İçeriğe geç

Sınır Hattı

Bölüm 50 · 7 dk okuma

Sınır Hattı

Bölüm 50

BÖLÜM 50: MÜHRÜMÜZÜ DAĞLARA VURDUK

Telefonun diğer ucundan yükselen o sert, otoriter ama içi sarsılmaz bir aşkla dolu ses, sahra revirinin ahşap duvarlarında yankılandığında Gökçe’nin parmakları donakaldı. Göğsündeki kalbin atışı öyle bir hızlandı ki, bir an nefezsiz kaldığını hissetti. Zihnindeki tüm kelimeler silinmiş, yerini koca bir uğultuya bırakmıştı.

İki yıl... Koskoca iki yıldır bu adamın gölgesine, kokusuna, gözlerindeki o hırçın ama sadece kendisine yumuşayan bakışlara sevdalıydı. Ankara’da sivil bir doktor olarak yolunu gözlediği günler, ameliyathanelerdeki bitmek bilmeyen nöbetler, sahra hastanesindeki ilk karşılaşmaları, o omuz omuza verdikleri hayat mücadelesi ve son olarak TSK’nın o çamurlu parkurlarında geçirdiği, her saniyesinde Metehan’ın hayaliyle ayakta kaldığı o zorlu üç ay... Hepsi bu an içindi.

Gökçe’nin gözlerinden süzülen tek bir damla yaş, masadaki nöbet defterinin üzerine düştü. Yutkunmaya çalıştı ama boğazı düğüm düğümdü.

"Metehan..." diye fısıldadı, sesi bir yaprak gibi titreyerek. "Sen... Sen ciddi misin?"

"Ben seninle ilgili hiçbir şeyde berceste bir an bile gayriciddi olmadım Gökçe," dedi Metehan. Sesi, Şırnak’ın o sert rüzgarını yırtıp geçen bir fırtına gibiydi. "İki yıldır kalbimdeki tek mühür sensin. Şimdiyse o mühür resmiyete dökülecek. O yalnızlığa da, aramızdaki bu binlerce kilometrelik mesafeye de son veriyorum. Cevabın ne Teğmenim? Bu komutanına, bu adama 'evet' diyor musun?"

Gökçe gözlerini kapatıp derin bir nefes çekti. Dudaklarında o güne kadar taşıdığı tüm yorgunluğu silip atan muazzam bir tebessüm peydah oldu. Doğrularak oturduğu sandalyede dikleşti, sanki Metehan karşısındaymışçasına başını kaldırdı.

"Evet..." dedi, sesi bu kez hiç tereddütsüz, çelik gibi net çıkarak. "Evet Yüzbaşım! Bin kere evet, bir ömür evet!"

Telefonun diğer ucunda Metehan’ın derin, rahatlamış nefesi duyuldu. "Aferin Teğmenim," dedi Metehan, sesindeki o hırçın gururla. "Hazırlan. Geliyorum."

Aynı gece, Metehan’ın karargahında adeta gizli bir operasyon hareketliliği yaşanıyordu. Metehan, Burak’ın odasına adeta fırtına gibi daldığında, Burak masasında kahvesini yudumluyordu.

"Kalk Burak," dedi Metehan, botlarını bağlarken. "Gidiyoruz."

Burak kahvesini az kalsın halıya döküyordu. "Nereye ulan? Gece vakti devriye mi var?"

"Şırnak’a. Cudi’ye," dedi Metehan gözlerini karartarak. "Gökçe 'evet' dedi. Yarın sabah Şırnak’ta olacağız. Sen de geliyorsun, nikah şahidimsin."

Burak bir an duraksadı, ardından yüzüne o bildik, yayvan ve muzip gülüşü y yayıldı. "Oha! Vay be, bizim sert komutan sonunda nikah masasına oturuyor demek! Ulan adam jet hızıyla evleniyor! Dur dur, yalnız bir dakika... Ben tek başıma gelmem. Elif’e de haber veriyorum. Kız kaç aydır Gökçe yengeyi görmüyor, hem yengenin de bir şahide ihtiyacı var!"

Metehan durup arkadaşına baktı. "Tugay Komutanı'ndan izin alabilir misin Elif için?"

"O iş bende Yüzbaşım," dedi Burak göz kırparak. "Elif dağda sağlık personeli, acil protokol bahanesiyle onu da yazdırırım listeye. Tugay Komutanı senin bu kararlılığını görünce mazeret iznini ikiletmeden imzalar zaten. Hadi, helikoptere yetişiyoruz!"

Sabahın ilk ışıkları Şırnak dağlarını kızıla boyarken, Skorsky helikopterinin pervaneleri Cudi Üs Bölgesi’nin pistini tozu dumana katarak dönüyordu. Helikopterden inen üç kamuflajlı figür, pistteki askerlerin meraklı bakışları arasında sahra revirine doğru ilerledi. En önde, adımları yeri göğü inletecek kadar kendinden emin atılan Yüzbaşı Metehan Çelik vardı. Yanında Yüzbaşı Burak ve gözleri sevinçten parlayan Elif...

Gökçe, sahra revirindeki küçük çalışma masasında üzerindeki kamuflajı düzeltirken dışarıdaki helikopter sesini duymuştu. Kalbi adeta göğüs kafesini delercesine çarpmaya başladı. Aynadaki yansımasına baktı; yakasındaki Teğmen rütbesi parıldıyordu, saçları sımsıkı bir topuzdu. Şırnak’a geleli henüz üç gün olmuştu ve TSK’da yeni bir subay olduğu için mazeret izni istemeye, resmi prosedürleri kendi başına başlatmaya çekiniyordu.

Tam o sırada revirin ahşap kapısı açıldı.

İçeri giren heybetli bedenle oda bir anda daraldı sanki. Metehan, kapının eşiğinde durmuş, gözlerini Gökçe’ye dikmişti. İki yılın birikimi, üç ayın çıldırtıcı özlemi ve son üç günün endişesi o tek bir bakışta birleşti. Gökçe’nin gözleri Elif ve Burak’a kaydı. Elif koşup Gökçe’ye sarıldı. "Abla! Ciddi misiniz siz, inanamıyorum!" diye fısıldadı heyecanla.

Burak ise tebessümle, "Yenge, askeriyede hızlı olan kazanır, bizim Yüzbaşı da fırtına gibi esti geldi," dedi.

Metehan step adımlarla Gökçe’nin yanına yaklaştı. Herkesin içinde resmiyetini korumaya çalışsa da gözlerindeki o kor alev Gökçe’yi yakıp geçiyordu. "Hazır mısın Teğmenim?" dedi kısık ama derin bir sesle.

"Metehan... Ben daha yeni atandım biliyorsun," dedi Gökçe fısıltıyla. "Üs komutanından izin isteyemem, 'daha ayağının tozuyla nikah izin istiyor' derler diye çekindim..."

Metehan hafifçe gülümsedi, o sert yüz hatları bir anda yumuşadı. "Sen benim arkamda dur Gökçe. O iş bende."

Metehan, Gökçe’yi de yanına alarak doğrudan Cudi Üs Bölgesi Karargah Binası’na, Cudi Revir ve Birlik Komutanı olan Yüzbaşı Hakan’ın odasına geçti. Hakan Yüzbaşı, Metehan ile aynı dönemden, sınır hattında kıdem almış sert ve tecrübeli bir subaydı.

Kapıyı çalıp içeri girdiklerinde Metehan resmi askeri selamını verdi. "Yüzbaşı Metehan Çelik / Hakkari Çukurca Üs Bölgesi!"

Hakan Yüzbaşı ayağa kalktı, şaşkınlıkla arkadaşına baktı. "Metehan? Oğlum senin burada ne işin var? Bir operasyon durumu mu var?"

"Operasyon değil komutanım, vatan borcunun yanına bir de gönül borcunu eklemeye geldik," dedi Metehan dik duruşunu bozmadan. Sonra yanındaki Gökçe’yi işaret etti. "Bölüğünüze yeni atanan Tabip Teğmen Gökçe... Benim iki yıllık sözlümdür Hakan. Biz TSK bünyesinde iki muvazzaf subay olarak evlilik kararı aldık."

Hakan Yüzbaşı gözlerini bir Gökçe’ye bir Metehan’a çevirdi. İki subayın gözlerindeki o sarsılmaz kararlılığı ve birbirlerine olan bağlılığı görmek zor değildi. "Anlat Yüzbaşım, dinliyorum," dedi Hakan.

"Mevzuat açık komutanım," dedi Metehan net bir sesle. "İki muvazzaf subay evlendiğinde, stratejik ihtiyaç ve kıdem esasına göre eş durumu tayini işler. Ancak biz resmi nikah olmadan bu süreci başlatamıyoruz. Teğmenim henüz yeni göreve başladığı için sizden izin istemeye çekindi. Ben devreye girdim. Sizden Tabip Teğmen Gökçe için nikah ve mazeret izni talep ediyorum. İşlemleri bugün Şırnak İlçe Nüfus Müdürlüğü'nde yıldırım nikahıyla tamamlayıp dilekçemizi MSB’ye sunacağız."

Hakan Yüzbaşı masasındaki dosyayı kapatıp arkasına yaslandı. Bıyık altından hafifçe gülümsedi. "Ulan Metehan... Dağda terörist kovalamaktan fırsat bulup nikah masasına oturmaya vaktiniz olmadı değil mi? İki yıl az zaman değil. Kız da üç ay askeri eğitim alıp buraya kadar gelmiş... Bize de bu sevdaya evrak üzerinde yol açmak düşer."

Hakan Yüzbaşı hemen önündeki mazeret izin formunu çekti, kalemi alıp hızlıca imzaladı. Mührü sertçe kağıda bastı. "İzniniz onaylanmıştır Yüzbaşım!"

Gökçe’nin gözleri parıldadı, göğsündeki heyecan katsayısı ikiye katlandı. "Sağ olun komutanım!" dedi gururla selam vererek.

Aynı günün öğleden sonrasında, Şırnak İlçe Nüfus Müdürlüğü’nün küçük, mütevazı nikah salonunda adeta askeri bir bayram havası esiyordu. Şırnak Kaymakamlığı’nın ve İlçe Nüfus Müdürü’nün özel gayretleriyle, iki TSK subayının evrakları jet hızıyla incelenmiş ve yıldırım nikahı saati alınmıştı.

Salonda lüks süslemeler, kabarık gelinlikler ya da pahalı takımlar yoktu. Ama oradaki atmosfer, dünyadaki tüm şaşaalı düğünlerden bin kat daha görkemli ve anlamlıydı.

Gökçe ve Metehan, nikah masasına TSK’nın o heybetli kamuflaj üniformalarıyla oturdular. Gökçe’nin yakasında Teğmen, Metehan’ın yakasında Yüzbaşı rütbesi parıldıyordu. Gökçe saçlarına küçük, beyaz bir duvak niyetine zarif bir çiçek takmıştı. Elinde ise Şırnak dağlarından askerlerin sabah onun için topladığı bir buket kır çiçeği vardı.

Masada şahit olarak Yüzbaşı Burak ve Elif duruyordu. Nikah memuru önündeki kütük defterini açtı, gözlüğünü düzelterek resmi soruları sormaya başladı.

"Siz, Sayın Gökçe Erdem... Hiçbir baskı altında kalmadan, Metehan Çelik’i kocalığa kabul ediyor musunuz?"

Gökçe, yanındaki adama döndü. Metehan’ın o sert, hırçın yüzünde sadece kendisinin görebileceği o sonsuz sevdayı gördü. Sesi salonun duvarlarında yankılandı:

"İyi günde, kötü günde, dağda, sahrada ve bir ömür boyu... EVET! "

Nikah memuru bu kez Metehan’a döndü. "Siz, Sayın Metehan Çelik... Gökçe Erdem'i karılığa kabul ediyor musunuz?"

Metehan, Gökçe’nin elini tuttu. O narin ama artık subay nasırı tutmuş parmakları kendi avucunun içinde sıktı. Bakışlarını kızın gözlerinden bir an bile ayırmadan gürledi:

"Son nefesime kadar... EVET!"

Burak ve Elif coşkuyla alkışlamaya başladığında, nikah memuru defteri imzalattı. Nikah cüzdanını kırmızı kapağıyla birlikte doğrudan Gökçe’ye uzattı. "Ben de sizleri Türk Medeni Kanunu’nun bana verdiği yetkiyle karı-koca ilan ediyorum. Vatanınıza ve birbirinize olan sadakatiniz daim olsun."

Gökçe evlilik cüzdanını göğsüne bastırırken, Burak arkadan bağırdı: "Hocam! Bas ayağına, rütbe dinleme bas!"

Gökçe gülümsayarak botunun ucuyla Metehan’ın botuna hafifçe bastı. Metehan ise o sert tebessümüyle kızın alnına derin, uzun ve tutkulu bir öpücük kondurdu. "Artık kaçışın yok Teğmenim," diye fısıldadı kulağına. "Resmen ve kalben benimsin."

Nikahın hemen ardından, Şırnak Askeri Gazinosu’nun sessiz bir köşesinde masaya oturdular. Burak, cebinden çıkardığı MSB Eş Durumu Tayin Dilekçesi formunu masaya serdi.

"Evet millet, romantizm bitti, şimdi askeri bürokrasi zamanı!" dedi Burak neşeyle. "Şimdi bu dilekçeye iki muvazzaf subayın nikah cüzdanı fotokopisini ekliyoruz. Yüzbaşı Metehan Çelik’in görev yaptığı Hakkari Çukurca Karargahı’ndaki Sahra Hastanesi Baştabipliği boş pozisyonuna Tabip Teğmen Gökçe Çelik’in ataması için imzaları atıyoruz!"

Gökçe, soyadının yanına eklenen o yeni kelimeye baktı: Gökçe Çelik. Kalbi gururla doldu.

Metehan ve Gökçe yan yana dilekçeyi imzaladılar. Metehan belgeyi mühürlenmek üzere alırken Gökçe’ye döndü. Gözlerindeki o sahiplenici, koruyucu ışık her zamankinden daha parlaktı.

"Bu dilekçe bu gece kuryeyle Ankara’ya, Kara Kuvvetleri Personel Başkanlığı’na gidiyor," dedi Metehan. "En geç iki hafta içinde tayin emrin benim birliğime çıkacak karım."

Gökçe, kamuflajının altındaki kalbinin durdurulamaz ritmiyle Metehan’ın elini sıktı. "Artık dağlar da, mesafeler de aramızda duramaz Yüzbaşım. Nereye gidersen, emrindeyim ve yanındayım."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.