım ufak bir baş sallaması oldu.

Hızla arkamı dönüp kapıdan çıkmak için hamle yapacağım sırada, "Dur!" diye bağırdı. Hay sikeyim!

Aldığım sert solukla şişen göğsüm yavaşça verdiğim nefes eşliğinde inerken, ona döndüm. Her geçen saniye kahve damlaları parkede uzun bir yolculuğa çıkmış gibi dağılmaya devam ediyordu ve bu adam şu an tam anlamıyla beni oyalıyordu!

"Bay Kim, bez alıp geleceğim." diye telaşlı bir şekilde homurdandığımda dudaklarının iki yanı aheste bir şekilde, beğeniyle büküldü.

"Yala!" diye kükrediğinde gözlerim dehşetle irileşti. Ne?

"Beze ne gerek var? Dilinle temizle, hemen şimdi!"

İşaret parmağıyla iki adım geri çekildiği zeminde birikinti halinde gittikçe yayılan kahve lekesini gösterdi.

Başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüş etkisiyle sarsıldım. "Bay Kim." diye mırıldandım.

"Jeon Jungkook, sana çok daha büyük bir ceza vermeden şu lanet parkeyi derhal yala!"

Kirpik diplerim yanarken görüş alanımın bulanıklaştığını farkettim. Boğazımda bir yumru oluşmuş, genzim yanmaya başlamıştı. Tanrı aşkına... Az önce bana çık diyen de kendisiydi, neden böyle bir şey yapıyordu şimdi?! Kahveyi kendim hazırlamadığım için miydi tüm bu aşağılayıcı davranışları?!

Ağlamamak için kendimi sıkmaya başladım. Böylece burnum delicesine sızladı. Gözlerime görünmez iğneler batıyordu sanki, hem de aynı anda yüzlercesi...

"Özür dilerim." diyebildim yalnızca. Kelimeler dudaklarımdan her geçen saniye öteye çekiliyor, boğazıma diziliyordu. Çaresizce özür dilemekten başka bir bok gelmedi elimden. Gerçekten bunu yapmak istemiyordum.

"Jeon Jungkook sabrımı sınıyorsun!" dedi ve boynunu iki yana çevirip kütletti. Bakışları öyle ölümcül bir hale büründü ki, beni diri diri mezara gömüyormuş gibi hissettim.

"Lütfen." diye mırıldandım. Omuzlarım çökmüş, gözleri önünde ufaldıkça ufalıyordum. "Bay Kim lütfen."

Gözümden sızan yaşa engel olamadım. Sesimi kontrol etmek zorunda kaldığım için, bu defa gözyaşlarıma hakim olamadım. İkisi bir arada olmadı. Sesim titremesin diye çabaladım, bu defa gözyaşlarım tenimi istila etti.

Bakışları gözlerimden akan yaşları takip ettiğinde, dudakları sımsıkı birbirine kenetlenmiş, düz bir çizgi haline geldi. Yüzünde tek bir tane mimik yoktu. O kadar ifadesizdi ki... Sadece gözleri... Gözleri ölümcül derecede tehlike saçıyordu.

Gözyaşlarımı fark edince çenesi gerildi. Gözlerimin önünde bakışları usulca yumuşamaya başladı.

Burnundan sert bir soluk çekti içine. Ardından dilini dudakları üstünde gezdirip onları hafifçe ıslattı. "İlk günün çok büyük eksi getirdi Jeon Jungkook! Yıkıl karşımdan şimdi!" diye kükrediğinde titreyen bacaklarımı güçlükle harekete geçirdim ve arkamı döndüğüm gibi koşar adımlarla kapıya ilerledim.

"Jimin'i gönder bana!" Araladığım kapıdan çıkarken son duyduğum bu olmuştu. Bastırdığım hıçkırıklarım, kapıdan çıktığım anda kendini salıp serbest kaldı. Elimle ağzımı kapayarak ağlaya ağlaya mutfağa gittim.

"Oh kötü bir şeyler olmuş." Kâhya Min Yoongi'nin sesini işittiğimde yerin dibine girip yok olmak istedim.

"Bu kadar zaman dışarıya çıkmayınca bir şeyler döndüğünü anladım ben zaten." Jimin'in tiz sesi kulaklarımda çınladı.

"S-seni ça-çağırdı." diyebildim güçlükle elimin tersiyle burnumu silerek.

"Beni mi?" dedi ve gözlerinin içi parladı. Sesindeki mutluluk gerçek anlamda dikkatimi çekti. Sanırım ona karşı bir şeyler hissediyordu.

"Demek beni çağırdı." dedi ve sırıta sırıta hızla mutfaktan çıktığında Kâhya Min Yoongi sandalyelerden birini çekerek oturmam için omuzlarımdan hafifçe itekledi. "Geç, şöyle. Sakin ol, ağlama."

"Ne oldu anlat?" Bana peçete vererek sandalyelerden birine oturdu ve ellerini masaya yasladı.

Peçeteyle burnumu sildim ve derin bir nefes çektim içime. Burnum tıkanmıştı. Lanet olsun.

Bulanık görüş alanımdaki erkeğe bakarak iç geçirdim. Hangi ara önüme koyduysa su dolu bardağı işaret etti bana. "İç biraz."

Başımı salladım ve peçeteyi avcuma sıkıştırıp, boşta kalan elimle bardağı kaptığım gibi bir yudum su içerek çöl misali kuruyan genzimi ıslattım.

"Teşekkür ederim." dedim bardağı dudaklarımdan uzaklaştırıp masaya yavaşça geri bırakırken.

Kâhya Min Yoongi sadece baş sallamakla yetindi, sessizliğini korudu, anlatmamı beklercesine gözlerini üzerimde gezdirdi.

"Kahveyi sizin yaptığınızı anladı ve bu yüzden benim yapmamı istediğini söyledi." dediğimde dudaklarını şişirerek ofladı. "Aslında kötü biri değil, ama-"

"Kahveyi yere döktü ve bana yala dedi." Burnundan sert bir soluk aldı ve bakışlarını gözlerimden kaçırdı. "Yaptın mı?"

"H-hayır. Gözyaşlarımı görünce vazgeçti, beni odasından kovdu."

Kâhya Min Yoongi, masanın üstünde duran elime uzandı ve hafifçe sıktı. "Bay Kim biraz farklı biridir ama özünde aslında kötü biri değil. Sana alışacaktır, işini yap ve göze batmamaya çalış. Ben ve diğer çalışanlar sana neler yapman gerektiğini göstereceğiz."

***

Felix ve Soobin ile tanışmıştım. İkisi de çok güler yüzlü ve pozitif enerjili iki gençti. Felix yarı zamanlı çalışıyor, aynı zaman da okula gidiyordu. Soobin aynı benim gibi yatılı olarak çalışıyordu.

Hepsi bir araya gelmiş ve Bay Kim için kahvaltı hazırlamıştı. Kahvaltısı için gerekli olan bir liste vardı. Tanrı aşkına.

Salondaki masaya servis yaparlarken, ben de onlara yardım etmiştim.

Elimdeki pirinç keki tabağını bıraktığımda Kâhya Min Yoongi, arkamdan tabağı düzeltti. "Bay Kim nizama çok önem verir." dedi hırıltılı sesiyle. Ardından bana gülümseyerek yanımdan geçip salondan çıktı.

Başımı çevirip masaya göz attım. Tek kişilik için çok fazla yiyecek vardı burada. Bildiğin ziyafet vardı ve ağzım sulanmıştı. Karnım o kadar açtı ki, dün yorgunluğumdan dolayı tek bir lokma bile akşam yemeği yemeden uyuyup kalmıştım. Sabahın kör saatinde uyandığım için de haliyle kahvaltı etme fırsatım olmamıştı. Karnım delicesine gurulduyordu. Acaba biz ne zaman yiyecektik? Çekindiğim için soramamıştım da.

Mis gibi kokulardan, kendimi uzaklaştırarak bir adım geri çekildim ve bacaklarımı şimdiden kaşındırmaya başlayan jartiyer çoraplara baka baka salon kapısına ilerledim.

Tam kapıdan çıkacakken, Bay Kim ile burun buruna geldiğimde çığlık atmamak için dudağımı kemirerek gözlerimi yumdum ve hışımla kenara kayıp ona yol verdim. Ah Tanrım, ödüm kopmuştu aniden karşılaştığımız için.

Bana ters ters bakarak yanımdan geçtiğinde peşinden Jimin'in de girdiğini gördüm. Dudaklarında keyifli bir gülücük ile ilerleyen Bay Kim'i takip etti.

Koşturarak o masada ki yerini almadan sandalyesini Bay Kim için çekti.

Baş köşeye kurulan Bay Kim, ceketinin yakalarını düzeltti ve kısa sürede mükemmellikler yaratan Kâhya Min Yoongi ve diğerlerinin hazırladığı masaya göz ucuyla baktı. İnanılmaz bir aurası vardı ve her bir hareketi kasıklarımı titretiyordu.

Ardından bakışları hala kapının kenarına sinmiş bir şekilde dikilen bedenime yükseldiğinde neden hâla çıkmadığımı sorguladım. Lanet olsun neyi izliyorsun Jeon!

"Jeon Jungkook!" diye bağırdığında, nefesim gırtlağımda takılıkaldı. "Çalışma odamda, masamın üstünde bir dosyam var. Bana onu getir!"

Önümde birleştirdiğim parmaklarımı çekiştirerek oynarken, başımı önüme eğerek onaylayıcı bir şekilde salladım.

"Ben getireyim Bay Kim." diye atıldı Jimin.

"Hayır Jimin, sen servisimi yap!" diye bağırdığında Jimin dudaklarını şişirdi. "Jeon, tren mi bekliyorsun?!"

"N-ne? Yok efendim, hemen getiriyorum." dedim ve salondan fırladım. Arkamdan gelen keyifli kıkırtısını duyabilmiştim. Ah! Cidden...

Koştura koştura yolunu ezbere bildiğim çalışma odasının önünde soluğu aldım. Çift kanatlı kapıları açarak içeriye adımımı attığımda, daha 1 saat önce yaşadıklarım gözümün önünde canlandı.

Jimin zemini temizlemişti. İçerisi mis gibi kokuyordu.

Burada çalışmak zorundaydım. Paraya ihtiyacım vardı ve bu yüzden katlanmak zorundaydım. Kolayca pes edemezdim. Yılmak yoktu.

Odanın girişinde dikilmeye son verip içeriye doğru adımladım. Odayı arşınlayan adımlarım masasının önüne ulaştığında, sandalyesinin önünde duran mavi şeffaf dosyayı kaptığım gibi oyalanmadan odadan çıktım.

Salonun o ihtişamlı kapısından adımımı attığım anda, Bay Kim'in bakışları önündeki tabağından yükselerek hızlıca beni buldu. Gergince yutkunarak ona doğru ilerledim ve masanın boş olan kenarına dosyayı usulca bırakırken, "Buyrun efendim." diye mırıldandım.

Masaya yaslı dirsekleri ufak bir açıyla kıvrılmış ve bir elinde çatalı, diğer elinde ise bıçağı sıkıca tutan parmak boğumları beyazlamıştı.

Ağzında, hiç acele etmeksizin çiğnediği lokmayı yuttuğunda çatalını ve bıçağını tabağının kenarına aynı anda bıraktı. Parmakları... Fazla güzeldi. İnce, uzun ve kemikli.

Garip bir şekilde o parmakların tenime dokunduğunu hayal ederken buldum kendimi. Utançla kızardı yanaklarımı saklamak istercesine önüme eğdim başımı. Zihnimden geçen ahlaksız düşüncelere kapılmıştım aniden.

Dosyayı bıraktığım köşenin, diğer tarafında, tabağının hemen altında duran peçeteyi alıp narince dudaklarının üstünü sildi. Tam o sırada karnımdan koca bir gurultu geldiğinde, bir utanç dalgası daha sarstı benliğimi. Utanç içinde dudaklarımı ısırıp hızla ellerimi karnıma attım. Tam bir şey söylemediği için geri çekileceğim sırada öksürmesiyle duraksadım.

Peçeteyi masaya geri bırakırken, bakışları bana yükseldi. "Jeon Jungkook, aç mısın?"

Açlıktan bayılacak halde olsam bile başımı hızla iki yana salladım. "Hayır efendim."

Dili yardımıyla dudaklarını ıslattı ve beni baştan aşağıya inceledi. Bakışlarının keskinliğinin etkisiyle nabzım hızlanırken sertçe yutkunup kıpırdandım. Gözleri jartiyer çorapların sıkıca sarmaladığı bacaklarımda, baldırlarımda ve kalçalarımda oyalandıkça genzimin kuruduğunu hissettim.

"Bay Kim, kahveniz soğuyor." Jimin'in sesiyle birlikte bakışları üzerimden çekildi. Başını belli belirsiz salladı ve dudaklarına ufacık bir gülüş asıldı. Yanık teni, perdeden içeriye sızan güneş ışığı sayesinde daha bir aydınlık, daha bir parlak görünüyordu. Cildi ciddi anlamda pürüzsüzdü. Çok yakışıklıydı, çok seksi ve erkeksi...

Bay Kim'in hemen sandalyesinin diğer köşesinde dikilen Jimin'in bana ters bakışlar attığını fark edince, "Başka bir isteğiniz yoksa, gidebilir miyim Bay Kim?" diye sordum nazikçe.

"Yok, git!" diye hırçınca çıkıştığında başımı sallayarak geri çekildim ve tam bir adım atmak için ayağımı kaldırdığım anda yine onun o katı sesini işittim.

"Dur!"

Gözlerimi yumarak derin nefes aldım. Bu defa ne istiyordu?! Tanrı aşkına...

Topuğumun üstünde ona doğru geri döndüğümde, gümüş rengi peçetelikten bir tane daha desenli peçete aldığını gördüm. Kaşlarımı hafifçe çatmış bir şekilde onu izlerken sessizce bekledim.

Pirinç keklerinin olduğu tabağın içindeki kırmızı renkli silikon spatulaya uzandı ve avcu içinde tuttuğu peçetenin üstüne bir adet pirinç keki bıraktı yavaşça.

"Al ye şunu!" Spatulayı tabağın içine bırakıp avcu içindeki pirinç kekini peçetenin kenarlarından kavradı. Peçetenin ucuyla tuttuğu pirinç kekini bana uzattığında ağzım şokla aralandı. Tanrı şahit, asla böyle bir şey beklememiştim. Vay canına. Sanırım bugün ilk günüm olduğu halde bana fazlasıyla katı davrandığını fark etmişti.

"T-teşekkür ederim." diye mırıldandım ve çekinceyle eğilerek uzun parmakları arasından pirinç kekini aldım. Sıcacık parmakları tenime temas edince içim karıncalandı. Parmaklarının tenime dokunduğu hayaliyle dolup taşınca hızla geri çekildim, ah yine aynısı olmuştu...

"Ayrıca Kâhya Min Yoongi'ye bugün işe geç gideceğimi söyle. İşe geçmemi beklemenize gerek yok, kahvaltı hazırlayıp yiyebilirsiniz!"

***

Bölüm sonu :)

Kim Taehyung'un sıkıntılı bir karakteri olsa bile son hamlesi bence çok sevimliydi. Umarım bölümü sevmişsinizdir.

Bol bol oy ve yorum isterim.

+40 oy ve +1000 yorum gelir bence bu bölüme, hmm?:)

Gelecek bölümde tez zamanda görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın.

Çok öptüüüm Xx

-Şevval

Bölüm sonu

16 yorum