Karargah odasındaki fırtına dinmek bilmiyordu. Dışarıda rüzgar askeri binaların çatılarını döverken, Metehan odanın içinde bir o duvara bir bu duvara volta atıyordu. Postallarının zeminde çıkardığı sert sesler, içindeki çıldırtıcı endişenin ritmi gibiydi.
Burak ise masanın kenarına kaykılmış, elindeki çay bardağını sallayarak arkadaşının bu halini izliyordu.
"Metehan, halıyı aşındırdın bir dur Allah aşkına," dedi Burak, bıyık altından gülümsemesini saklamaya çalışarak. "Adam sanki savaşa girmiyor da Şırnak’a gidiyor diye dünyayı yıkacak."
Metehan durup Burak’a öyle bir baktı ki, odadaki hava bir anda buz kesti. "Burak, dalga geçme benimle! Cudi diyorum sana! O sahra reviri dedikleri yer daha geçen ay taciz ateşi yedi. Kız daha yeni mezun oldu, subaylığın s'sini yeni öğrendi! Ben onu o cehennemin ortasına tek başına nasıl göndereyim?"
Burak doğrularak bardağı masaya bıraktı. Sesi bu kez daha ciddi, daha abice çıktı. "Oğlum kız sivil bir doktor değil artık. Tabip Teğmen! O üniformayı giyerken neyle karşılaşacağını biliyordu. Ayrıca Gökçe yenge sandığından çok daha güçlü bir kadın. Seni, o dağları göze alıp üç ay çamurda ter dökmüş bir kadından bahsediyoruz. Ayrıca yenge zaten bizimle burada gönüllü doktor olarak çalıştı, bizimle saha operasyonlarına geldi, Elif’e ablalık yapıp ona çok şey öğretti. Biraz hakkını ver şu kızın!"
Metehan derin bir nefes alıp elini ensesine attı. "Güçlü olduğunu bilmiyor myum sanıyorsun? Zaten canımı yakan da bu! Benim için, bizim için o kadar yükün altına girdi. Ben şimdi burada oturup onun Cudi’ye gitmesini izleyecek miyim?"
"İzle diyen kim sana be adam?" dedi Burak, ayağa kalkıp Metehan’ın omzuna sertçe vurarak. "Sana çözümü söyledim işte! TSK mevzuatı ortada. İki muvazzaf subay evlendiğinde eş durumu tayini işler. Sen Yüzbaşısın, o Teğmen. Kıdem sende, stratejik karargah senin üs bölgen. Kıyın yıldırım nikahını, verin dilekçeyi MSB’ye. Yengeyi iki haftaya buradaki sahra hastanesinin baştabibi yapalım. Yanında olsun, gözünün önünde olsun!"
Metehan gözlerini kapatıp şakaklarını sıktı. "Evlilik... Burak ben onunla evlenmeyi dünyadaki her şeyden çok istiyorum zaten. Ama böyle yangından mal kaçırır gibi, tayin yüzünden alelacele nikah masasına oturtmak doğru mu? Ona hak ettiği gibi bir süreç sunmak varken..."
"Ulan Metehan!" dedi Burak sabırsızlıkla. "Şu an romantizm kasacak zaman mı? Kız Cudi’deki birliğine teslim oldu bile! Sen bu nikahı kıyacaksın, başka yolu yok. Sonra istediğin kadar romantik olursun. Git konuş kızla!"
Aynı saatlerde Gökçe, Şırnak Cudi Üs Bölgesi Sahra Reviri’ne varmanın haklı gururu içindeydi. Birlik otobüsünden inip tozu dumana katan rüzgara karşı yürüdüğünde, üzerindeki kamuflajın ve yakasındaki Teğmen rütbesinin ağırlığını her hücresinde hissetti.
Bölge, Ankara’daki steril ameliyathanelerden çok uzaktı. Karavanalar, çadırlar, kısıtlı tıbbi malzemeler ve her an tetikte bekleyen askerler... Gökçe ilk günden itibaren kollarını sıvadı. Revirdeki eksikleri tespit etti, yaralı Mehmetçiklerin pansumanlarını yaptı, sahra şartlarında hijyeni sağlamak için askerlerle birlikte ter döktü.
Bu üç gün boyunca Metehan ile iletişimleri bir an olsun kopmamıştı. Gün içinde fırsat buldukça birbirlerine kısa ses kayıtları atıyor, gece nöbetlerinde ise saatlerce mesajlaşıyorlardı. Gökçe ona Şırnak’taki ilk günlerini, Mehmetçiklerle olan sıcak diyaloğunu, revirde yaptığı düzenlemeleri heyecanla anlatıyor; Metehan ise kıskançlıkla karışık derin bir gururla dinliyordu sevgilisini. Ancak telefon kapandığında Metehan’ın içindeki o çıldırtıcı endişe ateşi bir türlü sönmüyordu. Burak’ın aklına soktuğu o fikir, her geçen saat zihninde daha da büyüyordu.
Üçüncü günün akşamında, Şırnak’taki sahra revirinin küçük, ahşap masasında nöbetçi doktor olarak oturuyordu Gökçe. Dışarıda hafif bir zifiri karanlık ve dağların soğuğu vardı. Masanın üzerindeki telefon birden cıvıl cıvıl çalmaya başladı.
Ekrandaki "Yüzbaşım" yazısını görünce içi sıcacık oldu. Günün tüm yorgunluğu uçup gitti. Hemen telefonu açıp kulağına götürdü.
"Efendim Yüzbaşım?" dedi, sesindeki o neşeli tonu gizlemeyerek.
"Gökçe..." Metehan’ın sesi derin, pürüzlü ve her zamankinden daha kararlı geliyordu. "Nasılsın? Nöbet nasıl gidiyor?"
"Çok şükür sakin Yüzbaşım. Akşam pansumanlarını bitirdim, birazdan çay içeceğim. Sen nasılsın? Mesajlarda da bir hal vardı sende bugün, hayırdır?"
Metehan derin bir nefes aldı. Telefonun diğer ucunda, dağdaki karargahında dışarıdaki karanlığa bakıyordu. Üç gündür ne uykusunda huzur vardı ne uyanıklığında. Aklı, fikri, ruhu Şırnak’taki o revirde, Gökçe’nin yanındaydı. Burak’ın sözleri üç gündür beyninde yankılanıyordu ve artık daha fazla bekleyecek sabrı kalmamıştı.
"Gökçe..." dedi Metehan, duraksayarak.
"Dinliyorum seni Yüzbaşım, ne oldu? Sesin çok ciddi geliyor." Gökçe’nin sesi bir anda merakla kısıldı.
"Üç gündür orada attığın her adımı, anlattığın her şeyi dinliyorum. Gururdan göğsüm kabarıyor evet... Ama burada, benden uzakta, o tehlikenin ortasında olmana yüreğim dayanmıyor," dedi Metehan, içindeki bastırılmış tüm duygular sesine yansıyarak.
Gökçe hafifçe gülümsedi. "Metehan, konuştuk bunu canım. Ben bir subayım artık. Görev yerim neresiyse orada dururum. Konuştukça aklın kalıyor biliyorum ama endişelenme..."
"Sözümü kesme güzelim, dinle beni," dedi Metehan. Sesi öyle otoriter ama aynı zamanda öyle derin bir tutkuyla doluydu ki Gökçe lafını yutmak zorunda kaldı.
Metehan telefonun ahizesini biraz daha sıktı. Kalbinin ritmi dağları devirecek kadar hızlıydı.
"Ben seni iki yıldır her anımda, Ankara’da yolunu gözlediğim o bitmek bilmeyen üç ayda da çok sevdim... O kamuflajın içinde bana selam çaktığında sana bir kez daha aşık oldu bu yürek. Sen benim hem canımsın, hem vatanımsın, hem yoldaşımsın Gökçe."
Gökçe’nin nefesi kesildi. Masadaki kalemi tutan eli titremeye başladı. "Metehan..."
"Uzatmayacağım," dedi Yüzbaşı Çelik, sesinde milim tereddüt barındırmayan o sarsılmaz kararlılık ve sonsuz aşkla. "Mevzuatı da, tayini de, mesafeleri de yakıp yıkacağız. Yarın ilk izin dilekçemi verip yanına geliyorum."
"Ne için geliyorsun?" diye fısıldadı Gökçe, kalbi boğazında atarak.
"Evlen benimle Gökçe," dedi Metehan, gözleri karanlığa kilitlenmiş halde. "Yıldırım nikahı kıyalım. Benim karım ol, resmiyette de kalbimde de. Sonra o dilekçeyi verip seni kendi birliğime, yanıma alayım. Evlen benimle güzelim."