Hayat felsefem şudur: Bir fiyasko yaşadıysan, hiçbir şey olmamış gibi davranarak evrenin hafızasını silebilirsin.
En azından bu sabah yataktan kalktığımda kendimi buna inandırmaya çalışıyordum. Dün geceki o gizemli mesajları, "Sistem Hatası" denen o tuhaf uygulamayı ve en önemlisi çöp kutusunun başındaki o kapüşonlu çocuğu unutacaktım. Alt tarafı bir rüyaydı diyecektim.
Ta ki evden çıkıp apartman merdivenlerine adım atana kadar.
Sırt çantamı tek omzuma takmış, kulaklıklarımı kulağıma geçirmeye çalışarak merdivenlerden aşağı iniyordum ki, üst katın merdiven boşluğundan bir hareketlilik geldi. Adım sesleri ritmik ve rahattı. Başımı kaldırmamla birlikte dün geceki kâbusun ete kemiğe bürünmüş haliyle karşılaştım.
Barın.
Bugün kapüşonunu örtmemişti. Dağınık kahverengi saçları alnına dökülmüştü ve elinde bir termos bardak tutuyordu. Merdivenin tam ortasında, ikimizin de geçemeyeceği kadar dar bir noktada karşı karşıya geldik.
Hafifçe duraksadı. Gözleri bir anlığına benim üzerimde, özellikle de dün geceki ayıcıklı pijama yerine giydiğim kot pantolon ve spor ayakkabılarda gezindi. Yüzünde öyle sinir bozucu, öyle "seni tanıyorum" der gibi bir ifade vardı ki...
"Günaydın," dedim, sesimin olabildiğince normal ve umursamaz çıkmasına gayret ederek.
Barın hafifçe başını salladı. Tam yanımdan geçip gidecekken durdu, o derin ve sakin sesiyle konuştu: "Günaydın. İsabet oranını artırmışsın bakıyorum."
"Ne?" dedim şaşkınlıkla kalakalarak.
"Ayakkabılar diyorum," dedi, göz kırparak. "Terliklere göre daha dengeli duruyor."
Cevap vermeme fırsat kalmadan hızla merdivenlerden indi ve apartmanın dış kapısından çıkıp gitti. Arkasından bakakalırken kalbimin ritmi altüst olmuştu. O oydu! Dün geceki mesajları atan bizzat bu çocuktu!
Hırsla çantamdan telefonumu çıkardım. Uygulamayı bulup doğrudan mesaj kısmına girecektim ki, ekranımda çoktan yeni bir bildirimin parladığını gördüm.
[System_Error]: Göz teması süresi: 3.4 saniye. Heyecan katsayısı: %85. Sistem, sabah mahmurluğunu üzerinden atabilmen için harika bir gün diler. Puanım: 6/10 (En azından bugün üzerinde ayı resmi yok).
Ellerim titreyerek klavyeye bastım.
Ece: Sen tam bir delisin! Merdivenlerdeki o laf neydi öyle? Biliyorum sensin, üst kattaki Barın! İnkar etme boşuna!
Yürümeye başladım, telefonun başında titreyerek cevap bekliyordum. Birkaç sokak sonra nihayet telefon titredi.
System_Error: Barın mı? Mahalle dedikodularını hızlı topluyorsun. Ama bir yazılımcı olarak beni sıradan bir isimle etiketlemen gururumu incitti. Ben senin sistemindeki açığım, Ece. Sadece izliyorum.
Ece: Beni izlemeyi bırak yoksa o çatı katındaki bilgisayarlarını kafanda kırarım!
System_Error: Tehdit algılandı. Ancak bunu yapabilmek için önce çatı katının şifreli kapısını geçmen gerekir. Bu arada, arkana bakmadan yürüyorsun. Sağdaki simitçinin önündeki dubaya dikkat et.
"Ne dubası be—" dememe kalmadan ayağım plastik turuncu dubaya takıldı. Sendeledim, son anda dengemi sağlayıp düşmekten kurtuldum ama etraftaki birkaç kişi bana bakıp güldü. Rezalet!
Telefonu tekrar gözümün önüne getirdim. Yeni bir mesaj düşmüştü bile.
System_Error: Duba 1 - Ece 0. Canlı yayın izlemek gerçekten çok keyifli. İyi dersler, 2/10.
Başımı hızla arkama çevirdim ama sokakta Barın’dan eser yoktu. Bu çocuk beni nereden görüyordu, telefonumu nasıl hacklemişti hiçbir fikrim yoktu ama tek bir şeyden emindim: Bu simülasyon savaşı yeni başlıyordu.
GölgeKalem Notu: Barın resmen Ece’nin her adımını izliyor! Sizce Barın bu kameralara nasıl erişiyor, yoksa gerçekten Ece'yi uzaktan takip mi ediyor?