Profesör sınıftaki herkese hızlı ve tebessüm dolu bir bakış atıyor,gerçekten de en az bizim kadar bu durumdan mesut görünüyordu. Okulda gezi yılı olmadığı zamanlar bile olmuştu ve her yıl profesörler sınıflarının geziye hak kazanmaları için rekabet içerisindelerdi. Aynı bizim gibi.
"Merakınızı ve heyecanınızı görebiliyorum, bunu görmek beni de bir o kadar heyecanlandırıyor emin olun. Bu fırsat her öğrenciye verilmez ve başarılı öğrencilerin çabalarını takdir etmek bizim için büyük önem taşır. Buraya gelmek için çok çalıştınız." Anlatırken beden dilini oldukça iyi kullanıyor, içimizdeki heyecanı daha da kıpırdamasına sebep oluyordu. Ellerini yukarı kaldırdı. Parmaklarını açarak avuç içlerini dışa doğru çevirdi. Ellerini yavaşça yanlara doğru iterken başını da hafifçe iki yana sallayarak " Ve şimdi, günlük stres ve sıkıntılardan uzak, harika anlar yaşayacağımız tatilimizi paylaşacağız. 17 gün boyunca buradaki hayatın monotonluğunu ve stresini unutun. Dilediğinizce vakit geçirin."
Sınıfta kopan alkış hengâmesi uzun süre dinliyor.
"Ancak fazla uzatmayalım. Ders sırasında seyahat planlarımızı ve ziyaret edeceğimiz yerlerin detaylarını alacaksınız. Endişelenmeyin, bu bilgiler elbette telefonlarınızda da olacak, ancak kağıt bir gelenektir,"
Öğretmenin sözleriyle sınıf gelecek maceraların vaatleriyle dolup taşarken, içimdeki heyecan verici beklentiler ve huzursuzluk arasında bölünmüş hissediyorum. Ödüllendirilecek ve iyi bir tatil geçirecektik, bu doğruydu; ama dünkü kitap aklımdan çıkmıyor, beni bırakmıyordu. Anın tadını çıkarabilmek için bunları aklımdan atmalıydım. Bu ise gördüğüm şeylerden sonra biraz zordu.
Arkadaşlarımla konuşmaya yeltenecekken, profesör son eklemeleri de bize duyuruyor.
"Geziye gelemeyecek olanlar, ki böyle bir ihtimalin çok düşük olduğunu ve bu fırsatın daha önce hiç kaçırılmadığını göz önünde bulundurarak, konuşma sonunda yanıma gelip bana bildirebilir ya da ekip arkadaşlarıma direkt iletebilirsiniz. Ama dediğim gibi, bu fırsatı kimsenin kaçıracağını sanmıyorum." Ellerini kendinden emin bir şekilde birleştiriyor ve sempatik gülümsemesiyle zaten coşkulu olan ortamı daha da coşturuyor.
Profesör ve ekibi teşekkürlerini ediyorlar ve biz son bir defa onları alkışlayıp, bir süre sonra sınıfı yavaşça boşaltmaya başlıyoruz.
Çıkarken ödevlerimizi platolara teslim etmeyi ihmal etmiyoruz. Sıra bana geldiğinde, ödevimi masaya bırakmaya hazırlanıyorum. Ancak ansızın profesörün sesini işitiyorum.
"Biraz belirleyebilir misin?"
Bu sorusunun üzerine ödevimi elime alıp nefesimi gerginlikle tutuyorum. Gözlerim, dışarıda beni beklemeleri için arkadaşlarıma işaret etmek üzere arayışa geçiyor, ama onların zaten beni terk ettiğini fark ediyorum. Diğer herkes sınıfı hızla boşaltırken, profesörle baş başa kalıyoruz.
"Kitabını şimdi görebilir miyim?"
Zaten elimdeki olan kitabımı hemen profesöre uzatıyor ve yapacağı şeyi bekliyorum. Masanın birinin üstüne oturuyor ve kitabı açıyor,
"Burada okuyup canlı bir şekilde yorumlamak istiyorum. Umutlarımın boşa çıkmayacağını düşünerek." Kitabımın sayfalarını hızla çevirirken dikkatlice inceliyor. Oldukça hızlı okuyordu.
Bitirmesinin ardından aramızda gergin bir sessizlik hakim oluyor, ta ki gözlerini bana doğru dikmesine kadar. Gözlerindeki kararlılık ve beklenti beni yerime mıhlıyor. Bir şey demiyor, o yüzden nasıl bulduğunu sormak zorunda kalıyorum. Düz yüzünden eser kalmıyor ve bana dostane bir gülüş atıyor,gülmekten yüz kaslarının yorulup yorulmadığını kendi kendime soruyorum. Ani duygu değişimi karşısında şaşırıp kalmıştım.
"Klişeleri göz önüne alınca ana karakterin bu kadar kolay öleceğini düşünmezdim. Sonuçta, o ana karakter."
"Ana karakterimi öldürüyorum."
Diyorum ve tedirgin bir şekilde cevabını bekliyorum,beğenip beğenmediğini tam olarak anlayamamıştım.
"Ben ana karakterimi öldürüyorum," diyorum ve tedirgin bir şekilde cevabını bekliyorum, beğenip beğenmediğini tam olarak anlayamamıştım.
Huzursuzum, fikrini duymak için de bir o kadar heyecanlıyım. Bakışlarındaki belli bir ilgiyi yakalamamla beraber, sessizce teşvik ettiğini anlıyorum.
"Beklenmedik şeyleri severim. Okuyucuyu yaralayacak ve onu karakterle bağlayacak unsurları seviyorum. Ana karakterin ölümü bu kategoriye girer. Tabii ki bu tek yaptığım şey değil, ama kısacası, okuyucunun bağlandığı karakterin ölmesi o hikayeye ahenk katıyor diyebilirim."Anladığını gösterecek bir şekilde başını sallıyor. "Güzel Kayla,seni seçtiğime pişman etmiyorsun. Bu şekilde devam et, böylece hikayemizi ekranlarda görebilelim," diyor ve bir süre sonra gidebileceğimi belirtiyor.
Bu övgülerle beraber içimde engel olamadığım bir umut dalgası yayıldığını hissediyorum. Olmuştu,profesöre hikayemi beğendirmekle kalmamış,film projesini tekrardan açmasına sebep olmuştum.
Dışarıda arkadaşlarımı bulduğumda, Melanda'nın her zamanki gibi beni beklediği için şikayet ettiğini görmüyorum, tepki vermeyip beni izlemekle yetinmişti. Aynı zamanda diğerleri de öyle. Sıra sıra ne yaşandığını sormaktan başka bir şey yapmıyorlar.
"Profesör kitabımı görmek istedi."
"Ve?" Hep bir ağızdan soruyorlar
Ağzımdan çıkacak olan şeylerin gerçekliğiyle heyecan yaşıyor ve
"Filme uyarlamak istiyormuş,inanabiliyor musunuz?" Deyiveriyorum.
Okuldan uzaklaşmamızla Melanda'nın sesi bir melodi gibi yankılanırken, Tera'nın sesini duyuyordum ve ağzını açar açmaz profesör hakkında konuşmaya başlıyor.
Konuşma, profesörün karizmasından başlayıp,çalışkanlığına kadar gidiyor sonunda ekibini övgüyle anmaya kadar uzanıyordu ve bitecek gibi değildi.
"Evet bayan aşık haklısın profesör ve ekibi sempatik ve havalı olabilirler ama zamanımızı onlar üzerine konuşacak kadar değil maalesef" diyordu Melanda güneş sarısı o parlak saçlarını Ine'ye doğru savurarak.
Hepimiz gülüyoruz, bu Melanda'nın saçlarının hareketi yüzünden mi yoksa uzun zamandır tatmadığımız ilk özgürlüğü tadıyor olmamızdan mıydı, tam olarak söyleyemezdim . Ama en azından neden güldüğümü biliyordum, dün gece gördüğüm şeyi unutup tatile iyi bir başlangıç yapmak istiyorum.
Profesör bile yüzümdeki yorgunluğu fark etmişse gerçekten de vasat bir halde olmalıydım. Garip bir şekilde bakıyordu,gözümün kırmızılığı ve göz altı çizgilerime baktığına adım gibi emindim.
Rol yapmada daha da başarılı olmam ve kendimi iyice saklamam gerekiyor. Dünkü olayı hatırlayarak, istemsizce başımı çevirirken buluyorum, etrafımda kimse olmadığından emin olmaya çalışıyorum ve kızların dikkatini çekmek istemiyorum. Danielle'ın Meoz'u yanına getirme konusunda konuştuğunu duyuyorum, sonra sessizleşiyor. Meoz, kedisi, Danielle'a çok benziyordu. Her ikisi de turuncu renkteydi ve benzer kişiliklere sahipler.
Anormal bir sessizliğin varlığını fark ediyorum. Kızlar bana dönüyorlar, neyin ters gittiği hakkında sorularını sıralıyorlar. Normalde böyle değilimdir.
"Hiçbir şey," omuzlarımı silkiyor ve soruyu geçiştirmeye çalışıyorum, içimdeki kısmın tam olarak aksini bildiğini bile bile.
"Kayla eğer bir şey olmasaydı böyle sessiz sedasız bir şekilde durmazdın,ne oluyor hemen söyle." Diyor Ine kolumu sıvazlayarak.
Tera iyi görünmediğimi söylüyor ve bana vermek üzere çantasından yiyecek birkaç şey çıkarıyor. Tera böyledir,çantasında her şey bulunduran cinslerden. Konunun yemekle alakalı olmadığını ısrar etsem bile yemeği paketinden kurtarıp zorla ağzıma tıkıyor. Danielle zaten hemen yanıbaşımda ve Melanda bana sorgular bir şekilde bakıyor.
Kendimi sorguda gibi hissediyorum ve yemeği yuttuktan sonra arkadaşlarıma gerçeği söylemenin en iyisi olduğuna karar veriyorum.
"Niye bilmiyorum ama birisi beni izliyor." Diyorum devamında yutkunarak.
Dün yaşadığım olayı anlatıyorum ve gece geç saatlere kadar uyumama engel olan o kitaptan ve içerisinde bulmuş olduğum usb ve diğer unsurlardan bahsediyorum.
Arkadaşlarım duydukları anda olaya karşı tepkilerini şaşırma sesleriyle gösteriyorlar,o kadar şaşırmış olmalı ki Tera gözlerini fal taşı gibi açıyor.
Komik bir görüntü olduğundan dolayı gülecek oluyor ama böyle bir konuşma esnasında garip kaçacağını düşünüp dudaklarımı birbirlerine bastırıp kendimi tutuyorum. Zaten dünden beri diken üstüne duruyordum.
"Kim olduğunu biliyor musun?" Diyor Tera telaşlı bir tonla "Polise şikayet etmen lazım Kayla." Diye ekliyor.
"Kim olduğunu bildiğimi düşünüyorum, ama bunu henüz düşünmemiştim. Mümkün olan en kısa sürede şikayette bulunacağım, ancak bunun ne kadar faydalı olacağını bilmiyorum." Yasal önlemlerin etkinliği konusunda şüphelerim vardı, hatta olay ortaya çıksa bile. Çocuğu yakalasalar bile caydırıcı bir cezaya çarptıracaklarını pek sanmıyordum. Kimse hak ettiği cezayı almıyordu artık.
"Eğer o çocuksa, vatandaşlık görevimi yerine getirdiğim gün onunla orada karşılaşmıştım, yanımda oturuyordu ve dostça davranıyordu. Başta sadece o günün bir anısı olacağını ve daha fazla muhatap olmayacağımızı düşündüm, ama yanılmışım, o günden beri alışılmadık aramalar almaya başladım ve bu beni rahatsız ediyor. Neyse." diyorum, konuşmayı sonlandırarak. Arkadaşlarımın benim için endişelenmesini istemiyorum ve geziden önce huzurlu olmalarını istiyorum.
"Ne anlatıyorsun, Kayla? Bu herif seni nasıl kitaplarla ve USB'lerle taciz ediyor olabilir?
Garip bir kitap gönderecek kadar nasıl delirmiş anlamıyorum bile. "
Danielle hayretle ve endişeyle karışık bir şekilde bağırır şekilde konuşuyor, durumu anlamaya çalışırken bana desteğini iyice ifade ediyordu.
"Eğer kitabı gerçekten o bıraktıysa evini dahi biliyor demektir. Güvenliğiniz tehlikede Kayla."
Diye ekliyor. Konuşurken beni omuzlarımdan tutup sarsıyordu,kafam bir öne bir arkaya hareket ediyor. Sonra, cesaret dolu bir tavırla ve mizahla karışık bir ciddiyet tonuyla ekliyor: "Eğer onunla karşılaşırsam, onu öldürürüm!"
Grup içinde genel bir kahkaha patlak veriyor , üzerimizdeki gerilimi geçici olarak dağıtmaya yaramıştı. İne açıkça ve endişeli bir halde beni her şeyin kontrol altında olup olmadığını bilmek için her 5 saat içerisinde arayacak olduğunu söyledi.
"Mesajlaşmak yetmez Kayla. Görüntülü söyleyeceksin iyi olduğunu. Ancak o zaman inanabilirim." bana iyice tembihliyor.
Melanda ekliyor, "Endişelenme, Kayla. Sen ezik değilsin, bunun üstesinden profesyonel gibi geleceksin. Benim ustalığıma ihtiyacın varsa araman için randevu verebilirim. Ayrıca, şu bahsettiğin kitap tam olarak neyin nesi?"
Kitabı çıkarmak ve çıkarmamak arasında bir ikilem yaşıyor ve duraksıyorum.
"Hadi ama,bunu da bizden saklayacak değilsin ya." Diyor ve gözlerini devirebileceği en sert şekilde deviriyor.
Yanıma almış olduğum kitabı onlara gelişigüzel şekilde gösteriyor ve şok edici unsurlardan kaçınmaya çalışıyorum.
"Aman tanrım." Şok belirtisi olacak şekilde inliyorlar.
"Topuklarımla kafasını ezeceğim."
"Bu kadardı." Deyip kapatıyor ve çantama koymaya çalışıyorum.
"Hayır Kayla,bu kadar değildi. Göster." Diyor Tera,sesinde ilk kez bu kadar ciddi bir tını sezmiştim. Duraksamama sebebiyet veriyor.
Bir süre daha konuyu tartışıyoruz ve yaklaşık birkaç dakika sonra bana gelen telefon konuşmasıyla sorgulamaya benzeyen konuşmamız sona eriyor. Zafer kazanmışım gibi onlara bakıp gülüyor ve bir yandan da konu bir daha açılmamak üzere kapansın diye telefonumu açmaya hazırlanıyorum.
"Efendim,hı-hı geliyorum evet anneciğim"
Arkadaşlarım telefonu kapatmamı bekliyor. Telefonu kapattığım anda hesaplaşmamızın tekrar başlayacağını biliyorum, bu yüzden telefon konuşmasını uzatıp bir yandan da arkadaşlarımla vedalaşmaya çalışıyorum. Arkadaşlarım ikna olmamış olsa da birbirimize sarılıp vedalaşmak zorunda kalıyor ve konuşmayı sonlandırıyoruz. Kendime dikkat etmem gerektiğini kaç kere söylediler bilmiyorum, ama bunun kafamda yankılanacak kadar çok söylediklerini biliyorum. Onlara doğru başımı sallıyorum, her şeyin yolunda olduğunu söylüyor ve onları son bir kez rahatlatmaya çalışıyorum. Onlar ise bana telaşlı ve zoraki gülümsemelerle bakmaktan başka bir şey yapmıyorlar.
Arabaya bindiğimde ailem beni gülümsemelerle selamlıyor ve hemen okul günümle ilgili sorular sıralamaya başlıyorlar, ben de tek tek cevaplıyorum. Seyahatten haberlerini almış olmalılar çünkü hemen konuya giriş yapıyorlar.
"Okul gezisine çıkacaksınız, inanamıyorum, bunu hak ediyorsun, Kayla."
"Tebrikler, kızım."
"Seninle gurur duyuyoruz."
"Bunun için ne zamandır hazırlık yapıyoruz zaten değil mi?"
"Heyecanlı mısın?"
Sorularının ardı gelmiyordu,ben de nasıl cevap vereceğimi bilemeyip en sonunda genel bir cevap vermeye yelteniyorum.
"2 haftayı geçecek sanırım,nereye gideceğimiz hakkında pek bir fikrim yok ve ben de... çok heyecanlıyım", diye söylüyorum. Yalan söylemiyordum, kalbim bir saniye bile duramıyordu, zamanla yarışırcasına hızla çarpıyordu, bu seyahat fikriyle daha da hızlanıyordu.
"Şaşırmıyorum,kızım saat 4'e kadar çalışıp uykusundan feragat ediyor. Tabi ki onun sınıfı bu tatile hak kazanmalı." Diye böbürleniyor annem.
Babam bir o kadar gururlu bir o kadar da yumuşak bir şekilde bakıyor,
"İyi uyuman lazım ama benzin atmış."
Keşke neden olduğunu bilseydi... gerçekleri onlara söylemeye hazırlanırken babam bana sahip oldukları için mutlu olduğunu dile getiriyor
"Siz de iyi ki varsınız" Diye cevaplıyorum çaresiz bir şekilde. Annem direksiyonu alışık olduğumuz yöne değil, farklı bir yöne doğru sürmeye başlıyor . Heyecanla sorumu ona yöneltiyorum : "Nereye gidiyoruz?"
Annem dikiz aynasına bakarak bana gülümsüyor. Babam ise bir şey saklamış gibi görünüyor. Ona dikkatlice baktığımda konuşmamak için kendisiyle savaş içerisinde olduğunu fark ediyorum. Babamı iyi tanıdığım için bunu biliyordum. Pek de laf tutabilen bir insan değildi.
"Tahmin et bakalım" annem saçlarını geriye atıp mutlu bir edayla.
"Bu bir ödül sanırım,onu anlıyorum." Diyorum sorgulayıcı bir biçimde.
Diyor ve babamın yüz ifadelerinden tahminlerde bulunuyorum.
"Kamp yapmaya gidiyor olamayız değil mi? Av mı yapacağız yoksa?
Annemgil birbirlerine bakıyor ve aldıkları cevabın hoşnutluğuyla evet diyorlar.
Annem bir sürücüye göre fazla dikkatını dağıtıyor, yola bakmasını tembihliyorum.
"Evet ava gidiyoruz" diye kıkırdıyor annem.
"Onunla kalmayıp kamp yapmaya gideceğiz. Bingo" ekliyor çocuklar gibi konuşarak babam.
Bu haberi duymak beni daha da mutlu ediyor, çünkü ailemle düzenli olarak kamp yaparım. Umuyorum ki kampımız bu son olayları unutmama yardımcı olur. Avlanma bizim düzenli bir aktivitemizdir ve babam bundan oldukça zevk alır. Öyle ki ailemizin soyadı bile avlanmaya dayalı, sanırım babamın ataları da pek farklı değillermiş.
Bu bir tür yetenek ve atasal bir aktivitedir diyebilirim sanırım.
Bunu söylüyorum çünkü babam çok iyi bir avcıydı ve becerilerini bizlere aktarmakla uğraşmıştı,silahlarla az çok bir tanışıklığa sahiptim. Kamufle olmayı öğrenmiş-resim konusunda biraz kötüydüm- hayatta kalmak için elde etmemiz gereken refleksleri de teker teker göstermişti.
Böylece babam asker olduğu için avcılıkla yakından tanışma fırsatına sahip olmuştum.
Annem ise hemşire,onun bu aktiviteyle doğrudan bir ilişkisi yok, ama babam sayesinde avı sevmiş ve birbirleriyle düzenli olarak yarışırlar.
"Kamp yapmak için çok uzaklaşmayacağız, ancak farklı yerleri keşfetmek için alışılmadık yerleri ziyaret edeceğiz. Pazar günü geri dönmüş oluruz," diyor annem başını sallayarak onaylıyor, ben de aynısını yapıyorum.
"İhtiyacınız olan her şeyi aldınız mı?" Annemin bu konuda çok hassas olduğunu biliyorum ama yine de sormaktan kendimi alamıyorum.
Annem bana 'ciddi misin' tarzı gözlerini deviriyor ve "İhtiyacın olan her şey arka tarafta," diye ekliyor. Arkaya bakmamla rahatlıyorum.
Telefonum bir bildirim geldiğini belli ederek titriyor. Mesajlara gidiyorum ve bilinmeyen bir numaradan gelen bir video mesajı görüyorum. Gerginlikten dolayı tüylerim diken diken oluyor. Mesajı açmamla tehdit olarak nitelendirilebilecek görüntülerle ani bir biçimde karşılaşıyorum.
Mesajı aldıktan kısa bir süre sonra çocuğa sert bir dilde mesaj yazacak oluyor,içimdeki öfkeyi dizginlemeye çalışarak sakin kalmaya çalışıyorum. Telefonumu bırakıp, yolu gözlüyor, derin bir nefes alıyorum. Bu çocuğun benden ne istediğini anlamıyorum, ama beni arıyorsa bulacaktı. Seyahatten döndüğüm anda buna bir son vermeyi düşünüyorum.